29 Aralık 2009 Salı

AŞK


Aşk, bunca acının orta yerinde öylece duruyor. Duruyor ve bakakalıyor. Etrafı boşluk, öyle derin öyle büyük bir boşluk. Boşluğun içi sonsuz acı dolu, etrafı kor ateşlerle kaplı. Kalbin orta yerinde aşk var, etrafında boşluk, boşluğun etrafı alev, alevin etrafı yara bere...


Biri gelipte aşkımı almak isterse, biri gelip sevdiğim olmak istese; yolun başındaki sulu irinli yaralardan midesi bulanıyor, yaralardan geçen yanmaktan korkuyor ya da yanıp küle dönüyor alevlerde, alevi geçen boşluğa takılıyor bu kez de, boşluğa düşüyor. Kimisi çabalıyor. Çabası ya kendini garanti altına almaktan, boşluğa düşmemekten ya da boşluğumun derinliğini görememekten. Nice yolcu bu yolda harcandı gitti. Kimisi gelip acıma acı katmayı denedi ya aşka ulaşamadığından yaşattıkları yandı bitti kül oldu.


Size onu anlatacağım şimdi, onu neden unutamadığımı. Neden gündüzüm ve gecem olduğunu, neden gözüm ve kulağım olduğunu, neden elim ve ayağım olduğunu anlatacağım.


Birgün geldi o geldi.Dikildi kapımda. Günlerce bekledi. İçeri hırsız gibi süzülebilecekken o kapıyı benim açmam için bekledi.Araladım önce kapıyı yine bekledi, sabırla bekledi, yormadan bekledi. Açtım kapıyı. İçeriye girer girmez gördü yaralarımı. Elleriyle dokundu hepsine tek tek. en mide bulandırıcı olanları öptü. Onu dokunduğu, öptüğü her yara iyileşmeye başladı içimde.Kabuk bağladı yaralarım. Sonra alevlere baktı.İçimdeki yangını gördü.Ağladı, içimdeki acıya ağladı. Yanmaya başladı o da.Ateşi ateşimden öyle büyüktü ki benim alevlerim vız geldi ona. Boşluğa ulaştığında bir süre bekledi.Anlamak istedi, yargılamadı,ahkam kesmedi.Boşluğun sesini dinledi usul usul.Masallar anlattı boşluğuma,balonlar aldı,dizine yatırıp saçlarını okşadı boşluğumun.Sonunda anlattı ona boşluk neden böyle derin böyle sonsuz olduğunu. Sonunda anladı neden böyle derin bir boşluk olduğunu içimde.O anlayınca boşluk da yol verdi ona, boşluk böylesi şefkati hiç görmemişti.Boşluğu geçti O. Aşka ulaştı O.Renk öyle turuncuydu ki, bakınca görmemesi mümkün değildi, görünce unutması mümkün müydü? O aşka ulaştı. Aşka geldiğinde biraz dinlendi önce. Uzandı yorgun kalbinin üzerine. Kalp atışları aşka karıştı.Aşkı yorgan yaptı üstüne.Teni aşka karıştı.O aşka ulaştığında 4 mevsim oldu içim. Her mevsimi ayrı sevdik beraber yıllar yılı.Ama bir gün...

Bir gün O kalktı. Kalkarken sallandı içim, sendeledi O.

Bir gün O kalktı. Kalkınca döndü başı, şaşırdı içim.

Bir gün O kalktı. Yıllarca kıpırtısız yattığı yer Onun şeklini almıştı. Kalkınca engebeli yol onu sarstı. Etrafı gezmeye başladı O. Hala aşka ulaşmak isteyenleri gördü dışarıda,kızdı. Onların var oluşu rahatsız edince Onu, ayağını vurdu yere ben buradayım diye. O vurunca ayağını yere aşk acıdı.Uzun olmuştu acıyı hissetmeyeli.Yeni alevler sardı aşkın etrafını aniden ve başladı aşkı eritmeye.Ve boşluk sardı aşkın etrafını , başladı aşkın varlığını kendi hiçliği ile değiştirmeye.Aş küçüldükçe küçüldü.Dar geldi Aşk hem Ona hem Kendine hem Acıya. Boşluk yakaladı Onu. İçine doğru çekerken artık masal anlatamaz oldu. Düşmeden önce bir parça kopardı aşktan, aşk kanadı o boşluğa düşerken.Aşk acıdı,aşk yandı,aşk kanadı,aşk boşluğa düştü peşinden...

Bunca acının orta yerinde bekler aşk.Taaki bir gün biri gelip onu kanatana, onu acıtana kadar....

25 Aralık 2009 Cuma

Platonik

Adadaydık dün.aylardan aralıktı mevsimlerden ilkbahar. adayı gezmeye başladık . güneşin kızıllığını izledik tepede. yorulduk. dinlendik. kana kana süt içtik. kiliseye çıkmak istedik. üşendik. erteledik. hep ertelerdik. yarının geleceğine gönülden inanırdık o yüzden yarınlara kalırdı heplerimiz ve şeylerimiz.bekledik bir süre. insanları izledik. konuştuk soluksuz ve sustuk. sarıldık. gelip geçenler bize baktı. aldırdık ve umursadık. ormanın için doğru ilerlemeye başladı o bende peşine takıldım tabi. bir planı vardı aklıma gelmedi değil ya mırıl mırıl taktı beni peşine.
o önde ben peşinde ilerlerken onu ilk gördüğüm gün geldi gözümün önüne.
sarışın ve yeşil gözlüydü. nasıl endamlı nasıl havalı bir yürüyüşü vardı. sadece ben değil bütün sokak tutulmuştu ona hatta bütün mahalle.arada bir cama çıkardı her seferin başka bir renk fular olurdu boynunda. hep bakımlıydı hep güzeldi. aşağı doğru bir bakışı vardı gözleri içimi delerdi. ben hep aynı yerde dolanırdım o her an çıkar diye cama. son zamanlarda beni farkettiğini anlamıştım. bu kadar jest fark etmemesi mümkün değildi ya pas vereceğine hiç ihtimal vermemiştim. bir ara kayboldu camdan. içerden çağardılar diye düşünürken ben evden kaçmanın bir yolunu bulmuş aşağı gelmişti. birbirimize baktık. ona doğru koşmaya başladım....
gözlerimi açtım adalardaydık.aylardan aralıktı mevsimlerden ilkbahar. adayı gezmeye başladık . güneşin kızıllığını izledik tepede. yorulduk. dinlendik. kana kana süt içtik. kiliseye çıkmak istedik. üşendik. erteledik. hep ertelerdik. yarının geleceğine gönülden inanırdık o yüzden yarınlara kalırdı heplerimiz ve şeylerimiz.bekledik bir süre. insanları izledik. konuştuk soluksuz ve sustuk. sarıldık. gelip geçenler bize baktı. aldırdık ve umursadık. ormanın için doğru ilerlemeye başladı o bende peşine takıldım tabi. bir planı vardı aklıma gelmedi değil ya mırıl mırıl taktı beni peşine.
o önde ben peşinde ilerlerken onu ilk gördüğüm gün geldi gözümün önüne.
veteriner artık bu kediden hayır gelmez uyutucaz derken onu ilk gördüğüm gün geldi gözümün önüne, sahibi onun sütünden koymuştu o gün bana da.

24 Aralık 2009 Perşembe

YALAN

"çok şükür yaşıyorsun"dedi elimi tutmaya çabalarken. bunun şükredilecek ne gibi bir yanı olabilirdi çözemedim.
onun yüzünden intihar ettiğimi düşünüyordu. demekki kendini bu kadar önemsiyordu.
güldüm. o gülüşümü gelmesine sevindiğime bağladı.oysa ben onun egosuyla alay ediyorsum sadece.
bir hikaye yazmalıydım bir türlü beceremiyordum. önce onu çıldırtacak bir şey yaptım.
en mahrem yerlerine girdim hayatının. sakladığı, özenle koruduğu, değer verdiği geçmişini ağzıma sakız yaptım. canı sıkıldıkça sıkıldı bu yüzden. sonra tatalı tatlı hayatını yönetmeye başladım. o her şeyin kendi kontrolünde ilerlediğini düşünürken benim oyunumun bir parçası olduğundan henüz habersizdi.
birgün fark etti yaptığım şeyi. beni yakaldığını düşündü ıysa bu da benim oyunumun bir parçasıydı bundan haberi yoktu.
o gece yanında uyudum. benimle sevişmek istemedi korktu hamile kalırım diye ve bunu kullanırım diye. aklınca akıllı biri olduğunu düşünüyordu. sabah o duşa girdiğinde bir mektup yazdım ona. çok kırılgan bir yürekten dökülebilecek her şeyi yazdım ona. sonra çıktım evden sessizce. he bir de tokamı bıraktım mektubun yanına hep hoşuma gitmiştir filmlerdeki bu sahne. bunu da yaşamış olmanın verdiği sevinçle parmak uçlarıma basa basa çıktım evden. çok geçmeden bir mesaj attı bana. istediğim olmuştu kendini suçlamasını sağlamıştım. ona bir mesaj attım artık benim için yapılabilecek bir şey yok diye çok geçti. dün başım ağrıyor diye bana aldığı bir kutu ilacı içtiğimi söyledim. yani hem cismen hem de ruhen ölümüme onun sebebiyet verdiğini düşünmesini sağlamayı başardım. panikledi korktu çırpınmaya başladı.tıpkı denizden yeni çıkarılmış balık gibiydi. öleceğinden habersiz son bir nefes için çırpınıp duruyordu.
telefonu açtım bir süre sonra yalanıma inanmıştı. nasıl bu kadar kendini önemser bir insan hayret doğrusu. ben intihar edicek olsam senin için mi intihar ederim :)
hikayem gelmeye başlamıştı bile. dayanamadım sürdürdüm oyunumu. ama işe yaraması içinde en hafif dozundan 3 adet ilacı yuttum. Midem yıkandığında vücudumda ilaç çıkmalı dimi:)
tuttum hastahanenin yolunu acilin önüne geldiğimde bayılmış numarası yaptım. tabi hastahane personeli böyle alımlı şık giyimli bir bayanı bayılmış görünce seferber oldular. çok geçmeden geldi. doktor midemin yıkanacağını söyledi. daha önce hiç mide yıkanırken görmemiş merakla beni izliyordu. bende hastaymışım gibi gözlerim yarı açık onu izliyordum. canımın yandığını söylüyordum ona bir yandan, bir yandan da senin bir suçun yok, bununla alakan yok diyordumki iyice üstlensin duruma kendinin sebep olduğunu. bütün gün hastahanedeydik. bütün değerlerim normal çıkınca ben midem bulanıyo numaralarına yattım bu kezde:) gitmeyelim burada kalalım dedi bu gece. zaten doktorun da bırakmaya hiç niyeti yoktu beni çünkü 30 adet ilaç yuttuğumu düşünüyordu herkes. gerçeği bir ben bir de sokaktaki siyah beyaz kedi biliyordu. acaba o da şuanda gülüyor mudur:)
hastahanede de bir çok hikaye geldi aklıma. bir yandan onalrı kurgularken bir yandan da inlemeyi ihmal etmiyordum. Allah için vicdanlı çocuktu ben inledikçe o daha da çok üzülüyordu. sonunda hikayeyi bitirmeye karar verdim ve doktorla konuşup beni eve göndermesi konusunda ikna ettim. bu gece bende kal annenlerin haberi yok bir şey olsa anlamazlar ben sana bakarım dedi. doğrusu bunu planlamamıştım ama çok hoşuma gitti bu teklif. peki dedim. eve gittik yatağı hazırladı. bir yandan da herşeyin düzeleceğine ve güzel olacağına dair sözler verip duruyordu. uyumuşum.
Annem hadi uyan okula geç kalacaksın dediğinde günlerden salı aylardan mart yıllardan 2003'tü.
rüyası bu kadar keyif veren bu olayı 2009 yılının mart ayının perşembe günü yaşaacağım kimin aklına gelirdi?
kimsenin gelmesine gerek yok çünkü böyle bir olay yaşanmadı:)

Biri Bana Bir Şey Söylesin : 195 Kelime eder..

Işığın az, tükenmez kalemin tükenmek üzere olduğu bir noktadayım, kağıtlarım biteli hayli oldu.
Yazmanın tükenmek üzere olduğu bir noktadyım daha dün 4 hikaye yazdım oysaki. ama yazmak yetmiyor artık acıların azalmaya başladığı yerde yazılar da azalmaya başlıyor.sıkıntı içerisindeyim ruhumun derdi kendini aşınca hep böyle oluyor. bedenimden bağımsız olan ruhum inadına başka şeylerle uğraşmak istiyor aklımın kontrolünden çıktı tamamen. böyle olunca başkalarına yazılıyor yeni yazılar ve bende bundan hoşlanmıyorum. Madem öyle biri bana bir şey söylesin söyeldiği şeye 195 kelimelik bir yazı uazacağım. bekliyorum....

18 Aralık 2009 Cuma

Aklımı Düşürmüşüm

Kalp ile beyin arasında ne var?
  • Şah damarı var
  • Boyun var
  • Dudak var
  • Burun var
  • Göz var
Bir sorun var diyorum bende kendi kendime. Kalbime alınca birini aklımın kabul etmesi uzun sürüyor. Ya da aklımın onayladığı kalbime geç geliyor.

aklımın onayından geçen gözlerime takılıyor önce bir süre kabul etmeye çabalıyor gözlerim gördüğü yeni cismi. onaylaması uzun sürüyor.
ordan burnuma geliyor kokusu. kokusu kokuma karışınca dünyanın en güzel kokusu olmalı diyorum. toprak kokmalıyız birlikte, yaprak kokmalı kokularımız birbirine karışınca.
sonra dudaklarım onun için cümleler üretmeli ve hiçbir kelimem boşa gitmemeli dudaklarımdan çıkınca. dudaklarımın dudaklarına değdiği an bir olmanın biz olmanın farkındalığını yaşamalıyız ıslaklıkta.
dolayınca kollarımı boynuna onun bedeninden türediğimi hissetmeliyim.yapbozun ayrı yerlerdeki parçaları gibi birleşmeliyiz en eksik yanlarımızı tamamlamak üzere.
sonra şah damarımda kalıyor uzunca bir süre. uğrunda ölebilir miyim diye düşünüyorum bir süre. bu öyle cismen bir ölüm değil ama. karşımdaki insan için içimdeki beni öldürebilir miyim, onunla bir olmak için onunla yeni olmak için vazgeçebilir miyim kendimden? bekliyorum orada uzunca bir süre.
aşkın ömrü 3 yıl diyorlar ya belki her kalp, her akıl aynı süreci yaşıyor. bu sürecin her aşaması heyecan dolu oluyor ya zaten. kabul edebilirsen sonunda, şah damarından da geçmeyi başarırsa karşındaki zaten bitiyor o noktada iki kişinin bireysel aşkı, sonra bir olmanın anlamı başlıyor; uzun bir dostluk,güven, aşk, hasret ama bambaşka hiç eskisi gibi değil. o yüzden eski kalıp aşk sözcükleri yıkılıyor içinde insanın. daha önce hiç yaşanmamış oluyor. her aşk yeniden ve en baştan yaşanıyor ya insan sadece bir kişiyle yaşlanabiliyor...

ben bunları nerden mi biliyorum?

BOBİ, Koş Bana Geçmişimi Getir......

