13 Aralık 2010 Pazartesi

Ben Neymişim Be Abi :)

Her girdiğim ortamda etrafım insan dolar. ya da ben insanlara sararım bir şekilde. sonra birden kimseyi istemem etrafımda kaçıp giderim içime... birgün bir bakarım bu halim dert oluvermiş insanların içine. söylediklerime kızarlar. tavrıma kızarlar. bana öyle değil böyle derler. yüzüme gülerler arkamdan konuşurlar sonrada arkamdan konuşan diğerlerini bana ispiyonlarlar :))
günlerden birgün gelir ben vazgeçerim bütün bu karmaşık-saçma muhabbetlerden. bu sefer pes etti derler. kızarlar söylediklerime.
ama kızmalarının sebebi benim yanlış bir şey söylemiş olmamdan kaynaklanmaz, bunu yaptıkları için kendilerine kızarlar. kendi canlarını yakamayacakları için benim canımı yakmaya çalışırlar... sonra ben susarım. onları kendi pişmanlıkları ile başbaşa bırakırım. sonra zaman geçer onlar sanki her şey unutulmuş gibi tekrar gelip aynı oyunu oynamaya devam ederler. ben oyunlarına dahil olurum canım isterse... ama unutmam... sadece nefretimi bir kişiye sakladığımdan başkasına harcamak istemem...onları ciddiye almıyorum dersem yalan söylemiş olurum. fazlasıyla ciddiye alırım onları...merak ederim her şeyde önce.. iç dünyalarını...

26 Kasım 2010 Cuma

İçimi Hönkürme - Evlenecek Birini Arıyorum ! ACİL!

Sevgili Blog Okuyucularım;

Bugün sizlere içimi hönküreceğim. Son zamanlarda en fazla ihtiyaç duyguğum kavram bu : HÖNKÜRME...
Bugünlerde çok fevriyim yine her zaman ki gibi...Damarıma damarıma basıyorlar. O an bulsam parçalayasım geliyor herbirini... Kimden mi bahsediyorum* Paranın satın aldığı insanlardan... Neyse aslında konumuz bu değil.

01.12.2010 tersten düzden bir yerinden bakınca birbirini tamamlayan bir tarih. Ne önemi olabilirdi bu tarihin benim için? Eğer bugün aldığım haberi almasaydım sıradan herhangi birgün gibi başlayıp birkaç entrika ve sinir harbi sonrasında biten diğer günlerden herhangi biri olurdu. Belki de aklıma yeni sorular ekleyip, heybemdekileri bir nebze boşalttığım birgün de olabilirdi. Ama olamayacak...

Çünkü babam evleniyor-muş- o gün. Hem de beni davet etmedi inanabiliyor musunuz? Oysa bir çeyrek altın alıp nikahı basasım ay pardon gidesim var.

Neden bu kadar öfkeliyim? Kendine yeni bir hayat kurmak hakkı değil mi? Evet bazı kendini bilmezler bunu hemen söyleyeceklerdir...

Öfkeli değilim ki ben, kırgınım sadece...Üzgünüm...Neden diye soruların beynimi siktiği bir dönemdeyim...NEDEN?

Bana vermediği sevgiyi, beni dahil etmeyi reddettiği ve ben böyle bir adamım aile olamam bahanesini bir kadının silmesine kırgınım. Bir kadının babamın hayatı olmasına ve o hayatın içinde bana yer olmamasına üzgünüm.

Kırgınım a dostlar, şimdi bütün şehri içsem de unutsam diyorum babamı. Şimdi şuracıkta kaybetsem hafızamı...

01.12.2010 tarihinde benimle evlenecek birini arıyorum. Birgün sonrasında boşanabiliriz....

18 Kasım 2010 Perşembe

Rehber

bir rehber bulamlısın dedi bana saydığım biri...senden büyük birini rehber almalısın kendine ne de olsa o senin geçtiğin yollardan geçti...
evet yaşı 24 olan herkes 23 yıllık bir yaşamı yani benim şu ana kadar yaşadığımdan 1 yıl daha fazlasını tüketti... peki aynı duygularla mı?
insan nasıl bir lider nasıl bir rehber seçebilir ki kendine kendinden başka?
nasıl bilebilir herhangi bir rehber benim yola çıkarken hissettiklerimi, hesaplarımı bir adım sonrasında istediklerimi hayata dair fikirlerimin beni nereye götürmesini istediğimi?
oysa yol içedir...iç yoladır...
dışardan baktıklarında nasıl göründüğümden bahsediyorlar bana... kendimi bitirmişim azaltmışım öyle diyorlar, gülümsüyorum tuhaf bakıyorum surat ifadelerine... herhangi birinin gözünde değerimin değişmesinden bahsedenlerin küçük dünyalarına tebessüm ediyorum...
beni çözdüğünü analdığını düşünen insanlara da medeni cesaretlerinden ve özgüvenlerinden ötürü nanik yapıyorum... sanki kendileriyle işleri bitmiş gibi beni çözmeye uğraşıyorlar, oysa benim hiç böyle bir derdim olmadı insanlara karşı... ne gösterdilerse bana hangi maske varsa yüzlerinde ona inandım...açıkçası bir insanı çözmek için harcayacak vakti ayırmak istemedim hiçbir seferde...
kendimi ıspatlamak gibi bir kaygım olmadı... matemetiğim her zaman iyiydi ve edebiyatım aynı anda fiziğim, kimyam ve biyolojimde... coğrafya ve tarihin bana göre olmadığını siyaseti okumanınsa nefes alamk gibi olduğunu hep söyledim... inandığım ekonomik düzenleri de yanlışlarını ortaya koyabilecek kadar iyi okudum. bir fikrimin olmasını sevdim hep. bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olduğum zamanlarda oldu hayatta, o zamanlarda genelde içgüdülerimle davrandım ve beni yanıltmadılar...
içinde bulunduğum şuan hayata karşı başarısızlığım değil tercihimdir sadece... ayrıca hayata karşı başarısız olmanın da büyük bir yetenek olduğunu düşünürüm...neyi yapamayacağımı bilirim neyi yapabileceğimin farkına sonradan varırım genelde... ama neyi başaramayacağımı nerede yeteneğimin olmadığını adım kadar iyi bilirim ve bunu dile getiririm her seferinde.futbol oynuyorum dediğimde(mahalle takımıma sevgiler:) ve ya bir şişe absinith içtik(taner ve burak'a katkılarından dolayı sonsuz teşekkürler:) dediğimde insanların suratlarındaki hadi canım ifadesine bayılırım mesela.. nedense insan kendi yapamayacağı şeyleri bir başkasının yapabiliyor olmasını bir şekilde sindiremez ve bunun imkansız olduğunu iddia eder safça :) gülüp geçerim böyle zamanlarda da...
birçok konuda bilgi sahibi olmamı ve öğretmeye çalışmamı yani paylaşılmayan bilgi gereksizdir felsefemi hayatımda uygulamamı ukalalık olarak algılayan ve hala hayatımda bulunan insanlara da bir önceki cümlemdeki gibi gülümserim genelde...
yalnız sinemaya, tiyatroya bir kafeye kitap okumaya gitmemi yadırgayanlara acırım...insanın yalnız olduğunu görmemelerine üzülürüm, ölüme giderken bile kalabalık olan cenazelerde tabutun içindeki tek başınalığı hayata yaymak gerektiğini ilke edinmişimdir kendime...
çok sayıda arkadaşım vardır ve her şehirde evim vardır benim...ne zaman istersem çekip gidebilecek kadar parayı bir telefonla bulabilirim ve bunun huzuruyla yaşarım birazda...
sonuç olarak içimi dökmek geldi içimden bir de Edip Akbayramdan bir şarkı ile son vermek geldi yazıma :)


ahhhh ben ölürsem, akşamüstü ölürüm...

mış gibi yapmak AİLE 2

Sizinle konuşamıyorum, anlatamıyorum bir türlü içimden geçenleri ikinize de... En iyi yaptığım şeyi yapmaya karar verdim bu yüzden yazmaya...
Babam gittiğinde yani henüz küçük bir çocukken ben henüz eksikliğin ne demek olduğunu bilmiyorken yalın halimde kaldım hayatta..
ama bu kısmına geçmeden önce bunları neden yazdığımı anlatmalıyım...
Çünkü biz gerçekten bir aile miyiz diye merak ediyorum? veya aile ne demek diye ? veya içimde size duyduğum sevgi ve özlem duygusunu anlamaya çalışıyorum. veya sizi neden babamın yerine koymak istediğimi kocaman bir kız olmuşken tamda.. neden büyüdükçe küçüldüğümü anlamaya çalışıyorum belki de... belki de sadece sizi özlüyorum, yanımdayken bile...
nasıl diyordu şarkıda hepimiz yalnızız bu yolda hayat denilen oyunda...
evet yalnızız da buradan bakınca etrafımız hep kalabalık duruyo.. neden işimize, arkadaşlarımıza ayırdığımız vakti ailemize ayırmıyoruz? daha mı az seviyoruz birbirimizi? peki ölünce birimiz üzülecek mi kalanlar?
şimdi hayata henüz başlamışken ben kafam çok karışık...bir yön arıyorum kendime doğruya doğru iyiye doğru, ve nedense kendimi teyit etme ihtiyacı duyuyorum.. böyle zamanlarda en çok ihtiycım babama oluyor.. bakıyorum ki o yok... size gelmek istiyorum sormak istiyorum safça salakça ama dürüstçe...bir bakıyorum ki beni görmeyecek kadar yoğunsunuz.. iyiyim diyip geçiyorum hayatınızda. kırılıyorum yaratana bu kez...
yaşadığım olay belki çok basitti ama benim için önemi büyükmüş gün geçtikçe anlıyorum...
o gün o çocuk bana saldırdığında geçirdiğim sinir nöbetinin sebebi o saldırı değildi elbette. o an gözümde canlanan geçmişimdi... ama o çocuğu her gördüğümde bunu benden büyük olan sizlere anlattığım ve sizin bu konuda hiçbir şey yapmadığınız geliyor aklıma...
bu basit belki de sizin gözünüzdeki önemsiz olay beni çok ama çok etkiledi...
bir kez daha ne kadar yalnız olduğumu hatırlattı bana... düşersem elimden tutacak kimsemin olmadığını öğretti...oysa birinin elimden tutmasına ihtiyacım vardı... o kadar büyük değilim ben henüz 23 yaşındayım ve eksik büyüdüm unuttunuz mu?
siz hiç merak etmediniz ben iyi miyim diye, başıma bir şey geldi mi diye hiç merak etmediniz, sormadınız ne kadar hata yaptığımı veya neden hata yaptığımıı...
şimdi bana diyebilirsiniz ki seninle mi uğraşıcaz bunca işin gücün arasında haklısınız...insanoğlu ancak ölünce fark eder birinin yokluğunu...
kimbilir belki de siz bu yazdıklarımı ben ölünce okursunuz, merak ederseniz birgün bizim kızın yazdığı bir blog vardı diye... ya da biri okuyup size söyler belki siz de bir ara okurum diyip geçiştirirsiniz...
belki de bunların hiçbiri gerçek değildir...belki de ben çoktan ölmüşümdür yaşıyor muş gibi yapıyoumdur, tıpkı aileymişiz gibi yaptığım gibi..
kızarsınız muhtemelen bana bunları okuyunca ya da sizde kızmış gibi yaparsınız...

