Evet bütün suç karpuzun.. beni delirtip 3 yane sakinleştirici hap içmeme sebep olanda o teyzeme tabakları kırdırıp kolunu kestiren de o.. Dayımın hiç suçu yok.. Bütün suç karpuzun...
Her zaman yaptığımı yapıyorum yine araçları suçluyorum nasıl olsa itiraz edip sinirlerimi daha fazla bozamazlar... O yüzden bütün suç karpuzun....
18 Temmuz 2010 Pazar
27 Haziran 2010 Pazar
Uçurtma

Senin şehirlerini merak ediyorum bugünlerde ve senin şiirlerini...
Sanki bütün şehirler gizemini yitirmiş gibi. Merak kediyi öldürür oysa, insana bir zararı yok diye bir algıya varmıştım çocukken...Şimdi algılarımın değişimine gülmekteyim usulca, köşe başından bakarken çocukluğuma...Aynı çocuk kahkahasını atabilir miyim diye düşlerken, çocukken hiç kahkaha atmadığımı fark ettim... Aynı köşe başından bakarken çocukluğuma, çocukluğumun bile başka çocuklara köşe başlarından bakışlarla geçtiğini farkettim. Farkındalığın can yaktığı çok olur. Acıyan yanları kalbin turuncu mezarlarda soğutulur...
Şimdi senin şehirlerini merak ediyorum.
Hangi caddelerinin nereye açıldığını, hangi iklimlerde üşüdüğünü, neye benzediğini köşe başlarının merak ediyorum...
Şimdi senin şehirlerinde yaşayanları merak ediyorum...
Çok eksik varmış gibi sanki sende de...
Şehirlerin çocukluğuma yakın göz kırpıyor köşe başlarından...
Günlerdir sokağından geçip yanına varamayışım da bundan...
Derin çok derin bir şey var gözlerinde, bundan merak edişlerim şehirlerini...
İçinin hangi kapısını çalmak istesem bir korku nöbeti tutuyor içimi... Kendi gölgesinden korkar ya çocuk...
En çok uçurtmaları özledim oysa..
Belki dedim birgün, bir çocuk gününde uçurtma yapıp uçuralım mı?
Belki bilmediğimiz bir şehirde...
20 Haziran 2010 Pazar
Uç Uç Böceğim

Bir varmış bir yokmuş diye başlayan bir hikayenin içine dahil etmekten korkuyorum seni..
Çünkü sen hep var ol istiyorum. Uzun zamandır hissetmediğim bir güven duygusu vardı yanında...Güvenmek mi? Neye güvendim yanında? Bilmiyorum. Sen kocamansın sadece...
2 gündür çocukluğumdayım yine.. oturmuşum bahçede böcek arıyorum kendime. Bir tane buluyorum kırmızı. parmağıma alıyorum. bakıyorum seviyorum sahipleniyorum... rengi güzel rengi özel... sonra özgürlüğüne bırakmak için onu ama gitmesini de istemediğimden bir şarkı söylüyorum ona: uuuuç uuuçç böceğim annem sana terlik papuç alacakkk.. o bir süre daha kalsın diye önce bir mırıltı oluyor şarkı dilimde. içimden bu şarkıya rağmen kalmasını diliyorum... yüzüme bakıyor önce sonra geri gelecekmiş gibi uçup gidiyor... ben ardından bir damlada kayboluyorum. ve 2 gündüronu özlüyorum...
uuuuuç uuuuçç böceğim annem sana terlik papuç alacaaaak...
uçma böceğim ya da beni de götür...
8 Haziran 2010 Salı
ÖLÜM
ahh ne güzel bir şeydir o...
sadece uzanmak ve derin soluksuz bir
uyku sadece...
boşluklardan kurtulmuş gibi
soruların cevaplarını bulmuş gibi
cevapları artık önemsemiyor gibi
ve vazgeçmiş gibi soru sormaktan...
kendine yaptığı işkence son bulmuş gibi
uzanmak sadece ve uyumak
soluksuzca..
ahh ne güzel bir şeydir o...
sadece uzanmak ve derin soluksuz bir
uyku sadece...
boşluklardan kurtulmuş gibi
soruların cevaplarını bulmuş gibi
cevapları artık önemsemiyor gibi
ve vazgeçmiş gibi soru sormaktan...
kendine yaptığı işkence son bulmuş gibi
uzanmak sadece ve uyumak
soluksuzca..
ahh ne güzel bir şeydir o...
Yazmışım Evvel Zaman İçinde 2
anlatırım her kelimede isyan sanırlar ya değil acı sadece.
Zaten sanrıların bana yol gösterdiği bu gecede
bir şiirim bir cigaram var içime yakın
beyaz yelelerine tutunmak gerek şiirin
ve bırakmak gerek içini kişnesin diye
rüzgara doğru giderse atın ne ala,
uçurum olmasın sakın yönü dizginlerinin
hadi sür atını içine doğru dört nala..
Zaten sanrıların bana yol gösterdiği bu gecede
bir şiirim bir cigaram var içime yakın
beyaz yelelerine tutunmak gerek şiirin
ve bırakmak gerek içini kişnesin diye
rüzgara doğru giderse atın ne ala,
uçurum olmasın sakın yönü dizginlerinin
hadi sür atını içine doğru dört nala..
5 Haziran 2010 Cumartesi
Durgunluk
Öyle karışık bir ruh haline sahipken durgunluğun ele geçirmesi bedenimi işin içinden çıkılmaz bir hal almasına sebep oluyor yaşamın.
çok uzun olan bu cümlede anlatılmak istenen: tatildeyim...
gözlerimi kapatıp; istediğim şehrin sokaklarında tanımadığım bir dili tanımadığım insanlarla konuşmak için kullanıyorum...
bütün cümlelerim uzun sürüyor bu aralar yollarım gibi.
bugün bir sokak dolusu insandan kaçmak için kimsesiz bir sokak arayışına çıktım. bulmak zor old. bulunca gülümsedim. gülümseyişim kalabalıktı. ...
ben yalınlığı aradıkça ve bulduğumu sandıkça kendi içimde kalabalıklaşyorum bu kez de..
oysa ne zamandır görmediğim bir dostumu görsem belki de her şey geçer..
çok uzun olan bu cümlede anlatılmak istenen: tatildeyim...
gözlerimi kapatıp; istediğim şehrin sokaklarında tanımadığım bir dili tanımadığım insanlarla konuşmak için kullanıyorum...
bütün cümlelerim uzun sürüyor bu aralar yollarım gibi.
bugün bir sokak dolusu insandan kaçmak için kimsesiz bir sokak arayışına çıktım. bulmak zor old. bulunca gülümsedim. gülümseyişim kalabalıktı. ...
ben yalınlığı aradıkça ve bulduğumu sandıkça kendi içimde kalabalıklaşyorum bu kez de..
oysa ne zamandır görmediğim bir dostumu görsem belki de her şey geçer..
28 Mayıs 2010 Cuma
Haklı
herkesin haklı olduğunu söyleyip kenara çekilmek ne asilce bir davranış. Peki ya sonrasında oradan tamda sevginin arkasına saklandığın yerden fırlatmak elmalarını senin masalına inanan insanların kafasına doğru. 3elma düştü sevgiyle sakladığım sevdiğim var dediğim oluruna olsun dedğim birinden sevgimin ardından tam kafama.. 3ü de bana isabet etti.
Şimdi ona bakmak dahi gelmiyoriçimden. İçime aldığım için onu derinime sevgime sardığımiçin onu, en çok da o olmadığı için artık...
nasıl diyordu sloganda : herkes eşit herkes haklı ama bazıları daha eşit bazıları daha haklı.
sen şiimdi kendine daha eşit daha haklı tarafta bir yer edindin ve oradan fırlattın elmalarını. Sonra sarılmak uzak kalır işte bize böyel elmalar hala elimde. Sen fırlattın diye sırf kafama kafama atsanda onları senden gelen kabulumdür diyip aldım sakladım...
biliyorum okuyacaksın bu yazıyı, biliyorum için sızlayacak acaba diye, biliyorum bekleyeceksin sonrasında.
ama o çok konuşan geveze ben sevdikleri işin içine girince öfkesini bir yerlere atıyor işte karşılarına geçip haykıramıyor bir türlü. susup yazabiliyor sadece ya onu da bugünlerde eline yüzüne bulaştırmaya başladı..
böyle işte .....kuş.
susmalı şimdi insan denilen yaratık ve boğmalı kendini içindeki okyanusta, başka deizlerde boğulmadan önce kendi okyanusunda çıkmalı kelimeleri ruhundan...
Şimdi ona bakmak dahi gelmiyoriçimden. İçime aldığım için onu derinime sevgime sardığımiçin onu, en çok da o olmadığı için artık...
nasıl diyordu sloganda : herkes eşit herkes haklı ama bazıları daha eşit bazıları daha haklı.
sen şiimdi kendine daha eşit daha haklı tarafta bir yer edindin ve oradan fırlattın elmalarını. Sonra sarılmak uzak kalır işte bize böyel elmalar hala elimde. Sen fırlattın diye sırf kafama kafama atsanda onları senden gelen kabulumdür diyip aldım sakladım...
biliyorum okuyacaksın bu yazıyı, biliyorum için sızlayacak acaba diye, biliyorum bekleyeceksin sonrasında.
ama o çok konuşan geveze ben sevdikleri işin içine girince öfkesini bir yerlere atıyor işte karşılarına geçip haykıramıyor bir türlü. susup yazabiliyor sadece ya onu da bugünlerde eline yüzüne bulaştırmaya başladı..
böyle işte .....kuş.
susmalı şimdi insan denilen yaratık ve boğmalı kendini içindeki okyanusta, başka deizlerde boğulmadan önce kendi okyanusunda çıkmalı kelimeleri ruhundan...
23 Mayıs 2010 Pazar
Bırakınız Yapsınlar Bırakınız Geçsinler
Bu gece sevgili Adam Amcayı anasım geldi (Adam Smith). Ne güzellemeler dökmüş iktisat üzerine. Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler diyor. Ben de tam bu moddayım şu aralar. Hayatı bıraktım ve kadere diyorum gel kader ne istersen yap ne kadar istersen kal neresinden geçersen geç iç şehirlerimin. Kadere karşı tek silahım ise hala içime olan inancım ve umudum. Hayal kurmak ne güzel değil mi hayali hayal olmaktan çıkarmak ise daha da güzelmiş öğrendim. hayat tarafından kadere ait bir mim olarak dünyaya gelişimin bu 23. yılında bakın ne de çok şey öğrendim. kendi hikayesinde kaybolan bir kız, kendi hikayesinde yan karakter belki de bir figüran. kendi hikayesinin çaycısı hatta sadece çay içmek istediğinde insanların aklına geldiği oysa belki de yüzyıllardır orada olmasına rağmen ihtiyaç sonucu fark edilen bir obje, bir ara. ama asla amaç değil. ne çok devrilmiş cümlelerim. çokça zamandır yazmaya korktuğumdan aslında kendimden kaçtığımdan ve burada kendime döndüğümden işte yine bu cümlede başı unutulmuş sonu başka bir yere doğru devam eden bir ... bir önceki cümlemi tamamlamaya yeterli kelimem olmadığından devam ediyorum bir sonrakine.
hayat bozduklarımızdan ibaret. bozulan bir oyuncağı kaybettiğimizi anladığımız an duyduğumuz üzüntü ile oyuncağı bozarken aldığımız zevk arasındaki farkın deltası işte mutlu bir hayat mı yoksa mutsuz bir hayat mı yaşadığımızın açıklaması hem de matematiksel olarak. Şimdi bu yazıyı okuyan sen yazıdan okurken ne umuyordun ya da bitirdiğinde ne okumuş olmayı umuyordun bilmiyorum bunu bilmeden yazıyorum ama farkında olmadan da olsa başlangıçta bitişte bir farkındalıkla son bulan bu yazıda seni önemsediğimiz hissediyorum sayın okuyucu. ve adetim olmadığı üzre bu yazıyı da yayınlarken bir kere daha okuyup verilen tüm tavsiyelere rağmen düzeltmeyeceğim.
neyse Sevgili Adam amca sen ne güzel söylemişsin öyle bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler. ne tatlı bir özgüvendir bu. Sevgiler sana..
16 Mayıs 2010 Pazar
Yazmışım Evvel Zaman İçinde...
Son zamanlarda ortalık yerde kalan bir kaç söz var bana ait esinlendiğim yazdığım unuttuğum. Beğendiğiniz hangisiyse söyleyin üzerine hikayeler yazacağım bir bir..
İki şekilde de kararır dünyan. Ya ışığını kapatırsın ya da ışığının etrafını kalabalıklaştırırsın...
İki şekilde de kararır dünyan. Ya ışığını kapatırsın ya da ışığının etrafını kalabalıklaştırırsın...
bazıları ne yaptığınla ilgilenir, bazıları ise ne yapmadığınla. Başarı herhangi birine göre bir şey yapıp yapmaman değil, yaptığın herhangi bir şeyin seni ne kadar mutlu ettiği ile ölçülür...
Hayat Gölge Gibidir... sen ne kadar yaklaşmak istersen iste o aradaki mesafeyi her zaman korur ve bir gün gölgen yoksa sen de yoksundur...