17 Aralık 2009 Perşembe

Pamuk İpliği


hayat pamuk ipliğine bağlı olmak diye bir terim var mı? ben bi yerden duydum ama nerden hatırlamıyorum..neyse buna bağlı bir şey(bütün şeyler şey oldukları için ayrı yazılır demişti dershanedeki türkçe öretmenim :) anlatacağım işte. resimde gördünüz mü insanların hatları nerelere bağlı...

bir özlem, bir hasret, çok fazla hayat ve kalp kırıklığı ve sevinç, mutluluk mu belki biraz ne anlama geliyorki? insan bünyesi bütün bunları içinde barındırıyor. tanımadığın bir insanı seviyosun ne garip tanıyosun sonra sonra daha çok seviyosun. sonra terk ediysun veya terk ediliyosun. ne si garip?

bir ağaca bir dlek tutturdum ağacın adı dilek ağacı oldu. bir dileğe bir ağaç tutturdum dileğim ağaçta asılı kaldı. binlere dilek var listede. belki öldükten sonra gerçekleşecek pek çoğu ama gerçekleşecek inanç bu ya...

hayatı pamuk ipliğine bağlı insanlar vardır tutmasanız düşecekler gibi.hoş tutsanız da düşecekler mutlaka...
bugün Şeb-i Aruz....pamuk ipliğine bağlı herkes kabulüm hayatta..kim olursan ol gel.ister sağlam köklerle bağlı ol hayata ister pamuk ipliğiyle kim olursan ol gel...

16 Aralık 2009 Çarşamba

Alice Harikalar Diyarında!!!

1-ben o.pu olmaya karar verdim.
2-o işte para yok.
1-o zaman ne deniyodu şu zengin adamların yanında gezenlere?
2-eskort
1-tamam işte ben ondan olucam
2- sende bu şans varken seni s.kerler bide üstüne sen borçlu çıkarsın..
1-haklısın...
2- yaratanın hoşuna gitmiyor yaratılanlarn planlar yapması.
1-napıcaz peki bu değneğin yalnızca iki ucu değil tamamı b.klu...
2- susup beklicez.sabır dicez beklicez.
1-yine mi ya yine mi kader dicez, susucaz,sabır dicez yine mi, ne geçti bunca zaman elimize sabırla birlikte koca bir hiç.
2- sabır sana ne zaman selamet getirecek sen bilemezsinki..bir zamanı var, var ve gelecek. ama sen herşey sein istediğin zaman olsun istiyorsun. zora gelince kaçmak genlerde var galiba.
1- ben sadece artık dayanamıyorum sıkıntıya, gerçekten çok yoruldum.ne suçum vardı benim? ben neden zengin bir ailenin şımarık çocuğu olarak gelmedimki dünyaya. neden benim yerime her şeyi düşünen planlayan benim yerime endişelenen bir ailem olmadı. ben neden çocuk olamadan anne baba oldum. hem de normalde sadece anne ya da baba oluyorken insan ben neden hem anneyi hem babayı aynı anda oluyorum. bu çok adaletsiz..
2-bunları kaldırmak kolay değil evet. ama bu zamana kadar iyi gittik. şimdi pes edemeyiz. karanlıktan şikayetçisin yıldızların güzelliğinin keyfini çıkar. sırtındaki yükten şikayetçisin var oldukları için tadını çıkar...
1- sen ve polyanna düşüncelerin.
2- sen Mephistopheles'ten uzak dur istersen biraz.
1- heh tam oldun şimdi Alice yine harikalar diyarında:)))ya gerçek bak yaşadığımız herşey gerçek canımız yanıyo burnumuz kanıyo midemiz acıyo bak bunlar somut şeyler...
2-keşke somutlaştırmakta aramaktan vazgeçsen hayatı. bırak ruhunu dolaşsın özgürce. burası gerçekten de harikalar diyarı.kokla bak hava, hava kokuyo sadece hava..
1- kimse beni anlamıyor sen bile anlamıyorsun, çok yalnızım.
2- neden sürekli birilerinin seni anlamasını bekliyorsunki, onlar seni anlamıyorlarsa sen onları anlamaya çalış. böylesi daha kolay olur. yalnız mısın az önce kalabalıktan şikayet ettiğini sanıyordum, hem anne hem baba olduğun için 3 kişilik çekirdek bir aieyi içinde barındıran biri yalnızlıktan şikayet mi ediyor?
1- benim biraz uyumam gerek çok yorunum. hem belki bu kez uyanmamayı başarabilirim.
2- uyu tabi ama uyanıp uyanmamak senin elinde değil.perdenin ne zaman kapacağını oyunu yazan biliyor....

12 Aralık 2009 Cumartesi

Sus dedi Sus'tum

Bu hikaye de 2 kişi var. İkisi tek bedende ama sığamaz oldular artık tek bedene ayrılmak istiyorlar. Ruh iki canlı olunca tek beden ne kadar geniş olursa olsun yetmiyor. Gelin dinleyelim ne konuştuklarını hep birlikte. Çözümü olan kurtarsın onları geç olmadan..

1-Sona doğru giderken insan yine de yeni bir başlangıcın olacağına inandırmak istiyor kendini. İnsan egosu öyle büyük ki tamamen yok olacağına bir türlü inanmıyor.

2- egodan kaynaklanmıyor bu inançtan kaynaklanıyor İslamiyetten haberin yok mu senin?

1- Dinler de tıpkı Tanrılar gibidir. İhtiyaç sonucu çıkmışlardır ortaya. İnsanları bir arada tutmak için en geçerli anayasadır din.

2- Peki bu gök, bu deniz bu ağaç bu dünya nasıl yaratıldı patlamadan mı bahsedeceksin bana güldürme lütfen. Peki patlama oldu diyelim peki patlamanın gerçekleştiği o büyük kütleyi kim yarattı?

1-bilmiyorum.

2- işte yine aynı şeyi yapıyosun. bir şeye inanmamak için geçerli sebeplerinin olması lazım tıpkı inanmak için aradığın sebepler gibi.

1- insan inanmadan da yaşayabilir.

2- dene o zaman. hayatta yakın çevrende bulunan insanlara inanmadan yaşamayı bir dene mesela. ya da dur o kadar uzağa gitme kendine inanıyor musun?

1- elbette kendime inanıyorum. ben ne yapıp ne yapamayacağımı bilebilecek kadar gerçekçiyim.

2- peki o zaman kendine inanmadan yaşamayı bir dene. veya şunu açıkla bana ne yapıp yapamayacağını nasıl biliyorsun?denedin ve gördün değil mi?

1- evet

2- peki nedir seni inanmamaya iten neyi denedin de olmadı?

1- ...

2-bence sen biraz daha sus içerde...

1- sustum..

29 Kasım 2009 Pazar

Peçeteden Gül...


Bir rüzgar geldi eskiden kalma ama hiç farkedilmemiş bir rüzgar.daha önce geçmiş yakınlarımdan esip öylece geçmiş. vakit erkenmiş veya geçmiş bir sohbet için soluksuz.


rüzgar yine gelmiş günlerden bir gün. gelirken değişik bir koku getirmiş yanında sanki peçeteden bir gül gibi. görerek koklanan bir koku sunmuş elleriyle.


alıp tadına bakmak istemiş yabancı. yabancı çünkü kendine yabancıymış önce. aramak ve söylemek istemiş ne çok şey ya, korkmuş kötü cadının büyüsünden susmuş.


rüzgara bırakmış, o zamanını ayarladığı gibi ayarlarmış nasıl olsa. bir de keşkelerde kalmanın korkusu da sarmış ya geceyi, rüzgar keşkeleri alıp götürmüş.ama belkileri bırakmış rüzgar,umudu da bırakmış.


esinti tüyler ürpertir cinstendi yine. kaygı yok içinde olduğu haliyle burada duruyo, kapımı vurup duran ne?Korkuma bir isim gerek ya koymaya korkuyorum adını da. ne çok korku var oysa güzeldi herşey. güzel olunca en çok da güzele sarıyor korku. sen şimdi gitme biraz daha kal bulunduğun yerde belki değişir yönü rüzgarının daha içe daha derine belki. belki dar gelir sana da bir gün bulunduğun yer ya içim sabırsız.


ne çok yazasım var bir bilsen ne çok doğmak istiyor parmaklarımdan kelimeler. izin versem yazsam istediğim gibi yine korku sarıyor işte. ya ? diyorum susuyorum. belki diyorum ardından sus pus oluyor içim. sonra bir ya? daha geliyor aniden. içimde gel gitler içimde kocaman bir deniz içimde bir koşturmaca ve sen yakamoz..


ama sen yakamoz olmasaysın dur dur. gelişin aya ve yıldızlara bağlı olmasın. bende deniz olmak isemiyorum bu kez. cisimden ve şekilden uzak sadece ruh olmak var içimde. çünkü beden ölür ya birgün ruh devam eder sonsuza. sonsuz olsun istiyorum içimde yerin. ruh ol sen ruhuma arkadaş ruhuma sırdaş ruhuma yoldaş ol.çok ol sen ruhum ol ya da istersen...


yola çıkmak istedi canım birden yine aynı korku işte ben varken içinde mümkün mü olmaması. sen silersin oysa peçeten bir gülle akan gözyaşlarımı. gördün mü gözlerimde hüznü yoksa sadece neşe mi vardı yanında. gülümseyişinde efkar vardı senin bir tebessümün ardına saklanmış sırlarını da gördüm. ama korktum söylemeye kendimden korktum. sırrına erdiğimi anlarsan eğer sırra kadem basarsın diye.


bak susamıyor işte parmaklarım. yazdıkça yazası geliyor.içimde bir garip ya neyse. neyselerde bırakmak olmaz ya ona da neyse.


bir şiir yazasım var sana. çook şiir olur diye kaçıyor içimdeki çocuk. bir şiir yazasım var sana içindeki duyguları anlatamaz diye korkuyor kadın.


bir soğuk yağmur damlasıyla başlayan gün nasıl böyle sıcak bitti?




26 Kasım 2009 Perşembe

ACI BAL başladım...

Gözlerini açtığında kısa bir an nerede olduğunu düşündü. Gökyüzüne baktı bulutlar Onu hatırlatmıştı. Bir bulutun önünden geçip gitmesi ile göz kırpışı arasında geçen sürede neler olup bittiğinin farkına vardı. Kimdi niye yaşamıştı bunca zamanı o an fark etti. Sanki bulutlar film gibi hayatını şerit halinde gözlerinin önünden geçiriyordu. Korkmuştu. Hiçe benziyordu yaşamı. Orda öylece ne kadar yattığını düşünmedi. Hayatı hep orda öyleceler ile geçmişti. Orda öylece dururken buluyordu kendini her geçen bulutta. Kalkmak istedi. Kalkamadı. Seslenmek istedi bağarsa her şey düzelecekti. Sesi çıkmadı. Küçükken anneannesinin anlattığı karabasan hikâyelerindeki gibi hissediyordu. Bütün vücudu felç olmuş gibi ağarıyordu. Bir koku hissetti dudaklarında. Sanki dudaklarıyla koku alıyordu, gözleriyle duyuyordu… Tadı damağında kaldı kokunun. Bahar yeni gelmişti öyle bir tadı vardı havanın. Kesilmiş çimen kokuyordu. Tadı damağında bıraktı düşünceleri öyleyse birileri geçmişti buradan nasıl görmemişti onu. En son nerede olduğunu düşünmeye karar verdi. Düşünmek! Ürktü en son ne zaman düşünmüştü. Kendine engel olamıyordu. Düşünmekten başka yapacak bir şey olmadığı için mi böyleydi. İçinin acıdığını hissetti. 38 yaşındaydı hatırladığı kadarıyla, belki çok daha yaşlı veya genç bir önemi yoktu. Yaşanmamış bir hayatta yıllar olsa ne olurdu olmasa ne olurdu? Düşünmemişti düşünmenin düşündürmenin ne demek olduğunu bilmiyordu. Yaşamıştı işte. Annesinin bulduğu bir kızla evlenmişti. Babasının uygun gördüğü isimleri koymuştu çocuklarına. Çocukları! Nasıl yetiştirdiğini düşündü onları. Aslında yetiştirmemişti, karısının istediği okula göndermişti, karısının istediği kıyafetleri giydirmişti bayramlarda. Büyük olan oğlu kendi hayatını kurmak üzere gitmişti. Kimseyi suçlayamazdı bunun için. İçten içe ne kadar oğluna özendiğini düşündü hatta kıskanmıştı oğlunu giderken. Kızı annesi gibi evde kadın programları izleyip günden güne geziyordu. Yaşı geldiğinde anneannesinin uygun gördüğü biriyle evlenecekti ve bir nesil devam edecekti böylece. Ürktü. Kendi başlattığı mutsuz hayatlar zinciri boynuna dolanmıştı sanki. Avuçlarının terlediğini hissetti. Hissediyordu. O zaman felç olmamıştı. Gökyüzüne çevirdi kafasını. Geçen bir bulut tokat gibi çarptı yüzüne. Saçlarına nasılda benziyordu bulut dağılırken. İpek gibiydi saçları beline kadardı. Gözleriyle aynı renge boyatmıştı bal rengi. Öyle tatlıydı ki, saçlarında boğmak isterdi kendini o her geçtiğinde gözlerinin önünden. Bilirdi başka hayatlara gidiyordu bal rengi gözleri ve bal rengi saçlarıyla. Kıymetini bilemezdi ki başka dudaklar bu acı balın. Acı mıydı saçları. Peki ya gözleri? Acıydı o anda karar verdi. İnsanın içini yakan acı ballardandı gözleri. Hiç tanımadığı bütün insanları kıskandı o anda. Onu gören bütün gözleri kıskandı. Gözleri yaşlanmaya başlamıştı. Bir ıslaklık sezdi bedeninde. Yıllardır ağlamamıştı ağlayamamıştı. Şimdi yılların öcünü alır gibiydi gözlerinden süzülen tuzlu sular. Kendi denizinde boğabilirdi kendini. Nefesini tuttu. Derinine inemeye çabaladı. Sonra bunun boşa bir çaba olduğunu fark etti. Hiç o kadar derin biri olmamıştı ki en derini bu kadardı. Kalkamıyordu, kıpırdayamıyordu, nefes alıyor muydu onu da bilmiyordu, hiçbir şeyin anlamı yoktu bu andan sonra. Öncesi kaybolmuştu, sonrası belli değildi.