AİLE1

İçimi dökmeliyim... uzunca zaman oldu yazmayalı.. bu gece durmadan yazmalıyım..
ÇIKAR...
ne tuhaftır türkçe.. çıkar dediğin zaman aklına gelenler aslında kelimenin bütününde buluşturur seni.. bir çıkar uğruna satınca seni insanlar çıkartırsın onları hayatından..
AİLE...
aile candır.. öyle olmalıdır, sen ne yaparsan yap yanında durmalıdır.. Sen düşünce elinden tutmalıdır..seni düşürmeye çalışmamalıdır.. melidir malıdır..
ÇIKAR - AİLE...
bu iki kavram nasıl bir araya gelebilirki?
insanın ailesi nasıl onun arkasında durmaz hem de suçu yokken yükleniyorsa ona etrafındakiler veya tek suçu iyi niyetiyse? bir başkasından bir beklentisi var diye ailen seni hiçe sayıyorsa yani çıkar başkasınaysa aileni yine de hayatından çıkarmak gerekir mi?

16 Kasım 2010 Salı

Burada Flaş Patlatmak Yasak....

bir fotoğraf makinem olsa sadece karanlığı çeksem flaşları patlatıp...
ancak o zaman ortaya çıkan resimler anlatabilir bana yapmaya çalıştığınız şeyi...
karanlık karanlığından bir şey kaybetmeyecek o yine karanlık kalacak neden anlamıyorsunuz?
sizler ellerinizde fotoğraf makineleriniz hem de flaşları sonuna kadar açık bir halde çekip duruyorsunuz içimin resmini...
sonrada karanlık çıktı diyip beğenmiyorsunuz veya aa karanlık diyorsunuz.
ne bekliyorsunuz?
karanlığın resmini çekince karanlığa bir biçim katmayı mı?
neden anlamı dışında bir anlam aramaktasınız karanlığımda?
veya kim inandırdı sizi aydınlığınızın veya kasvetli grilerinizin benim turuncumun yanında güzel duracağına?
turuncuya en çok karanlık yaraşır, rahat bırakın...
kişi gitmek istiyorsa gidecektir, sevmek istiyorsa sevecektir, acı çekmek istiyorsa acı çekecektir...
ancak tüm bunlar kişinin belirlediği anlarda gerçekleşecektir...
bu yüzden git demeyi bırakın unut demeyi de...
hak kelimesini hele hiç kullanmayın bu kadar mahremime girmişken...
şimdi çekmeye devam edin resimlerini içimin ve yine aynı aptal yorumları yapın :
---aa bu çok karanlık çıktı...

burada flaş patlatmak yasak, karanlığın kendi özgü bir rengi vardır zaten.
hadi şimdi uyumaya devam edin...
zaten en iyi yaptığınız şey değil mi bu?
uyusunda büyüsün nenni...

Derleyici

ben bir derleyiciyim... gönderildiğim bu dünyada sanki bir anlaşmaya imza atmışçasına derliyorum payıma düşen düşmeyen herbir şeyi.. ben bir derleyiciyim hüznün içine pek ala sevinci katabiliyorum. mesela yaşayabiliyorum en sevdiklerimi kay...bettiğimde bile. eksik kalan yanlardan bahsedenlere gülümsüyorum acı acı belki de acıyarak ne zaman tamdık ki diye düşünüyorum.. ben bir derleyiciyim... mutluluğun! içine acıyı derliyorum çoğunlukla. sanki bir anlamı varmış gibi mutluluğun ya da biri sorsa tarifini verebilecekmişim gibi... ben bir derleyiciyim başkalarının içinde bulunduğu kötü durumları kendi iyi durumlarıma katarak yaşıyorum.. şükür kelimesini kavrayamıyorum. payıma bu düştü diye oh demeyi, karşımdakinin benden kötü durumda oluşunun kendime barvo oley yuppi diye çığlıklar attırmasını kabullenemiyorum. isyankar değilim sadece derleyiciyim.pesimist değilim sadece derleyiciyim. hayatı ciddiye almıyorum sadece yaşıyorum ve ciddiye almamayı da kabullenmiyorum sadece yaşıyorum..ben sadece derleyiciyim.. yaşıyor muyum? ışıkları kim kapattı?

9 Ekim 2010 Cumartesi

Saray Soytarısı

ben sevdayım senin gönlünde.. bakıpta dokunamayacağınım... uzak kalacak yüreğin yüreğime.. yakınımızda hep hasret olacak... sen ne denli seversen sev süslü aşk oyunları olacak hep aramızda.. sen şehrin bütün kızlarının elini tutacaksın belki ya elin elime hep teğet geçecek.. hiç bir ısıtmayacak avuçlarını.. hiç bir güz...el göz anlam katmayacak hayatına.. sen ömrünün sonuna dek arayacaksın aşkı...
ve inanmadığını haykıracaksın kadınlara... bedenini tatmin etmek günlük heyecenlarla içindeki yangını söndürmek için uğraşacaksın.. ama hiçbir bden merhem olmayacak benim yokluğuma... varlığım seni rahatsız edecek her adımı duyuşunda.. birgün şehir sana dar gelecek şehirler kaçacaksın içine... her çaldığın kapıyı ben a...çacağım ama davet edemeyeceğim seni içeriye... sen nereye gidersen git bana gideceksin...
bana gidişlerin hep öfke dolu olacak. anlamsız sinirleneceksin ben varsam. hep rahatsız edecek seni bedenim. elini tuttuğun kızın elini daha bir sıkı tutacaksın, canın acıdığınddan canımı yakmaya çalışacaksın... benim canım senin kadar yanmayacak şüphesiz... benim bir başka eli tutabilecek olmama inanmayacaksın hiç bir... vakit. anlattığım ilişkiler yalan gelecek sana. emin olacaksın seni çok sevdiğmden..
birgün karşına çıkacağım.. elimi sımsıkı tutan biriyle.. gözlerimin içine bakacaksın... mahalle delikanlısına yakışır türden edebiyatlar parçalayacaksın. sevgisi bu kadarmış diyeceksin beni sevmemiş zaten diyeceksin ben demiştim diyeceksin... elini tuttuğun kıza sarılacaksın bir kez daha. kız bana benzeyecek.. senin canın yanacak..
ben sen neyden nefret ediyorsan ona dönüştürmeye devam edeceğim kendimi sen daha fazla acı çekme diye.... sen ne kadar uğraşırsan uğraş beni güzel hatırlayacaksın... yanımızda yokken insanlar olduğun bir sen var ya hep yalın halinde geleceksin bana....peşine takılmayacak bugüne kadar öğrendiğin delikanlılıklar, mahalle baskıları geride kalacak senin için...
o an başka bir dünyada karşılaşmışız gibi hissedeceksin. sanki ben hep seninmişim gibi.... sonra uyanacaksın... dokunmaya çalıştığın sana ait değil fark edeceksin... en çok senin olması gereken sana ait değil....bunu anladığında dünyan yangın yeri olacak..bir öfke nöbetiyle anlatacaksın ne kadar güzel günler geçirdiğin...i günü birlik ilişkilerinle.. ben gülümseyeceğim senin masum yalanlarına...
gözlerini kaçıracaksın..yalan söylerken gözlerime bakamazsın..sen de fark edeceksin bunu yalanların orada bitiverecek.. sen çıplak kalacaksın bütün krallar gibi. ben saray soytarısı gibi senin benim yüzümden asılan suratını güldürmeye çalışacağım... senin çıplak olduğunu bir ben bileceğim bir ben haykıracağım ya sen en... çok bunu isteyecek en çok bundan kaçacaksın.üzülme ben saray soytarısıyım saray bana ait değil..

23 Eylül 2010 Perşembe

kandırmaca

çokça zamandır yazmıyormuşum öyle diyorlar.. hayret zamandan bahsediyor birileri.. oysa benim için ömür zamansız geçiyor. bugünü bugün yapan sizin salak astrolojinize de salak coğrafyanıza da inanmıyorum. hayat boşluk ve yokluktan ibaret. baktığın yerde gördüğünü sandığın görmek istediklerinden ibaret. düş artık yakamdan zaman. vakit bütün iş vaktin ayarlanması diyorlar.. öyleyse sizin zaman kavramınıza göre benim 23 yaşında bir kız olmam gerekir. ama sizin zaman kavramınız benim ruhumun ait olduğu yaş ile ters düşüyor. öyleyse zaman ruha ait olmayan bir kavram. öyleyse ben ruhtan ibaretsem zaman bana ters düşüyor. o yüzden can ne isterse onu yapıyor....
kandırmaca....

10 Ağustos 2010 Salı

uzun zamandır yazamadım ben sana dünyam.. turuncum özelim güzel rengim...bu aralar bir renk daha var içimize katılan, tertemiz,saf, özel... ama yasağım ona cennetteki meyve misali...
korkuyorum rengim kaybetmekten korkuyorum bu kez, uzak duruşumda bundan, vazgeçişim de..
ama kızmazsan rengim bir şey itiraf edeyim sana : senden bile vazgeçebilirim onun için...
nasıl bu kadar kısa sürede böyle çoğaldı içinde diye sorma bana... bak asla dediklerimi yaptırmıyor mu bana...yazamıyorum rengim onu düşünmekten yazamıyorum... onu sevmekten yzamıyorum.. yapamıyorum rengim.. içim sevda doldu... korkuyorum.. ben onun için cennetteki yasak meyveyim... koparsa beni dalımdan diye çok parlağım bu aralar ya korkuyor işte....ben onun için cennetteki yasak meyveyim... koparsa bir dert, koparmasa acı...