İçine sorduğun soruları samimiyetle cevaplarsan,kendini anlarsın. Anlamak kabul etmeyi getirir beraberinde. Ve kabul edersen artık yargılayamazsın. Buna ihtiyacın var..
bir iç döküş türküsü var dilimde tanımadığım bir şehrin sokaklarınıda yürüdüm. bir kaldırım taşına takıldım, dönüp bağıracak oldum ki taşa içimdeki biri ses verdi tanımadıklarımızla münakaşa etmemeliyiz. sustum. tanıamadığım şehrin sokaklarında kaybolmaya devam ettim, kendimi kaybettim..
suyduk sadece ve kirlenmiştik, kendimizi temizleyecek kadar çoğalamıyorduk kendimizde...
sana rağmen, sensiz, suçsuz, sorunsuz, hiç dokunulmamış, dokunupta kaçılmış, bakakalınmış, öyle dalınmış, uykuda bile, yolda bile, kalabalıkta bile, hem de, hiç te, hep te, arıyormuş, kaybolunmuş, gözlerde yokmuş, sözlerde çokmuş, o eller kirlenmiş, yazardım ya daha çok yazardım ama ile başlayacak bundan sonraki kelimem.. Ama çakmağım kayboldu...
kaderini yeniden yazmak isteyenler sürüsü...
Gözbebeklerimde sağnak yağmur var,tutarsz çamurlara batıyor ayaklarım.Bir sığınaktr aradığım,üşüyorum ya.çok olmak hiç olmaktır,bazen bir kelime etmez hissettklerin.tutup çıkarsam boya kalemlerimi içimden,boyasam rengarenk içimin şehirlerini,bir tek kalbimi bıraksam renksiz,isimsiz bir kahraman gelse bir gün ansızın belki sinekvalesi,o ne renk isterse o renge boyasa gönlümü.Ama yağmur var gözbebeklerimde,gözlerimden akıyor şehrimin boyaları...
6 Mayıs 2010 Perşembe
ONLAR Kısa Film
"Onlar" Kısa Film
Tolga'nın filmi düşündürdüğü yerdi benim için onlar hayatın diğer tarafındaydılar...
Üzerine güzellemeler dökmeye gerek yok. Sadece hayatımda geçirdiğim en keyifli 3 günlerden biriydi :) teşekkür ederim arkadaşlar.
he bu arada boş durdum sadece eğkendim sanmayın rejideydim ben, uğurla boom boom dansı bile icat ettik :) filmin tamamını da birgün buraya eklerim. ama bu keyifli çalışmada yer almak çok iyi geldi bana.
Tolga hadi bir kısa film daha çekelim :)
Tolga'nın filmi düşündürdüğü yerdi benim için onlar hayatın diğer tarafındaydılar...
Üzerine güzellemeler dökmeye gerek yok. Sadece hayatımda geçirdiğim en keyifli 3 günlerden biriydi :) teşekkür ederim arkadaşlar.
he bu arada boş durdum sadece eğkendim sanmayın rejideydim ben, uğurla boom boom dansı bile icat ettik :) filmin tamamını da birgün buraya eklerim. ama bu keyifli çalışmada yer almak çok iyi geldi bana.
Tolga hadi bir kısa film daha çekelim :)
2 Mayıs 2010 Pazar
Yazmalar Susmuş
İçime döndüm,içime sordum,içimle yıkandım...
adam dedim ona adam ne yapıyor orada?
yaşıyor dedi.
adam dedim mutlu mu peki?
astı suratını çevirdi gövdesinden bağımsız başını, mutluluk dedi açıklamaya zaman bırakmaycak kadar kısa.
peki dedim anlamış gibi...
adam dedim ona adam ne yapıyor orada?
yaşıyor dedi.
adam dedim mutlu mu peki?
astı suratını çevirdi gövdesinden bağımsız başını, mutluluk dedi açıklamaya zaman bırakmaycak kadar kısa.
peki dedim anlamış gibi...
11 Nisan 2010 Pazar
Boya Kalemlerim
En son ne zamna bu kadar derin ihtiyaç duyduğumu hatırlamıyorum boya yapmaya. Bir arkadaşımdan da rica ettim kırmadı sağolsun boya yapacağım yakında. Özlemişim boyarken kendimden geçmeyi, kendimi kaybetmeyi ve tekrar kendime dönmeyi. hele bir de kulağımda varsa sevdiğim bir müzik işte bunun adı huzur, dokunmasın kimseler bana. sonra boyanmış evin orta yerinde oturup etrafıma bakınıp iyi iş çıkarıp çıkarmadığım düşüncesi.. sonra bu işe yeteneğin yok kızım senin diyip yine hep her zaman kendimi beğenmeme ve takdir etmeme ama buna rağmen kendimle yaşamaya devam etme.. oysa ki bittt diyor içim sürekli bana. bu duyumsanmaz düşüncelerim bittt...
Sonra sonra bir bakmışım ben kapıdan içeri girmiş.. sonra bir bakmışım ben beni affetmiş... sonra bir bakmışım artık farketmişim taşıyamayacağım kadar çok olduğumu içimde. sonra bir bakmışım bir masal anlatmaya başlamışım kendime...
Bir arkadaşım lisedeyken ben yani çok uzun zaman önceyken ve ben bugün şuanda hala aynı hareketi tekrarlıyorken, geçmişten gelen bir misafirmişçesine, davet edilmemiş ama davete ihtiyacıda yokmuşçasına şöyle seslendi: "delinin adı her yerde yazarmış" ben de imzamı attım koluna deli diye.
Herkesten bir farkı olmayan birinin adının her yerde yazması çok da önemli değil ne de olsa. hem bugünlerde delilik soradan bir şey artık, sorun yok yani...
Deliliğe Güzelleme...
Sonra sonra bir bakmışım ben kapıdan içeri girmiş.. sonra bir bakmışım ben beni affetmiş... sonra bir bakmışım artık farketmişim taşıyamayacağım kadar çok olduğumu içimde. sonra bir bakmışım bir masal anlatmaya başlamışım kendime...
Bir arkadaşım lisedeyken ben yani çok uzun zaman önceyken ve ben bugün şuanda hala aynı hareketi tekrarlıyorken, geçmişten gelen bir misafirmişçesine, davet edilmemiş ama davete ihtiyacıda yokmuşçasına şöyle seslendi: "delinin adı her yerde yazarmış" ben de imzamı attım koluna deli diye.
Herkesten bir farkı olmayan birinin adının her yerde yazması çok da önemli değil ne de olsa. hem bugünlerde delilik soradan bir şey artık, sorun yok yani...
Deliliğe Güzelleme...
5 Nisan 2010 Pazartesi
Yapma, Korkuyorum
Adını adımın yanına yazmaya korkuyorum. yanına varınca sana bakmaya korkuyorum. korkutuyorsun beni , gözlerin korkutuyor en çok da...elimi tutmandan korkuyorum, yüzümü okşamandan korkuyorum, kulağıma fısıldamandan korkuyorum.
ve sen bütün korkularımı bütün gecelere yayıyorsun her seferinde..
avuç içimde bir ben buldun gelip onu öpüyorsun, yapma... gözlerimde bir sen buldun durmadan söylüyorsun, yapma...kalbimi görmek istiyorsun, yapma... sevgilim olmak değil niyetin sevda olmak, yapma...bu kadar gerçek olmadığını sen de biliyorsun, yapma...
uyanınca yanımda geceleri izleme beni korkuyorum gözlerimi açıpta seni beni izler bulunca, yapma... en sevdiğin şarkıyı, en sevdiğin şiiri, en sevdiğin filmi benimle paylaşma, yapma...
anlatma bana çocukluğunu dahil etmeye çalışma beni geçmişine, yapma..
pişmanlıklarını, hayal kırıklıklarını, umutlarını, ideallerini,hayallerini anlatma, beni geleceğine ortak etme, yapma...
suçuna bir suçsuz arıyorsun, beni sana mahkum etme, yapma....
çünkü bu yürek hem sevdayı hem elvedayı kaldırabilecek kadar güçlü değil..
çünkü bu yürek snin ağzından çıkan her söze tapacak kadar çok seviyor seni..
çünkü bu yürek sen git desen gelmez bir daha...
çünkü burada küçük bir kız çocuğunun sevdası var sana, sen çocukları seviyorsun diye en çok..
yapma, sevme beni korkuyorum....
ve sen bütün korkularımı bütün gecelere yayıyorsun her seferinde..
avuç içimde bir ben buldun gelip onu öpüyorsun, yapma... gözlerimde bir sen buldun durmadan söylüyorsun, yapma...kalbimi görmek istiyorsun, yapma... sevgilim olmak değil niyetin sevda olmak, yapma...bu kadar gerçek olmadığını sen de biliyorsun, yapma...
uyanınca yanımda geceleri izleme beni korkuyorum gözlerimi açıpta seni beni izler bulunca, yapma... en sevdiğin şarkıyı, en sevdiğin şiiri, en sevdiğin filmi benimle paylaşma, yapma...
anlatma bana çocukluğunu dahil etmeye çalışma beni geçmişine, yapma..
pişmanlıklarını, hayal kırıklıklarını, umutlarını, ideallerini,hayallerini anlatma, beni geleceğine ortak etme, yapma...
suçuna bir suçsuz arıyorsun, beni sana mahkum etme, yapma....
çünkü bu yürek hem sevdayı hem elvedayı kaldırabilecek kadar güçlü değil..
çünkü bu yürek snin ağzından çıkan her söze tapacak kadar çok seviyor seni..
çünkü bu yürek sen git desen gelmez bir daha...
çünkü burada küçük bir kız çocuğunun sevdası var sana, sen çocukları seviyorsun diye en çok..
yapma, sevme beni korkuyorum....
2 Nisan 2010 Cuma
1 Nisan 2010 Perşembe
Mini Mini Bir Kuş Terk Edilmişti
Kuzumla muhabbet ettik msnden, artık görüşemez olduk ya sevmiyoruz interneti de. Görüşemeden de insanın birini içinde hissetmesi ne güzel şeymiş ya... En son muhabbetimizi yazacağım sizlere ama onun yazdıklarını değil sadece benim ona yazdıklarımı...
Yazasım var, ama bloga değil sana...
Dinle arkadaş anlatacaklarımı iyi dinle... Belki de son kez konuşuyorum ben böyle..
Bir vazgeçiş türküsü düştü yine içime, içerime..
Yola çıkacağım ya birazdan dönmek için vakit yok,
Sesim kısık sesim yok,
Anlatacaklarım öyle çok öyle yok...
Sen bilirsin hiç olan yok olandan daha iyidir.
Kim söylemişti bize bunu önemi yok....
olur ya bazen biri bir laf eder onun için anlamı yok
gelir o laf anlam katar sana
öyle zamanlarda inanırım kaderin varlığına
yoluma bilerek çıkardı bu kimliksizi
düşünceleri kemiksizi derim
Ve etrafım iskelet dolar
Korkunca kendimden sana sığınırım çocunlukla
beni teselli et diye değil
zaten istesemde etmezsin ya neyse
İçin aldığını hissederim beni
Sanki kış günü ayazda kalmışım ben
sen de üzerine büyük gelen paltonun içine sokmuşsun gibi beni
sanki kocaman ellerim küçücük bedeninde
boynuna değse misal ısınacakmış gibi
böyle garip şeylere inanırsın sen bilirim..
Nerde kalmıştık arkadaş?
Beyoğluna gitsek ya seninle
İzlesek, dinlesek, koklasak ya hayatı orta yerinde
ben en çok beyoğlunda anlarım yaşadığımı
çığlık atsam karşılık verir bana yollar
sussam sessizliğime sahip çıkarlar
etrafımı saran ağarlık yapan karabasan düşüncelerimi de
bir tek ben orada unuturum...
hani alış veriş merkezlerinde güvenlikten metal eşya ile geçemezsin ya
işte beyoğluna da kötü düşünceyle giremezsin...
sonra ben yağmuru çok severim arkadaş
ruhumu temizlermişçesine yağar içime
ama utanırım aynı zamanda yağmurdan
bu kadar çok günahı temizlemeye o uğraşıyor ben yenisini ekliyorum diye
her seferinde biraz daha çoğalıyor yağmur arkadaş
deliliğe vurasım gelir bazen arkadaş
elime bir şişe şarap alıp şarapçı olsam kime ne
üzerimden geçse bütün şehir kime ne
önemli mi bu beden denilen yaratık bu kadar
hani ölümsüz olan ruhtu be arkadaş
uyuyamadığım bir vakit
bir masal anlatırım kendime
anlatır anlatır ağlarım
öyel güzel biter ki masalın sonu
ben de düşerim ağaçtan o sarhoşlukla
annemin tırnaklarımı kestiğini hatıramıyorum ben arkadaş
bu çok acı be...
dibinden kesilse tırnaklarım yanmaz bu kadar canım...
düşünce denizi benimkisi düşünce içine düşünmek zorundasın
yorumla kafana göre sen ama düşme içine
etrafındakilere göre bir balık olursun çünkü düşünce denizine
sana göre onlar önemli değil
kim için kimin için, insan, sonu olan bir şey için...
kurt misali kandırmaca hep kırmızı başlıklı kızı
kızında karnı tok artık bu aldatmacalara
ama yersen ye diyor o da ermiş nirvanaya
kurda zevk verir mi kurbanın böyle bir teslimiyeti
vermez elbet ablalar, abiler
çekin silahlarınızı da vurun kurdu, kurt'arın kızı..
ama kurdun yerinde olsanız abiler
o zaman yiyin kızı...
düzn böyle herhal ablalarım, abilerim
Kimin yanındaysın ordan döner dünya..
sana gece olan bana gündüz işte bu yüzden...