Kapıyı açtı. Kapıcı yine gazetenin arasına koymuştu ekmeği buna sinir oluyordu. Kaç kere uyarmıştı adamı mahsus mu yapıyordu yoksa gerçekten anlamıyor muydu ne dediğini. Acaba garip bir Türkçe miydi kullandığı? Ekmeği tezgâhın üzerine koydu. Kendine harika bir kahve hazırlayacaktı. Suyu koydu. Kanepeye uzandı. Her zaman yaptığı gibi tek terliğini çıkardı sanki bir ayağı yokmuş gibi. Gazetesinin eklerini okurdu önce. Aslında hiç okumamıştı. Resimlerine bakıp geçerdi su ısınana kadar. Isıtıcıdan gelen tık sesi ile kanepenin yanındaki gazeteliğe diğer eklerin üzerine attı bu sabah ekini de. Bir baktı da ne kadar dolmuştu burası atma vakti gelmişti. Amerikan mutfağı vardı evinde bu isimden nefret ediyordu. Söve söve gitti mutfağa. 3 kaşık kahveye 1 kaşık şeker attı. Suyu sakin sakin doldurmaktan hoşlanırdı. Kahvesini içmeden önce koklardı. Yine öyle yaptı. Gözlerini kapatıp kokladı kahveyi. Sonra bunun ne kadar gereksiz olduğunu düşündü. Her sabah bunu yapıyordu ve sonrasında bunu düşünüyordu. Alışkanlık dedi: ALIŞKANLIK ! hayatı boyunca korkmuştu bu kavramdan. Ne kadar çok alışkanlık o kadar çok gidememek demkti. Oysa bir aydan fazla oturmamıştı hiçbir evde. Hiçbir ilişkisi bir haftayı geçmemişti. Devamını yaşamak istemediğini farketti. Devamını konuşmak istemiyordu kimseyle. Hem dünya çok kalablıktı gidilebilecek çok yer vardı. Buna uygun bir işti çalıştığıda yazardı. Yaşayamadığı ama hayalinde kendine ait onlarca kadını vardı. Her tanıştığı erkekte farklı bir kadının öyküsünü yaşarıdı. Hikayelerini böyle yazardı. Ülkenin en iyi yazarlarındandı nobel almıştı. Hangi evde bıraktığını bile hatırlamıyodu. Onun için bütün ilişkiler yeni A4 kağıtlar demekti. Yazabilirdi herşeyi herkesi yazabilirdi. Yazamayanlara şaşırıyordu. Yaratıcının ona neden böyle bir yetenek verdiğini hiç anlayamadı. Anlayamadan da ölecekti. Bugün saçlarını taramadan çıkmaya karar verdi. Bugün canı yazmak da istemiyordu. Bugün evde kalıp kurumuş çiçekleri ile ilgilenecekti. Bavulunun içindeki elbiselerini çıkartıp kendine yeni bir elbise çizecekti. Sonra bulunduğu yerin en iyi terzisine gönderip bu elbiselerden bu yeni elbiseyi dikmesini isteyecekti. Aslında kendi de dikebilirdi pek ala ama ne gerek var diye düşündü. Boşverdi. Hayatında neleri boşverdiğini düşündü. Kahve fincanının içine baktı. Dalga dalga yayılmış bir dalga gördü. Kahvesinin içine tükürdüğünü düşündü. Aynı ucuz otellerdeki akalmış kahvelerin görüntüsündeydi. Kendisine yeni bir hikaye konusu bulmuştu işte. Ucuz otellerde kahveden sorumlu otel bakanı bir kadın. Ne kadar acılı bir hikayesi vardı. Gülümsedi acıdan keyif alıyordu. Bu kahveden sorumlu otel bakanının başına neler neler getirecekti çok adi olduğunu düşündü. Bu kadın evli olsundu ve yasak da bir aşk olmalıydı hikayede kör bir adam o da evli. Düşündü bir an acaba körler eşlerini aldatır mıydı? Bu onun romanıydı her şey mümkündü. Tekrar kahvesinden bir yudum aldı bu sefer daha çok tükürük bıraktı kahveye. İrkildi. Bardak elinden düştü. En sevdiği fincan kırılmıştı. Bu önemli değildi. Gördüğü şey ruhunu paramparça yapmıştı. Elleri terledi…..

25 Kasım 2009 Çarşamba

Bir gelmiş bir gitmiş...

bir gelmiş bir gitmiş.... evvel zaman içindeymiş bir türlü kurtulamamış kalbur saman içinde samanlık seyran oluvermiş... o gelmiş yaz gelmiş o gitmiş kış gelmiş o her mevsimi ayrı severmiş ve her mevsimde başka güzelmiş...yağmurlara dayanamazmış her yağmurda br damla düşermiş gözlerinden.. dünyaya ağlarmış gökyüzüyle birlikte gökyüzü susarmış onun içi susmazmış. birinin kucağına yatsın istermiş sarılsın birine en içten sevsin birini en derinden olmazmış kötü cadının büyüsüymüş işte aşk ona yasakmış.. çalışmalı çalışmalı çalışmalıymış.keyif almasınında b önemi yokmuş başarmalıymış işte hırsları olmalıymış. hep sorarmış neden bu çaba diye cevap veren olmazmış...

Victor Hugo - Bir İdam Mahkumunun Son Günü

Bu kitap nasıl yaktı canımı. Sanki korku filmine zorla görülmüşüm gibi gözlerime de bantlar yapıştırılmış kapatmayayım diye. Böyle bir halde okudum kitabı. Sonra damağımda kaldı tadı bir kere daha okudum. dayanamadım bir çok kere daha okudum....Ve esinlendim ondan:

Şu anda gördüğüm şeyin bu dünyada görebileceğim son şey olduğunu bilseydim, gözlerini görmek isterdim.Bir idam mahkumunun ipi boynuna geçirilmeden önceki son dileği ne olur bilinmez aslında ya ( kafasından binlerce şey geçer belki de idam edilmek istemiyorum son dileğim bu demek ister ) hayat mahkumu olan ben ve bilinmez bir tarihe kadar yaşayacak olan ben, yarın yeni bir güne başlamadan önce son olarak senin gözlerinde kendimi görmeyi istiyorum.Öyle derinsin içimde.....

Kirpiğim Düştü

Kirpiğim düştü gözüme. Aldım. Altta mı üstte mi yaptım kendime. Ama öncesinde dilek tuttum.Sen sev , sen çok sev dileği tuttum. üstte dedim üstte çıktı. Kabul olur sandım.Oysa yaratan es geçti beni. Çok mu uzak bana şimdi hayal ettiklerim? İsyanım çok ya en fazla kendime.Hırçınlığım özlemekten, hasretimin rengi kaybetme korkusu...Sev beni sınırsız....

Düş'ün

Sen hala düşünüyorsun, oysa gece yaklaşıyor, oysa karanlık gelmeye başladı aydınlığıma.Işığa uzanabilir miyim, yetmez boyutum. Sen hala düşünüyorsun, ışığım olmaya karar vermeliydin oysa. bana ait tüm şeyleri, darmadağınık düşüncelerimi,depresif ruh hallerimi, sevgilerimi, sevgisizliklerimi,babasızlığımı, çok anneliğimi ve daha hepsini en çoklarını ve hiç olmayanlarını toplamalıydın.Oysa sen hala düşünüyorsu... Düş'ün ben olsaydım da beni düş'ünseydin keşke...

Kebelek...

Bir tırtıl öyle çirkinki, bekliyor penceresinin önünde. Görmüyor belki de görüpte beğenmiyor tırtılı. Biri geiyor ansızın, beklenmedik bir vakitte geçiyor pencerenin önünden. Tırtılı farkediyor alıp götürüyor onu içine. Tırtılla uyuyor, tırtılla uyanıyor artık, tırtılla başlıyor güne. Onu görenler trtılda bu çirkin şeyde ne bulduğunu anlayamıyorlar. Birgün güzel bir kelebeğe dönüşüyor tırtıl ve bir günlük ömrünü kelebek halini beğenenlerin yanında geçiriyor. beğenilmek hoşuna gidiyor. tırtılken beklediği pencere ardına kadar açılıyor güzel kelebeğe.tırtılken onu içine alanı unutuyor.Derken ecel geliyor alıyor ruhunu kelebeğin. Ölü kelebeği kimse beğenmiyor.Bir rüzgar savuruyor ölü kelebeği. rüzgar eserken ılık ılık davetsiz gelen bir yol boyu yürüyor acı içinde. bir kelebek düşüyor önüne ölü. Alıyor eline götürüyor yine içine.ölü kelebekle uyuyor, ölü kelebekle uyanıyor artık, ölü kelebekle başlıyor güne. Birgün ölüyor kelebekle.Birgün, kelebeğin ömrü kadar....

Ben en çok tırtılları severim, kelebek olup uçsalarda...

Bulut

Bir bulut geçti önümden gecenin siyahına inat bembeyaz bir bulut.Ben izlerken bulutu bir ılık rüzgar esti. Bulutun beyazını yaydı karanlığıma. sanki herşey daha berrak artık, herşeyin çözümü var gibi artık. Rüzgar umudu getirdi sanki. Rüyalarıma rüzgar değildi gelen kokundu sanki...

Turuncu Telaş

Bir turucu telaş sardı içimi nedeni belirsiz. Aklım bilmiyor, kalbim anlamıyor. Bir tuhaf koşturmaca var içimde ruhum da bir türlü anlamıyor.Bir renk var değişik bekliyor öylece sakin sakin. Ya görmüyor telaşımı ya umursamıyor. Bir turuncu telaş var içimde daha önce yaşamadığım, bir garip koşturmaca adını koyamadığım...

Günüme Geceme Hoşgeldin...

Bu kadar zor olmamıştı iyi geceler demek, kelimeler bu kadar yarım kalmamıştı hiç. Sussamda ben içimi susturmak gerek. gece çok aydınlık ama benim kokunla karışık rüyalar görmem gerek...

İçimde

Birşeyler oluyor günlerdir içimde. Bir şey var içimde ben kovuyorum o bir yolunu bulup tekrar geliyor içime.Belli niyeti içimde var olmak istiyor.Karşı koymuyorum artık, varlığına alışmak istiyorum. Ama ya giderse birgün diye çok korkuyorum...

Kim?

ben senden biraz mutluluk alsam, sen beni mutluluktan uçursan. Adı konmasa, adı olmasa ama seni benden kimse çalmasa...

Hüzün

Hüzün var, öyle çok var ki umut kaybolmuş hüznün arasında.Gözden göze ait olmayan damlalar dökülür hüzün bu denli çok olunca.Eller siler gözleri kurtarmak için hüznü gözlerden ya ele bulaşır hüzün. Ele de ait değil ya dökülür parmaklardan hüzün. Yazı olur gözyaşı. Her harf damlar içimden, gözümden damlar her yazı...Gözyaşlarımı siler misin?

22 Ekim 2009 Perşembe

Carmina Burana

Her terkedilişin ardından yalnızca bunu dinliyorum... geceleri ve gündüzleri bir esinti gibi karanlık sokaklarında dolaşır gibi ruhumun teklikeli ve karanlık sokaklarında dolaşıyor her bir ezgi. Talih , gözün çıksın...
Dinlemek gerekti yine...

O fortuna ---- Ey talih,
velut luna --- ay gibi
statu variabilis --- değişkensin,
semper crescis --- hep büyüyen
aut decrescis --- ve küçülen;
vita detestabilis --- menfur hayat
nunc obdurat --- önce zulmeder
et tunc curat --- sonra teselli eder,
ludo mentis aciem --- zihnin görüşüne göre;
egestatem --- fakirlik
potestatem --- ve kudreti
dissolvit ut glaciem --- buz gibi eritir.
sors immanis --- Talih, canavar
et inanis --- ve boş,
rota tu volubilis --- sen çark-ı felek,
status malus, --- sen kötüsün,
vana salus --- servet geçicidir
semper dissolubilis, --- ve daima kaybolur,
obumbrata --- gölgeli
et velata --- örtülü
michi quoque niteris; --- bana da zarar veriyorsun;
nunc per ludum --- şimdi oyun süresince
dorsum nudum --- çıplak sırtımı
fero tui sceleris. --- senin kötülüğüne teslim ediyorum.
sors salutis --- Talih, sağlıkta
et virtutis --- ve erdemde,
michi nunc contraria, --- bana karşıdır,
est affectus --- güdülen
et defectus --- ve sindirilen,
semper in angaria. --- daima esarette.
hac in hora --- O halde şu saatte
sine mora --- gecikmeksizin
corde pulsum tangite;--- titreyen tellere vurun;
quod per sortem --- madem ki kader
sternit fortem, --- güçlü kimseyi yere çalıyor,
mecum omnes plangite!--- herkes benimle birlikte ağlasın!

http://www.classical.net/~music/comp.lst/works/orff-cb/carmlyr.php

21 Ekim 2009 Çarşamba

yok...bir ağaç kesin...

artık yazmıcam, görünmicem ortalarda,silik birharfim ben izim kalmasın diye yıtın bütün kağıtları. dönüşümüm olmasın benim yüzünden kessinler bir ağacı, doğanın bana verdiği zararı karşılamaz belki bu da benim zararım olsun doğaya nefes almayışımın diyeti...cumartesi son kez oksijen alıcam ve sonra kesebilirsiniz artık ağaçları....

15 Ekim 2009 Perşembe

Kalmadım..

Sıra sana mı geldi?

Kalmadın..

Böyle işte insanoğlu, bir günde bitiriverirler adamı. Geçen hayatının arkasından el sallarsın ana. Sen bittiğinde senin yerine yenileri başlar her seferinde. Yokluğun ile varlığın arasndaki tek fark havayı kirletişinden ibarettir. Ve sen bunu fark ettiğinde artık daha fazla nefes alıpta kirletmeye tahammül edemezsin..

Kalmadın..
Kalamazsın...
Bırakmazlar...

İnsalra yerle düşüncelerini, fikirlerini içerler, kemirirler beyninin içini..
İnsanlar kemirmezse sen kemirirsin...
Kuşkuyla güvensizlikle sadakatsizlikle kemirirsin kendinii. Birgün bir bakmışsın dağ gibi sen bitmiş bitivermiş...

Kalmadım yazmışsın...Doğru...Kalmadın...Kalamazsın...Azalan herşey bitmelidir çünkü, biter çünkü. Sen de böyle azala azala kalmadın...

6 Ekim 2009 Salı

boşluk

yazmaya gerek yok aslında sadece içimde açtığın kocaman bir boşluk... anlatacağım, yazacağım sana, uzun zaman sonra yine kavuşturacağım seni yazılarımla. sen en çok yazılarımı severdi, senin gözlerinden dünyayı görmek istiyorum demiştin ya, gözlerimi hediye olarak göndereceğim sana...

imf

imf açıyorum : incir muz fındık... üzerine düşünelim incir yasak meyve zaten buradan anladınız olayı. muz kıçımıza girecekleri hatırlatmak amacıyla dahildir olaya fındıkta bütün bu zorlu süreç için enerji verir kalbe iyi gelir ayriyetten aganigi naganigi... kısacası sizler sevkü sefa içrisinde muz ile fındık ile takıladurun biz sizin kıçınızdaki dona kadar alacağımız için incire sahip çıkın oranızı buranızı örtersinizin açılımı....

30 Eylül 2009 Çarşamba

Ruhumla Karındaş - İ - E

yazmış bana ruhumla karındaş olan: o merak etti, çünkü "sen" diye birinin varolduğunu öğrendi..
irkildim. ben diye biri mi vardı diye. Yazdım: benliğini kaybetmiş birini merak etmek niye. sen diye bahsedilen yokuluşlarda kendi bataklığında en derine inmeye çabalasada çırpınışları boşuna oysa bu bataklıkta gelmişti dünyaya aynı pislik ölümüne izin vermezken o yine ölümün peşinde azrailde gıcık merak edilene almaya gelmiyor bir türlü. ölüm bu kez teğet geçmese de gelip alsaya beni.
aradan zamanlar geçmiş ya mekanlar aynı kalmış içimde.
o yine yazmış:karnındaki düşten aralanan gözkapağı.. bembeyaz karın uzandığı kızıl ufuk.. "düş"ünmemek mümkünmüdür düşle düşünmeyi düşükte buluşturan dilin bizi bıraktığı ıssızda! hiçin, anlamsızlığın huzura çıkması? bembeyaz karın uzandığı kızıl ufuk..kimsenin bilmediği bir pencereden..aralanan gözkapağı....
ben yazamamıştım bu kez ona. içinde huzur geçen şeylere ne olursa olsunlar yazmak gelmiyor içimden. içim ve huzur birbirine zıttaş...
ve birgün yine bir yazı geliyor :kendiyle kendinin izinde buluşuyor, bir yere varıp varmayacağını umursamayarak, yapacağı daha iyi bir şeyin olmadığının farkında.. kokluyor, topluyor, sonra çok düşünüyor, bazen de "belki"liyor unutup aslolanı.. böyle olmayacağını biliyor..nasıl olacağını bilmiyor.."işimiz aramak değil mi"hayır değil.üzerinde oyun oynamak.üzerimize oyunlar kurmak.hepsi bu!kendiyle oynamayı seven birine,çok gizli, dokunup kaçılmış bir şeymiş gibi..tehlikeli oyunlarve farkına varılmış kadar, ciddi!bu labirentte ebe!..
bu kez cevapta gecikmiyorum:içine atıldığımız kısmını unutarak veya buna aldırmayarak sonra hiç bişeymiş hiç olmamış hiç yaşanmamış sayarak sebebini içten içe bilerekama bilmiyormuş gibi yaparak labirentin içinde koşturmaca!hep aynı yoldan gidersen bir kere çıktın mı hep çıkabilirsin. mücadelen labirentle mi diye sorarsan labirenteki o kendini önemser bir çikolatalı kek misali mozaikebe vazgeçerse oyunan yeni ebe kim olacak ?
son denemezdi yazıda asla :belki susuz kalmışlardı, yoktu baharları ki tohumlarında çürümüştüler:)
ve son olmamıştı :ve belki suları fazla gelmişti , kıştı mevsimleri anlamadılar yeşermeyi reddettiler.. ve henüz bilmiyorlardı ağaç olmayı...olmadılar...düştü ağaçlar elmalardan teker teker..
daha anlatılabilse ya bir araya gelince çok daha var konuşmaya hevessiz yazmaya hevesli ruhu özgür ruhu farklı ruhu yalnızca karındaş iki yitik...