18 Temmuz 2010 Pazar

Karpuz

Evet bütün suç karpuzun.. beni delirtip 3 yane sakinleştirici hap içmeme sebep olanda o teyzeme tabakları kırdırıp kolunu kestiren de o.. Dayımın hiç suçu yok.. Bütün suç karpuzun...
Her zaman yaptığımı yapıyorum yine araçları suçluyorum nasıl olsa itiraz edip sinirlerimi daha fazla bozamazlar... O yüzden bütün suç karpuzun....

27 Haziran 2010 Pazar

Uçurtma


Senin şehirlerini merak ediyorum bugünlerde ve senin şiirlerini...
Sanki bütün şehirler gizemini yitirmiş gibi. Merak kediyi öldürür oysa, insana bir zararı yok diye bir algıya varmıştım çocukken...Şimdi algılarımın değişimine gülmekteyim usulca, köşe başından bakarken çocukluğuma...Aynı çocuk kahkahasını atabilir miyim diye düşlerken, çocukken hiç kahkaha atmadığımı fark ettim... Aynı köşe başından bakarken çocukluğuma, çocukluğumun bile başka çocuklara köşe başlarından bakışlarla geçtiğini farkettim. Farkındalığın can yaktığı çok olur. Acıyan yanları kalbin turuncu mezarlarda soğutulur...
Şimdi senin şehirlerini merak ediyorum.
Hangi caddelerinin nereye açıldığını, hangi iklimlerde üşüdüğünü, neye benzediğini köşe başlarının merak ediyorum...
Şimdi senin şehirlerinde yaşayanları merak ediyorum...
Çok eksik varmış gibi sanki sende de...
Şehirlerin çocukluğuma yakın göz kırpıyor köşe başlarından...
Günlerdir sokağından geçip yanına varamayışım da bundan...
Derin çok derin bir şey var gözlerinde, bundan merak edişlerim şehirlerini...
İçinin hangi kapısını çalmak istesem bir korku nöbeti tutuyor içimi... Kendi gölgesinden korkar ya çocuk...
En çok uçurtmaları özledim oysa..
Belki dedim birgün, bir çocuk gününde uçurtma yapıp uçuralım mı?
Belki bilmediğimiz bir şehirde...

20 Haziran 2010 Pazar

Uç Uç Böceğim


Bir varmış bir yokmuş diye başlayan bir hikayenin içine dahil etmekten korkuyorum seni..
Çünkü sen hep var ol istiyorum. Uzun zamandır hissetmediğim bir güven duygusu vardı yanında...Güvenmek mi? Neye güvendim yanında? Bilmiyorum. Sen kocamansın sadece...

2 gündür çocukluğumdayım yine.. oturmuşum bahçede böcek arıyorum kendime. Bir tane buluyorum kırmızı. parmağıma alıyorum. bakıyorum seviyorum sahipleniyorum... rengi güzel rengi özel... sonra özgürlüğüne bırakmak için onu ama gitmesini de istemediğimden bir şarkı söylüyorum ona: uuuuç uuuçç böceğim annem sana terlik papuç alacakkk.. o bir süre daha kalsın diye önce bir mırıltı oluyor şarkı dilimde. içimden bu şarkıya rağmen kalmasını diliyorum... yüzüme bakıyor önce sonra geri gelecekmiş gibi uçup gidiyor... ben ardından bir damlada kayboluyorum. ve 2 gündüronu özlüyorum...

uuuuuç uuuuçç böceğim annem sana terlik papuç alacaaaak...

uçma böceğim ya da beni de götür...

8 Haziran 2010 Salı

ÖLÜM

ahh ne güzel bir şeydir o...
sadece uzanmak ve derin soluksuz bir
uyku sadece...
boşluklardan kurtulmuş gibi
soruların cevaplarını bulmuş gibi
cevapları artık önemsemiyor gibi
ve vazgeçmiş gibi soru sormaktan...
kendine yaptığı işkence son bulmuş gibi
uzanmak sadece ve uyumak
soluksuzca..
ahh ne güzel bir şeydir o...

Yazmışım Evvel Zaman İçinde 2

anlatırım her kelimede isyan sanırlar ya değil acı sadece.
Zaten sanrıların bana yol gösterdiği bu gecede
bir şiirim bir cigaram var içime yakın
beyaz yelelerine tutunmak gerek şiirin
ve bırakmak gerek içini kişnesin diye
rüzgara doğru giderse atın ne ala,
uçurum olmasın sakın yönü dizginlerinin
hadi sür atını içine doğru dört nala..

5 Haziran 2010 Cumartesi

Durgunluk

Öyle karışık bir ruh haline sahipken durgunluğun ele geçirmesi bedenimi işin içinden çıkılmaz bir hal almasına sebep oluyor yaşamın.
çok uzun olan bu cümlede anlatılmak istenen: tatildeyim...
gözlerimi kapatıp; istediğim şehrin sokaklarında tanımadığım bir dili tanımadığım insanlarla konuşmak için kullanıyorum...
bütün cümlelerim uzun sürüyor bu aralar yollarım gibi.
bugün bir sokak dolusu insandan kaçmak için kimsesiz bir sokak arayışına çıktım. bulmak zor old. bulunca gülümsedim. gülümseyişim kalabalıktı. ...
ben yalınlığı aradıkça ve bulduğumu sandıkça kendi içimde kalabalıklaşyorum bu kez de..
oysa ne zamandır görmediğim bir dostumu görsem belki de her şey geçer..

28 Mayıs 2010 Cuma

Haklı

herkesin haklı olduğunu söyleyip kenara çekilmek ne asilce bir davranış. Peki ya sonrasında oradan tamda sevginin arkasına saklandığın yerden fırlatmak elmalarını senin masalına inanan insanların kafasına doğru. 3elma düştü sevgiyle sakladığım sevdiğim var dediğim oluruna olsun dedğim birinden sevgimin ardından tam kafama.. 3ü de bana isabet etti.
Şimdi ona bakmak dahi gelmiyoriçimden. İçime aldığım için onu derinime sevgime sardığımiçin onu, en çok da o olmadığı için artık...
nasıl diyordu sloganda : herkes eşit herkes haklı ama bazıları daha eşit bazıları daha haklı.
sen şiimdi kendine daha eşit daha haklı tarafta bir yer edindin ve oradan fırlattın elmalarını. Sonra sarılmak uzak kalır işte bize böyel elmalar hala elimde. Sen fırlattın diye sırf kafama kafama atsanda onları senden gelen kabulumdür diyip aldım sakladım...
biliyorum okuyacaksın bu yazıyı, biliyorum için sızlayacak acaba diye, biliyorum bekleyeceksin sonrasında.
ama o çok konuşan geveze ben sevdikleri işin içine girince öfkesini bir yerlere atıyor işte karşılarına geçip haykıramıyor bir türlü. susup yazabiliyor sadece ya onu da bugünlerde eline yüzüne bulaştırmaya başladı..
böyle işte .....kuş.
susmalı şimdi insan denilen yaratık ve boğmalı kendini içindeki okyanusta, başka deizlerde boğulmadan önce kendi okyanusunda çıkmalı kelimeleri ruhundan...

23 Mayıs 2010 Pazar

Bırakınız Yapsınlar Bırakınız Geçsinler

Bu gece sevgili Adam Amcayı anasım geldi (Adam Smith). Ne güzellemeler dökmüş iktisat üzerine. Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler diyor. Ben de tam bu moddayım şu aralar. Hayatı bıraktım ve kadere diyorum gel kader ne istersen yap ne kadar istersen kal neresinden geçersen geç iç şehirlerimin. Kadere karşı tek silahım ise hala içime olan inancım ve umudum. Hayal kurmak ne güzel değil mi hayali hayal olmaktan çıkarmak ise daha da güzelmiş öğrendim. hayat tarafından kadere ait bir mim olarak dünyaya gelişimin bu 23. yılında bakın ne de çok şey öğrendim. kendi hikayesinde kaybolan bir kız, kendi hikayesinde yan karakter belki de bir figüran. kendi hikayesinin çaycısı hatta sadece çay içmek istediğinde insanların aklına geldiği oysa belki de yüzyıllardır orada olmasına rağmen ihtiyaç sonucu fark edilen bir obje, bir ara. ama asla amaç değil. ne çok devrilmiş cümlelerim. çokça zamandır yazmaya korktuğumdan aslında kendimden kaçtığımdan ve burada kendime döndüğümden işte yine bu cümlede başı unutulmuş sonu başka bir yere doğru devam eden bir ... bir önceki cümlemi tamamlamaya yeterli kelimem olmadığından devam ediyorum bir sonrakine.
hayat bozduklarımızdan ibaret. bozulan bir oyuncağı kaybettiğimizi anladığımız an duyduğumuz üzüntü ile oyuncağı bozarken aldığımız zevk arasındaki farkın deltası işte mutlu bir hayat mı yoksa mutsuz bir hayat mı yaşadığımızın açıklaması hem de matematiksel olarak. Şimdi bu yazıyı okuyan sen yazıdan okurken ne umuyordun ya da bitirdiğinde ne okumuş olmayı umuyordun bilmiyorum bunu bilmeden yazıyorum ama farkında olmadan da olsa başlangıçta bitişte bir farkındalıkla son bulan bu yazıda seni önemsediğimiz hissediyorum sayın okuyucu. ve adetim olmadığı üzre bu yazıyı da yayınlarken bir kere daha okuyup verilen tüm tavsiyelere rağmen düzeltmeyeceğim.
neyse Sevgili Adam amca sen ne güzel söylemişsin öyle bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler. ne tatlı bir özgüvendir bu. Sevgiler sana..

16 Mayıs 2010 Pazar

Yazmışım Evvel Zaman İçinde...

Son zamanlarda ortalık yerde kalan bir kaç söz var bana ait esinlendiğim yazdığım unuttuğum. Beğendiğiniz hangisiyse söyleyin üzerine hikayeler yazacağım bir bir..

İki şekilde de kararır dünyan. Ya ışığını kapatırsın ya da ışığının etrafını kalabalıklaştırırsın...

bazıları ne yaptığınla ilgilenir, bazıları ise ne yapmadığınla. Başarı herhangi birine göre bir şey yapıp yapmaman değil, yaptığın herhangi bir şeyin seni ne kadar mutlu ettiği ile ölçülür...