Yazasım var, ama bloga değil sana...
Dinle arkadaş anlatacaklarımı iyi dinle... Belki de son kez konuşuyorum ben böyle..
Bir vazgeçiş türküsü düştü yine içime, içerime..
Yola çıkacağım ya birazdan dönmek için vakit yok,
Sesim kısık sesim yok,
Anlatacaklarım öyle çok öyle yok...
Sen bilirsin hiç olan yok olandan daha iyidir.
Kim söylemişti bize bunu önemi yok....
olur ya bazen biri bir laf eder onun için anlamı yok
gelir o laf anlam katar sana
öyle zamanlarda inanırım kaderin varlığına
yoluma bilerek çıkardı bu kimliksizi
düşünceleri kemiksizi derim
Ve etrafım iskelet dolar
Korkunca kendimden sana sığınırım çocunlukla
beni teselli et diye değil
zaten istesemde etmezsin ya neyse
İçin aldığını hissederim beni
Sanki kış günü ayazda kalmışım ben
sen de üzerine büyük gelen paltonun içine sokmuşsun gibi beni
sanki kocaman ellerim küçücük bedeninde
boynuna değse misal ısınacakmış gibi
böyle garip şeylere inanırsın sen bilirim..
Nerde kalmıştık arkadaş?
Beyoğluna gitsek ya seninle
İzlesek, dinlesek, koklasak ya hayatı orta yerinde
ben en çok beyoğlunda anlarım yaşadığımı
çığlık atsam karşılık verir bana yollar
sussam sessizliğime sahip çıkarlar
etrafımı saran ağarlık yapan karabasan düşüncelerimi de
bir tek ben orada unuturum...
hani alış veriş merkezlerinde güvenlikten metal eşya ile geçemezsin ya
işte beyoğluna da kötü düşünceyle giremezsin...
sonra ben yağmuru çok severim arkadaş
ruhumu temizlermişçesine yağar içime
ama utanırım aynı zamanda yağmurdan
bu kadar çok günahı temizlemeye o uğraşıyor ben yenisini ekliyorum diye
her seferinde biraz daha çoğalıyor yağmur arkadaş
deliliğe vurasım gelir bazen arkadaş
elime bir şişe şarap alıp şarapçı olsam kime ne
üzerimden geçse bütün şehir kime ne
önemli mi bu beden denilen yaratık bu kadar
hani ölümsüz olan ruhtu be arkadaş
uyuyamadığım bir vakit
bir masal anlatırım kendime
anlatır anlatır ağlarım
öyel güzel biter ki masalın sonu
ben de düşerim ağaçtan o sarhoşlukla
annemin tırnaklarımı kestiğini hatıramıyorum ben arkadaş
bu çok acı be...
dibinden kesilse tırnaklarım yanmaz bu kadar canım...
düşünce denizi benimkisi düşünce içine düşünmek zorundasın
yorumla kafana göre sen ama düşme içine
etrafındakilere göre bir balık olursun çünkü düşünce denizine
sana göre onlar önemli değil
kim için kimin için, insan, sonu olan bir şey için...
kurt misali kandırmaca hep kırmızı başlıklı kızı
kızında karnı tok artık bu aldatmacalara
ama yersen ye diyor o da ermiş nirvanaya
kurda zevk verir mi kurbanın böyle bir teslimiyeti
vermez elbet ablalar, abiler
çekin silahlarınızı da vurun kurdu, kurt'arın kızı..
ama kurdun yerinde olsanız abiler
o zaman yiyin kızı...
düzn böyle herhal ablalarım, abilerim
Kimin yanındaysın ordan döner dünya..
sana gece olan bana gündüz işte bu yüzden...
24 Mart 2010 Çarşamba
Islık
içim dolmuş yine yokluk ve boşlukla. kimi sevsem o boşluğun içine düüyor, kimi sevsem yok oluyor içimde. kişinin derdi kendiyle oysa, kendini sevmeyi bir becerebilse kendi yarattığı boşluğu dolduracak en azından. nereye varacak bu yolculuk yine düştüm ya ben yollara.içimin hangi şehri kim tarafından kuşatılmış bilmiyorum. bir yere giriyorum şehir darmadağınık nefret ele geçirmiş burayı diyorum korkuyorum. ıslık çalmaya başlıyorum içimin kimliksiz sokaklarında. ıslığımı takip ediyorum ve ıslığımdan kaçıyorum sonrasında.bir labirent buluyorum içimde. sonunun olduğuna inanıp dalıyorum içeri. ebe oluyorum birden. kovalamaya başlıyorum insanları labirentin içinde. kimseyi yakalayamıyorum, yoruluyorum sonra. dinlenmek için durduğumda kendime ger dönmek istediğimi fark ediyorum. dönüş yolunu bulmak için ıslığımı arıyorum, başka seslerin peşindekoşarken kendi ıslığımı kaybettiğimi fark ediyorum.
Labirentin içinde ebe olan ben labirentin kapağını kapatıyorum. Ebe vazgeçerse oyundan yeni ebe kim olacak?
Labirentin içinde ebe olan ben labirentin kapağını kapatıyorum. Ebe vazgeçerse oyundan yeni ebe kim olacak?
HUZUR
o bir melek!
Onu tanımlayacak başka bir kelime yok henüz öğrendiğim. Annanem anlatır hep melekler gerçekmiş. Sağımızda ve solumuzda durup günahlarımızı ve sevaplarımızı yazarlarmış. O ise sadece bir melek. Sadece bir yerimde değil her yerinde ruhumun, aklımın ulaşabileceği her yer de o var. bir yere gitmek istese düşüncelerim önce onun içinden geçmesi gerek. günahımın ve sevabımın tamamı o. nasıl anlatılabilir ki güzelliğ? gözlerimin bundan sonraki hayatımda ondan daha güzel bir şey görebileceğine inanamıyorum. saçları öyle güzelki henüz böyle bir kelime icat edilmemiş. gözleri öyle güzelki güneş kıskamış olsa gerek onu kavruk teni yakmış yakışmış...Deniz kenarına gittim bugün. Babam duyarsa beni fena pataklayacak. Ama ben de 9 yıldır yaşıyorum, 9 yıl az bir zaman değil ki gerekirse alır karşıma konuşurum. Balıkçıların olduğu yere gittim, teknelerin arasından denize baktım. 2 balık suyun altından yabancı oldukları dünyayı görmeye çalışıyorlar, tıpkı bizim gökyüzüne bakışımıza benziyor. Bir kedi bir balıkçının -ki burada hangi balıkçı olduğunun herhangi bir önemi yok-ağından bir balığın- balığın önemi yok- düşmesini bekliyor. Oysa alık için önemli bu hikayenin sonu..Bu kadar kadere bağlı kedinin balığı yemesi ve bu kadar kadere bağlı balığın birgün daha dünyayı izleyebilmesi.Ben ise onun için okyanustaki binlerce balıktan herhangi biriydim sadece..o güneş gibi tek. ben onun için balıkçının ağına takılacağım biraz sonra, o ise benim düşmemi bekleyen kedi. Oysa ben de kedi olmak isterdim...
herkes uyudu, parmak uçlarıma basa basa çıkıyorum evden. Penceresinin karşısındaki ağaca tırmanıp onu izleyeceğim yine.böylece anlayacak benim kedi olmak istediğimi.her gece onu izlediğimi bilmiyor, saçlarını benim için taradığının farkında değil, benim için giyiyor en sevdiği pijamalarını.
ona doğru giderken yolda bir farenin yuvasına par topar girişini gördüm. Hımbıl bir kedinin fare yuvasının önünde öylece uzandığını ve farelerin birinin bu akşam midesine girmek için yanlış bir hamle yapmasını beklediğini gördüm. ne kadar birbirine bağlı kaderleri. fare ile balık..eğer kedi fareyi yiyemezse balıkçının ağından düşecek olan balığı yiycek ve zaten bu balık için fark etmeyecek..ama kedi balığı yerse fareyi yemeyebilir bu akşamlık.Hımbıl kedi her ne olursa olsun karnını doyuracak yani. Fare ile balık nefret ediyorlar mıdır birbirlerinden? aynı duayı mı ediyorlardır "onu yesin" diye?
düşünürke ağaca gelmiş oldum, düşünmek yolları kısaltıyor.tırmandım penceresinin hizasına beni gördü gülümsedi.ben ona kedi olduğumu söyledim o gülümsedi. dışarı çıktı o ben de ağaçtan indim. yürümeye başladık fare yuvasının önüne geldiğimizde kedinin ağzında farenin olduğunu gördüm. bir araba durdu önümüzde. içinden inen adam birimizi istediğini söyledi sadece. birbirimize baktık, kaçamazdık. arabaya atarken adam onu, o da dua etmiş midir beni alsın adam diye.
içimde bir rahatlama ile uyudum. Kedi olmuştum, kedi olduğumu ona söylediğim için huzurluydum....
Onu tanımlayacak başka bir kelime yok henüz öğrendiğim. Annanem anlatır hep melekler gerçekmiş. Sağımızda ve solumuzda durup günahlarımızı ve sevaplarımızı yazarlarmış. O ise sadece bir melek. Sadece bir yerimde değil her yerinde ruhumun, aklımın ulaşabileceği her yer de o var. bir yere gitmek istese düşüncelerim önce onun içinden geçmesi gerek. günahımın ve sevabımın tamamı o. nasıl anlatılabilir ki güzelliğ? gözlerimin bundan sonraki hayatımda ondan daha güzel bir şey görebileceğine inanamıyorum. saçları öyle güzelki henüz böyle bir kelime icat edilmemiş. gözleri öyle güzelki güneş kıskamış olsa gerek onu kavruk teni yakmış yakışmış...Deniz kenarına gittim bugün. Babam duyarsa beni fena pataklayacak. Ama ben de 9 yıldır yaşıyorum, 9 yıl az bir zaman değil ki gerekirse alır karşıma konuşurum. Balıkçıların olduğu yere gittim, teknelerin arasından denize baktım. 2 balık suyun altından yabancı oldukları dünyayı görmeye çalışıyorlar, tıpkı bizim gökyüzüne bakışımıza benziyor. Bir kedi bir balıkçının -ki burada hangi balıkçı olduğunun herhangi bir önemi yok-ağından bir balığın- balığın önemi yok- düşmesini bekliyor. Oysa alık için önemli bu hikayenin sonu..Bu kadar kadere bağlı kedinin balığı yemesi ve bu kadar kadere bağlı balığın birgün daha dünyayı izleyebilmesi.Ben ise onun için okyanustaki binlerce balıktan herhangi biriydim sadece..o güneş gibi tek. ben onun için balıkçının ağına takılacağım biraz sonra, o ise benim düşmemi bekleyen kedi. Oysa ben de kedi olmak isterdim...
herkes uyudu, parmak uçlarıma basa basa çıkıyorum evden. Penceresinin karşısındaki ağaca tırmanıp onu izleyeceğim yine.böylece anlayacak benim kedi olmak istediğimi.her gece onu izlediğimi bilmiyor, saçlarını benim için taradığının farkında değil, benim için giyiyor en sevdiği pijamalarını.
ona doğru giderken yolda bir farenin yuvasına par topar girişini gördüm. Hımbıl bir kedinin fare yuvasının önünde öylece uzandığını ve farelerin birinin bu akşam midesine girmek için yanlış bir hamle yapmasını beklediğini gördüm. ne kadar birbirine bağlı kaderleri. fare ile balık..eğer kedi fareyi yiyemezse balıkçının ağından düşecek olan balığı yiycek ve zaten bu balık için fark etmeyecek..ama kedi balığı yerse fareyi yemeyebilir bu akşamlık.Hımbıl kedi her ne olursa olsun karnını doyuracak yani. Fare ile balık nefret ediyorlar mıdır birbirlerinden? aynı duayı mı ediyorlardır "onu yesin" diye?
düşünürke ağaca gelmiş oldum, düşünmek yolları kısaltıyor.tırmandım penceresinin hizasına beni gördü gülümsedi.ben ona kedi olduğumu söyledim o gülümsedi. dışarı çıktı o ben de ağaçtan indim. yürümeye başladık fare yuvasının önüne geldiğimizde kedinin ağzında farenin olduğunu gördüm. bir araba durdu önümüzde. içinden inen adam birimizi istediğini söyledi sadece. birbirimize baktık, kaçamazdık. arabaya atarken adam onu, o da dua etmiş midir beni alsın adam diye.
içimde bir rahatlama ile uyudum. Kedi olmuştum, kedi olduğumu ona söylediğim için huzurluydum....