Bir-i-ktim

Yazmalıyım, kalemlerim bitmeli, kağıtlarım bitmeli ben yine de yazmalıyım, sonsuza dek anlatmalıyım. biri konuşturmalı beni yada susturmalı ama ben yazmaya devam etmeliyim. Ada vapurunda yandan çarklı bir kahve içip yazmak istiyorum. Haftasonu adalara gitmeli ve kilisede saatlerce yazmalıyım. devamı dönünce...

Yollar Ne Güzeldir Şimdi

Mezun olmanın en kötü yanı buydu işte. Yollara veda etmek zorunda kalmak. Düzene dahil olmak en acıtan yanıydı hayata karışmanın. Para kazanmalı insan sonra harcamalı o parayı. Gözkapağımda öksüz çocuklar büyütüyorum hasretini çektiğim. Gözümü kırpsam düşeekler diye uyumuyorum. Birinin adı Berfin diğerinin adı Havin. Sessi gecelerde sessiz masallar anlatıyorum onlara. Özgürlük türküleriyle büyütüyorum ve büyüdükçe büyüyorlar gözlerimde.Onlar da bu çarka dahil olmasınlar diy yummuyorum gözlerimi, düşmesinler diye kırpmıyorum. Ben ölünce bırakın açık kalsın gözlerim Berfin için Havin için bundan fazlasını yapamadı yazın mezar taşıma, sadece uzaktan bakıp yazabildi diyin, onları gözlerinde büyüttü...

Afrika

Afrikada bir çocuk henüz ölmek üzereyken ve aslında çoktn ölmüşken, henüz tanımışken Tanrıyı ve aslında hiç tanımamışken, son derece insancıl bir arzuyla ve aslında hiç insan gibi yaşayamamışken, başını gökyüzüne kaldırıp haykırdı: Tanrı olmak kolay iş, çok kolay hemde.... Zor olan afrikada bir çocuk olmak, buna gücün yeter mi???

28 Ağustos 2009 Cuma

Mektup 1

Elimi öyle bir tutmalısın ki bastığım toprak benden aldığı enerjiyi yaymalı tüm dünyaya. Benim senin sevginle canlanan bitki örtüm hayat vermeli doğaya.

Bu ilişkinin içinde özgürlüğü yaşamalıyı biz. Ruhlarımız özgürce dolaşmalı aşk bahçemizin uçsuz bucaksız dünyasında, sonsuzluğu yaşamalıyız, sevgiyi içmeliyiz kana kana.

Bir o kadar da derinden bağlanmalı ruhlarımız.Bir olmanın tadını çıkarmalıyız tekil bireyselliğimizde. Ellerimiz bir olmalı, gözlerimiz bir olmalı, bedenlerimiz bir olmalı. İçimizde kanayan, acıyan yanları öpücükler ile iyileştirmeliyiz. Dudaklarımızın gezdiği hücreler yenilenmeli, bütün olmanın, bu iyileşmenin tadını çıkarmalıyız.

Biraz sabretmelisin ki çok beceriklisin bu konuda. İçimdeki henüz gezmediğin, henüz tanışmadığın dünyayı görmek için biraz sabretmelisin. Sonra sana dünyanın kaç bucak, kaç canlı, kaç akıl almaz oyun olduğunu göstermeliyim. Ve seninle farkına varmalıyım her birinin.

Kendini koşulsuz brakmalısın bana. Elini tutup çektiğimde o an gitmek istediğimiz yere gitmeliyiz.Yaşamalıyız, yaşamı hissetmeliyiz. Güneşin doğuşunu, ayın kayboluşunu izlemeliyiz. Bir günün 24 saatten ibaret olmdğını kanıtlamalıyız.

Fotoğraf çekmeye gitmeliyiz örneğin arka mahallelere. Çocukların gözlerindeki masumiyeti ve umudu yakalamalıyız bir karede. Yaşam kırıntıları bulmalıyız oralarda, izinsiz almalıyız ve martılara atmalıyız bir adavapurunda.Doğanın ortasında bir böceğin bir yaprağı yerkenki halini çekmeliyiz. Bu olağanüstü duruma, bu yaşama, bu yaratanın akıl almaz döngüsüne akıl erdirmeye çalışmalıyız.

Beraberken uzun sohbetlerimiz olmalı, dünyaya, hayata, poitikaya, sanata dine, aşka,küfüre, edebe,adaba,içkiye dair sohbetler etmeliyiz. Bazen sadece yol olmalı. Uzun bir yola çıkmalıyız bir gece vakti. Yol boyunca konuşmamalıyız. Yanındayken özgür olmanın, yanındayken yanında olmamanın, beraber olmanın ve uzak olmanın tadını çıkarmalıyız. Verdiğimiz ilk molada birbirimizi hasretle kucaklamalıyız. Yanındayken özlemenin farkına varmalıyız.

Yardım etmeliyiz insanlara, umudu olmayanlara umut olmayı görev edinmeliyiz üstümüze. Hayatımızın, var oluşumuzun amacı buymuşçasına, bunun için yaratılmışçasına çabalamalıyız ve bırakmalıyız kendimizi yaratanın kucağına, teslim olmalıyız bu gücün yüceliğine...

Sevmenin tadına varmalıyız. Severken çığrından çıkmalı herşey. Doyumsuz olmalı severken. Yarına özlem duymalı dünü minnetle anmalı ve anın tadını çıkarmalıyız.

Yaşlanmamalı içimizdeki çocuk, ruhumuz hep doyumsuz hep canlı kalmalı. Sevgimizle sınırsızlığı sonsuzluğu yaşamalıyız.Paylaştıkça çoğalmalıyız, paylaşmadıklarımız bizi eksiltmemeli.

Ve bir gün çıkıp gideceğimizi bilmeliyiz. Bir gün artık bir olmayacağımızı, sonun gerçek olduğunu yadsımalıyız. Ama bunu düşünerek yaşamamalıyız. Ayrılık nereden gelirse gelsin, sevgiyi kabullendiğimiz gibi kabullenebilmeliyiz. Gitmeyi de bilmeliyiz, bırakmayı da, vazgeçmeyi de. Ama asla zamansız olmamalı vedamız, hiçbir şey yarım kalmamalı. Süpriz ayrılık sadece yaratan tarafından yapılamalı. Zamansız ayrılık bir tek ölüm yüzünden olmalı. Ve biz her gecen saniye ölümsüzlüğün anlamını keşfetmeli kana kana içmeliyiz yaşamı.

Hayatın bizi yoran yanlarından içimizde molalar vermeliyiz. Çok uzak olalıyız birbirimize böyle zamanlarda. Tarifsiz acılar çekmeyi de anlamlıyız. İçimizdekini anlatamamalıyız. Gözlerine baktğımda acıyı görebilmeliyim, aynı gözlerde umudu, aşkı, nefreti, sevinci, özlemi de görebilmeliyim. Gözlerimizde yaşamı, yaşadığımızı görebilmeliyiz.

Su içerken, yemek yerken, uyurken bnları sadece bir eylem, bir yaşam gerekliliği olduğu için yapmamalıyız. Syun dudaklarımızdan boğazımıza, oradan midemize ve en son vücudumuzdan çıkışına tanık olmalıyız. Bunun yüceliği ile yücelmeliyiz.

Dünyanın herhangi bir yerinde ezan sesini dinlemeliyiz. İçimizde tasavvufa ermeliyiz. Yaratanı ruhumuzda, özümüzde bulamalı, bize verdiklerine şükretmeliyiz. Birbirimiz için iyi dileklerde bulunurken insanlığı unutmamalıyız.

Ve ölüm geldiğinde, azrail canımızı henüz almadan önce bu hayatı iyiki yaşadım diyebilmeli, öbür dünyadaki sonsuzluğa hazır hissetmeliyiz kendimizi. Geçişler erken veya geç olmamalı. Zaman kolumuzdaki saatten ibaret olmalı. Bütün vedaların erken olduğunu ve aslında her şeyin tam vaktinde gerçekleştiğini unutmamalıyız.

Vakit geçerkende dururken de biz olmaktan ve bir olmaktan aynı keyfi alabilmeliyiz. Hayatın aslında bir başlangıç olduğunu ama bitiş olmadığını birbirimizde keşfettiğimizde, bu doyumsuz şenliğin kendi eserimiz olduğunu görmeli ve altına imzamızı atmalıyız.

Ve sen elimi tutmalısın, öyle sıkı tutmalısınki, bastığım toprak benden aldığı enerjiyle hayata hayat katmalı, hayatıma anlam kattığın gibi....

Ezgi AKTAŞ
28.08.09 04:20

13 Ağustos 2009 Perşembe

YAR...

Yar, yokluğun içimi sardı canımı yaktı ağladım..
Yar, sevdan gözümde yaş oldu aktı yüreğimi dağladm..
Sorunum içimle kendimle yar, nasıl anlatırım?
Teslim olmaktanır korkum aşka.
Kendime karşıyken düşüncelerim söyle yar, seni nasıl sorgusuz kabul ederim?
Yar, kavgam aşkıma değil unuta ben seni hep yaşarım..
Sevdan değiştirmesin beni ben böyle kalmalıyım...
Korkularımla, yasaklarımla, günahlarımla sev beni.
Kaybetme içinde, hatalarımla sev beni..
Ya da çık git yar,boğulma derinimde,üzme kendini üzülme..
Bedeli vardır her aşkın, ödenir..
Ben aşkıma bedel ödeyemem seni, umutlarını ve üzüntülerini..
Çok düşündüm yar, çok ben seni..
Sevgim kadar gerçek bu asiliğim...
Kumandam yok benim ben özgürlük delisiyim.

Bırak ruhum özgürce dolaşsın aşk bahçende.
Sevdan yumuşatsın ruhumu, kırsın duvarlarımı...
Ama yar, zorlama beni bırak...
Beni sev yar, seni seveyim bırak...
Ama acılar katlanılmaz olursa bırak..
Akan gözyaşlarına dayanamadım, yoktumki yanında seni saramadım..
Uzağımda kalma yar, dayanamadım..

osho zen tarot destesinde büyük arkana bölümünde yer alan kart.

aşk dediğimiz aslında, yeryüzünden gökyüzüne uzanan bir bağlantı tayfıdır. en dünyevi düzeyde, aşk cinsel çekimdir. çoğumuz orada kısılı kalırız, çünkü cinselliğimize her tür beklenti ve baskıyı yüklemek üzere koşullandırılmışızdır. aslında cinsel aşk konusundaki en büyük sorun, asla sürekli olmamasıdır. ancak bu gerçeği kabullenebilirsek onun tadını olduğu haliyle çıkarabiliriz –oluşunu hoş karşılarız ve olmadığı zaman minnetle güle güle deriz. sonra, biz olgunlaştıkça, cinselliğin ötesinde var olan ve karşımızdakinin tekil bireyselliğini onurlandıran aşkı yaşayabiliriz. eşimizin genellikle bir ayna işlevi gösterdiğini, bizim varlığımızın daha derindeki yanlarını yansıttığını anlamaya başlarız. bu aşk özgürlüğe dayanır, beklenti ya da ihtiyaca değil. kanatları bizi daha yükseğe, her şeyi bütün halinde yaşayan evrensel aşka götürür.

şu üç şey unutulmamalıdır; en düşük aşk sekstir –fizikseldir- ve aşkın en arıtılmış hali sevecenliktir. seks aşktan aşağıdır, sevecenlik aşktan yüksektir; aşk tam olarak ortadadır.
pek az kişi aşkın ne olduğunu bilir. ne yazık ki, insanların yüzde doksan dokuzu cinselliğin aşk olduğunu düşünür –değildir. cinsellik hayvansıdır; büyüyüp aşka dönüşmesi muhtemeldir kuşkusuz, ama gerçek aşk değildir, yalnızca bir potansiyeldir…
uyanık ve tetikte olursanız, düşünürseniz, o zaman seks aşka dönüşebilir. ve meditasyonlarınız tam, mutlak olursa, aşk sevecenliğe dönüşebilir. cinsellik tohum, aşk çiçektir ve sevecenlik kokudur. BUDA sevecenliği ‘aşk artı meditasyon olarak tanımlamıştır. aşkınız yalnızca diğerine duyduğunuz arzu değilse, aşkınız yalnızca bir ihtiyaç değilse, aşkınız paylaşmaksa, aşkınız bir dilencinin değil, bir imparatorun aşkı ise, aşkınız karşılığını istemek değil –sırf vermenin sevincini yaşamak için- yalnızca vermeye hazır olmaksa o zaman meditasyonunuzu ekleyin ve saf kokusunun yayıldığını görün. bu sevecenliktir; en yüksek olgu sevecenliktir.

19 Temmuz 2009 Pazar

AHHH

birini sadece sevmek için seversen ve kapılırsan rüzgarına böyle umursamadan olacağı budur işte yere çakılmak. şimdi senin payına ayağa kalkıp yürümek düşer. biraz yavaşlamak düşer, çok arkanda kalan duygularının sana yetişmesini beklemek düşer. Yaratanın sana kendi cümlelerini yaratma yeteneği verdiğini unutmaman gerek.
sen anlatıcısın, yaşamayı başkalarına bırakman gerek. zira sen yıllar boyunca harika bir masalın baş kahramanıydın. şimdi nir başka masalda adı olmayan bir karaktersin ve bu senin tercihin. sen prensesken masalında yıllar yıllar önce ve uzunca bir masalken bu sana teba eden halkın da vardı deliler gibi seven prensinde. sen ülkeni de terkettin prenside tebayıda. masalı bitirdin en mutsuz sonla.
şimdi sen başı sonu bozuk bu kandırmaca hikayede ana karakterin karaktersizliğinden boşuna şikayet etme. o senin sitemlerine çok uzakta kalırken, sen bilerek ve isteyerek dahil olduğun bu uydurmaca hikayede adı konmamış bir kahraman olarak kalmaya mahkumsun. o kendi özlemlerini sende tatmin ederken başka hayallerde ama senin bedeninde senin aklın hep o masalda kalacak. sonunu mutlu yazmadığına üzüleceksşin her hatıranda. gezilmeiş şehrini bırakmadığın bu ülke ruhunu basacak, her sokakta sana onu hatırlatacak....

10 Temmuz 2009 Cuma

Öleyim O zaman

Hiç bu kadar yakınıma gelmemiştin ölüm. ben hep beni alırsın önce diye umuyorum hala daha. ama sen tehlikeli oyunlar oynuyorsun etrafımda gözümün içine içine sokarak rüyalarımda. olmuyor ölüm bir sıra olmaı ise illa sen bilirsin ben hep ilk olmak isterim. ve illa lazımsa birinin bedeni toprakta fosilleşmek için al benimkini zaten bir işe yaradığı da yok dünyada. dün demişken ne yanlıştı dün ne acı ne saçmaydı. ne yaptım dün niye yaptım. kim oluyrum ben böyle kimleşikçe ruhumun çirkinleştiğini görmüyor muyum? kayıptım dün başkası çıkmıştı içimden en çirkin olan yanım. bencil hırçın hoyrat kaba seviyesiz saygısız yanım. Şeytan kadınım dün sevdiğimi üzdü. ben neredeydim o sıralarda ölümle pazarlık halindeydim annemi almasın diye. mantığımı alıp gitmiştim yani içimden çok ötelere. o ana denk geldi işte sevdiğim özür dilerim. telafi edilmesi mümkün olmayan birşey yaşattım sana dün. kimliğine aykırı olan bir şeyi benim yüzümden yapmak zorunda kaldın. hani haksızda değildim ya bu kadar haklı da değildim. rahatsız ettim seni dün varlığımla oysa varlığım ruhuna neşe katmalıydı her yeni gün...