Hayat Gölge Gibidir... sen ne kadar yaklaşmak istersen iste o aradaki mesafeyi her zaman korur ve bir gün gölgen yoksa sen de yoksundur...


İçine sorduğun soruları samimiyetle cevaplarsan,kendini anlarsın. Anlamak kabul etmeyi getirir beraberinde. Ve kabul edersen artık yargılayamazsın. Buna ihtiyacın var..


bir iç döküş türküsü var dilimde tanımadığım bir şehrin sokaklarınıda yürüdüm. bir kaldırım taşına takıldım, dönüp bağıracak oldum ki taşa içimdeki biri ses verdi tanımadıklarımızla münakaşa etmemeliyiz. sustum. tanıamadığım şehrin sokaklarında kaybolmaya devam ettim, kendimi kaybettim..


suyduk sadece ve kirlenmiştik, kendimizi temizleyecek kadar çoğalamıyorduk kendimizde...


sana rağmen, sensiz, suçsuz, sorunsuz, hiç dokunulmamış, dokunupta kaçılmış, bakakalınmış, öyle dalınmış, uykuda bile, yolda bile, kalabalıkta bile, hem de, hiç te, hep te, arıyormuş, kaybolunmuş, gözlerde yokmuş, sözlerde çokmuş, o eller kirlenmiş, yazardım ya daha çok yazardım ama ile başlayacak bundan sonraki kelimem.. Ama çakmağım kayboldu...


kaderini yeniden yazmak isteyenler sürüsü...


Gözbebeklerimde sağnak yağmur var,tutarsz çamurlara batıyor ayaklarım.Bir sığınaktr aradığım,üşüyorum ya.çok olmak hiç olmaktır,bazen bir kelime etmez hissettklerin.tutup çıkarsam boya kalemlerimi içimden,boyasam rengarenk içimin şehirlerini,bir tek kalbimi bıraksam renksiz,isimsiz bir kahraman gelse bir gün ansızın belki sinekvalesi,o ne renk isterse o renge boyasa gönlümü.Ama yağmur var gözbebeklerimde,gözlerimden akıyor şehrimin boyaları...

6 Mayıs 2010 Perşembe

Turuncu Bir Dünya: ONLAR Kısa Film


http://www.dailymotion.com/video/xd6yed_onlar-fragman_shortfilms

ONLAR Kısa Film

"Onlar" Kısa Film
Tolga'nın filmi düşündürdüğü yerdi benim için onlar hayatın diğer tarafındaydılar...
Üzerine güzellemeler dökmeye gerek yok. Sadece hayatımda geçirdiğim en keyifli 3 günlerden biriydi :) teşekkür ederim arkadaşlar.
he bu arada boş durdum sadece eğkendim sanmayın rejideydim ben, uğurla boom boom dansı bile icat ettik :) filmin tamamını da birgün buraya eklerim. ama bu keyifli çalışmada yer almak çok iyi geldi bana.
Tolga hadi bir kısa film daha çekelim :)

2 Mayıs 2010 Pazar

Yazmalar Susmuş

İçime döndüm,içime sordum,içimle yıkandım...

adam dedim ona adam ne yapıyor orada?
yaşıyor dedi.
adam dedim mutlu mu peki?
astı suratını çevirdi gövdesinden bağımsız başını, mutluluk dedi açıklamaya zaman bırakmaycak kadar kısa.
peki dedim anlamış gibi...

11 Nisan 2010 Pazar

Boya Kalemlerim

En son ne zamna bu kadar derin ihtiyaç duyduğumu hatırlamıyorum boya yapmaya. Bir arkadaşımdan da rica ettim kırmadı sağolsun boya yapacağım yakında. Özlemişim boyarken kendimden geçmeyi, kendimi kaybetmeyi ve tekrar kendime dönmeyi. hele bir de kulağımda varsa sevdiğim bir müzik işte bunun adı huzur, dokunmasın kimseler bana. sonra boyanmış evin orta yerinde oturup etrafıma bakınıp iyi iş çıkarıp çıkarmadığım düşüncesi.. sonra bu işe yeteneğin yok kızım senin diyip yine hep her zaman kendimi beğenmeme ve takdir etmeme ama buna rağmen kendimle yaşamaya devam etme.. oysa ki bittt diyor içim sürekli bana. bu duyumsanmaz düşüncelerim bittt...

Sonra sonra bir bakmışım ben kapıdan içeri girmiş.. sonra bir bakmışım ben beni affetmiş... sonra bir bakmışım artık farketmişim taşıyamayacağım kadar çok olduğumu içimde. sonra bir bakmışım bir masal anlatmaya başlamışım kendime...

Bir arkadaşım lisedeyken ben yani çok uzun zaman önceyken ve ben bugün şuanda hala aynı hareketi tekrarlıyorken, geçmişten gelen bir misafirmişçesine, davet edilmemiş ama davete ihtiyacıda yokmuşçasına şöyle seslendi: "delinin adı her yerde yazarmış" ben de imzamı attım koluna deli diye.

Herkesten bir farkı olmayan birinin adının her yerde yazması çok da önemli değil ne de olsa. hem bugünlerde delilik soradan bir şey artık, sorun yok yani...

Deliliğe Güzelleme...

5 Nisan 2010 Pazartesi

Yapma, Korkuyorum

Adını adımın yanına yazmaya korkuyorum. yanına varınca sana bakmaya korkuyorum. korkutuyorsun beni , gözlerin korkutuyor en çok da...elimi tutmandan korkuyorum, yüzümü okşamandan korkuyorum, kulağıma fısıldamandan korkuyorum.

ve sen bütün korkularımı bütün gecelere yayıyorsun her seferinde..

avuç içimde bir ben buldun gelip onu öpüyorsun, yapma... gözlerimde bir sen buldun durmadan söylüyorsun, yapma...kalbimi görmek istiyorsun, yapma... sevgilim olmak değil niyetin sevda olmak, yapma...bu kadar gerçek olmadığını sen de biliyorsun, yapma...

uyanınca yanımda geceleri izleme beni korkuyorum gözlerimi açıpta seni beni izler bulunca, yapma... en sevdiğin şarkıyı, en sevdiğin şiiri, en sevdiğin filmi benimle paylaşma, yapma...

anlatma bana çocukluğunu dahil etmeye çalışma beni geçmişine, yapma..

pişmanlıklarını, hayal kırıklıklarını, umutlarını, ideallerini,hayallerini anlatma, beni geleceğine ortak etme, yapma...

suçuna bir suçsuz arıyorsun, beni sana mahkum etme, yapma....

çünkü bu yürek hem sevdayı hem elvedayı kaldırabilecek kadar güçlü değil..

çünkü bu yürek snin ağzından çıkan her söze tapacak kadar çok seviyor seni..

çünkü bu yürek sen git desen gelmez bir daha...

çünkü burada küçük bir kız çocuğunun sevdası var sana, sen çocukları seviyorsun diye en çok..

yapma, sevme beni korkuyorum....

1 Nisan 2010 Perşembe

Mini Mini Bir Kuş Terk Edilmişti

Kuzumla muhabbet ettik msnden, artık görüşemez olduk ya sevmiyoruz interneti de. Görüşemeden de insanın birini içinde hissetmesi ne güzel şeymiş ya... En son muhabbetimizi yazacağım sizlere ama onun yazdıklarını değil sadece benim ona yazdıklarımı...
Yazasım var, ama bloga değil sana...
Dinle arkadaş anlatacaklarımı iyi dinle... Belki de son kez konuşuyorum ben böyle..
Bir vazgeçiş türküsü düştü yine içime, içerime..
Yola çıkacağım ya birazdan dönmek için vakit yok,
Sesim kısık sesim yok,
Anlatacaklarım öyle çok öyle yok...
Sen bilirsin hiç olan yok olandan daha iyidir.
Kim söylemişti bize bunu önemi yok....
olur ya bazen biri bir laf eder onun için anlamı yok
gelir o laf anlam katar sana
öyle zamanlarda inanırım kaderin varlığına
yoluma bilerek çıkardı bu kimliksizi
düşünceleri kemiksizi derim
Ve etrafım iskelet dolar
Korkunca kendimden sana sığınırım çocunlukla
beni teselli et diye değil
zaten istesemde etmezsin ya neyse
İçin aldığını hissederim beni
Sanki kış günü ayazda kalmışım ben
sen de üzerine büyük gelen paltonun içine sokmuşsun gibi beni
sanki kocaman ellerim küçücük bedeninde
boynuna değse misal ısınacakmış gibi
böyle garip şeylere inanırsın sen bilirim..

Nerde kalmıştık arkadaş?
Beyoğluna gitsek ya seninle
İzlesek, dinlesek, koklasak ya hayatı orta yerinde
ben en çok beyoğlunda anlarım yaşadığımı
çığlık atsam karşılık verir bana yollar
sussam sessizliğime sahip çıkarlar
etrafımı saran ağarlık yapan karabasan düşüncelerimi de
bir tek ben orada unuturum...
hani alış veriş merkezlerinde güvenlikten metal eşya ile geçemezsin ya
işte beyoğluna da kötü düşünceyle giremezsin...

sonra ben yağmuru çok severim arkadaş
ruhumu temizlermişçesine yağar içime
ama utanırım aynı zamanda yağmurdan
bu kadar çok günahı temizlemeye o uğraşıyor ben yenisini ekliyorum diye
her seferinde biraz daha çoğalıyor yağmur arkadaş
deliliğe vurasım gelir bazen arkadaş
elime bir şişe şarap alıp şarapçı olsam kime ne
üzerimden geçse bütün şehir kime ne
önemli mi bu beden denilen yaratık bu kadar
hani ölümsüz olan ruhtu be arkadaş

uyuyamadığım bir vakit
bir masal anlatırım kendime
anlatır anlatır ağlarım
öyel güzel biter ki masalın sonu
ben de düşerim ağaçtan o sarhoşlukla
annemin tırnaklarımı kestiğini hatıramıyorum ben arkadaş
bu çok acı be...
dibinden kesilse tırnaklarım yanmaz bu kadar canım...
düşünce denizi benimkisi düşünce içine düşünmek zorundasın
yorumla kafana göre sen ama düşme içine
etrafındakilere göre bir balık olursun çünkü düşünce denizine
sana göre onlar önemli değil
kim için kimin için, insan, sonu olan bir şey için...
kurt misali kandırmaca hep kırmızı başlıklı kızı
kızında karnı tok artık bu aldatmacalara
ama yersen ye diyor o da ermiş nirvanaya
kurda zevk verir mi kurbanın böyle bir teslimiyeti
vermez elbet ablalar, abiler
çekin silahlarınızı da vurun kurdu, kurt'arın kızı..
ama kurdun yerinde olsanız abiler
o zaman yiyin kızı...
düzn böyle herhal ablalarım, abilerim
Kimin yanındaysın ordan döner dünya..
sana gece olan bana gündüz işte bu yüzden...