23 Mart 2010 Salı
Küçüklük - Büyüklük Meselesi
Odamdan son kez çıkarken kalbini düşürmüştü kapıda. Hızla kaçması gerekiyordu hastalıklı rualimden. Kendini benden kurtarmka için kaçarken kalbini burada, bekaretimi kaybettiğim bu odada düşürdüğünü ne zaman fark edecekti kimbilir.Bu oda daha ne kadar kaybettirecekti? ALdım kalbini, boş olan göğüs kafesimin içine yerleştirdim. Kalbi de küçük geldi göğüs boşluğuma bedeninin her uzvu küçük kalırdı zaten bedenimin yanında. Onun küçüklüğü benim varlığımı okşuyordu. Aç ruhu bacak aramdan girip bütün vücudumu dolaşıyordu ve inleyişlerimle çıkıyordu ağzımdan bir solukta.
.küçük ruh odamda unuttuğu kalbi yüzünden ölümsüzlüğe mahkum olduğunu çok yaşlandığında anlamış ve mezarıma turuncu bir lale ile gelmişti. Hala diri ve genç gözüküyordu ya benim gözlerim onu hep ilk gördüğü günki haliyle gördü yıllarca..
Mezarımı elleriyle kazmaya başladı. O an fark ettim ki vücudunda büyük olan tek organı elleriydi.Deli gibi kazdı mezarımı. Çürümüş etlerimin ve kemiklerimin arasında çürümemiş kalbini aldı. Öylece baktı, şaşkındı, ona ait bir şeyi nasıl öldüğümde bile koruduğuma inanamadı. Elleriyle yırttı göğüs kafesini, içindeki kalbi çıkardı. Büyük gelmişti o kalp ona ezilip büzülmüştü içinde harap olmuş hırpalanmıştı ya ona ait olmadığı her halinden belliydi. Bana yerleştirdiği çıkardığı kalbi. Ne zaman almıştı ki kalbimi? Doğru ya değiş tokuş yapmak istemiştik o gece ben kalbimi vermiştim o vermek istememişti bencildi ölesiye. Oysa ben kalpsiz doğduğuma inandırmıştım kendimi o gittiğinde. Bedeni bedenimin üzerinde öylece soluksuz yatıyordu artık. Her sevişmenin ardından da böyle yatardı üzerimde ya o an merak ettim bu da zevk veriyor muydu ona...
Gözlerimi açtım. Gördüğüm rüyanın ne anlama geldiğini düşündüm. Annem olsa hemen yorumlardı. Susadım. Su içmek için kalkmak istedim. Üzerimde minik bir ağırlık. Yine üzerimde uyuyakalmıştı.
Gözlerimi açtım. Saat bir türlü ilerlemiyordu. Yatakta bir sağa bir sola dönmekten yorulmuştum. 8 saat olmuştu. ilk geceyi atlatırsam bütün geceler geçerdi ama ilk gece geçmiyordu.
Gözlerimi açtım. Gözlerimi açamıyordum. Gördüğüm sadece karanlıktı. Ben ölmüştüm, o ölmüştü....
Ölülüğümüze yazdım bu kez de, ölülüğümüze yumdum sıkıca açamadığım gözlerimi. Gece olmuştu, ölüler de rüya görürler mi?
.küçük ruh odamda unuttuğu kalbi yüzünden ölümsüzlüğe mahkum olduğunu çok yaşlandığında anlamış ve mezarıma turuncu bir lale ile gelmişti. Hala diri ve genç gözüküyordu ya benim gözlerim onu hep ilk gördüğü günki haliyle gördü yıllarca..
Mezarımı elleriyle kazmaya başladı. O an fark ettim ki vücudunda büyük olan tek organı elleriydi.Deli gibi kazdı mezarımı. Çürümüş etlerimin ve kemiklerimin arasında çürümemiş kalbini aldı. Öylece baktı, şaşkındı, ona ait bir şeyi nasıl öldüğümde bile koruduğuma inanamadı. Elleriyle yırttı göğüs kafesini, içindeki kalbi çıkardı. Büyük gelmişti o kalp ona ezilip büzülmüştü içinde harap olmuş hırpalanmıştı ya ona ait olmadığı her halinden belliydi. Bana yerleştirdiği çıkardığı kalbi. Ne zaman almıştı ki kalbimi? Doğru ya değiş tokuş yapmak istemiştik o gece ben kalbimi vermiştim o vermek istememişti bencildi ölesiye. Oysa ben kalpsiz doğduğuma inandırmıştım kendimi o gittiğinde. Bedeni bedenimin üzerinde öylece soluksuz yatıyordu artık. Her sevişmenin ardından da böyle yatardı üzerimde ya o an merak ettim bu da zevk veriyor muydu ona...
Gözlerimi açtım. Gördüğüm rüyanın ne anlama geldiğini düşündüm. Annem olsa hemen yorumlardı. Susadım. Su içmek için kalkmak istedim. Üzerimde minik bir ağırlık. Yine üzerimde uyuyakalmıştı.
Gözlerimi açtım. Saat bir türlü ilerlemiyordu. Yatakta bir sağa bir sola dönmekten yorulmuştum. 8 saat olmuştu. ilk geceyi atlatırsam bütün geceler geçerdi ama ilk gece geçmiyordu.
Gözlerimi açtım. Gözlerimi açamıyordum. Gördüğüm sadece karanlıktı. Ben ölmüştüm, o ölmüştü....
Ölülüğümüze yazdım bu kez de, ölülüğümüze yumdum sıkıca açamadığım gözlerimi. Gece olmuştu, ölüler de rüya görürler mi?
Tatmin
Henüz sana geri dönmek için çok erkendi. Gidip gelmeler, vazgeçişler, başlangıç olmaya çabalayan zaman dilimleri... Bir hümmalı koşturmaca var kalbim ile beynim arasında.Ve ben çok yorgunum...Zamanın en acımasız tarafı zaman olması sanırım...Bugünü yaşamak için yeterli zaman yok zamanın içinde. Oysa sen bugün varsın.Sırlı bir aynanın öbür tarafına geçmiş gibisin. Neresinden bakarsan bak aslında payına hep öbür taraf düşecek senin. İzlendiğinden bi haber kendini izlemektesin. Gördüklerin seni şaşırtıyor olsa gerek. Baktığını sandığın kendi gözlerin değil, benimkiler. Sana kendini benden izleme zevkini yaşatıyorum. Hiçbir kadınla aşayacağın hiçbir tatmin bunun kadar zevk vermeyecek sana, bedenine ve ruhuna..Bu doyumsuz zevkin tadını çıkart. Aynı anda orgazm olacak düşüncelerin ve bedenin. ve sen bu zevin ortasında kendi gözlerine bakıyor olacaksın. Kendinle birleşmiş olmanın, kendine verdiğin zevkin tadını çıkartırken; kendinden utanacak, kendinden kaçacak ve tekrar kendine döneceksin. Ve sen kendini birgün affettiğinde, zaman artık bugünlerden ibaret olacak. Sadece senden, sadece benden, sadece bizden ibaret....
vakit şimdi hüzün..
vakit şimdi hüzün..
21 Mart 2010 Pazar
Ayrılık
birbirimizin gözlerinin içine baktık önce. ikimizin de gördüğü aynı şeydi cismen anlamları farklıydı oysa.. o bende acıdan yanan bir yürek gördü ben onda intikam ateşini. yani abartmaya gerek duyulmayacak bir şeydi ikimizde olan da sadece ateş.
Ellerimi doladım boyununa ben onu ellerimle boğmak istedim o tepki vermedi. Ölüme razı gibi bir hali vardı ya sonra dan anladım o da beni vicdan azabıyla öldürecekti. İkimizin de istediği şey aynıydı, yani abartmaya gerek duyulmayacak bir şeydi ikimizinde istediği sadece öldürmek.
yanına uzandım usulca bütün şehvetimi serdim önünde baştan çıkartmaktı niyetim çığrından çıkarmak ve salıvermek dünyaya. o çıplaklığı üfledi yüzüme utancı salık verdi ruhuma doğru. ikimizin de eylem planı aynıydı yani abartmaya gerek duyulmayacak bir şeydi ikiminde planladığı sadece suçluluk..
sonra birbirimizden edinemeyeceğimizi anladık isteklerimizi.aynı ateşte yanarken ölemeyen ve bundan suçluluk duyan iki var oluş meraklısıydık sadece.
Nefret duygum ve ben artık beraber takılmamaya karar verdik. Bu ilişkinin ikimize de bir fayda sağladığı yoktu çünkü.
Nefret duygum ve ben ayrılmaya karar verdik birbirimizi taşıyamaz olmuştuk....
Ellerimi doladım boyununa ben onu ellerimle boğmak istedim o tepki vermedi. Ölüme razı gibi bir hali vardı ya sonra dan anladım o da beni vicdan azabıyla öldürecekti. İkimizin de istediği şey aynıydı, yani abartmaya gerek duyulmayacak bir şeydi ikimizinde istediği sadece öldürmek.
yanına uzandım usulca bütün şehvetimi serdim önünde baştan çıkartmaktı niyetim çığrından çıkarmak ve salıvermek dünyaya. o çıplaklığı üfledi yüzüme utancı salık verdi ruhuma doğru. ikimizin de eylem planı aynıydı yani abartmaya gerek duyulmayacak bir şeydi ikiminde planladığı sadece suçluluk..
sonra birbirimizden edinemeyeceğimizi anladık isteklerimizi.aynı ateşte yanarken ölemeyen ve bundan suçluluk duyan iki var oluş meraklısıydık sadece.
Nefret duygum ve ben artık beraber takılmamaya karar verdik. Bu ilişkinin ikimize de bir fayda sağladığı yoktu çünkü.
Nefret duygum ve ben ayrılmaya karar verdik birbirimizi taşıyamaz olmuştuk....
16 Mart 2010 Salı
Nokta İşareti
Geçip gidebilirdi, öyle bir hayat hikayesi vardı çünkü, geçip gitmelerle dolu. Nefesine nefes katmaya gerek yoktu ve sesine ses olmaya. Ağzından çıkabilecek bir kaç kelimeydi ihtiyacımız olan, o konuşacak biz ihtiyacımız olan kelimeleri alıp devam edecektik yolumuza, onu eksiltmeden havada kalanları toplamaktı niyetimiz. oysa o susup gitmeyi tercih etti. aynı hikayenin içinde yalınlığa sürükleniyorduk. ve bütün çoğulaşmalar son bulmaya başladı. ne önemi vardı mekanın ne önemi vardı zamanın susmayı ve gitmeyi tercih etti buna rağmen. içimize sarıldık ve başladı yolculuğumuz. o başka bir yol çizdi kendine içine giden ben başka. gidişlerimiz çoğaldı parmak uçlarımızda. inancımız yalınlığaydı ve gidersek eğer yalın halimize cisimsiz biçimsiz ve şekilsiz kaldığımız o an özgür olabilirdik. inandık biçimsizliğe ve özgürlüğün sustuğu yerden başladık yaşamaya şimdilik. bütün bitişler birlikteymişçesine bitti. ve bütün başlangıçlarda başı kaçıran taraf olduk. normalleşmeye ihtiyacımız vardı yolumuz bittiğinde yolumuz bitmiş olacaktı ve bunu ancak yolumuz bittiğinde anlayacaktık. aynı gökyüzünden farklı yerlere damlamaya başladık. suyduk sadece ve zamandaydık. zaman kadar çok zaman kadar bitebilirdik. suyduk sadece ve kirlenmiştik, kendimizi temizleyecek kadar çoğalamıyorduk kendimizde.
ve noktalar koymaya başladık kuruduğumuz yerlere. ve bir bütüne ulaşabilmenin umudunu aradık her şeferinde aradığımız umudun kendisiydi ta kendisi hem de. bir kelime kadar değerimiz yok diyecekken tam da bir cümle oluverdik aynı yüklemin içinde öznesiz ya gizli bir öznesi varmış yaratan gibi. bilinmezliğin orta yerinde yeni bir bilmecenin karelerini oluşturuyorduk kimi zaman bir harf ediyorduk ya kimi zaman sadece kara bir kutuydu payımıza düşen. çoktu hayat hakkında susacaklarımız ve öyle çoktu nefesimizi başka yerlerde alıp aynı anda verişimiz.şimdi bilinmeyenlere nokta olmak istiyoruz birleşip. biliyoruz içten içe sonu olmayan bir şey yaşadığımız ya öldük mü? biliyoruz çünkğ yarım kalmak tek noktadan fazlası eder. ve böyle bitiriyoruz aynı yerde sırt sırta nokta olmak umuduyla. ve bitmek istedikçe bitemiyoruz. her noktanın ardından yeni bir cümle olup akıyoruz. şimdilerde aynı uykudayız hala sarılmış aynı yerde uyuyorken daldığımız. ve ilerlemekten de vazgeçmiyor zaman bizden de. bizim için anlamını yitirdiğinden habersiz bitti diyemiyoruz ya bitiyor biz ayrılınca noktalar...
ve noktalar koymaya başladık kuruduğumuz yerlere. ve bir bütüne ulaşabilmenin umudunu aradık her şeferinde aradığımız umudun kendisiydi ta kendisi hem de. bir kelime kadar değerimiz yok diyecekken tam da bir cümle oluverdik aynı yüklemin içinde öznesiz ya gizli bir öznesi varmış yaratan gibi. bilinmezliğin orta yerinde yeni bir bilmecenin karelerini oluşturuyorduk kimi zaman bir harf ediyorduk ya kimi zaman sadece kara bir kutuydu payımıza düşen. çoktu hayat hakkında susacaklarımız ve öyle çoktu nefesimizi başka yerlerde alıp aynı anda verişimiz.şimdi bilinmeyenlere nokta olmak istiyoruz birleşip. biliyoruz içten içe sonu olmayan bir şey yaşadığımız ya öldük mü? biliyoruz çünkğ yarım kalmak tek noktadan fazlası eder. ve böyle bitiriyoruz aynı yerde sırt sırta nokta olmak umuduyla. ve bitmek istedikçe bitemiyoruz. her noktanın ardından yeni bir cümle olup akıyoruz. şimdilerde aynı uykudayız hala sarılmış aynı yerde uyuyorken daldığımız. ve ilerlemekten de vazgeçmiyor zaman bizden de. bizim için anlamını yitirdiğinden habersiz bitti diyemiyoruz ya bitiyor biz ayrılınca noktalar...