Git Artık

Hepsi senin yüzünden. senin yüzünden bu kadar hırçınım hayata karşı. senin yüzünden güvenemiyorum insanlara . senin yüzünden sevemiyorum kimseyi sorgusuz sualsiz. senin yüzünden mahvetmek üzereyim herşeyi. sen artık gitsen ya içimden de dışımda terk ettiğin gibi beni. o zaman kolay mı olur sanki herşey daha mı rahat daha mı özgür olur içim. Baba git artık zaten çekip gittiğin gibi.

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Sıkışık

Başkasının dünyasına kendi gözleriyle baktı.. Hikayelerini hep üçüncü tekil şahıs olarak yazdı..
Kendi dünyasına bakmayı unuttu mu yoksa sıkılıyor muydu kendinden? Kendi olmaktan mı korkuyordu hep üçüncü sahısları tekil anlatırken? bilinmez. ona dair herşey bilinmiyoru zaten hiçbirşeyden ise herkes emindi. kendine çizdiği oyunun piyonuydu sadece şah bir başkası idi hayatında. Gözlerini kısıp ateşe baktı. yanmanın nasıl bir şey olduğnu hayal etmek miydi amacı biinmez elini uzattı yanan çakmağa. canının acısından keyif aldı mazoşistçe. elinde kendinden bir hatıra kaldı vücünda başkalarına ait hatıralar taşıyan. aynaya bakmayalı da uzun omuştu, saçları kısaydı ihtiyacı yoktu bakıma. sanki erkek olmak istermişçesine hep kısa idi saçları sanki saçarı benzese yeterdi gibi. devrik cümlelerinde devrilirdi ruhuda. bir köşe başı bulurdu kendine cennetle cehennem arasında cereyan yapan. üşütürmüydü acaba kendini. üşütük derler miydi ona? ne çabuk dağılıyordu dikkati o konudan o konuya aklından imgelergeçiyordu. sayısız düşüncelerinden birini tam olarak düşünmeyi becerebilse belki bu kadar düşünmek zorunda kalmayacaktı. hayatı gözlerinin önünden öylece geçip gidiyordu. elini uzatsa tutabilir miydi hayatını, gözlerini kapadı derin bir nefes çekti şehrin yakıcı teninden.

30 Haziran 2009 Salı

AŞK

içimde kelebekler var sanki, karnımda oynuyorlar, bir garip huzur var bunca acının orta yerinde göbeğinde., gözlerin var , var ya gözlerin derinimde kaçtı çok. dudaklarında boğulmak istiyorum nefesinle. Aşk a inanmayan birine aşık olmak ne büyük gaflet... ben sende aşkı yaşarken doyasıya ve doyamazken sana sen sadece benim varoluşuma bir hediyesin. bencilce alma bu laflarımı derime varman için zaman gerekli. Ey sevgili anlatılacak çok şey var daha başlamadık ki. ben anlatayım sana sen dinle zira hikaye bende sabır sende...

24 Haziran 2009 Çarşamba

Seviyorum Çok...


Sevgi, aşk, tutku...

Ne dersen de adına mühim değil..

Huzur kollarında,

Sevmek umursamadan dünyayı,

Sadece seni sevmek...

22 Haziran 2009 Pazartesi

B - A - B - A - L - A - R Günü

Yazılacak ne var ki babalar gününe ait. Bir baba nasıl hissettirir bir çocuğa? Güven mi verir, cesaret mi, sevgi mi, saygı mı, korku mu... Öfkeyi mi öğretir affetmeyi mi? varlığı mı öğretir yokluğumu, onur ve şereften mi bahseder yoksa. kitap okur mu baş ucunda
ağlayınca okşar mı saçını, evden gizlice çıkınca kızar mı, ayşelerde kalıcam deyip yalan söylediği ortaya çıkınca ceza verir mi? hangisini hissettirir hepsini birden mi? babalar günü imiş???? peki ya babası olupta olmayanlar günü? var olduğunu bildiğin ama hissedemediğin babalar günü ne zaman ? ölü baba mı iyidir yaşayan ölü baba mı? öfke doluyum ve hasret ve özlem ve çocukluk doluyum. babası olmayınca insanın ya da hem olup hem olmayınca bir türlü büyüyemiyor. babam olsaydı yanımda ne hediye alırdım ona?

Şimdi baba sana bir hediyem var hazırda. bana yaşatmadığın duygularımı biriktirdim uçurtma yaptım bıraktım. babalar günü hediyen bu sene duygularımdan bir uçurtma..

Minik bir kız çocuğuyum ben
Gözlerimi henüz açtım dünyaya
Annem dedi dünya boşmuş
Sevgi denen bir şey yokmuş
Güzel bir genç kızım ben
Henüz çıktım dışarı
Annem dedi dünya boşmuş
Özlem denen bir şey yokmuş
22 sinde bir kadınım ben
Henüz aşkla tanıştım
Annem dedi dünya boşmuş
Aşk diye bir şey yokmuş
Otuzlu yaşarlarıma gelince ben
Birden kaybolur yıldızlar
Ben daha göremeden
Anladım anne
Dünya boşmuş
Yaşamak dediğimiz
Sahte bir oyunmuş..

15 Haziran 2009 Pazartesi

ACI BAL

Yeniden yazmaya başlayabildim. Sanırım ilham perim biraz tatile çıkmıştı aklımın ücra köşelerine. ilk önce acı balı tamamlayacağım. Gözlerimde kalana...nasıl heyecanlıyım. parmaklarımın ucunda gelişen bir hikaye, satırlarda doğacak. beğendirme kaygısı taşımadan yazıyorum bu kez, sadece kendim için... bütün gözlerde kalanlar için :)

Çoook yakında :))

12 Haziran 2009 Cuma

Farid Farjad

derin dokunuyor içime, içimde sakladığım acı değmemiş yerlerime acıyı hatırlatıyor. dinledikçe dinleyesim dinledikçe daha bir ölesim geliyor. dinledikçe içim acıyor...

11 Haziran 2009 Perşembe

rica

bir yer varmış bahsedyorlar, adına cennet diyorlar. bu dünyada ne ekersen biçecekmişsin öbür tarafta öyle diyorlar. bir yer daha varmış adına cehennem diyorlar. ödül vereceklermiş ve ceza. farkı sonsuz oluşuymuş. dünyada payına acı düşene öbür tarafta cenneti vermezlerki. günah diyorlar adına yasak meyveyi yiyen atalarımın günahını çekmeye başlamakla başladı hayat. sonrası hep aynı gelişti.
kendine ait kalmayan bir hayatı yaşamak niye.azrail bu sefer bir kıyak yap bana da gel almaya. bekleyiş çok uzun zaman geçmiyor. hey sana diyorum ben beceremiyorum ölmeyi bile hadi bıraak işi gücü de beni almaya gel artık.

8 Haziran 2009 Pazartesi

Anlatı

bir matemin rengi dolaşıyor gökyüzünde. birazdan kapısı olmayan odaya pencereden biri girer. neresi olduğu mu önemli içinde kimin olduğu mu , kapalı kapılar hep merak edilir. anlatırsan bütün hikayeni kalmaz ve hergün biraz anlatırsan sıkar ve sen hergün yaşarsan olmaz.

yürüyüş

bir atsam kendimi beyoğluna dolşasam orada burada zamansızca kendimle kolkola. sonra otursam bir bardak su içsem, en lezzetli içkinin tadını bıraksa damağımda, sarhoşluk halimden kurtulsam ayılsam, sonralarım çok olsa bu kez, sonra ile başlayan bir çok cümle kursam . şeyleri şey oldukları için ayrı tutsam birlerden ve herlerden. garip başlamasa gün süpriz olsa da acı olmasa ya bu kez. pembe kurdelalı kız rüzgarda sarı saçlarından düşen kurdelasını aramasa ve karşılaşmasa hayatının aşkıyla. aşk olmasa ya bu kez. beyoğlu beylik bir türkü tuttursa anlamını bilmediğim. kekremsi bir tat bıraksa ağızımda bu yollar, midem bulanmasa, o olsa bu olmasa, hadi be bu sefer bu oyunda benim istediklerim olsa bir gün olsa olmaz mı?

5 Haziran 2009 Cuma

üzgün değilim

takmıştı

Kendi macerasında çok oyalanmıştı.
ne çok yazası vardı saçları bal köpüğü renginde olan sorumsuz kızın hikayesini. saçları koyu kumraldı aslında gözleri ela. herkese nasip olmaz ela gö. bir dengesizlik hakimdir evvela. biraz yeşil biraz kahve rengi azıcık balköpüğü yaratan bile karar vermekte zorlanmış sanki. gözlerine uysun diye boyamış saçlarını ve saçlarına uysun diye gözlerine lens takmış. yani beğenmeiş tanrının yaptığını. haksızlık etmiş yaratana bu seferde o etsinmiş hep tanrımı haksızlık edecekmiş...
ne çok alatası vardı ruhu kaçak kendi mahkum kızın hikayesini. duvar saatine takmıştı bir kere. kalabalıktı ev uyrken kimi aksırır kimi öksürür kimi ossururdu o diğer odadan salondaki saatin gıcık sesini duyardı sadece. takmıştı saati yapana uyuyamadığı için söver dururdu, herkes işini iyi yapsa böyle olmazdı zaten, takmıştı odanın bütün gürültüsünün yanında tak tak takdiye belli belirsiz vuran saatin aslında olmayan sesine....

bukle

buklelerni beğendim nasıl yaptın dedi. evde maşa ile yaptım sarıyorum ve saymaya başlıyorum: 1-2-3-4-5-6-7-8-9-10 işte brinci buklem oldu bile dedim, güldük. bugün garip bir hüzün vardı yüzünde idolümün. anladıki anlatmaya ihtiyacı var. öğlen dedim beraber kahve içelim mi size söylemek istediklerim var. anladığımı anlamıştı. tabii dedi seni dinlerim. beni dinle nolur anlatmaya ihtyacım var dye sessiz çığlıklar atıyordu gözleri. yemek yedik beraber gülüştük kalabalıktı. sonra aşağı indik. odada yalnızdık. o anlat bakalım dedi ben kendime engel olamadım : düşersem beni tutacak kaldıracak kimsem yok biliyor musunuz dedim. nereden çıkmıştı ki bu brden. utandım. yanaklarım kızardı. güldü bana. yanıma oturdu, ellerimi avuç içine aldı sıktı, konuşmadan gözlerme baktı. hiç kimse bu kadar samimi bakmamıştı gözlerime. bana hikayesini anlattı. anlattıkça anlattı, onu o yapan herşeyi anlattı, tutkularını hırslarını, dostlarını,düşmanlarını anlattı. konuştukça konuşası vardı. bir an durdu pencereye yürüdü. insan dedi birbirini hikayesini bilince daha iyi anlıyor. gözünden bir damla yaş düştü. yanına gittim küçük bir kız çocuğuydu sanki. bana baktı sarıldık. nasıl samimi nasıl içten nasıl sıcaktı. ne kadar öyle durduk bilmiyorum. yanağımı sıktı tombiş yanakların var dedi, öptü:) sevgiyi hissetmek ne kadar güzel bir duygu. sen dedi şanslısın. neden dedim. çünkü düşersen tutucak kimsen yok, etrafın kalabalık ama kimsen yok. acını anlayamıyorum çünkü ben düşersem beni tutacak insanlar var sen bile tutarsın düşersem. ama sen düşersen yerde kalırsın uzun süre. o yüzden senin düşmen daha zor, o yüzden sen daha sağlam basıyorsun yere, o yüzden bu kadar cesursun. biliyorum bu güçlü görüntünün ardında ne kadar narin bir kız çocuğu var görüyorum merak etme dedi. görünmek hiç bu kadar iyi glmemişti. bana inandığını söyledi, tekrar sarıldı, keşke onun kadar bende kendime inanabilseydim ...

28 Mayıs 2009 Perşembe

1 erkek 1 kadın

çok beğendim :)

diyork kadın: siz neden bir yumurtayı döllemek için milyarlarca sperm üretiyorsunuz bilyor musunun?
diyorki adam : ne alakası var ?
diyorki kadın: çünkü bir tane sperm akıl edipte yumurtaya giden yolu sormuyor:)))

acı mı?

acı çektirmeyi seviyorsun dimi diye sordu ela ela bakan gözleryle. hoşuna gidiyor aydınlığımı almak beni karanlıklarda bırakmak mutlu ediyor seni dimi-bağardı. oysa bir zamanlar herşey olandı o ela gözler. en mutlu edendi başka aydınlığa gerek duyulmayandı. seni bir cam fanusa koyup dışını siyaha boyamak istiyorum, seni kimse görmesin demişti en son ... ayrılık cümlesinin bir önceki cümlesiydi bu. o fanustan bahsetti ben ayrılık dedim yakın bize. sudan çıkmış balık gibi çırpındı gözlerimin önünde. gördüğü son şey gözlerim oldu. ve onun istediği de oldu. kimse görmedi beni bir daha hiç. kimse onun gördüğü yanlarımı görmedi, tam da söz verdiğim gibi anlatmadım kimselere. keşke demek yasaktı bir kere yasakları da yasaklamıştı ya unuttu. keşke dedi gidişin engelleyecek bir adım atabilseydim sana. gidişimi ben bile engelleyemyordumki. oysa çok uzun kalmıştım sende. sana uzaktım belki ama uzun lkalmıştım.şimdi sen acılarına br suçlu bulmak için benim yokluğumu suçlamaya kalkma olur mu? sen acıya hasrettn zate biraz acı iyi gelir uslanmaz ruhuna. hem benim yokluğum senin varlığına armağanım olsun olur mu ?

merak?

bir başka başlar bazen sabahlar.
evden çıkarken çöpçüyle karşılaşırım ağzında sigara elinde süpürge aklında kimbilir hangi düşünce sokağın köşe bucağında dolanırken. kendi külünü en sona mı bırakıcak acaba diye bakarım o benim baktığımı bilrmişçesine zamansız süpürür külünü kendie getirir beni: hadi işe geç kalıcaksın oyalanma buralarda diye sessiz bir selam verir bana. çöpçünün gözleri buğulu bakar belliki derdi çok. bu sabah erken çıktım evden çöpçü henüz gelmemişken. merak eder mi acaba beni?
bir başka yollardan gider insan bazen.
iki alternatif buldum kendme işe gitmek içn br gün birini bir gün birini kullanıyorum. durakta hep aynı yüzler aynı saatte. kimse kimseye bakmıyor hepsine günaydın ne güzel br sabah değil mi demek geliyr içimden. bu sabah başka bir yoldan geldim. merak eder m duraktakiler beni?
bir başka simitçiden simit alır bazen insan.
işyerinde sokağın başındaki simitçi amca kankam olur. her sabah simitin en gevreğini sana ayırdım der. biraz memleket meselesi konuşuruz. hayırlı işlerin olsu amca derim. gülümser, rızk Allahtan der. bu sabah simit alamadan geçtim simitçinin önünden. merak etmiş midir simitçi amca beni?

15 Mayıs 2009 Cuma

sevgiliye

kalbine baktır dedin durdun bana, baktıramam utanırım içinde sen varsın dedim güldün.. oysa gerçekti söylediğim. sen kalbime geldiğinden beri değişti ritmi kalbimin. bir garip çarpıyor içimde. sığamıyor göğüs kafesime. nefesimi de kesiyor arada bir. yani senin yüzünden sevgilim bişeyi yok kalbimin sadece aşık oluyor, birazda sızlanıyor naz yapıyor, alışkın değil biri için heyecanlanmaya mazur gör bu halini. bişeyi yok kalbimin sadece içinde sen varsın ikimize dar geliyor...içim içime sığmıyor....