24 Mart 2010 Çarşamba

Islık

içim dolmuş yine yokluk ve boşlukla. kimi sevsem o boşluğun içine düüyor, kimi sevsem yok oluyor içimde. kişinin derdi kendiyle oysa, kendini sevmeyi bir becerebilse kendi yarattığı boşluğu dolduracak en azından. nereye varacak bu yolculuk yine düştüm ya ben yollara.içimin hangi şehri kim tarafından kuşatılmış bilmiyorum. bir yere giriyorum şehir darmadağınık nefret ele geçirmiş burayı diyorum korkuyorum. ıslık çalmaya başlıyorum içimin kimliksiz sokaklarında. ıslığımı takip ediyorum ve ıslığımdan kaçıyorum sonrasında.bir labirent buluyorum içimde. sonunun olduğuna inanıp dalıyorum içeri. ebe oluyorum birden. kovalamaya başlıyorum insanları labirentin içinde. kimseyi yakalayamıyorum, yoruluyorum sonra. dinlenmek için durduğumda kendime ger dönmek istediğimi fark ediyorum. dönüş yolunu bulmak için ıslığımı arıyorum, başka seslerin peşindekoşarken kendi ıslığımı kaybettiğimi fark ediyorum.
Labirentin içinde ebe olan ben labirentin kapağını kapatıyorum. Ebe vazgeçerse oyundan yeni ebe kim olacak?

HUZUR

o bir melek!
Onu tanımlayacak başka bir kelime yok henüz öğrendiğim. Annanem anlatır hep melekler gerçekmiş. Sağımızda ve solumuzda durup günahlarımızı ve sevaplarımızı yazarlarmış. O ise sadece bir melek. Sadece bir yerimde değil her yerinde ruhumun, aklımın ulaşabileceği her yer de o var. bir yere gitmek istese düşüncelerim önce onun içinden geçmesi gerek. günahımın ve sevabımın tamamı o. nasıl anlatılabilir ki güzelliğ? gözlerimin bundan sonraki hayatımda ondan daha güzel bir şey görebileceğine inanamıyorum. saçları öyle güzelki henüz böyle bir kelime icat edilmemiş. gözleri öyle güzelki güneş kıskamış olsa gerek onu kavruk teni yakmış yakışmış...Deniz kenarına gittim bugün. Babam duyarsa beni fena pataklayacak. Ama ben de 9 yıldır yaşıyorum, 9 yıl az bir zaman değil ki gerekirse alır karşıma konuşurum. Balıkçıların olduğu yere gittim, teknelerin arasından denize baktım. 2 balık suyun altından yabancı oldukları dünyayı görmeye çalışıyorlar, tıpkı bizim gökyüzüne bakışımıza benziyor. Bir kedi bir balıkçının -ki burada hangi balıkçı olduğunun herhangi bir önemi yok-ağından bir balığın- balığın önemi yok- düşmesini bekliyor. Oysa alık için önemli bu hikayenin sonu..Bu kadar kadere bağlı kedinin balığı yemesi ve bu kadar kadere bağlı balığın birgün daha dünyayı izleyebilmesi.Ben ise onun için okyanustaki binlerce balıktan herhangi biriydim sadece..o güneş gibi tek. ben onun için balıkçının ağına takılacağım biraz sonra, o ise benim düşmemi bekleyen kedi. Oysa ben de kedi olmak isterdim...
herkes uyudu, parmak uçlarıma basa basa çıkıyorum evden. Penceresinin karşısındaki ağaca tırmanıp onu izleyeceğim yine.böylece anlayacak benim kedi olmak istediğimi.her gece onu izlediğimi bilmiyor, saçlarını benim için taradığının farkında değil, benim için giyiyor en sevdiği pijamalarını.
ona doğru giderken yolda bir farenin yuvasına par topar girişini gördüm. Hımbıl bir kedinin fare yuvasının önünde öylece uzandığını ve farelerin birinin bu akşam midesine girmek için yanlış bir hamle yapmasını beklediğini gördüm. ne kadar birbirine bağlı kaderleri. fare ile balık..eğer kedi fareyi yiyemezse balıkçının ağından düşecek olan balığı yiycek ve zaten bu balık için fark etmeyecek..ama kedi balığı yerse fareyi yemeyebilir bu akşamlık.Hımbıl kedi her ne olursa olsun karnını doyuracak yani. Fare ile balık nefret ediyorlar mıdır birbirlerinden? aynı duayı mı ediyorlardır "onu yesin" diye?
düşünürke ağaca gelmiş oldum, düşünmek yolları kısaltıyor.tırmandım penceresinin hizasına beni gördü gülümsedi.ben ona kedi olduğumu söyledim o gülümsedi. dışarı çıktı o ben de ağaçtan indim. yürümeye başladık fare yuvasının önüne geldiğimizde kedinin ağzında farenin olduğunu gördüm. bir araba durdu önümüzde. içinden inen adam birimizi istediğini söyledi sadece. birbirimize baktık, kaçamazdık. arabaya atarken adam onu, o da dua etmiş midir beni alsın adam diye.
içimde bir rahatlama ile uyudum. Kedi olmuştum, kedi olduğumu ona söylediğim için huzurluydum....

23 Mart 2010 Salı

Küçüklük - Büyüklük Meselesi

Odamdan son kez çıkarken kalbini düşürmüştü kapıda. Hızla kaçması gerekiyordu hastalıklı rualimden. Kendini benden kurtarmka için kaçarken kalbini burada, bekaretimi kaybettiğim bu odada düşürdüğünü ne zaman fark edecekti kimbilir.Bu oda daha ne kadar kaybettirecekti? ALdım kalbini, boş olan göğüs kafesimin içine yerleştirdim. Kalbi de küçük geldi göğüs boşluğuma bedeninin her uzvu küçük kalırdı zaten bedenimin yanında. Onun küçüklüğü benim varlığımı okşuyordu. Aç ruhu bacak aramdan girip bütün vücudumu dolaşıyordu ve inleyişlerimle çıkıyordu ağzımdan bir solukta.
.küçük ruh odamda unuttuğu kalbi yüzünden ölümsüzlüğe mahkum olduğunu çok yaşlandığında anlamış ve mezarıma turuncu bir lale ile gelmişti. Hala diri ve genç gözüküyordu ya benim gözlerim onu hep ilk gördüğü günki haliyle gördü yıllarca..
Mezarımı elleriyle kazmaya başladı. O an fark ettim ki vücudunda büyük olan tek organı elleriydi.Deli gibi kazdı mezarımı. Çürümüş etlerimin ve kemiklerimin arasında çürümemiş kalbini aldı. Öylece baktı, şaşkındı, ona ait bir şeyi nasıl öldüğümde bile koruduğuma inanamadı. Elleriyle yırttı göğüs kafesini, içindeki kalbi çıkardı. Büyük gelmişti o kalp ona ezilip büzülmüştü içinde harap olmuş hırpalanmıştı ya ona ait olmadığı her halinden belliydi. Bana yerleştirdiği çıkardığı kalbi. Ne zaman almıştı ki kalbimi? Doğru ya değiş tokuş yapmak istemiştik o gece ben kalbimi vermiştim o vermek istememişti bencildi ölesiye. Oysa ben kalpsiz doğduğuma inandırmıştım kendimi o gittiğinde. Bedeni bedenimin üzerinde öylece soluksuz yatıyordu artık. Her sevişmenin ardından da böyle yatardı üzerimde ya o an merak ettim bu da zevk veriyor muydu ona...
Gözlerimi açtım. Gördüğüm rüyanın ne anlama geldiğini düşündüm. Annem olsa hemen yorumlardı. Susadım. Su içmek için kalkmak istedim. Üzerimde minik bir ağırlık. Yine üzerimde uyuyakalmıştı.
Gözlerimi açtım. Saat bir türlü ilerlemiyordu. Yatakta bir sağa bir sola dönmekten yorulmuştum. 8 saat olmuştu. ilk geceyi atlatırsam bütün geceler geçerdi ama ilk gece geçmiyordu.
Gözlerimi açtım. Gözlerimi açamıyordum. Gördüğüm sadece karanlıktı. Ben ölmüştüm, o ölmüştü....
Ölülüğümüze yazdım bu kez de, ölülüğümüze yumdum sıkıca açamadığım gözlerimi. Gece olmuştu, ölüler de rüya görürler mi?

Tatmin

Henüz sana geri dönmek için çok erkendi. Gidip gelmeler, vazgeçişler, başlangıç olmaya çabalayan zaman dilimleri... Bir hümmalı koşturmaca var kalbim ile beynim arasında.Ve ben çok yorgunum...Zamanın en acımasız tarafı zaman olması sanırım...Bugünü yaşamak için yeterli zaman yok zamanın içinde. Oysa sen bugün varsın.Sırlı bir aynanın öbür tarafına geçmiş gibisin. Neresinden bakarsan bak aslında payına hep öbür taraf düşecek senin. İzlendiğinden bi haber kendini izlemektesin. Gördüklerin seni şaşırtıyor olsa gerek. Baktığını sandığın kendi gözlerin değil, benimkiler. Sana kendini benden izleme zevkini yaşatıyorum. Hiçbir kadınla aşayacağın hiçbir tatmin bunun kadar zevk vermeyecek sana, bedenine ve ruhuna..Bu doyumsuz zevkin tadını çıkart. Aynı anda orgazm olacak düşüncelerin ve bedenin. ve sen bu zevin ortasında kendi gözlerine bakıyor olacaksın. Kendinle birleşmiş olmanın, kendine verdiğin zevkin tadını çıkartırken; kendinden utanacak, kendinden kaçacak ve tekrar kendine döneceksin. Ve sen kendini birgün affettiğinde, zaman artık bugünlerden ibaret olacak. Sadece senden, sadece benden, sadece bizden ibaret....
vakit şimdi hüzün..