TANRILAR DİVANI
Bir mücadeledir yaşam, kandırıyor bizi Tanrılar.Sunulmuş binlerce güzellik ile kandırıyorlar. Ve binlerce şeytan sarmış durumda etrafımızı . Akıp geçerken zaman onlar bile sayamayacak sınırsız günahlarımızı. Böyle başlamıştı yaşam .Bir uzun mücadele ana rahminde ve böyle başlamıştı ya yaşam kucakta, yatakta ve beşikte.ve yetmedi ömrü ömürsüz şeytanların saymaya günahlarımızı günah oldular..çoğalacağımızdan ve işteş bir eylem oluşturacağımızdan yana dertliydi Tanrılar ve saldılar günahlarını ruhlarımızın üstüne böylece başladı mücadelemiz. Tanrıların kirlettiği ruhlarımızı temizlemektir tek derdimiz. Vaat edilen ise sonsuz bir hayat.İçinde hüzün var mı ve acı? yoksa eğer mücadeledeki acı niye? varsa eğer sonsuzluğa ihtiyaç duymak niye? böyle başladı hikayelerimiz zamanların bittiği yerde zamansızlığı yakalamak için, yakalamak pahasına, ve bunun için çabalarken sorumsuzca. ve bir mücadeledir yaşam içimizdeki 2 ile. bir daimi kovalamaca kandırmacadır kendini. iyi olduğuna inandırmak istersin içindeki şeytanı ve günahıdır Tanrıların içimizdeki ikilik. izlemek keyiflimidir bunca kovalamacayı Tanrılar divanından?
10 Mart 2010 Çarşamba
Neden Kırmızıdan Nefret Ediyorum...
kaç yaşındaydım hatırlamıyorum. kaç yaşında olmalıydım bunu yaşamak için. insan neden korkar ki en çok özlediğinden? şimdi itiraf ediyorum işte ortaya çıkarıyorum sırrını çünkü ben biliyorum lanetini..
yalnızdık evdeydik sen sarhoştun ben korkak sen güçlüydün ben zayıf sen adamdın ben çocuk...
kalabalıktı etraf ben sarhoştum sen yokrun ben güçlüydüm sen yoktun ben kadındım sen yoktun..
sarıldın bana sıcacıktın mis gibiydi kokun, sarıldın ya bana ne çok ihtiyacım varmış o an anladım. Sonra öptün beni yanaklarımdan yıllarca bu ıslaklığı özlemişim yanaklarımda o an anladım. Ama sonra ellerin dolaşmaya başladı vücudumda sonra korktum. kaçtım yanından. yatağın içine girdim hemen sarıldım yastığıma yorganı çektim başıma. sen camı kırdın girdin odama elinde sigaraya benzer bir şey biraz kalın kokusu kötü kokusu keskin. sordun bana neyi özlüyorsun diye. sevgiyi dedim sadece sevgiyi. iç dedin bana uzattın bak sevgi dolacak odan.. baktım sevgi bu kadar yakındı içtim güvenmek gerekmez miydi sana güvendim öyle gerekir diye.sonra sarıldın sen yine bana sevgiye boyandı oda. turuncu sardı dört bir yanı. Sonra sen üzerime serdin vücudunu ağardın sen ben çocuktum canım mı acıyordu neydi bu sevgi böyle miydi ben orda mıydım o ben miydim o sen miydin.haklıydın bana içirdiğin o şey götürmüştü beni o odadan o odada olmak istemiyordum zaten. gittiğim yer sıcacık bir ev gittiğim yer huzur. sonra sen hiç bir şey söylemedn kalktın üzerimden. sen çıkınca odadan ben kalktım kırmızıya boyandı oda..
bana bunu neden yaptın sen adamdın ben çocuk...
yalnızdık evdeydik sen sarhoştun ben korkak sen güçlüydün ben zayıf sen adamdın ben çocuk...
kalabalıktı etraf ben sarhoştum sen yokrun ben güçlüydüm sen yoktun ben kadındım sen yoktun..
sarıldın bana sıcacıktın mis gibiydi kokun, sarıldın ya bana ne çok ihtiyacım varmış o an anladım. Sonra öptün beni yanaklarımdan yıllarca bu ıslaklığı özlemişim yanaklarımda o an anladım. Ama sonra ellerin dolaşmaya başladı vücudumda sonra korktum. kaçtım yanından. yatağın içine girdim hemen sarıldım yastığıma yorganı çektim başıma. sen camı kırdın girdin odama elinde sigaraya benzer bir şey biraz kalın kokusu kötü kokusu keskin. sordun bana neyi özlüyorsun diye. sevgiyi dedim sadece sevgiyi. iç dedin bana uzattın bak sevgi dolacak odan.. baktım sevgi bu kadar yakındı içtim güvenmek gerekmez miydi sana güvendim öyle gerekir diye.sonra sarıldın sen yine bana sevgiye boyandı oda. turuncu sardı dört bir yanı. Sonra sen üzerime serdin vücudunu ağardın sen ben çocuktum canım mı acıyordu neydi bu sevgi böyle miydi ben orda mıydım o ben miydim o sen miydin.haklıydın bana içirdiğin o şey götürmüştü beni o odadan o odada olmak istemiyordum zaten. gittiğim yer sıcacık bir ev gittiğim yer huzur. sonra sen hiç bir şey söylemedn kalktın üzerimden. sen çıkınca odadan ben kalktım kırmızıya boyandı oda..
bana bunu neden yaptın sen adamdın ben çocuk...
Anlamamışım
Anlamamışım öyle söyledi bana sen boşuna uğraşma dedi...Ben ne mi yaptım her zaman yaptığımı sustum...ve yine her zaman yaptığımı yapıyorum yazıyorum..
Senin anlamadın dediğin o sahne var ya ben yaşadım onu. ondandı sorum babası neden öyle yaptı? sen bana anlamadın dedin. haklısın aslında anlamadım anlayamıyorum da neden babam öyle yaptı.. Sen geçmiş karşıma gerizekalı muamelesi yapıyorsun bana tek tek oynuyorsun her bir sahneyi ve göstermeye çalışıyorsun ve anlamadın diyorsun sorduğum sorudan çıkardın bunu. Peki sen neden o soruyu sorduğumu anladın mı, bu soru nereye gidecek diye sabrettin mi hayır sen de sana yakışanı yaptın diğerleri gibi yargıladın. aslında sen anlamadın. senin bu anlatmaya çalıştığın duygu var ya ben onu yaşadım. o yüzden sustum devamında o yüzden konuşamadım o yüzden yorum yapamadım sana...ve sordum evet içimde her gün sorduğum o soruyu sana sordum çünkü sen yazarken yaşadığını söyledin bana neden öyle yaptı babası?
ve ben büyük bir hayal kırıklığı yaşadım sana dair...
Senin anlamadın dediğin o sahne var ya ben yaşadım onu. ondandı sorum babası neden öyle yaptı? sen bana anlamadın dedin. haklısın aslında anlamadım anlayamıyorum da neden babam öyle yaptı.. Sen geçmiş karşıma gerizekalı muamelesi yapıyorsun bana tek tek oynuyorsun her bir sahneyi ve göstermeye çalışıyorsun ve anlamadın diyorsun sorduğum sorudan çıkardın bunu. Peki sen neden o soruyu sorduğumu anladın mı, bu soru nereye gidecek diye sabrettin mi hayır sen de sana yakışanı yaptın diğerleri gibi yargıladın. aslında sen anlamadın. senin bu anlatmaya çalıştığın duygu var ya ben onu yaşadım. o yüzden sustum devamında o yüzden konuşamadım o yüzden yorum yapamadım sana...ve sordum evet içimde her gün sorduğum o soruyu sana sordum çünkü sen yazarken yaşadığını söyledin bana neden öyle yaptı babası?
ve ben büyük bir hayal kırıklığı yaşadım sana dair...
24 Şubat 2010 Çarşamba
Kimse Almasun Seni..
Şevval Sam Kzım Koyuncu... Nasıl yakıyor içimi dinledikçe. Nasıl bir isyandır bu aşka.. Hiç mi düşünmedun sen sevduğun boyle ağlar...
Özledim mi? Anlatmaya yeter mi özlemek? Kimileri adına alışkanlık diyor kimileri gençlik. ne çok şey biliyolar içim hakkında, onlarda mı yanımızdaydı biz aşkı yaşarken. onlar da mı gördüler benim gözlerimden seni..
Yoksun, sen öleli 2 yıl oldu ve ben hala gidemedim mezarına. mezar taşında adını okumaya dayanamam diye değil adının kalbimden başka bir yerde yazmasına dayanamam. seni benden başkasının sarmasına dayanamam.kıskanırım topraktaki böceklerin tenine dokunuşunu kıskanırım toprakla uykunu kıskanırım üzerindeki kefenin seni sarışını dayanamam..
neden geceleri geliyorsun hep, neden gündüzleri yoksun yanımda? bekliyorum seni yine beklerkende bir cigara yaktım bir duble de rakı sana koydum. geleceksin yine saat 3 ü 12 geçe. geleceksin ve bakacaksın yine hiç konuşmayacaksın. beni dinleyeceksin ben uyuyana kadar. ben anlatacağım sana bugün seninle neler yaptığımı. yanımdayken bile ne çok özlediğimi anlatacağım sana. varlığının yetmediğinden bahsedeceğim. avuntuların ne kadar anlamsız olduklarını anlatacağım. sen yine hiç konuşmayacaksın. giderken gözlerimin çukurundan öpeceksin kokumu içine çekip sev artık başka birini içim hiç rahat değil diyeceksin. ben yine kızacağım sana en büyük yeminleri edeceğim. öpmeyecek göz çukurlarımı senden başkası ve sevmeyeceğim kimseyi.sen tehdit edeceksin yine beni gelmem bir daha diye. ben korkuyla karışık bakacağım yüzüne. sabahlardan nefret edeceğim hergün. geceleri bekleyeceğim sen geleceksin diye. bir duble rakı koyacağım sana da sen içmeden gideceksin yine. ben içeceğim senin yerine.3. dubleyi koyarken ben sen şişeyi alacaksın elimden dayanamayacaksın sensiz görmeye beni.çünkü ya aklımı yitirmiş olmam gerek ya da sarhoş olmam gerek sensiz olmam için.
sen istemeyecksin beni sensiz bırakmayı. biliyorsun o zaman benimde olamayacağımı benimde bensiz olacağını.saçlarımı okşamaya başlayacaksın sonra.kulağımın arkasına atacaksın bende düzelteceğim usanmadan sabah olacak yine sen güneş doğmadan gitmiş olacaksın. ben her sabah uyandığımda uyumuş olmanın pişmanlığını yaşayacağım.
eğer ölmüş olsaydın böyle olacaktı hikayemiz. oysa sen orada bir yerlerde başka bedenlere sarılmış uyuyorsun. ben ise hala olmamana alışmak için hikayeler yazıyorum sensizliğime..
ve söylüyor Şevval Sam Kazım Koyuncu birlikte: Kimse Almasun Seni Oy Kimse Almasun Seni Yine Bana Kalasun....
Özledim mi? Anlatmaya yeter mi özlemek? Kimileri adına alışkanlık diyor kimileri gençlik. ne çok şey biliyolar içim hakkında, onlarda mı yanımızdaydı biz aşkı yaşarken. onlar da mı gördüler benim gözlerimden seni..