13 Mayıs 2009 Çarşamba

dar..

unutulmuyor hiç bir yaşanan kalbe acı geliyor zamansız bir nefes darlığı başı sonu olmayan belirsiz bir cümle gibi sensizlik...dar geliyor şimdi bu uçsuz bucaksız dünya bana uzay boşluğu küçücük... güçsüzüm ve çaresiz ve çok uzağındayım çaremin.. arabesk bulma söylemimi ama senin için vazgeçiyorum senden... sen bende kaybolma diye kendimi kaybediyorum. kendimi kendimde kaybettim senin için kimse için yapmamıştım bunu kendim için bile...

Cehennet

bir garip yalnızlık var bugün. pusuya yatmış yine ecel kapıda bekliyor. göemüyorum sanıyor gözlerini. siyahı koyu grisi inadına gri bir toz kaplıyor geceyi sabır çekip sabah olmasını bekliyorum. sen gelme diye rüyalarıma uyumaktan vazgeçiyorum. gece karanlık gece soğuk. bir esinti sarıyor odayı yanıbaşımda uyuyan ölüler hiç rahatsız olmuyorlar. duvarlar sarıyor etrafımı kımldayamıyorum. ses geliyor. gölge içeriden sinsice yaklaşıyor. parmak uçlarında adım adım ilerleyen ölüm parmak uçlarımda bekliyor. diğer ölüler horlamaya devam ediyor. ben bu anı böyle hayal etmemiş olmamının verdiği şaşkınlıkla bakıyorum etrafıma. yeşiller yok mavilerde. diyorum yolun cehenneme düştü. ses geliyor. cennette bu dünyada cehennemde sen cehennete gidiyorsun şimdi. bir tuhaf geliyor kelime cehennet ne diye sorucak oluyorum daha iyi sorulara saklıyorum hakkımı nedense üç soru var gibi geliyor takıntılarıma gülümsüyorum. ecel şaşkın bakıyor yüzüme. oysa o yüzündeki ifadeyi hep başka suallerde görmeye alışkın. vücudum karıncalanıyor. soğuyor ellerim daha da çok hiç ısınmazlar zaten. Allah vergisi bir ölü bedeninde yaşıyorum sanki rüyalarımda şahit değiller mi buna. bulutlar siliniyor birden etraf aydınlanıyor. kokrkmadığımı anlayınca ecel vaz mı geçiyor. bir el hissediyorum belimde. kucağına almış hastahaneye yetiştirmeye çabalıyor. gözyaşları damlıyor yüzüme. soğuk geliyor. vücudumun ısındığını anlıyorum. ölüm yine teğet geçiyor. bir damla kan akıyor burnumdan. koku siyaha yakın kırmızı tadını almak için dilimi uzatıyorum burnuma azrail gülümsüyor. hiç de kötü değil tadı. sevenlerim koşuyor peşim sıra etraf kalabalık yalnız kalınmıyorki bir de ölüme yalnız gidilir derler. verecek bir canım bende kalıyor. canımdan canlar geçip gidiyor. hastanedeki ilaç kokusu genzimi yakıyor, koku öyle kötü ki burnum bir daha kanıyor. bunu gören kulağım kıskançlığından mıdır nedir bilinmez kanamaya başlıyor. içimden dilimi kulağıma uzatmak geçiyor azrail ile ecel kahakahayı patlatıyor. elele tutuşup ayrılıyorlar yanımdan. deli diyorlar bırakalım ne yapsa yeri zaten. ben kendimi başka bir rüyada buluyorum bu kez rüyalar bitmek bilmiyor uymadığım halde peşimi bırakmıyor... cehenneti hayal ediyorum, cennet de bu dünyada cehennem de..

11 Mayıs 2009 Pazartesi

Çocuk

Çocuk sana uzak dur demiştim uçurtmalardan... kapılırsan ve deli bir poyraz eserse kapar götürür seni biilmediğin diyarlara. sağlam basmalıydın ayaklarını yere unutmamalıydın sağlam bir ağaç gövdesine tutunmayı. bıraktın kendini kandın rengarenk uçurtmanın güzelliğine. şimdi bilmediğin diyarlarda rüzgarın seni geri getirmesini beklemektesin. dua et çocuk sen dua bilir misin?

Dostum...

Bir dost biliyorum hiçbir zaman okumayacak burada ondan bahsedişimi
bir dost başka evlerde başka yaramazlıklar yapıp aynı dayakları yediğim
bir dost geçmişte de değerli gelecekte de bugünde
bir dost sanki tek dost
yüzüne bakınca beni anladığını anladığım bir insan
bir yürek kırık dökük acı dolu benimkine kardeş
bir şarkı aynı şeyi hatırlatan
bir bira aynı tadı bırakan damaklarda
bir umut sadece mutlu yaşamak uğruna.
benzemiyor kimselere bir dost, benzemesin kimseler ona,

bir dost düşünce yanına düşecek kadar dost...

Yara

Kabuğunu kopartıp sakladığım yaralarımın izlerine baktım da dün sanki seni gördüm. sana vermiştim en son yaramın kabuğunu en kıymetli hazinenmiş gibi bakmıştın. Sen ki bu kadar değer verirdin bana. şimdi ben kalbimi nasıl başkalarına vereceğim? nasıl paylaşacağım seninle paylaşmadıklarımı? bu kadar erken gitmesen olmaz mıydı? toprak almasaydı seni. Tanrılar benden çok mu seviyorlar seni mümkün mü bu? düştüm kolum kanadı kabul bağladı yaram. koparttım yaramın kabuğunu yedim. tadı bir garip geldi. Sen öldüğünde dudaklarından gizlice öptüm odada aynı bu tadı andırıyordu. kopmuş yara kabuğu gibi bir ölünün dudakları. sen şimdi her nerdeysen görüyorsan ya da görmüyorsan sen şimdi ne yapıyorsan ya da yapmıyorsan biliyorum ki sevemeyecek kimse yara kabuklarımı senin kadar. biliyorum acıyacak hep yaralarım sen öpüp geçiremeyeceksin.

Ölüler geçiyor mezarlıklardan görüyorum. Her birinin ayrı bir hikayesi var fısıldıyorlar ben geçerken mezarlıktan. ben seni soruyorum sessizce onların analtıcak çok şeyleri var sana sıra gemiyor. ölüleri dinliyorum yine senin en kızdığın şeyi yapıyorum. kız diye sen bir yerden gel diye yapıyorum. masal oldu bir sürü hikaye oldu yokluğuna yazdıklarım daha neler neler oldu.

ölüler bilgisayar kullanabilir mi....

8 Mayıs 2009 Cuma

Devrim Arabaları

Dün izledim. çok beğendim. aktarmak istediklerim var:

Sevgilime dedim ki bu cümleyi iyi ezberle ileride çocuklarına söylersin :" ben senin öğrendiğin kadarını unuttum..."

sonra bu ülkede başarı her zaman cezalandırılır..

film ne kadar da Türkiyeydi. ne kadar başarılı anlatılmış.. insanlar inanıyorlar bu ülkede. gerçekten inanarak başlıyorlar.. ülkelerini seviyorlar, mücadele ediyorlar, daha iyisini istiyorlar..ama birileri arkaplanda nasıl güzel kullanıyor bu coşkuyu nasıl güzel oynuyor insanların erdem saydıklarıyla. bir grup mühendis hiçbir çıkarı olmadan sadece başarmak için fayda sağlamak için yapmıştı. bir grup bürokrat en fazla çıkarı olan sadece kendini kurtarmak için yapılmasına destek olmuştu.

Denizlerde böyle inanmıştı. hiçbir çıkarları yoktu. hiçbir fayda sağlamayacktı bu onlara. herkes için istemişlerdi. inanmışlardı sevmişlerdi mücadele etmişlerdi. kim niye desteklemek istedi biliyorlardı desteği de kabul etmediler. üç fidan oldular darağacında gözyaşı oldular. bir zamanlar anarşist vatan hainiydiler bir zaman kahraman oldular bir zaman ütopyacıydılar... onların terime tabire ihtiyaçları yoktu onlar sadece fayda sağlamak istemişlerdi.

ama iktisatın kıvraklığıydı bu biraz da işte. ceteris paribus nerdeydi unuttular. marjinal fayda kime göreydi?

iktisat yazasım var da olmuyor çok uzak kaldım marxa...

çilekli şurup

bugün seni anlatmayacağım uzun oldu siyaset yapmayalı. bugün ekonomi bahsedeceğim bugün eşitlikten adaletten bahsedeceğim de birikim azaldı sanki içimde sahi ne zamndır okumuyorum bugün okumaya başlasam mı artık aylar önce aldığım kitaplarımı off hiçbişey yapmıyorum örümcekler sardı beni yine kaşınıyorum annne perdede örümcek var yine ya da ben bir şişe şurubu kafaya diktim az önce..

çare

offlar bastı işte yine..

anlatıcaklar var da çok da anlatabilecek olna yok şimdi içiyle meşgul..

memlekette çok mesele var üzerinde kafa yorulacak çözülecek de bencilliği tutty işte derdiyle uğraşıyor..

kan akıyor burnundan ve kulağı kanıyor kanlar sarıyor etrafını acımyor canı umursamıyor korkmuyor ama birine anlatası var işte doktor derdime bir çare..

5 Mayıs 2009 Salı

fotoğraf

ne çok hikayesi vardı anlatacak ve heybesinde bir dolu pişmanlıkla çıkmıştı yola henüz. başlayabilseydi bir ertelemeseydi ya artık anlatsaydı içinde birikenleri. konuştukça konuşası geliyordu. o dinliyordu başta belki ilgi çekiciydi anlattıklarıdaha önce duymamıştı bunları ne de olsa. sonra ne oldu? hala anlatacakları vardı daha başlamamıştı bile. ama dinlemiyordu artık ilgilenmiyordu. oysa buzdan bir prenses değildiki heybesi olan. soğukluğa ihtiyacı yoktu. aksine buz tutmuş yanlarını eitecek bir sıcaktı aradığı elleri üşüyordu ne de olsa. hem elleri hep soğuktu heybesinde pişmalıklar taşıyanın. sanmıştıki salıncak kadar gerçek olabilir yaşananlar salınackata pişmanlıklara katıldı. katma değerli bir pişmanlık yasası oluştu içinde. oysa pişman olmamayı tercih edebilseydi artık bir karar verbilseydi veya.. ne kadar analamsız bir yazı olmuştu. gönderdiği anlattığı anlatamadığı. bir ağaçlı yol tasviri yapabilirdi içinde özlemini duyduğu. marmarise giderken ne dinlemişti yolda. ne çok sevmişti o şarkıyı son yemek parasını vermişti cd ye. aç kalma pahasına... ikame ediyordu hayatını böyle böyle işte. her seçimi bir vazgeçiş oluyordu zaten de seçtiklerinden de vazgeçiyordu işte. acı vardı hikayesinde ama mutluluk daha çoktu. yazdıkça yazası anlattıkça anlatası vardı yarısı kendine ait yarısı başkalarına ait hikayeler vardı belki hepsi hayal ürünüydü bilmiyordu kendi derinin de çoktan kaybolmuştu. noktası virgülü olayan hatta imlaya yer vermek istemeyen bir hikayeye başlamak ve bu sefer vazgeçmemek istemişti. oysa. seçim mi yanlıştı insan mı yalnızdı. yalın hallerini sevmezdi oysa. korkardı bi kere karanlıktan. bir garip dünyadaydı işte. neydi acıtan. işe yaramaz hissediyordu. sorumlu hissediyordu ama sadece hissediyordu bu kez. hiçbişey yapmadığını farketti. bişeyler yapmalıydı oysa. çabalamalıydı mücadele etmeliydi pes etmek de neydi. ne zaman vazgeçmişti düşündü. bulamadı hatırlayamadığı kadar eskiydi vazgeçişleri. marmarise giden ağaçlı yolu hatırladı çalan şarkıyı hatırlayamadı. marmarise giderken mi dönerken mi uğradığı kleopatra plajını hatırladı elindeki elmayı neden yere düşürdüğünü hatırlayamadı. kirazları hatırladı kulağının arkasında fotoğrafları hatırlayamadı. herşey silikti silindikçe silinmeli miydi. hayat bunu mu gerektirirdi. yoksa bu kadar çok fotoğraf çekme isteğinin sebebi artık unutmak istemeyişi miydi...

29 Nisan 2009 Çarşamba

an...

ve sen merak etmelisindi benim sonramı öncem önemli değilken artık sen gelip yarınımı değerli kılmalısın oysa sen anımı merak ettin geçmeye yüz tutmuş yakın zamanımı...

sigara

bir sigara yakasım geldi, derin bir nefes çekesim ardından, sigaraını ucunda yakasım geldi kendimi de... ama ne sigara yaktım ne kendimi... çünkü sigara yasak olsun dedik, yasak oldu yanmalar da...

3nokta edermiş

noktalar koymuştuğu yoıkluğuna yazdığım şiirlere mektuplara... oysa yanlış yapmışım ne kadra da çok... öğrendimki devamı var demekmiş 3nokta... oysa sen bir daha görmemeliydin beni bir daha söylememeliydin sevdiğini... öyle olursa daha kolay tutardım ben sevgilimin elini...oysa şimdi 3nokta var aramızda sanki ben seni bekliyormuşum sende birgün gelecekmişsin gibi... bak işte yine sensizliğe yazdım bunu...istemesende belki ben istesemde sadece sende dahil oluyorsun her hikayeye başladığımda... 3noktalar olmasa sana konmasa ve serçeler yavrulamaya başladığında daha yeni yeni sen sadece minik bir solucan olsaydın hikayemde...oysa sen yeni doğan serçenin kanadı olmuşsun ben mi öyle yazdım sen ben yazdım diye mi oldun bilmiyorum olmasaydın iyi mi olurdu onu da bilmiyorum... ben neyi bildiğimi de bilmiyorum seninle ilgili... varmıydın gerçek miydin biz miydik biz diye bişey hiç oldu mu bilmiyorum... araya yollar girdi araya uzaklık girdi araya başka eller başka sevdalar girdi ama kalbe yakın yerde sen kaldın yine...bak bu hikaye de 3 nokta ile bitiyor işte.... ben birini böyle sevmedim ben kimseyi yürekten içimden sevemedim sanki yaratan bana vermemiş gibi sevmeyi...başkalarının acılı aşk hikayelerini anlatıyorum... bir sevsem nasılda derinden severim...bir sarılabilsem bir öpsem öyle derin olur ki kendi derinliğimde boğulurum...ne kadarı bana ait anlattıklarımın ne kadarı gerçek ne kadarını hissediyorum... ne önemi var ben yazmak için gelmişim dünyaya siz hissedin anlatın hikayelerinizi bırakın gerisi benim hayal gücüm...
kime yazdım bunu ben şimdi... hayatında 3noktaları olanlara yazdım biraz edaya yazdım biraz şuleye biraz tanımadığım parktaki kıza biraz ona biraz buna acı çekene yazdım unutamayana...

Bir Plesenta Uzantısıdır Yaşamak...