21 Mart 2010 Pazar

Ayrılık

birbirimizin gözlerinin içine baktık önce. ikimizin de gördüğü aynı şeydi cismen anlamları farklıydı oysa.. o bende acıdan yanan bir yürek gördü ben onda intikam ateşini. yani abartmaya gerek duyulmayacak bir şeydi ikimizde olan da sadece ateş.
Ellerimi doladım boyununa ben onu ellerimle boğmak istedim o tepki vermedi. Ölüme razı gibi bir hali vardı ya sonra dan anladım o da beni vicdan azabıyla öldürecekti. İkimizin de istediği şey aynıydı, yani abartmaya gerek duyulmayacak bir şeydi ikimizinde istediği sadece öldürmek.
yanına uzandım usulca bütün şehvetimi serdim önünde baştan çıkartmaktı niyetim çığrından çıkarmak ve salıvermek dünyaya. o çıplaklığı üfledi yüzüme utancı salık verdi ruhuma doğru. ikimizin de eylem planı aynıydı yani abartmaya gerek duyulmayacak bir şeydi ikiminde planladığı sadece suçluluk..
sonra birbirimizden edinemeyeceğimizi anladık isteklerimizi.aynı ateşte yanarken ölemeyen ve bundan suçluluk duyan iki var oluş meraklısıydık sadece.
Nefret duygum ve ben artık beraber takılmamaya karar verdik. Bu ilişkinin ikimize de bir fayda sağladığı yoktu çünkü.
Nefret duygum ve ben ayrılmaya karar verdik birbirimizi taşıyamaz olmuştuk....

16 Mart 2010 Salı

Nokta İşareti

Geçip gidebilirdi, öyle bir hayat hikayesi vardı çünkü, geçip gitmelerle dolu. Nefesine nefes katmaya gerek yoktu ve sesine ses olmaya. Ağzından çıkabilecek bir kaç kelimeydi ihtiyacımız olan, o konuşacak biz ihtiyacımız olan kelimeleri alıp devam edecektik yolumuza, onu eksiltmeden havada kalanları toplamaktı niyetimiz. oysa o susup gitmeyi tercih etti. aynı hikayenin içinde yalınlığa sürükleniyorduk. ve bütün çoğulaşmalar son bulmaya başladı. ne önemi vardı mekanın ne önemi vardı zamanın susmayı ve gitmeyi tercih etti buna rağmen. içimize sarıldık ve başladı yolculuğumuz. o başka bir yol çizdi kendine içine giden ben başka. gidişlerimiz çoğaldı parmak uçlarımızda. inancımız yalınlığaydı ve gidersek eğer yalın halimize cisimsiz biçimsiz ve şekilsiz kaldığımız o an özgür olabilirdik. inandık biçimsizliğe ve özgürlüğün sustuğu yerden başladık yaşamaya şimdilik. bütün bitişler birlikteymişçesine bitti. ve bütün başlangıçlarda başı kaçıran taraf olduk. normalleşmeye ihtiyacımız vardı yolumuz bittiğinde yolumuz bitmiş olacaktı ve bunu ancak yolumuz bittiğinde anlayacaktık. aynı gökyüzünden farklı yerlere damlamaya başladık. suyduk sadece ve zamandaydık. zaman kadar çok zaman kadar bitebilirdik. suyduk sadece ve kirlenmiştik, kendimizi temizleyecek kadar çoğalamıyorduk kendimizde.
ve noktalar koymaya başladık kuruduğumuz yerlere. ve bir bütüne ulaşabilmenin umudunu aradık her şeferinde aradığımız umudun kendisiydi ta kendisi hem de. bir kelime kadar değerimiz yok diyecekken tam da bir cümle oluverdik aynı yüklemin içinde öznesiz ya gizli bir öznesi varmış yaratan gibi. bilinmezliğin orta yerinde yeni bir bilmecenin karelerini oluşturuyorduk kimi zaman bir harf ediyorduk ya kimi zaman sadece kara bir kutuydu payımıza düşen. çoktu hayat hakkında susacaklarımız ve öyle çoktu nefesimizi başka yerlerde alıp aynı anda verişimiz.şimdi bilinmeyenlere nokta olmak istiyoruz birleşip. biliyoruz içten içe sonu olmayan bir şey yaşadığımız ya öldük mü? biliyoruz çünkğ yarım kalmak tek noktadan fazlası eder. ve böyle bitiriyoruz aynı yerde sırt sırta nokta olmak umuduyla. ve bitmek istedikçe bitemiyoruz. her noktanın ardından yeni bir cümle olup akıyoruz. şimdilerde aynı uykudayız hala sarılmış aynı yerde uyuyorken daldığımız. ve ilerlemekten de vazgeçmiyor zaman bizden de. bizim için anlamını yitirdiğinden habersiz bitti diyemiyoruz ya bitiyor biz ayrılınca noktalar...

TANRILAR DİVANI

Bir mücadeledir yaşam, kandırıyor bizi Tanrılar.Sunulmuş binlerce güzellik ile kandırıyorlar. Ve binlerce şeytan sarmış durumda etrafımızı . Akıp geçerken zaman onlar bile sayamayacak sınırsız günahlarımızı. Böyle başlamıştı yaşam .Bir uzun mücadele ana rahminde ve böyle başlamıştı ya yaşam kucakta, yatakta ve beşikte.ve yetmedi ömrü ömürsüz şeytanların saymaya günahlarımızı günah oldular..çoğalacağımızdan ve işteş bir eylem oluşturacağımızdan yana dertliydi Tanrılar ve saldılar günahlarını ruhlarımızın üstüne böylece başladı mücadelemiz. Tanrıların kirlettiği ruhlarımızı temizlemektir tek derdimiz. Vaat edilen ise sonsuz bir hayat.İçinde hüzün var mı ve acı? yoksa eğer mücadeledeki acı niye? varsa eğer sonsuzluğa ihtiyaç duymak niye? böyle başladı hikayelerimiz zamanların bittiği yerde zamansızlığı yakalamak için, yakalamak pahasına, ve bunun için çabalarken sorumsuzca. ve bir mücadeledir yaşam içimizdeki 2 ile. bir daimi kovalamaca kandırmacadır kendini. iyi olduğuna inandırmak istersin içindeki şeytanı ve günahıdır Tanrıların içimizdeki ikilik. izlemek keyiflimidir bunca kovalamacayı Tanrılar divanından?

10 Mart 2010 Çarşamba

Neden Kırmızıdan Nefret Ediyorum...

kaç yaşındaydım hatırlamıyorum. kaç yaşında olmalıydım bunu yaşamak için. insan neden korkar ki en çok özlediğinden? şimdi itiraf ediyorum işte ortaya çıkarıyorum sırrını çünkü ben biliyorum lanetini..
yalnızdık evdeydik sen sarhoştun ben korkak sen güçlüydün ben zayıf sen adamdın ben çocuk...
kalabalıktı etraf ben sarhoştum sen yokrun ben güçlüydüm sen yoktun ben kadındım sen yoktun..
sarıldın bana sıcacıktın mis gibiydi kokun, sarıldın ya bana ne çok ihtiyacım varmış o an anladım. Sonra öptün beni yanaklarımdan yıllarca bu ıslaklığı özlemişim yanaklarımda o an anladım. Ama sonra ellerin dolaşmaya başladı vücudumda sonra korktum. kaçtım yanından. yatağın içine girdim hemen sarıldım yastığıma yorganı çektim başıma. sen camı kırdın girdin odama elinde sigaraya benzer bir şey biraz kalın kokusu kötü kokusu keskin. sordun bana neyi özlüyorsun diye. sevgiyi dedim sadece sevgiyi. iç dedin bana uzattın bak sevgi dolacak odan.. baktım sevgi bu kadar yakındı içtim güvenmek gerekmez miydi sana güvendim öyle gerekir diye.sonra sarıldın sen yine bana sevgiye boyandı oda. turuncu sardı dört bir yanı. Sonra sen üzerime serdin vücudunu ağardın sen ben çocuktum canım mı acıyordu neydi bu sevgi böyle miydi ben orda mıydım o ben miydim o sen miydin.haklıydın bana içirdiğin o şey götürmüştü beni o odadan o odada olmak istemiyordum zaten. gittiğim yer sıcacık bir ev gittiğim yer huzur. sonra sen hiç bir şey söylemedn kalktın üzerimden. sen çıkınca odadan ben kalktım kırmızıya boyandı oda..
bana bunu neden yaptın sen adamdın ben çocuk...

Anlamamışım

Anlamamışım öyle söyledi bana sen boşuna uğraşma dedi...Ben ne mi yaptım her zaman yaptığımı sustum...ve yine her zaman yaptığımı yapıyorum yazıyorum..
Senin anlamadın dediğin o sahne var ya ben yaşadım onu. ondandı sorum babası neden öyle yaptı? sen bana anlamadın dedin. haklısın aslında anlamadım anlayamıyorum da neden babam öyle yaptı.. Sen geçmiş karşıma gerizekalı muamelesi yapıyorsun bana tek tek oynuyorsun her bir sahneyi ve göstermeye çalışıyorsun ve anlamadın diyorsun sorduğum sorudan çıkardın bunu. Peki sen neden o soruyu sorduğumu anladın mı, bu soru nereye gidecek diye sabrettin mi hayır sen de sana yakışanı yaptın diğerleri gibi yargıladın. aslında sen anlamadın. senin bu anlatmaya çalıştığın duygu var ya ben onu yaşadım. o yüzden sustum devamında o yüzden konuşamadım o yüzden yorum yapamadım sana...ve sordum evet içimde her gün sorduğum o soruyu sana sordum çünkü sen yazarken yaşadığını söyledin bana neden öyle yaptı babası?
ve ben büyük bir hayal kırıklığı yaşadım sana dair...

24 Şubat 2010 Çarşamba

Kimse Almasun Seni..