Yoksun, sen öleli 2 yıl oldu ve ben hala gidemedim mezarına. mezar taşında adını okumaya dayanamam diye değil adının kalbimden başka bir yerde yazmasına dayanamam. seni benden başkasının sarmasına dayanamam.kıskanırım topraktaki böceklerin tenine dokunuşunu kıskanırım toprakla uykunu kıskanırım üzerindeki kefenin seni sarışını dayanamam..
neden geceleri geliyorsun hep, neden gündüzleri yoksun yanımda? bekliyorum seni yine beklerkende bir cigara yaktım bir duble de rakı sana koydum. geleceksin yine saat 3 ü 12 geçe. geleceksin ve bakacaksın yine hiç konuşmayacaksın. beni dinleyeceksin ben uyuyana kadar. ben anlatacağım sana bugün seninle neler yaptığımı. yanımdayken bile ne çok özlediğimi anlatacağım sana. varlığının yetmediğinden bahsedeceğim. avuntuların ne kadar anlamsız olduklarını anlatacağım. sen yine hiç konuşmayacaksın. giderken gözlerimin çukurundan öpeceksin kokumu içine çekip sev artık başka birini içim hiç rahat değil diyeceksin. ben yine kızacağım sana en büyük yeminleri edeceğim. öpmeyecek göz çukurlarımı senden başkası ve sevmeyeceğim kimseyi.sen tehdit edeceksin yine beni gelmem bir daha diye. ben korkuyla karışık bakacağım yüzüne. sabahlardan nefret edeceğim hergün. geceleri bekleyeceğim sen geleceksin diye. bir duble rakı koyacağım sana da sen içmeden gideceksin yine. ben içeceğim senin yerine.3. dubleyi koyarken ben sen şişeyi alacaksın elimden dayanamayacaksın sensiz görmeye beni.çünkü ya aklımı yitirmiş olmam gerek ya da sarhoş olmam gerek sensiz olmam için.
sen istemeyecksin beni sensiz bırakmayı. biliyorsun o zaman benimde olamayacağımı benimde bensiz olacağını.saçlarımı okşamaya başlayacaksın sonra.kulağımın arkasına atacaksın bende düzelteceğim usanmadan sabah olacak yine sen güneş doğmadan gitmiş olacaksın. ben her sabah uyandığımda uyumuş olmanın pişmanlığını yaşayacağım.
eğer ölmüş olsaydın böyle olacaktı hikayemiz. oysa sen orada bir yerlerde başka bedenlere sarılmış uyuyorsun. ben ise hala olmamana alışmak için hikayeler yazıyorum sensizliğime..
ve söylüyor Şevval Sam Kazım Koyuncu birlikte: Kimse Almasun Seni Oy Kimse Almasun Seni Yine Bana Kalasun....
21 Şubat 2010 Pazar
Terk Ediliş
çok fazla bir şey istemedim ki sadece hoşçakal demekti niyetim. olmadı beceremedik. özenle işlemiştik her günümüzü ya aşk işteş eylemleri sevmiyor anladık. tekilliğin ortaya çıkmaya başladığı zamanlar aşk eziliyor, ben ve sen kelimeleri büyüdükçe aşk küçülüyor. Sevmek de fayda etmiyor böyle olunca.
Bana git diyorsun, hem de çağırdığın gibi de göndermiyorsun beni. Hay hay hemen giderdim, ama ben gidince sen iyi olacaksan giderdim. beni göndermek çözecekse sorunlarını ve sorunlarına yeni bir sorun katmayacaksa ve ben bundan adım kadar eminsem sen söylemeden ben aşkımı da alıp çeker giderdim. şimdi gitmenin ne sana ne bana faydası yok biliyorum sen sensiz iyi olmayacaksın, biliyorum ben sensiz iyi olmayacağım. yani ikimizin de sana ihtiyacı var o yüzden bu gidiş sana iyi gelmeyecek.
paylaşım demişken istemiyorum ben sevişmeleri onu kiminle yaşarsan yaşa. ben senin çıplak halini biliyorum ve onu seviyorum. yanımda ruhun çıplak yanımda ruhunun bütün orospulukları ortada. şimdi bana git demeyi kendine marifet sayıyorsun.
Hay hay der giderdim çoktan gitmiştim aşkımı da alıp ama sen eksileceksin ben giderken sen zamansız kalacaksın, sen aç sen öksüz kalacaksın. yetmeyecek sana şehrin kerhaneleri doymayacak ruhun bedeninle birlikte. ve sen kendini aramak yerine her kadında beni arayacaksın çünkü biliyorun sırrın bende. çünkü bu işteş bir eylem terk ediliş, sadece bana koymayacak yani..
Hay Hay..
Bana git diyorsun, hem de çağırdığın gibi de göndermiyorsun beni. Hay hay hemen giderdim, ama ben gidince sen iyi olacaksan giderdim. beni göndermek çözecekse sorunlarını ve sorunlarına yeni bir sorun katmayacaksa ve ben bundan adım kadar eminsem sen söylemeden ben aşkımı da alıp çeker giderdim. şimdi gitmenin ne sana ne bana faydası yok biliyorum sen sensiz iyi olmayacaksın, biliyorum ben sensiz iyi olmayacağım. yani ikimizin de sana ihtiyacı var o yüzden bu gidiş sana iyi gelmeyecek.
paylaşım demişken istemiyorum ben sevişmeleri onu kiminle yaşarsan yaşa. ben senin çıplak halini biliyorum ve onu seviyorum. yanımda ruhun çıplak yanımda ruhunun bütün orospulukları ortada. şimdi bana git demeyi kendine marifet sayıyorsun.
Hay hay der giderdim çoktan gitmiştim aşkımı da alıp ama sen eksileceksin ben giderken sen zamansız kalacaksın, sen aç sen öksüz kalacaksın. yetmeyecek sana şehrin kerhaneleri doymayacak ruhun bedeninle birlikte. ve sen kendini aramak yerine her kadında beni arayacaksın çünkü biliyorun sırrın bende. çünkü bu işteş bir eylem terk ediliş, sadece bana koymayacak yani..
Hay Hay..
17 Şubat 2010 Çarşamba
Şehrin Gece Masalları

Şehrin içinde gece masalları anlatılır...
Biri elini uzatır boşluğa ve kimsesizliğe, birinin eli titrer tutamaz uzatılan eli. Biri öldürürken öldürüyordur biri.Yapacak bir şey bulamayanlar dinler avaz avaz bağıran geceyi...
Masallar anlatır şehir gece uyumayı sevmeyenlere, masallar ki sevindirmeyen kimseyi ve biterken mutlu etmeyen kimseyi...
Bir masal anlatır şehir gece şehrin içinde yaşamayı sevmeyenlere ve şehir masal olur gecelerce...
Birgün dediğimiz hani şu 24 saat olan sadece gündüzden ibaret de değildir.
Masallar anlatır şehir gece bekçilerine sokakların kimliksiz sahiplerine, sırf rahat uyuyabilsinler yaşadıklarını unutmasınlar diye...
Gece olur masal olur yaşanan acılar, bir el örter üzerlerine sessizce geceyi masalları bozulmasın diye...
14 Şubat 2010 Pazar
141 Neslikuş İle Muhabbet
Bir dilek tut kirpiğin düştü yalnızlığıma.İnsanın 1 yaşamı var oysa, paylaşınca biriyle yarım kalıyor eksiliyor. Oysa 1 +1 her zaman iyidir. Çoğaltır adamı, çoğaldıkça artarsın kendinden. Ama, bu da sıkacak seni bir gün çünkü 1 olmaya alışkınsın sen. İstiyoırsun ki sen geçip giderken zamanın teninden zaman dokunmasın açık kalmış yaralarına. Sen istiyorsun ki düşmeden kirpiklerin tut bütün dilekleri. Kabul etmiyor işte yalın hali ruhumun. Azalmaya da çoğalmaya da tahammülü yok.
Ne işim var benim burada gitmeliyim. Yolculuk istiyor canım. Ben bütün yollara gebeyim...
Ne işim var benim burada gitmeliyim. Yolculuk istiyor canım. Ben bütün yollara gebeyim...
1 Şubat 2010 Pazartesi
sinirli
agresifim işte bugün vurmaya başladı tepe tepe sinir. olmuyo daha fazla gülemiyorum artık. gizleyemiyorum öfkemi. gitmem gerek kırmadan hayatımdakiler. nefretim çok konuşmak da istemiyorum kimseyle. derdimi anlatacak mecalim yok. baktım içime kıyıda köşede birkaç kelime vardır umuduyla kalmamış. sussun istiyorum içimdeki 2 kişi. 2si birden sussa bugün atlatsam bugünü ne iyi olur. yalınlığa ihtiyacım var. içimde kimsesiz kalmaya, kalabalık boğuyor ruhumu dayanamıyorum. çekip gitmeliyim içimden içime...
28 Ocak 2010 Perşembe
hayalet
Senin olmamana dair bişeyler içimde, sanki bir büyük kandırmaca gibi bişey.inanasım gelmiyor bir türlü var olduğuna, elimi tuttuğuna, paylaştığıma, seni sevdiğime bir türlü inanasım gelmiyor. gidecek olmana yazdığıma inanasım gelmiyor. bişey var garip bişy var olduğunu hazmedemiyor içim bir türlü. çünkü bu kadar basit birini sevmiş olmayı yediremiyorum kendime. bu kadar yalan birini gözlerine bakıpta anlayamamış olmayay yediremiyorum kendime.bu kadar yalan birine turuncu bir renk katmak istememi en çok da evet en çok da bunu sindiremiyorum içime. sen olmamış ol en iyisi, bir kahraman kötü bir kahraman olarak kal hikayemin bir köşesinde. birinin hayatına girmişsin de ben seni geçersen görmüşüm gibi kal. Joker gibi değil ama ben severim jokeri sen hem basit hem yalancı hem kötü bir karaktersin hikayede. yani kahraman da olma sen en iyisi. hatta bu hikayede bile yerin yok senin. sen en iyisi hayalet ol. korkuttuğunu düşün insanları bununla eğlenmeye çalış yalan söyle, ALDAT sen. ama bunu ben yazmış olmadım şimdi sen zaten hem yalan söyledin hem aldattın, dipnotuma alıntı yapmak isterdim seni ama hayaletsin ya sen bir anlamı yok bunun. ölüler bilgisayar kullanamıyorlar, ölüler okuyamıyorlar burada yazdıklarımı. sen en çok neden hayaletsin biliyor musun? yaşattığın acı yüzünden ölemeyeceksin rahat rahat. karşına çıkacak yüzüm tanımadığın bir şehirde belki silah altında ken çatışmanın orta yerinde belki, belki gece nöbet tutarken karşına çıkacak yüzüm ve sana kırma demiştim kalbimi diyecek. sen iyi bilirsin görürüm ben, göreceğim kabus dolu gecelerini ve senin için üzülmeyeceğim ama sevinmeyeceğimde. herşeyin bedeli var hayatta ödemek zorundasın unuttun mu? Hem sen demiştin bana sen çok iyi bir kızsın, unutma iyiler daima kazanır diye.reklam sloganı bu demiştim. şimdi hayatımın bir köşesinde üçüncü küpe kulağmda. merak etmiyorum hayalet, merak etmiyorum.
21 Ocak 2010 Perşembe
Zamansız..
tek bir kelime işte anlatıyor içinde düştüğüm durumu. Zamansız...
Oluyordur bazen size de her şeyin üst üste geldiği.Dünyanın başınıza yıkıldığı oluyordur size de. Böyle zamanlarda arkadaşlarım naber? diye sorduklarında şu cevabı veririm: "iç güveysi olarak gittiğim evde, kocam kazara öldürülmüş, yatalak ve çenesi düşük kaynanama, 10uz çocuklarıma 8 aylık hamile halimle, bakmak zorundaymışım gibi."karşı taraf genelde ne söylediğimi duyumsamaz(duymaz ve önemsemez).
ama bu kez zamansızım.zamanın olmadığı zamanları yaşıyorum. gün geçmiyor ve çok hızlı geçiyor gün çok uzun ve çok kısa tamamen algıladığım kadarını yaşıyorum.hiç uyanmıyorum veya hiç uyumuyorum.önemi yok çünkü zamansızım...
bu kadarı da fazla diyorum bazen.Anlatmalı mıyım? anlatayım bir kısmını ufacık bir kısmını..
Neye şükretsem onu kaybediyorum.
İçinde bulunduğum daimi bozuk psikolojiden kurtulmak için mi bilmem,şükretmeye başladım devamlı.
Ailem yanımda olduğu için şükürler olsun dedim ve babam çok uzaklara gitti.sadece beden olarak da değil hem de ruhu da gitti. bu yüzden o bir ölü bile değil...
Ailem sağlıklı olduğu için şükürler olsun dedim.Annem bronşit oldu önce, bunu yaşarken boyun fıtığı teşhisi de koydu doktor ve tek böbrekli olduğundan ve safrakesesi de olmadığından ağrısını yeterince dindirecek ilaçlar alamıyor.O çok konuşkan annem gitti ve yüzünden ve sesinden ne kadar acı çektiğini görüp hissettiğim bir kadın geldi yerine.
çok şükür beni anlayan bir dostum var dedim. Sana aşığım dedi.Onu da kaybettim.
çok şükür en azından bir işim var dedim.3 gün önce kovuldum aniden.
şimdi zamanın olmadığı bir yerdeyim. her şey benim doğumumdan çooook önce başladı ve ben artık şükretmekten korkuyorum. Şükrettiğim her şeyi kaybediyorum.
babannem sabahları işe giderken dua ederdi hep arkamdan...
yoo hayır bu yaşadıklarım beni inançsız biri yapmaz. kızgın biri yapar sadece ve zamansız biri.
Amcama anlattım içine düştüğüm durumu,anlatmak niyetinde değildim ya sorunca söylemek zorunda hissetim.ne mi cevap verdi? nasrettin hoca gibi hırsızın hiç mi suçu yok diye bağırmak istedim.Ama haklısın diyebildim sadece.
şimdi yaşadığım için şükrediyorum, hala nefes aldığım için şükrediyorum...
Şükrettiğim her şeyi kaybediyorum...