İnsanlar mucizeler için doğmuştur...
İnsan başarmak için gelir dünyaya başarısızlık için değil!.. Gittiğim bir eğitimde duvara asmışlardı bu yazıyı 5. kat girişinde merdicvenlerden hemen sonra solda.
Evet insan başarmak için doğmuş olmalıydı, çünkü zaten dünyaya gelişi bir başarıydı. Milyonlarca spermden biri, sadece belli zamanlarda üreme için uygun olgunluğa erişmiş bir yumurtayı bulur önce. Hayatta benzer buna. Milyonlarca olasılıktan birisindir hayatta, tercihlerinle, fikirlerinle sadece kendin olarak bile. Sonra yaşamını uygun olgunluğa getirmek için bir sürece girersin. aile,okul,iş,arkadaş ortamları.. Her birinde zaman zaman durup soluklanırsın. Sperm yumurtayı seçip döllemek için bir giriş yaptığında yumurtanın da bu olaya kayıtsız kalmaması ve spermi beğenmesi , seçmesi ve izin vermesi gerekir. yani sen elmayı seviyorsun diye elma da seni sevmek zorunda değildir.Sonra embriyo oluşmaya başlar. o sırada dış etkenler - kadın,erkek - bu oluşuma izin vermelidir. yani hayatta da dış etkenler yaşamımıza izin verdiği sürece yaşayabiliyoruz. bazen bir deli kurşun göğsümüzü ortasın geçip gidiveriyor...
Derken bir plesenta uzantısında başlar yaşam...
Canlı canlı olabilmek için canlı kalabilmek için başlar anne karnında mücadeleye. Bilseki dünyaya geldiğinde de süreç aynı devam ediyor. Çünkü doğanın bizleri karnıda taşıya bir anne figürü olarak ne kadar da başarılı olduğunu düşünürsek görüyoruzki anne karnındaki mücadelemiz yaşmak uğruna ve daha iyi yaşamak uğruna. ve zorlu mücadele 9 ay 10 gün sonra biter embriyo için yani tm olgunlaştığında, ama insan için dünyadayken bu süe ne kadar belli olamıyo, yani ne zaman doğanın karnından toprak anaya kavuşuruz bir büyük bilmece. ölüm insan oğlunun korkulu merakı...Bir mucizeyi başalatabilmek için aylardır bulunduğu yere veda ederken canlı yeni bir yolculuğa başlar aslında hiç de yabancı olmadığı. tam da oluşumuna ilk izin verilen yerden gelir dünyaya. ölürken de tam da oluşumumuza lk izin verilen yere gitmez miyiz?
İnsanın oluşumu ve doğumu arasındaki süreç ile yaşamı ve ölümü arasındaki süreç birbirine benzemiyor mu?
Bir plesenta uzantısıdır yaşam, bütün iş vaktin ayarlanması..

Ezgi Aktaş 28.04.09 08:36

24 Nisan 2009 Cuma

tango zamanı

Tangoya başlamak istiyorum dedi içimdeki oynak kadın biraz terle biraz dağıt dedi kendine ayır zamanını itiraz ettim önce bütçe dedim sonra vakit yok dedim ayarlamak lazım hem fedakarlık da gerekir dedim kavga ettik kendimle uzun uzun sonra peki dedim herkesin istediğini yapıyorum kendi istediğimi de yapıyım madem olur dedim kendimle anlaştım cumartesi yeni insanlar ile barışmaya gidiyorum. şimdi arjantine yolculuk ispanyaya daha var nasıl olsa...

ayrılıktı adı...

Derin bir acıydı içindeki çünkü keşkelere gebe bırakmıştı sevdasını. uzak yolar girmişti araya ama onları ayıran bu değildi hem atilla ilhan söylemişti ayrılıklar da sevdaya dahildi çünkü ayrılanlar hala sevgili. bir başkasının elini tutuyordu şimdi ikisi de. bir başka ilişki içinde 2 olmuşlardı ama tekil bireyselliğinde kayboluyorlardı aşkın. oysa yüce bişey verilmişti onlara. sevmek derinden en yürekten dudaklarında eriyerek ve bütünleşerek ruhun sarsıcı bedeninde belli belirsiz bir el gibi gezerkn her bir hücresinde. bir başkasına sarılarak ama onu sararak yaşarken her daim ot çeker gibi. nerden gelir anlamsız sorular en hatırladığın yerde bırakmalısın yaşamayı nasılda kolay kandırıyor insan seviyorum diye nası basit iki kelime oluyor ait olmayınca yüreğe. hem insan herkesi sevebilir kolayca ama 2 olunca değişir işte. gün tuhaftı gün acı tatlar bıraktı köftenin yanında yenen acılı ezme gibiydi içeride kalanda. yenen ne kadar lezzetli bir yemekti oysa. ah nasıl bir cezaydı bu aşka.adı ayrılıktı ama ayrılık gibi değildi bu. ismi konulmuştu ama yaşanamıyordu bir türlü sevda bırakmıyordu peşlerini. başka yaşamların içinde birbirlerini arayıp duruyorlardı. böyle bitmeseydi bu kadar acıtmazdı belki de . keşkeye gebe bırakmasalardı sevdalarını beklemek zorunda kalmazlardı bir gün doğacak yeniden aşk diye. sessizce çıkıp gidişleri seyretmek sessizce veda etmek çoğu kez sadece bakmak hatta bakamamak almıştı en kavuşulan en sevişilen anların yerini. uzaktan geçerken belki karşı kıyıdayken o sen buralarda el ele dolaştığınızı düşüne dur o karşı kıyıda sarıldığınızı hatırlasın. kim vermişti bu hükmü bu aşka. ah sevda içeride yaralar açmaya devam ediyordu işte. acıtıyordu, kanatıyordu belki biraz saçmalatıyordu. nasılda yoktu şimdi bir zamanlar herşey olan. nasılda bırakmıştı bir zamanlar nefes olan. sevda bitmemişti ama biten bişeyler de vardı işte. en zoru da geri dönmekti. değişmişti insan kollarına başkasını almıştı başkasını sarmıştı derinden ama hep onu düşünerek. başka vücutlar girmişti kalp ile araya. eskiden temiz olan kirliydi artık. el değmemiş olana el değmişti belli belirsiz. kalbe yakın bi yerden bir acı kalbe yakın derinden bir sızı kalbe yakın kalbe ait ne varsa hep kırık yıkık artık...

ATİLLA İLHAN

AYRILIK SEVDAYA DAHİL

Açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın
En görkemli saatinde yıldız alacasının
Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader
Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın
Rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
Mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan
Onu çok arıyorum onu çok arıyorum
Heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları
Bir yerlere yıldırım düşüyorum
Ayrılığımızı hisettiğim an demirler eriyor hırsımdan
Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş
Tedirgin gülümser
Çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili
Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
Her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili
Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
Gittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu
Yıldızlar inanılmıyacak bir irilikte
Yansımalar tutmuş bütün sahili
Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
Öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil
Çünkü ayrılanlar hala sevgili
Yanlızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık
Hava ağır toprak ağır yaprak ağır
Su tozları yağıyor üstümüze
Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
Eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı
Karanlık çöktü denize
Yanlızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin
Ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
Kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan
Bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince
Sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice
Yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak
Bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına
Benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle
Sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız
İkimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız
Hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi
Tuz parça kırılsak da hala içimizde o yanardağ ağzı
Hala kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessüm zehir zemberek AŞKIMIZ

21 Nisan 2009 Salı

hayat

çok şey istemiyorum hayattan mesela koca istemiyorum bana ait bir bebek istiyorum sadece. sonra küçük bir çatı katına razıyım yalnız yaşayacağım. bir tane köpek istiyorum geceleri yürüyüşe çıkarcağım. ufak bir tosbağa araam olsun yolarda perişan olıyım istiyorum. bozulan aletlerimi ben tamir edebilirm. sora istediğim zaman çıkıp gidebilmeliyim uzaklara bir kaç parça eşya ve bebeğimle birlikte nerde istersem orada büyütebilmeliyim onu.çok oldu galiba oysa benim hırslarım yok en iyisi olmak için mücadele vermek istemeiyorumki ben. sadece yaşamak istiyorum. deniz kenarına gidip havayı içime çekmek istiyorum. buz gibi suya dokunmalıyım yosun kokmalı ellerim. canlılığı yaşamı hissetmeliyim. sevgilim sen okursan yakın bir zamanda bu yazımı beni denize götür birkaç şişe şarap alalım bi de ateş yaktık mı ben sana şarkı söylerim hikayelerimi de anlatırım. sevgilim ben yaşamay özledim hadi denize gidelim..
çocukken salıncakta sallardık birbirimizi bir iki üç saymayı salıncak sırasında öğrendik belki. şimdi kurşunları sayıyoruz bir iki üç saymaktan nefret ettik bugün...

Şükür Anne ...

bugün bebeğim annen sana masallar anlatacak. bugün henüz doğurmadığım güzel bebeğime öyküler yazacağım. aynı elbiseleri diktireceğim ikimiz için. saçlarımı kestireceğim seni kucağıma aldığım gün beraber uzatacağız. dalgalanırsa saçın bende dalga yaptıracağım. benim bir parçam olacaksın ya sen bende senin bir parçan olacağım. ama bana kızacağını da biliyorum meleğim. öfkeni içimdeki sevgiyle besleyeceğim beni nefretinle öldürmeni bekleyeceğim. nasılda anne olmak istiyorum bugün sana sarılmak için. ahh henüz oluşmamış mucizem neler adadım yokluğuna. hormonlarım fazla mı çalışıyor bugünlerde sevdadan mıdır bilmem. yine anneliğim tuttu işte. bütün çocuklara yetecek kadar sevgim var içimde hepinize dağatabilirim sıraya girin. ellerinizden tutabilirim hepinizin kucağım büyük hepinize yer var koynumda. bütün dünya çocuklarına sarılabilirim bugün ayırmadan öteki olmadan henüz o kirlenmeden. öte lememişken hayat henüz onu sevebilirim bana ait gibi. bugün şükredebilirim kadın olduğum için ve karnımda büyüteceğim çocuklarıma hikayeler yazma yeteneği verdiği için bir kez daha şükredebilirim. bir plesanta uzantısı kadar yaşam....

13 Nisan 2009 Pazartesi

kim...

Bir ses gelir bazen, senden başkası duymaz.bir koku duyarsın, başka burunlara ulaşmayan. seni kimleştirir duyuların. hayaletler sarar geceyi ardından. ataların olmayan tanrılara tapmıştı ne de olsa. soluk üfler ruhuna gece. hayal olan masal olur... içeri gelen gölge içine gelir. bir düş ki düşünmekten geçer yolu...ahh nasıl anlatsam kanıyor prangalarda düşlerim. yaralarımı sarmaya gel sevgilim.. dudaklarının değdiği yerde yenilenir hücrelerim...

7 Nisan 2009 Salı

Ölüm Grubuna İtiraz...

kim değil ki ölüm grubunda doğuştan dahil olduğumuz bir grup ölüm. çıkmak ben oynamıyorum demek de yok hem. sona tek bir galibi var sen ne kadar iyi oynarsan oyna o grupta hep ölüm kazanır. garip bir kokusu renkli bir rengi vardır ölümün. gidip gelmeler yoktur girip çıkmalarda tek ve kesindir. yaşamak gibi değil yani ölümün bir asilliği vardır her daim. kesin ve nettir bu gruptaki herşey. ölüm grubunda olduğunu farkettiğinde insan derin bir nefes almalı ve çok geçmeden geri vermeli.

eğer verebildiysen nefesini yaşıyorsun demektir. veremiyorsan bilki ölüm kazandı oyunu. çünkü ölüm tek yanı olan tek tarafı olan bir yer.gidince gelemiyorsun, verince alamıyorsun, kapatınca gözlerini aynı yerde açamıyorsun belkide hiç açamıyorsun kim bilir. ve eğer sen şuanda yaşadığını farkettiysen ve anladıysanki bu dünyadaki tek var olma sebebimiz sadece ölüme hazırlık ve anladıysan bu yarışa gerek yok zaten galibi belli ve anladıysan derin nefesler almalısın, deniz kenarına gidip bir cigara yakmalısın...

ve cigaranın ucunda seni hiç ölmicekmişsin gibi yaşatan herşeyi yakmalısın, yeniden başlamalısın herşeye çocuk olmalısın bir kere insan çocuk olabilmeli. yoksa ölüm hep zamansız kalır senin karşında ve sen hep erken gittiğini düşünürsün. oysa yapacak ne kadar da çok şey vardı. dünyayı dolaşacaktın neden? görmeli işte insan. burası tamam da diğer tarafta ne var merak ediyor bir kere. merak kediyi öldürüyor Allahtan insana bir şey yapmıyor.:))

ABİME....

6 Nisan 2009 Pazartesi

ayna...

Hiçe benziyordum bugün ayna ayna söyle bana demeden söyledi ayna. bugün hiçe benziyorsun. duymaka istediğim bu değildi oysa ben içimdeki hangi prensesi bugün öldürmeliydim onu sormak için gitmiştim aynaya. acıması yoktu bugün aynanın. sen dedi bugün hiçe benziyorsun.

30 Mart 2009 Pazartesi

YOL


Yine yol yazmak istedim ne çok şey anlatıyordu bana yol. dün öleceğini itiraf ettim kendime. dün yksek sesle söyledim o ölecek diye. içim daha az acır sandım itiraf edince olmadı. yol gereksiz şimdi sana. sen daha gelmeyi becermedin ki bu gitme niye. ah masal kahramanım hayat enerjim nasıl çıktı ağzımdan sen ve ölüm hiç yakışmadınız. biliyorum uzaklığı seversin sen hep gidersin hiç durmazsın alıştırmazsın kendine birgün dönmeyeceğini söylersin. bir duymayacağımı sesini. konuşamıyorum seninle. sesini duysam gardım düşücek çünkü sesini duysam dayanamayacığı ölme ölemezsin diye hıçkırıklara boğulacağım. sen sevmezsin gözyaşlarımın tadını tuzlu diye oysa sana denizi hatırlatır gözyaşlarım bilirim. ağlarken yüzüme bakardın. ayyüzlüm derdin. kimse söylemedi senden başka sende bir tek ben ağlarken söylerdin. ah nasıl dedim ölecek diye nasıl çıktı dudaklarımdan bir çırpıda denizi görünce hakim olamadım içime ama kızma hemen ağlamadım. sen derdinki hep ben öldüğümde sana vasiyetim sakın ağlama insanların yanında bir tane daha var vasiyetim demiştin tam kapıdan çıkarken haberi aldığında ne yapıyorsan devam et yapmaya boş vaktin olursa yalnız gel mezarıma. ah ne yapıyorsam devam etmek düşüncesi nasıl bu kadar acımasız olabildin bana karşı. gözlerindeki hareleri saymadan ben son bir kez ve yılda bir kez aa artmış bir tane daha var demeden sen nasıl yol istersin benden. vermem sana izin yol benim bilirsin benden geçmeden yollara erişemezsin. ahh sol yanım sızladı yine sol yanım acıdı. yol bana gerek sen gitmemelisin...

Tavşan

Amcam anlatmıştı nerde okudu o da unutmuş böyle bir hikaye var mı bilinmez ama anlatmıştı amcam. bir tavşan bir köye gitmiş herkes koşuyor. bir tavşan ona hoşgeldin demiş durmadan. bir tavşan diğer tavşanın peşine takılmış koşmaya başlamışlar. akşam olmuş bir tavşan dayanamayıp sormuş neden durmadan koşuyoruz. bir tavşan cevap vermiş burada aynı yerde kalabilmen için bile koşman gerekiyor. bir tavşan bakmış bir tavşan koşmaya devam etmiş..

Salıncak


önce uzaktan baktım salıncağa. yeşil çimenlerin üzerindeki parka dair bir tek salıncak çarptı gözüme. büyümüş müydüm diye düşündüm. salıncak hayal kırıklığı mı olurdu? ben içimdeki bene bir kıyak geçseydim ya bugün. bıraksaydım doya doya eğlenseydi, bıraksaydım istediği gibi yaşasaydı ya bugün. peki ya düşerseydim ya dizlerim kanarsaydı? Kanasındı biri vardı elimi tutan, biri vardı düşersem tutucak olan. peki ya sığmazsaydım? Salıncak bana bir kıyak geçti bindim. omuzlarımda bir el. Salıncak özgürlük demek değil miydi? ensemde bir nefes salıncak yalnızlık demek değil miydi? hızlandıkça hızlandım, ben yüksekten korkardım,yükseldikçe yükseldim. bir el özgürlüğüme uysallık kattı. bir el ruhuma huzur kattı. aynı el bana bir çiçek uzattı. Salıncak bana ne kadar iyi davrandı. Tadı damağımda sallanmanın. paslı demir kokusunu bile özlemişim salıncakların.