Şevval Sam Kzım Koyuncu... Nasıl yakıyor içimi dinledikçe. Nasıl bir isyandır bu aşka.. Hiç mi düşünmedun sen sevduğun boyle ağlar...
Özledim mi? Anlatmaya yeter mi özlemek? Kimileri adına alışkanlık diyor kimileri gençlik. ne çok şey biliyolar içim hakkında, onlarda mı yanımızdaydı biz aşkı yaşarken. onlar da mı gördüler benim gözlerimden seni..
Yoksun, sen öleli 2 yıl oldu ve ben hala gidemedim mezarına. mezar taşında adını okumaya dayanamam diye değil adının kalbimden başka bir yerde yazmasına dayanamam. seni benden başkasının sarmasına dayanamam.kıskanırım topraktaki böceklerin tenine dokunuşunu kıskanırım toprakla uykunu kıskanırım üzerindeki kefenin seni sarışını dayanamam..
neden geceleri geliyorsun hep, neden gündüzleri yoksun yanımda? bekliyorum seni yine beklerkende bir cigara yaktım bir duble de rakı sana koydum. geleceksin yine saat 3 ü 12 geçe. geleceksin ve bakacaksın yine hiç konuşmayacaksın. beni dinleyeceksin ben uyuyana kadar. ben anlatacağım sana bugün seninle neler yaptığımı. yanımdayken bile ne çok özlediğimi anlatacağım sana. varlığının yetmediğinden bahsedeceğim. avuntuların ne kadar anlamsız olduklarını anlatacağım. sen yine hiç konuşmayacaksın. giderken gözlerimin çukurundan öpeceksin kokumu içine çekip sev artık başka birini içim hiç rahat değil diyeceksin. ben yine kızacağım sana en büyük yeminleri edeceğim. öpmeyecek göz çukurlarımı senden başkası ve sevmeyeceğim kimseyi.sen tehdit edeceksin yine beni gelmem bir daha diye. ben korkuyla karışık bakacağım yüzüne. sabahlardan nefret edeceğim hergün. geceleri bekleyeceğim sen geleceksin diye. bir duble rakı koyacağım sana da sen içmeden gideceksin yine. ben içeceğim senin yerine.3. dubleyi koyarken ben sen şişeyi alacaksın elimden dayanamayacaksın sensiz görmeye beni.çünkü ya aklımı yitirmiş olmam gerek ya da sarhoş olmam gerek sensiz olmam için.
sen istemeyecksin beni sensiz bırakmayı. biliyorsun o zaman benimde olamayacağımı benimde bensiz olacağını.saçlarımı okşamaya başlayacaksın sonra.kulağımın arkasına atacaksın bende düzelteceğim usanmadan sabah olacak yine sen güneş doğmadan gitmiş olacaksın. ben her sabah uyandığımda uyumuş olmanın pişmanlığını yaşayacağım.
eğer ölmüş olsaydın böyle olacaktı hikayemiz. oysa sen orada bir yerlerde başka bedenlere sarılmış uyuyorsun. ben ise hala olmamana alışmak için hikayeler yazıyorum sensizliğime..
ve söylüyor Şevval Sam Kazım Koyuncu birlikte: Kimse Almasun Seni Oy Kimse Almasun Seni Yine Bana Kalasun....

21 Şubat 2010 Pazar

Terk Ediliş

çok fazla bir şey istemedim ki sadece hoşçakal demekti niyetim. olmadı beceremedik. özenle işlemiştik her günümüzü ya aşk işteş eylemleri sevmiyor anladık. tekilliğin ortaya çıkmaya başladığı zamanlar aşk eziliyor, ben ve sen kelimeleri büyüdükçe aşk küçülüyor. Sevmek de fayda etmiyor böyle olunca.
Bana git diyorsun, hem de çağırdığın gibi de göndermiyorsun beni. Hay hay hemen giderdim, ama ben gidince sen iyi olacaksan giderdim. beni göndermek çözecekse sorunlarını ve sorunlarına yeni bir sorun katmayacaksa ve ben bundan adım kadar eminsem sen söylemeden ben aşkımı da alıp çeker giderdim. şimdi gitmenin ne sana ne bana faydası yok biliyorum sen sensiz iyi olmayacaksın, biliyorum ben sensiz iyi olmayacağım. yani ikimizin de sana ihtiyacı var o yüzden bu gidiş sana iyi gelmeyecek.
paylaşım demişken istemiyorum ben sevişmeleri onu kiminle yaşarsan yaşa. ben senin çıplak halini biliyorum ve onu seviyorum. yanımda ruhun çıplak yanımda ruhunun bütün orospulukları ortada. şimdi bana git demeyi kendine marifet sayıyorsun.
Hay hay der giderdim çoktan gitmiştim aşkımı da alıp ama sen eksileceksin ben giderken sen zamansız kalacaksın, sen aç sen öksüz kalacaksın. yetmeyecek sana şehrin kerhaneleri doymayacak ruhun bedeninle birlikte. ve sen kendini aramak yerine her kadında beni arayacaksın çünkü biliyorun sırrın bende. çünkü bu işteş bir eylem terk ediliş, sadece bana koymayacak yani..

Hay Hay..

17 Şubat 2010 Çarşamba

Şehrin Gece Masalları


Şehrin içinde gece masalları anlatılır...


Biri elini uzatır boşluğa ve kimsesizliğe, birinin eli titrer tutamaz uzatılan eli. Biri öldürürken öldürüyordur biri.Yapacak bir şey bulamayanlar dinler avaz avaz bağıran geceyi...


Masallar anlatır şehir gece uyumayı sevmeyenlere, masallar ki sevindirmeyen kimseyi ve biterken mutlu etmeyen kimseyi...


Bir masal anlatır şehir gece şehrin içinde yaşamayı sevmeyenlere ve şehir masal olur gecelerce...


Birgün dediğimiz hani şu 24 saat olan sadece gündüzden ibaret de değildir.


Masallar anlatır şehir gece bekçilerine sokakların kimliksiz sahiplerine, sırf rahat uyuyabilsinler yaşadıklarını unutmasınlar diye...


Gece olur masal olur yaşanan acılar, bir el örter üzerlerine sessizce geceyi masalları bozulmasın diye...

14 Şubat 2010 Pazar

141 Neslikuş İle Muhabbet

Bir dilek tut kirpiğin düştü yalnızlığıma.İnsanın 1 yaşamı var oysa, paylaşınca biriyle yarım kalıyor eksiliyor. Oysa 1 +1 her zaman iyidir. Çoğaltır adamı, çoğaldıkça artarsın kendinden. Ama, bu da sıkacak seni bir gün çünkü 1 olmaya alışkınsın sen. İstiyoırsun ki sen geçip giderken zamanın teninden zaman dokunmasın açık kalmış yaralarına. Sen istiyorsun ki düşmeden kirpiklerin tut bütün dilekleri. Kabul etmiyor işte yalın hali ruhumun. Azalmaya da çoğalmaya da tahammülü yok.

Ne işim var benim burada gitmeliyim. Yolculuk istiyor canım. Ben bütün yollara gebeyim...

1 Şubat 2010 Pazartesi

sinirli

agresifim işte bugün vurmaya başladı tepe tepe sinir. olmuyo daha fazla gülemiyorum artık. gizleyemiyorum öfkemi. gitmem gerek kırmadan hayatımdakiler. nefretim çok konuşmak da istemiyorum kimseyle. derdimi anlatacak mecalim yok. baktım içime kıyıda köşede birkaç kelime vardır umuduyla kalmamış. sussun istiyorum içimdeki 2 kişi. 2si birden sussa bugün atlatsam bugünü ne iyi olur. yalınlığa ihtiyacım var. içimde kimsesiz kalmaya, kalabalık boğuyor ruhumu dayanamıyorum. çekip gitmeliyim içimden içime...

28 Ocak 2010 Perşembe

hayalet

Senin olmamana dair bişeyler içimde, sanki bir büyük kandırmaca gibi bişey.inanasım gelmiyor bir türlü var olduğuna, elimi tuttuğuna, paylaştığıma, seni sevdiğime bir türlü inanasım gelmiyor. gidecek olmana yazdığıma inanasım gelmiyor. bişey var garip bişy var olduğunu hazmedemiyor içim bir türlü. çünkü bu kadar basit birini sevmiş olmayı yediremiyorum kendime. bu kadar yalan birini gözlerine bakıpta anlayamamış olmayay yediremiyorum kendime.bu kadar yalan birine turuncu bir renk katmak istememi en çok da evet en çok da bunu sindiremiyorum içime. sen olmamış ol en iyisi, bir kahraman kötü bir kahraman olarak kal hikayemin bir köşesinde. birinin hayatına girmişsin de ben seni geçersen görmüşüm gibi kal. Joker gibi değil ama ben severim jokeri sen hem basit hem yalancı hem kötü bir karaktersin hikayede. yani kahraman da olma sen en iyisi. hatta bu hikayede bile yerin yok senin. sen en iyisi hayalet ol. korkuttuğunu düşün insanları bununla eğlenmeye çalış yalan söyle, ALDAT sen. ama bunu ben yazmış olmadım şimdi sen zaten hem yalan söyledin hem aldattın, dipnotuma alıntı yapmak isterdim seni ama hayaletsin ya sen bir anlamı yok bunun. ölüler bilgisayar kullanamıyorlar, ölüler okuyamıyorlar burada yazdıklarımı. sen en çok neden hayaletsin biliyor musun? yaşattığın acı yüzünden ölemeyeceksin rahat rahat. karşına çıkacak yüzüm tanımadığın bir şehirde belki silah altında ken çatışmanın orta yerinde belki, belki gece nöbet tutarken karşına çıkacak yüzüm ve sana kırma demiştim kalbimi diyecek. sen iyi bilirsin görürüm ben, göreceğim kabus dolu gecelerini ve senin için üzülmeyeceğim ama sevinmeyeceğimde. herşeyin bedeli var hayatta ödemek zorundasın unuttun mu? Hem sen demiştin bana sen çok iyi bir kızsın, unutma iyiler daima kazanır diye.reklam sloganı bu demiştim. şimdi hayatımın bir köşesinde üçüncü küpe kulağmda. merak etmiyorum hayalet, merak etmiyorum.