Oluyordur bazen size de her şeyin üst üste geldiği.Dünyanın başınıza yıkıldığı oluyordur size de. Böyle zamanlarda arkadaşlarım naber? diye sorduklarında şu cevabı veririm: "iç güveysi olarak gittiğim evde, kocam kazara öldürülmüş, yatalak ve çenesi düşük kaynanama, 10uz çocuklarıma 8 aylık hamile halimle, bakmak zorundaymışım gibi."karşı taraf genelde ne söylediğimi duyumsamaz(duymaz ve önemsemez).
ama bu kez zamansızım.zamanın olmadığı zamanları yaşıyorum. gün geçmiyor ve çok hızlı geçiyor gün çok uzun ve çok kısa tamamen algıladığım kadarını yaşıyorum.hiç uyanmıyorum veya hiç uyumuyorum.önemi yok çünkü zamansızım...
bu kadarı da fazla diyorum bazen.Anlatmalı mıyım? anlatayım bir kısmını ufacık bir kısmını..
Neye şükretsem onu kaybediyorum.
İçinde bulunduğum daimi bozuk psikolojiden kurtulmak için mi bilmem,şükretmeye başladım devamlı.
Ailem yanımda olduğu için şükürler olsun dedim ve babam çok uzaklara gitti.sadece beden olarak da değil hem de ruhu da gitti. bu yüzden o bir ölü bile değil...
Ailem sağlıklı olduğu için şükürler olsun dedim.Annem bronşit oldu önce, bunu yaşarken boyun fıtığı teşhisi de koydu doktor ve tek böbrekli olduğundan ve safrakesesi de olmadığından ağrısını yeterince dindirecek ilaçlar alamıyor.O çok konuşkan annem gitti ve yüzünden ve sesinden ne kadar acı çektiğini görüp hissettiğim bir kadın geldi yerine.
çok şükür beni anlayan bir dostum var dedim. Sana aşığım dedi.Onu da kaybettim.
çok şükür en azından bir işim var dedim.3 gün önce kovuldum aniden.
şimdi zamanın olmadığı bir yerdeyim. her şey benim doğumumdan çooook önce başladı ve ben artık şükretmekten korkuyorum. Şükrettiğim her şeyi kaybediyorum.
babannem sabahları işe giderken dua ederdi hep arkamdan...
yoo hayır bu yaşadıklarım beni inançsız biri yapmaz. kızgın biri yapar sadece ve zamansız biri.
Amcama anlattım içine düştüğüm durumu,anlatmak niyetinde değildim ya sorunca söylemek zorunda hissetim.ne mi cevap verdi? nasrettin hoca gibi hırsızın hiç mi suçu yok diye bağırmak istedim.Ama haklısın diyebildim sadece.
şimdi yaşadığım için şükrediyorum, hala nefes aldığım için şükrediyorum...
Şükrettiğim her şeyi kaybediyorum...
15 Ocak 2010 Cuma
Sordum Sonunda.. BABA..
O'na ben dünyaya geldiğimde ne hissettiğini sordum,sordum sonunda....
Belki birgün anlatırım ama, bakın bu adam benim babam.
Hani vardı ya bi şarkı gitmesekte görmesekte o köy bizim köyümüzdür diye. İşte bizim hikayemiz de böyle. Görüşemesemde, anlatamasamda içimdekileri ve affedemesem de o'nu bu adam benim babam...
13 Ocak 2010 Çarşamba
Bir İntihar Mektubunun Son Satırları
berbat durumdayım inancımı yitirdim herşeye olan inancımı yitiridim yaratana, yaratmayana herşeye olan inancım bitti en çok da kendime olan inancım kendimle olan bağım arkadaşlığım dostum ruhum bitti. anlıyor musun beni. oysa ben bundan çok daha kötü günler geçirmiştim çok daha sefil. ama içimde bişey vardı hayata bağlayan adı yoktu belki ama ölmeme izin vermeyen bişey vardı içimde.
şimdi ise kendimi terk ederken hokkalı bir küfür sallayıp öylece çıkıp gitti ruhum. beni anlıyor musun, yaşamıyorum diyorum sana bir ölü yazıyor bunları. sen şimdi bunu okuduğunda ben artık beden olarak da var olmayacağım bu dünyada
tek intihar mektubumu sana yazıyorum yani ben. belki beni ararsın diye, belki vazgeç dersin diye, belki bir sebep söylersin diye,... bunlara neden ihtiyacın var zaten ölmek istemiyor musun diyosan da olsun ölürken bari biri beni düşünsün istiyorum.
yaşarken kimse düşünmedi bari ölürken biri bana ölme desin istiyorum. der misin beni anlıyor musun...
....ruhu hasta idi öldü bedeni sapasağlam ama yaşıyor ne anlamı var ki...
şimdi ise kendimi terk ederken hokkalı bir küfür sallayıp öylece çıkıp gitti ruhum. beni anlıyor musun, yaşamıyorum diyorum sana bir ölü yazıyor bunları. sen şimdi bunu okuduğunda ben artık beden olarak da var olmayacağım bu dünyada
tek intihar mektubumu sana yazıyorum yani ben. belki beni ararsın diye, belki vazgeç dersin diye, belki bir sebep söylersin diye,... bunlara neden ihtiyacın var zaten ölmek istemiyor musun diyosan da olsun ölürken bari biri beni düşünsün istiyorum.
yaşarken kimse düşünmedi bari ölürken biri bana ölme desin istiyorum. der misin beni anlıyor musun...
....ruhu hasta idi öldü bedeni sapasağlam ama yaşıyor ne anlamı var ki...
Şehrin Kokusu
şehrin teni ne menem bir kokuya sahipti böyle, din adamlarının terlerini boşalttığı fahişe gibi kokuyordu şehir, binlerce doğmayacak piç kokuyordu ....
Çoktan...
konuşmaların bittiği yerdeyim.bütün sohbetler seninle yapıldı çoktan.düşlerin,hayallerin bittiği yerdeyim.hayallerimin hepsini sana kurmuşum çoktan.ölümün kollarını açtığı yerdeyim.yaşamın anlamını sende tüketmişim çoktan.bana ne yaptığını anlar mısın bilmemacı var sadece kelimelerimde hisseder misin bilmem.kör bir kuyu yokluğun sen gidince düştüğüm.gecemin adı hüzün.kokunla karışık rüyalara dalmak üzereyim.sen çok sev dileği tutmuştum yıldızlar kayınca.hırçınlığım özlemekten.hasretimin rengi kaybetme korkusu...
Sanat!!!
Facebookta sanatta delirmek diye bir grup açmışlar. Kafası hangi durumdaydı bilmiyorum ama bir arkadaşım bana davet göndermiş gel bu gruba katıl diye. Peki dedim. Ama bir yazı yazmanı istiyorum oraya dedi. Peki dedim. Peki demekten nefret ederim ve itiraf ediyorum eğer peki diyorsam birine o anda onunla uğraşmak istemediğim için:)
Oraya yazdıktan sonra birde bloguma eklemek istedim kısa yazımı. belki uzatırım niyetiyle..
"delirmenin eşiğindeyim şimdi, kendimi bıraksam feda etsem sanat olur mu adı. hangi çılgınlık çıkar benim postmodern çığlıklarımdan, hangi öykü yokuluşumun var oluşlara hediyesi olur sanat adına. çıldırmanın eşiğindeyim şimdi,kendimi bıraksam feda etsem senin uğruna adına sanat mı derler, veya bir çılgınlık yapıp bir pi......ç getirsem dünyaya da adını sanat mı koysam... deli miyim divane miyim neyim bilemedim..."
bak bana!iyice bak gözlerini açabildiğin kadar aç öyle bak. görüyor musun gözlerimin rengini. gözlerimi balla karışan boka boyamış yaratan. bak bana!çok aç gözlerini öyle bak. saçlarımın rengi sokak pisliklerini süpürmekten eskimiş bir süpürgenin renginde uçları çatallı.
bana bak! gerekirse kırpma gözünü.dudaklarım çürümüş vişne renginde sineklerin bile midesi bulandığı için üzerinde dolaşmadığı.
sen asil ressam hadi çiz şimdi benim resmimi.ben de görüp görebileceğin bunlardan ibaret. oysa bakabilseydin sen bana gözlerini de kapatıp, sana bal damlayan ırmakları gösterirdim gözlerimde. 10. senfoniyi duyabilirdin ve sevdiğin herşeyin tadına benzer bir tat alırdın dudaklarımdan. oysa sen bir gün böceklerin de tıpkı senin gibi kemireceği bedenimle ilgilendin sadece. Al öyleyse senin olsun istediğin. umrumda mı sanıyorsun.
kapıdan çıkıp giderken bağırdım arkasından: delirmenin eşiğindeyim şimdi. Çizdiğin resmin adı bu olsun dedim. İyi ama bu nü dedi. tamam işte dedim, delirmenin eşiğindeyim şimdi...
Oraya yazdıktan sonra birde bloguma eklemek istedim kısa yazımı. belki uzatırım niyetiyle..
"delirmenin eşiğindeyim şimdi, kendimi bıraksam feda etsem sanat olur mu adı. hangi çılgınlık çıkar benim postmodern çığlıklarımdan, hangi öykü yokuluşumun var oluşlara hediyesi olur sanat adına. çıldırmanın eşiğindeyim şimdi,kendimi bıraksam feda etsem senin uğruna adına sanat mı derler, veya bir çılgınlık yapıp bir pi......ç getirsem dünyaya da adını sanat mı koysam... deli miyim divane miyim neyim bilemedim..."
bak bana!iyice bak gözlerini açabildiğin kadar aç öyle bak. görüyor musun gözlerimin rengini. gözlerimi balla karışan boka boyamış yaratan. bak bana!çok aç gözlerini öyle bak. saçlarımın rengi sokak pisliklerini süpürmekten eskimiş bir süpürgenin renginde uçları çatallı.
bana bak! gerekirse kırpma gözünü.dudaklarım çürümüş vişne renginde sineklerin bile midesi bulandığı için üzerinde dolaşmadığı.
sen asil ressam hadi çiz şimdi benim resmimi.ben de görüp görebileceğin bunlardan ibaret. oysa bakabilseydin sen bana gözlerini de kapatıp, sana bal damlayan ırmakları gösterirdim gözlerimde. 10. senfoniyi duyabilirdin ve sevdiğin herşeyin tadına benzer bir tat alırdın dudaklarımdan. oysa sen bir gün böceklerin de tıpkı senin gibi kemireceği bedenimle ilgilendin sadece. Al öyleyse senin olsun istediğin. umrumda mı sanıyorsun.
kapıdan çıkıp giderken bağırdım arkasından: delirmenin eşiğindeyim şimdi. Çizdiğin resmin adı bu olsun dedim. İyi ama bu nü dedi. tamam işte dedim, delirmenin eşiğindeyim şimdi...
12 Ocak 2010 Salı
Don Kişot

Sen bilmezsin Don Kişot en sevdiğim kahramandır benim. oysa kızların en sevdikleri kahraman babaları olur. Benim ki hiçte öyle değil. Benim babam kazara üzerine çok sonraları bir köpeğin pislediği bir gazete kağıdının üzerine yazılmış abuk sabuk bir hikayenin kötü karakteri. sen bunun anlamını bilir misin? resimlerinde görüyorum bazen bir gidiştir tutturmuşsun. içine yolculuğun ne kadarda uzun sürdü. oysa durmalı ve dinlenmelisin bazen.bir bardak soluk almalısın.ve devam etmelisin kendini kaybedip kaybedip bulmaya.. oyunun ne kadar da eğlenceli gözüküyor bir bilsen...
ama ben sana babamı anlatacaktım neredn çıktı şimdi bu kayboluş? benim babam rastgele bir balıkçı teknesinde yere düşecek bir balığın rastgelmesii bekleyen kedi gibidir. onun olduğu yerde balıkç da aç kalır kedilerde hiç bir şey rast gelmez.
doğuştan bir mim ile gelmiştir dünyaya.
sen benim babamı nerden tanıyorsun peki? resimlerinde görüyorum onu bazen. babamı tanıyorsan eğer ona söyler misin dünyaya getirip bıraktığı ve bir dahaumursamadığı kızı 22 yaşını dolduruyor ve onu hiç merak etmiyor. Çünkü biliyorki köpekler pisleyecek mezarıa da birgün hikayesine pislediği gibi...
Sevgiyle Kal...
Don Kişotu da öp benim için sol elinin badi parmağından..
Sahi senin badi parmağın var mı?