El Eli tuttu-- salıncak yalnız kaldı---el eli tuttu--çiçek yanağa yakın kulak arkası--öpücük, masum temiz yanakta--betimledim anı hafıza kaybı olursa hayal edilebilsin diye...

Bir

Bir başladı. bir olmanın bir yolda yürümenin bir-likte gitmenin bir-likte gülmenin tadını yanağımda bıraktı dün. Burak- tı dün...

28 Mart 2009 Cumartesi

git-me-

yine çekip gitmeler sardı etrafımı. bu kez daha da derine indi sanki gitmeler. pişmanlıklarım sanki o gelince daha da acıttı. alışmadan gitmek lazım der içimdeki milyonlarca ses. şimdi terketmek kolay ne de olsa. vazgeçmek gerk yeni başlangıçlardan. ben susarken içim de konuşmasa benimle. küssek birbirimize ruhumla. derin bir sessizlik olsa ölüm sansam. derinden gelen sesler olmasa susup rahat bıraksalar. ben bu kez de hiç bişey olmamış gibi çekip gitsem sen gelip yer edinmeden içimde. şimdiden başladın düşüncelerimi sarmaya bir sigara gibi incecik.ben şimdi gitsem buralardan elvedaya hasret bırakıp kalanları. ben sussam bu kez içim vazgeçse anlatmaktan. hani şu garip sesler var ya içimde uğuldayan hepsi gitse terketse sonra da ben onları bıraksam artık. kendiyle derdi kadının ama kurtulamıyor ki kendinden. bir bir bıraksa kendini biraz rahatlatabilse bu kez. kurtulamıyor kadın kendinden oysa derdi kendiyle...

27 Mart 2009 Cuma

Bir Kadını Özlemek

bir nefes çekesim gelir cigaramdan ne zaman istanbul gibi güzel olan sen gelsen hatrıma.
bir yudum daha içmek gelir şarabımdan ne zaman saçların düşse aklıma.
seni ne zaman hatırlatsa zaman damardan alasım gelir bütün uyuşturucuları.
son olsun derim her şişe boşaldğında içtikçe çoğalırsın yanıbaşımda.
sen ne zaman çekip gitsen yanımdan güzel kadın
ne güzelliğin kalır ne saçların.
kır çiçekleri kokar tenin geçer giderim kırlardan..

Ezgi Aktaş...

Hayyam biraz, biraz Mevlana..

Varlığın sırları saklı, benden;Bir düğüm ki ne sen çözebilirsin, ne ben.Bizimki perde arkasında dedi-kodu:Bir indi mi perde, ne sen kalırsın, ne ben.

Bizim şarap içmemiz ne keyfimizden,Ne dine, edebe aykırı gitmemizden;Bir an geçmek istiyoruz kendimizden:İçip içip sarhoş olmamız bu yüzden..:)

kalk ! uyumak için önünde sonsuzluk var...

Ey kör! bu yer, bu gök, bu yıldızlar, boştur boş!Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş! Şu durmadan kurulup dağılan evrende BIR NEFESTİR ALACAĞIN, O DA BOŞTUR BOŞ...

kor cehalet çirkefleştirir insanları.suskunluğum asaletimdendir.her lafa verecek bir cevabım var elbetlakin bir lâfa bakarım laf mi diye, bir de söyleyene bakarım adam mi diye...

şarkı

ay ışğında saklı bir yüzsün sen
gel söyle ruhunun ezgisiyim ben
gözlerin ellerimi ısıtıyor hadi gel
sözlerin ruhumu sarıyor hadi gel
gel geeell durma uzagımda hemen gel
geel geeell ellerim üşüyor hadi gel....

sen hep tuttuktan sonra vızgelir bana düşmeler
yağmurlar ıslatmıyor soğuk üşütmüyor
sen tutunca ellerimi gözlerim hiç dolmuyor
sevgi yarin sıcağıdır sevince güzelleşir
sev hadi sev sen sevince güzelleşir....

Ezgi Aktaş

Kardelen..

Ben küçük narin bir kardelen
Biliyorum gözlerin sonum olacak
Sıcağına rağmen seviyorum seni
Biliyorum sevgin sonum olacak.

Karların altında buz tutmuş yüreğimle
Sana yazıyorum şarkımı, dinle
Başka kardelenler de elbet gelecek
Biliyorum sevgin onları da öldürecek.

İçimde yaşar asi bir kardelen
Ölüme inat hep seni sevecek
İstemesen de güneşim oldun
Sevgin birgün beni öldürecek.

Bu sana bir veda şarkısı yüreğimden
Çıkma vakti geldi karlı derinden
Kısa ama huzurlu bir yolculuk bu
Biliyorum sevgim sıcağına değecek....

Ezgi AKTAŞ

27 Mart 2009 08:39

18 Mart 2009 Çarşamba

Suphi benzerdi babama..

SUPHİ

Suphi bir acaip adam
Suphi benim canım ciğerim
Kimse bilmez nereli olduğunu
Susar akşam oldumu
Bir cebinde das kapital
Bir cebinde kenevir tohumu

Fırtınadan arda kalmış bir teknede tevekkül içinde
Görkemli sakalı ve iğreti parkasıyla gizlediği macerasıyla
Bir acaip adam yaşardı
Akşamları susardı
Ben konuşsam kızardı
Çocuktum evden kaçmıştım
Gelip ona sığınmıştım
Bir sürgün kasabasıydı
Bir eski zamandı, hazirandı
Küçücük bir koydu, sığdı
Burayı keşfeden belki de oydu.
Uzaktan kasabanın ışıkları yanardı
içim anneyle dolardı, ağlardım
Suphi şöyle bir göz atardı,
Gizli bir cigara yakardı
Ağlardı, sonra barışırdık
Ben flüt çalardım, cigara sönerdi ağlardık

Nerden geldiğini bilmezdim,
Kimsesizdi, belki kimliksizdi
Onun macerası onu ilgilendirirdi
Kimseye ilişmezdi
Bir şeylere küfrederdi hep
Tedirgin bir balık gibi uyurdu
Bazen kaybolurdu
Arardım, yağmurun altında dururdu
Bir kalın kitabı vardı, cebinde dururdu, hergün okurdu
Ben birşey anlamazdım
Kapağını seyreder duymazdım
Sakallı bir resimdi, kimdi, ne kadar mütebessimdi
Sordum bir gün Suphi'ye söylediklerini niye anlamıyorum diye
Bildiklerini dedi; yüzlestir hayatla ve sınamaktan korkma
Doğru ile yanlışı o zaman ayırdedebilirsin
Ve onu anlarsın
Sonra gülerdi
Günlerim yüzlerce ayrıntıyı merak etmekle geçerdi
Sonra yine akşam olurdu.
Suphi susardı, ben konuşsam kızardı
Tekneye martılar konardı
Yüreğim Suphi'ye yanardı, ağlardım.
Suphi denize tükürürdü
Gökyüzünü tarardı, ağlardı
Sonra barışırdık
Ben flüt çalardım
Yıldız kayardı, ağlardık.

Bir sürgün kasabasıydı, bir eski zamandı, hazirandı
Çocuktum, evden kaçmıştım, gelip ona sığınmıştım
Bir gün aksilik oldu
Annem beni buldu
Suphi kaçıp kayboldu
Kasaba calkalandı, olay oldu
Ben sustum, kanım dondu
Polisler onu yakaladığında tekti
Felaketti
Herkes meydanda birikti
Karakoldan iceri girerken sanki mağrur bir tüfekti
Ansızın dönüp bana baktı
' Anladın mı ? ' dedi.
Anladım dedim anladım
Ve o günden sonra hiç bir zaman hiç bir yerde
Hiç ağlamadım...

bayram mesajı

Bayramlar güzeldir elbet elini öptüğün bi baban varsa veya aile ne demek biliyorsan coşku doluysa için.. bayramlıklarını başucuna koyup sabah olmasını beklediysen çocukken biliyorsundur ve seviyorsundur bayramları.. peki ya böyle olmadıysa hiç... her bayram her özel ve güzel gün sana acı katıyorsa yaşayamadıklarını hatırlatıyorsa öpemediğin elin kokusuna hasretsen hergün .sığınamadığın korunamadığın yerlerin varsa içinde. peki ya birileri içinde kapanmaz yaralar açtıysa daha doğar doğmaz... hayat senden vermeden almışsa bazı şeyleri ve senin elinden kabullenmekten başka bişey gelmiyosa sahip olamadıklarını.insan illa polyanna mı olmalı.. yoksa hayat kadar gerçek değil mi acı çekmek ve gözyaşıda yoksa sadece mutlu insanlar mı var yeryüzünde o zaman ben bu dünyaya ait değilim yada insanlar kendilerini kandırmayı çok iyi başarıyolar.. tutunmak mı tutunamamak mı işte bütün mesele bu aslında. peki ya sen istemesen de hayat seni mecbur bıraktıysa tutunmaya küçücük omuzlarına büyük yükler bıraktıysa? olur elbet hayat bu sevinçlerde gerçek... yaşamak mı önemli değil ölmek mi önemli? ondan kolayı yok ..sen nesin bunu asla bilemeyeceksin der hayyam sen nesin bunu asla bilemeyeceksin öyleyse sağlığına iyi bayramlar... cebinde çikolata kadar harçlık da dolsun :))

geçmişte yazılmış bir yazı...

yazmak çok boyutlu bir da vinci tablosu gibi belki de goethe nin en anlamlı melodilerinden insanlığa uyarlanmış bir versiyon. ruh hali deriz hep yani dış bedenden soyutlarız düşüncelerimizi oysa bir insanda ilk olarak dış bedendir göze çarpan. işte o yüzden hiç tanımadğımız huyunu suyunu bilmediğimiz biri bir anda bizim prensimiz prensesimiz olur veya kıro gibi terimler kullanırız onunla ilgili. bir insanı tanımak değildir amaç. bir insanı kendi gözlerinle kendi kalıplarına uydurmaya çalışmaktır. değildir amaç bir insanı kabullenmek veya onu olduğu haliyle sahiplenmek. amaç o insanı hayatında işe yarar bir hale sokmaktır. ve işte tamda buna insan oğlunun fıtratı diyoruz.yazmak anlatmaktır. yazmak söyleyemediklerinin bir kısmını söylemeye çalışma sanatıdır bence. elin kaleme gittiğinde dökülür artık senin yeni dünyandır yazdığın kağıt parçası. dökülür teker teker bir ağacın dallarından yapraklarının dökülüşü gibi kelimeler parmak uçlarından. sensindir o ve bir bakmışsın çıplaksın artık dökmüşsün bütün yapraklarını. yazdığın anlattığın bir başkası içinse daha korumacısındır gelebilecek zararlarıda düşünürsün ve bilirsin ki kimse seni senden daha fazla önemseyemez veya düşünemez. kaldı ki bir insanı önemsemek erdemli bir davranıştır. önemsememek kendine saygısızlığıdır insanın. yaratılanı yaratandan ötürü sevmektir bu mesnevidir.eleştirmek düşünmek demektir. bir insanın seni eleştirdiğini görmek sevinç vermelidir çünkü o insana bişeyler katmışsındır artık... teşekkürler..

Bir İktisatçı olarak yazmadan edemedim:)

Kapitalizmin anavatanı Amerika’da aşk çoktan meta olmuştu, sıra bunun teorisini yapmaya geldi. New York Times gazetesinde Ben Stein imzasıyla yayınlanan Lessons in Love by Way of Economics başlıklı makalede kadın erkek ilişkilerinin irdelenmesinde iktisat teorilerine başvurulursa daha sağlıklı sonuçlar alınacağı iddia edildi.Söz konusu makalede işaret edilen görüşler özetle şöyle:
----Kadın erkek ilişkilerinin irdelenmesinde iktisat teorilerine başvurulursa daha sağlıklı sonuçlar alınacağı iddia edildi.SABIR YATIRIMI YÜKSEK GETİRİYE SAHİP


---Nadiren istisnaları olmakla birlikte genel kural olarak aşk konusunda elde edeceğiniz getiri, sizin bu işe adadığınız zaman ve gayretin bir türevidir. Aşka yaptığınız herhangi bir yatırımdan elde edecekleriniz, sizin o ilişkiye kendinizden ne kadar yatırım yaptığınızla orantılıdır.


----Eğer şefkat, sabır ve fedakarlık yatırımı yaparsanız, bunları geri alırsınız. (Tabii ki sizi seven ve size değer veren biriyle girdiğiniz bir ilişkiden bahsettiğimizi varsayıyoruz burada)


---Yüksek kaliteli tahviller değersiz yatırımlara kıyasla daha yüksek getiriye sahiptir. Yüksek kaliteli aşk için de aynı kural geçerlidir. Tahviller bedavaya para getiren yatırımlar değildir. Risk faktörünü dikkate almadan yapılan yatırımların zarar ettireceği dikkate alınmalıdır.

---Borsadaki şirket bilgileri ve bilançolar her zaman açık ve net olmayabilir ama aşktaki veriler genellikle daha nettir.


---Yüksek kaliteli insanlara takılın. İçersinde bulunduğunuz ilişkinin değersiz olduğunu düşünüyorsanız onu derhal portföyünüzden çıkarın.


----Kolay ilişkiler cazip ve baştan çıkarıcı bir imaj verebilir ama piyasayı siz kontrol etmediğiniz sürece onlardan uzak durun. (Veya, üniversitedeki öğrencilerime de sıklıkla söylediğim gibi, hayatınızı mahvetmenin en garantili yolu, pek çok ciddi sorunu olan biriyle ilişkiye girmek ve sizin de o kişiyi değiştirebileceğinizi zannetmektir.)


---Araştırma yapmadan herhangi biriyle ilişkiyi düşünmeyin. Araştırma maliyeti size yüksek gelmesin. Dışarıdan son derece cazip ve baştan çıkarıcı (bu deyimi gene kullandık) görünen, kendi içinde çok yüksek kayıp tehlikesi ve risk barındırıyor olabilir. Dış görünüşün çekiciliğine hepimiz kapılıyoruz ama dış görünüş çok fazla şeyi gizliyor olabilir.


---Uzun vadeli romantik ilişkilerde, tekelci durumların getirisi daha yüksektir. Eğer aşkınızı başkalarıyla paylaşıyorsanız, eğer aşkınız için başkalarıyla rekabet etmek zorundaysanız o işten size pek hayır gelmez. (Benim hayatımın en güzel günleri 1960’lar ve 1970’lerdi. Artık yaşlı bir adamım, o nedenle rekabet benim hiç işime gelmez)


---Yatırımınızın getirisi en azından yatırım maliyetinize eşit olmalıdır. Yeterince uzun süre geçtikten sonra yatırımınızın karşılığını alamıyorsanız artık geri çekilme zamanı geldiğini düşünebilirsiniz.

---İşin anahtarı beklentilerinizin gerçekçi olmasıdır. Eğer beklentileriniz gerçekçi değilse, istediğinizi çok nadiren elde edebilirsiniz. Elinizde hiçbir şey olmadan şahane bir aşkın gelip sizi bulacağını düşünüyorsanız muhtemelen yanılıyorsunuz.

---Bir köpeğiniz veya bir sürü köpeğiniz ya da kediniz olsun. Bunlar sizi rüzgarda savrulmaktan koruyacak çıpalarınızdır. Sizi asla yarı yolda bırakmayacak bir sevgi kaynağınız olursa, aşk acılarınızı atlatmak daha kolay olacaktır.

---Benjamin Franklin ne güzel söylemiş: “Zor zamanlarda sahip olunacak en iyi üç şey, yaşlı bir köpek, yaşlı bir eş ve hazırda bulunacak paradır.”