21 Ocak 2010 Perşembe

Zamansız..

tek bir kelime işte anlatıyor içinde düştüğüm durumu. Zamansız...
Oluyordur bazen size de her şeyin üst üste geldiği.Dünyanın başınıza yıkıldığı oluyordur size de. Böyle zamanlarda arkadaşlarım naber? diye sorduklarında şu cevabı veririm: "iç güveysi olarak gittiğim evde, kocam kazara öldürülmüş, yatalak ve çenesi düşük kaynanama, 10uz çocuklarıma 8 aylık hamile halimle, bakmak zorundaymışım gibi."karşı taraf genelde ne söylediğimi duyumsamaz(duymaz ve önemsemez).
ama bu kez zamansızım.zamanın olmadığı zamanları yaşıyorum. gün geçmiyor ve çok hızlı geçiyor gün çok uzun ve çok kısa tamamen algıladığım kadarını yaşıyorum.hiç uyanmıyorum veya hiç uyumuyorum.önemi yok çünkü zamansızım...
bu kadarı da fazla diyorum bazen.Anlatmalı mıyım? anlatayım bir kısmını ufacık bir kısmını..
Neye şükretsem onu kaybediyorum.
İçinde bulunduğum daimi bozuk psikolojiden kurtulmak için mi bilmem,şükretmeye başladım devamlı.
Ailem yanımda olduğu için şükürler olsun dedim ve babam çok uzaklara gitti.sadece beden olarak da değil hem de ruhu da gitti. bu yüzden o bir ölü bile değil...
Ailem sağlıklı olduğu için şükürler olsun dedim.Annem bronşit oldu önce, bunu yaşarken boyun fıtığı teşhisi de koydu doktor ve tek böbrekli olduğundan ve safrakesesi de olmadığından ağrısını yeterince dindirecek ilaçlar alamıyor.O çok konuşkan annem gitti ve yüzünden ve sesinden ne kadar acı çektiğini görüp hissettiğim bir kadın geldi yerine.
çok şükür beni anlayan bir dostum var dedim. Sana aşığım dedi.Onu da kaybettim.
çok şükür en azından bir işim var dedim.3 gün önce kovuldum aniden.
şimdi zamanın olmadığı bir yerdeyim. her şey benim doğumumdan çooook önce başladı ve ben artık şükretmekten korkuyorum. Şükrettiğim her şeyi kaybediyorum.
babannem sabahları işe giderken dua ederdi hep arkamdan...
yoo hayır bu yaşadıklarım beni inançsız biri yapmaz. kızgın biri yapar sadece ve zamansız biri.
Amcama anlattım içine düştüğüm durumu,anlatmak niyetinde değildim ya sorunca söylemek zorunda hissetim.ne mi cevap verdi? nasrettin hoca gibi hırsızın hiç mi suçu yok diye bağırmak istedim.Ama haklısın diyebildim sadece.
şimdi yaşadığım için şükrediyorum, hala nefes aldığım için şükrediyorum...
Şükrettiğim her şeyi kaybediyorum...

15 Ocak 2010 Cuma

Sordum Sonunda.. BABA..


O'na ben dünyaya geldiğimde ne hissettiğini sordum,sordum sonunda....

Belki birgün anlatırım ama, bakın bu adam benim babam.
Hani vardı ya bi şarkı gitmesekte görmesekte o köy bizim köyümüzdür diye. İşte bizim hikayemiz de böyle. Görüşemesemde, anlatamasamda içimdekileri ve affedemesem de o'nu bu adam benim babam...

13 Ocak 2010 Çarşamba

Bir İntihar Mektubunun Son Satırları

berbat durumdayım inancımı yitirdim herşeye olan inancımı yitiridim yaratana, yaratmayana herşeye olan inancım bitti en çok da kendime olan inancım kendimle olan bağım arkadaşlığım dostum ruhum bitti. anlıyor musun beni. oysa ben bundan çok daha kötü günler geçirmiştim çok daha sefil. ama içimde bişey vardı hayata bağlayan adı yoktu belki ama ölmeme izin vermeyen bişey vardı içimde.
şimdi ise kendimi terk ederken hokkalı bir küfür sallayıp öylece çıkıp gitti ruhum. beni anlıyor musun, yaşamıyorum diyorum sana bir ölü yazıyor bunları. sen şimdi bunu okuduğunda ben artık beden olarak da var olmayacağım bu dünyada
tek intihar mektubumu sana yazıyorum yani ben. belki beni ararsın diye, belki vazgeç dersin diye, belki bir sebep söylersin diye,... bunlara neden ihtiyacın var zaten ölmek istemiyor musun diyosan da olsun ölürken bari biri beni düşünsün istiyorum.
yaşarken kimse düşünmedi bari ölürken biri bana ölme desin istiyorum. der misin beni anlıyor musun...
....ruhu hasta idi öldü bedeni sapasağlam ama yaşıyor ne anlamı var ki...

Şehrin Kokusu

şehrin teni ne menem bir kokuya sahipti böyle, din adamlarının terlerini boşalttığı fahişe gibi kokuyordu şehir, binlerce doğmayacak piç kokuyordu ....

Çoktan...

konuşmaların bittiği yerdeyim.bütün sohbetler seninle yapıldı çoktan.düşlerin,hayallerin bittiği yerdeyim.hayallerimin hepsini sana kurmuşum çoktan.ölümün kollarını açtığı yerdeyim.yaşamın anlamını sende tüketmişim çoktan.bana ne yaptığını anlar mısın bilmemacı var sadece kelimelerimde hisseder misin bilmem.kör bir kuyu yokluğun sen gidince düştüğüm.gecemin adı hüzün.kokunla karışık rüyalara dalmak üzereyim.sen çok sev dileği tutmuştum yıldızlar kayınca.hırçınlığım özlemekten.hasretimin rengi kaybetme korkusu...

Sanat!!!

Facebookta sanatta delirmek diye bir grup açmışlar. Kafası hangi durumdaydı bilmiyorum ama bir arkadaşım bana davet göndermiş gel bu gruba katıl diye. Peki dedim. Ama bir yazı yazmanı istiyorum oraya dedi. Peki dedim. Peki demekten nefret ederim ve itiraf ediyorum eğer peki diyorsam birine o anda onunla uğraşmak istemediğim için:)
Oraya yazdıktan sonra birde bloguma eklemek istedim kısa yazımı. belki uzatırım niyetiyle..

"delirmenin eşiğindeyim şimdi, kendimi bıraksam feda etsem sanat olur mu adı. hangi çılgınlık çıkar benim postmodern çığlıklarımdan, hangi öykü yokuluşumun var oluşlara hediyesi olur sanat adına. çıldırmanın eşiğindeyim şimdi,kendimi bıraksam feda etsem senin uğruna adına sanat mı derler, veya bir çılgınlık yapıp bir pi......ç getirsem dünyaya da adını sanat mı koysam... deli miyim divane miyim neyim bilemedim..."

bak bana!iyice bak gözlerini açabildiğin kadar aç öyle bak. görüyor musun gözlerimin rengini. gözlerimi balla karışan boka boyamış yaratan. bak bana!çok aç gözlerini öyle bak. saçlarımın rengi sokak pisliklerini süpürmekten eskimiş bir süpürgenin renginde uçları çatallı.
bana bak! gerekirse kırpma gözünü.dudaklarım çürümüş vişne renginde sineklerin bile midesi bulandığı için üzerinde dolaşmadığı.

sen asil ressam hadi çiz şimdi benim resmimi.ben de görüp görebileceğin bunlardan ibaret. oysa bakabilseydin sen bana gözlerini de kapatıp, sana bal damlayan ırmakları gösterirdim gözlerimde. 10. senfoniyi duyabilirdin ve sevdiğin herşeyin tadına benzer bir tat alırdın dudaklarımdan. oysa sen bir gün böceklerin de tıpkı senin gibi kemireceği bedenimle ilgilendin sadece. Al öyleyse senin olsun istediğin. umrumda mı sanıyorsun.

kapıdan çıkıp giderken bağırdım arkasından: delirmenin eşiğindeyim şimdi. Çizdiğin resmin adı bu olsun dedim. İyi ama bu nü dedi. tamam işte dedim, delirmenin eşiğindeyim şimdi...

12 Ocak 2010 Salı

Don Kişot



Sen bilmezsin Don Kişot en sevdiğim kahramandır benim. oysa kızların en sevdikleri kahraman babaları olur. Benim ki hiçte öyle değil. Benim babam kazara üzerine çok sonraları bir köpeğin pislediği bir gazete kağıdının üzerine yazılmış abuk sabuk bir hikayenin kötü karakteri. sen bunun anlamını bilir misin? resimlerinde görüyorum bazen bir gidiştir tutturmuşsun. içine yolculuğun ne kadarda uzun sürdü. oysa durmalı ve dinlenmelisin bazen.bir bardak soluk almalısın.ve devam etmelisin kendini kaybedip kaybedip bulmaya.. oyunun ne kadar da eğlenceli gözüküyor bir bilsen...
ama ben sana babamı anlatacaktım neredn çıktı şimdi bu kayboluş? benim babam rastgele bir balıkçı teknesinde yere düşecek bir balığın rastgelmesii bekleyen kedi gibidir. onun olduğu yerde balıkç da aç kalır kedilerde hiç bir şey rast gelmez.
doğuştan bir mim ile gelmiştir dünyaya.
sen benim babamı nerden tanıyorsun peki? resimlerinde görüyorum onu bazen. babamı tanıyorsan eğer ona söyler misin dünyaya getirip bıraktığı ve bir dahaumursamadığı kızı 22 yaşını dolduruyor ve onu hiç merak etmiyor. Çünkü biliyorki köpekler pisleyecek mezarıa da birgün hikayesine pislediği gibi...
Sevgiyle Kal...
Don Kişotu da öp benim için sol elinin badi parmağından..
Sahi senin badi parmağın var mı?

10 Ocak 2010 Pazar

Kurtul-dum-san-dım

söylersem içimdekileri yüzüne kurtulurum sandım. karşımda ağlarsa içim rahatlar sandım. o da benim gibi huzursuz olursa kendi yüzünden huzur bulurum sandım..
olmadı. sanmak...
içimde kalan biriken her şeyi söyleidm ona. Sen hiç yoktun dedim. baka içimde bu boşluk senin yüzünden dedim. seni sevmiyorum çünkü seni sevmenin ne demek olduğunu bilmiyorum ddim sen bana sevgi kadar yakın olamadın dedim. bak her şeyin sorumlusu da sensin dedi,m. veremeyecek cevabım yok hiçbir soruya demişti konuşmaya başlamadan önce, susmak zorunda kaldı. verecek cevabı olmadığından değil cevaplarının benim acımı dindirmeyeceğini anladığından...
o sustu. ben bütün suskunluklarımı çöpe atıp avaz avaz haykırdım o na. ve belki de son kez söyledim o na: BABA...