10 Ocak 2010 Pazar
Kurtul-dum-san-dım
söylersem içimdekileri yüzüne kurtulurum sandım. karşımda ağlarsa içim rahatlar sandım. o da benim gibi huzursuz olursa kendi yüzünden huzur bulurum sandım..
olmadı. sanmak...
içimde kalan biriken her şeyi söyleidm ona. Sen hiç yoktun dedim. baka içimde bu boşluk senin yüzünden dedim. seni sevmiyorum çünkü seni sevmenin ne demek olduğunu bilmiyorum ddim sen bana sevgi kadar yakın olamadın dedim. bak her şeyin sorumlusu da sensin dedi,m. veremeyecek cevabım yok hiçbir soruya demişti konuşmaya başlamadan önce, susmak zorunda kaldı. verecek cevabı olmadığından değil cevaplarının benim acımı dindirmeyeceğini anladığından...
o sustu. ben bütün suskunluklarımı çöpe atıp avaz avaz haykırdım o na. ve belki de son kez söyledim o na: BABA...
olmadı. sanmak...
içimde kalan biriken her şeyi söyleidm ona. Sen hiç yoktun dedim. baka içimde bu boşluk senin yüzünden dedim. seni sevmiyorum çünkü seni sevmenin ne demek olduğunu bilmiyorum ddim sen bana sevgi kadar yakın olamadın dedim. bak her şeyin sorumlusu da sensin dedi,m. veremeyecek cevabım yok hiçbir soruya demişti konuşmaya başlamadan önce, susmak zorunda kaldı. verecek cevabı olmadığından değil cevaplarının benim acımı dindirmeyeceğini anladığından...
o sustu. ben bütün suskunluklarımı çöpe atıp avaz avaz haykırdım o na. ve belki de son kez söyledim o na: BABA...
29 Aralık 2009 Salı
AŞK

Aşk, bunca acının orta yerinde öylece duruyor. Duruyor ve bakakalıyor. Etrafı boşluk, öyle derin öyle büyük bir boşluk. Boşluğun içi sonsuz acı dolu, etrafı kor ateşlerle kaplı. Kalbin orta yerinde aşk var, etrafında boşluk, boşluğun etrafı alev, alevin etrafı yara bere...
Biri gelipte aşkımı almak isterse, biri gelip sevdiğim olmak istese; yolun başındaki sulu irinli yaralardan midesi bulanıyor, yaralardan geçen yanmaktan korkuyor ya da yanıp küle dönüyor alevlerde, alevi geçen boşluğa takılıyor bu kez de, boşluğa düşüyor. Kimisi çabalıyor. Çabası ya kendini garanti altına almaktan, boşluğa düşmemekten ya da boşluğumun derinliğini görememekten. Nice yolcu bu yolda harcandı gitti. Kimisi gelip acıma acı katmayı denedi ya aşka ulaşamadığından yaşattıkları yandı bitti kül oldu.
Size onu anlatacağım şimdi, onu neden unutamadığımı. Neden gündüzüm ve gecem olduğunu, neden gözüm ve kulağım olduğunu, neden elim ve ayağım olduğunu anlatacağım.
Birgün geldi o geldi.Dikildi kapımda. Günlerce bekledi. İçeri hırsız gibi süzülebilecekken o kapıyı benim açmam için bekledi.Araladım önce kapıyı yine bekledi, sabırla bekledi, yormadan bekledi. Açtım kapıyı. İçeriye girer girmez gördü yaralarımı. Elleriyle dokundu hepsine tek tek. en mide bulandırıcı olanları öptü. Onu dokunduğu, öptüğü her yara iyileşmeye başladı içimde.Kabuk bağladı yaralarım. Sonra alevlere baktı.İçimdeki yangını gördü.Ağladı, içimdeki acıya ağladı. Yanmaya başladı o da.Ateşi ateşimden öyle büyüktü ki benim alevlerim vız geldi ona. Boşluğa ulaştığında bir süre bekledi.Anlamak istedi, yargılamadı,ahkam kesmedi.Boşluğun sesini dinledi usul usul.Masallar anlattı boşluğuma,balonlar aldı,dizine yatırıp saçlarını okşadı boşluğumun.Sonunda anlattı ona boşluk neden böyle derin böyle sonsuz olduğunu. Sonunda anladı neden böyle derin bir boşluk olduğunu içimde.O anlayınca boşluk da yol verdi ona, boşluk böylesi şefkati hiç görmemişti.Boşluğu geçti O. Aşka ulaştı O.Renk öyle turuncuydu ki, bakınca görmemesi mümkün değildi, görünce unutması mümkün müydü? O aşka ulaştı. Aşka geldiğinde biraz dinlendi önce. Uzandı yorgun kalbinin üzerine. Kalp atışları aşka karıştı.Aşkı yorgan yaptı üstüne.Teni aşka karıştı.O aşka ulaştığında 4 mevsim oldu içim. Her mevsimi ayrı sevdik beraber yıllar yılı.Ama bir gün...
Bir gün O kalktı. Kalkarken sallandı içim, sendeledi O.
Bir gün O kalktı. Kalkınca döndü başı, şaşırdı içim.
Bir gün O kalktı. Yıllarca kıpırtısız yattığı yer Onun şeklini almıştı. Kalkınca engebeli yol onu sarstı. Etrafı gezmeye başladı O. Hala aşka ulaşmak isteyenleri gördü dışarıda,kızdı. Onların var oluşu rahatsız edince Onu, ayağını vurdu yere ben buradayım diye. O vurunca ayağını yere aşk acıdı.Uzun olmuştu acıyı hissetmeyeli.Yeni alevler sardı aşkın etrafını aniden ve başladı aşkı eritmeye.Ve boşluk sardı aşkın etrafını , başladı aşkın varlığını kendi hiçliği ile değiştirmeye.Aş küçüldükçe küçüldü.Dar geldi Aşk hem Ona hem Kendine hem Acıya. Boşluk yakaladı Onu. İçine doğru çekerken artık masal anlatamaz oldu. Düşmeden önce bir parça kopardı aşktan, aşk kanadı o boşluğa düşerken.Aşk acıdı,aşk yandı,aşk kanadı,aşk boşluğa düştü peşinden...
Bunca acının orta yerinde bekler aşk.Taaki bir gün biri gelip onu kanatana, onu acıtana kadar....
25 Aralık 2009 Cuma
Platonik
Adadaydık dün.aylardan aralıktı mevsimlerden ilkbahar. adayı gezmeye başladık . güneşin kızıllığını izledik tepede. yorulduk. dinlendik. kana kana süt içtik. kiliseye çıkmak istedik. üşendik. erteledik. hep ertelerdik. yarının geleceğine gönülden inanırdık o yüzden yarınlara kalırdı heplerimiz ve şeylerimiz.bekledik bir süre. insanları izledik. konuştuk soluksuz ve sustuk. sarıldık. gelip geçenler bize baktı. aldırdık ve umursadık. ormanın için doğru ilerlemeye başladı o bende peşine takıldım tabi. bir planı vardı aklıma gelmedi değil ya mırıl mırıl taktı beni peşine.
o önde ben peşinde ilerlerken onu ilk gördüğüm gün geldi gözümün önüne.
sarışın ve yeşil gözlüydü. nasıl endamlı nasıl havalı bir yürüyüşü vardı. sadece ben değil bütün sokak tutulmuştu ona hatta bütün mahalle.arada bir cama çıkardı her seferin başka bir renk fular olurdu boynunda. hep bakımlıydı hep güzeldi. aşağı doğru bir bakışı vardı gözleri içimi delerdi. ben hep aynı yerde dolanırdım o her an çıkar diye cama. son zamanlarda beni farkettiğini anlamıştım. bu kadar jest fark etmemesi mümkün değildi ya pas vereceğine hiç ihtimal vermemiştim. bir ara kayboldu camdan. içerden çağardılar diye düşünürken ben evden kaçmanın bir yolunu bulmuş aşağı gelmişti. birbirimize baktık. ona doğru koşmaya başladım....
gözlerimi açtım adalardaydık.aylardan aralıktı mevsimlerden ilkbahar. adayı gezmeye başladık . güneşin kızıllığını izledik tepede. yorulduk. dinlendik. kana kana süt içtik. kiliseye çıkmak istedik. üşendik. erteledik. hep ertelerdik. yarının geleceğine gönülden inanırdık o yüzden yarınlara kalırdı heplerimiz ve şeylerimiz.bekledik bir süre. insanları izledik. konuştuk soluksuz ve sustuk. sarıldık. gelip geçenler bize baktı. aldırdık ve umursadık. ormanın için doğru ilerlemeye başladı o bende peşine takıldım tabi. bir planı vardı aklıma gelmedi değil ya mırıl mırıl taktı beni peşine.
o önde ben peşinde ilerlerken onu ilk gördüğüm gün geldi gözümün önüne.
veteriner artık bu kediden hayır gelmez uyutucaz derken onu ilk gördüğüm gün geldi gözümün önüne, sahibi onun sütünden koymuştu o gün bana da.
o önde ben peşinde ilerlerken onu ilk gördüğüm gün geldi gözümün önüne.
sarışın ve yeşil gözlüydü. nasıl endamlı nasıl havalı bir yürüyüşü vardı. sadece ben değil bütün sokak tutulmuştu ona hatta bütün mahalle.arada bir cama çıkardı her seferin başka bir renk fular olurdu boynunda. hep bakımlıydı hep güzeldi. aşağı doğru bir bakışı vardı gözleri içimi delerdi. ben hep aynı yerde dolanırdım o her an çıkar diye cama. son zamanlarda beni farkettiğini anlamıştım. bu kadar jest fark etmemesi mümkün değildi ya pas vereceğine hiç ihtimal vermemiştim. bir ara kayboldu camdan. içerden çağardılar diye düşünürken ben evden kaçmanın bir yolunu bulmuş aşağı gelmişti. birbirimize baktık. ona doğru koşmaya başladım....
gözlerimi açtım adalardaydık.aylardan aralıktı mevsimlerden ilkbahar. adayı gezmeye başladık . güneşin kızıllığını izledik tepede. yorulduk. dinlendik. kana kana süt içtik. kiliseye çıkmak istedik. üşendik. erteledik. hep ertelerdik. yarının geleceğine gönülden inanırdık o yüzden yarınlara kalırdı heplerimiz ve şeylerimiz.bekledik bir süre. insanları izledik. konuştuk soluksuz ve sustuk. sarıldık. gelip geçenler bize baktı. aldırdık ve umursadık. ormanın için doğru ilerlemeye başladı o bende peşine takıldım tabi. bir planı vardı aklıma gelmedi değil ya mırıl mırıl taktı beni peşine.
o önde ben peşinde ilerlerken onu ilk gördüğüm gün geldi gözümün önüne.
veteriner artık bu kediden hayır gelmez uyutucaz derken onu ilk gördüğüm gün geldi gözümün önüne, sahibi onun sütünden koymuştu o gün bana da.
24 Aralık 2009 Perşembe
YALAN
"çok şükür yaşıyorsun"dedi elimi tutmaya çabalarken. bunun şükredilecek ne gibi bir yanı olabilirdi çözemedim.
onun yüzünden intihar ettiğimi düşünüyordu. demekki kendini bu kadar önemsiyordu.
güldüm. o gülüşümü gelmesine sevindiğime bağladı.oysa ben onun egosuyla alay ediyorsum sadece.
bir hikaye yazmalıydım bir türlü beceremiyordum. önce onu çıldırtacak bir şey yaptım.
en mahrem yerlerine girdim hayatının. sakladığı, özenle koruduğu, değer verdiği geçmişini ağzıma sakız yaptım. canı sıkıldıkça sıkıldı bu yüzden. sonra tatalı tatlı hayatını yönetmeye başladım. o her şeyin kendi kontrolünde ilerlediğini düşünürken benim oyunumun bir parçası olduğundan henüz habersizdi.
birgün fark etti yaptığım şeyi. beni yakaldığını düşündü ıysa bu da benim oyunumun bir parçasıydı bundan haberi yoktu.
o gece yanında uyudum. benimle sevişmek istemedi korktu hamile kalırım diye ve bunu kullanırım diye. aklınca akıllı biri olduğunu düşünüyordu. sabah o duşa girdiğinde bir mektup yazdım ona. çok kırılgan bir yürekten dökülebilecek her şeyi yazdım ona. sonra çıktım evden sessizce. he bir de tokamı bıraktım mektubun yanına hep hoşuma gitmiştir filmlerdeki bu sahne. bunu da yaşamış olmanın verdiği sevinçle parmak uçlarıma basa basa çıktım evden. çok geçmeden bir mesaj attı bana. istediğim olmuştu kendini suçlamasını sağlamıştım. ona bir mesaj attım artık benim için yapılabilecek bir şey yok diye çok geçti. dün başım ağrıyor diye bana aldığı bir kutu ilacı içtiğimi söyledim. yani hem cismen hem de ruhen ölümüme onun sebebiyet verdiğini düşünmesini sağlamayı başardım. panikledi korktu çırpınmaya başladı.tıpkı denizden yeni çıkarılmış balık gibiydi. öleceğinden habersiz son bir nefes için çırpınıp duruyordu.
telefonu açtım bir süre sonra yalanıma inanmıştı. nasıl bu kadar kendini önemser bir insan hayret doğrusu. ben intihar edicek olsam senin için mi intihar ederim :)
hikayem gelmeye başlamıştı bile. dayanamadım sürdürdüm oyunumu. ama işe yaraması içinde en hafif dozundan 3 adet ilacı yuttum. Midem yıkandığında vücudumda ilaç çıkmalı dimi:)
tuttum hastahanenin yolunu acilin önüne geldiğimde bayılmış numarası yaptım. tabi hastahane personeli böyle alımlı şık giyimli bir bayanı bayılmış görünce seferber oldular. çok geçmeden geldi. doktor midemin yıkanacağını söyledi. daha önce hiç mide yıkanırken görmemiş merakla beni izliyordu. bende hastaymışım gibi gözlerim yarı açık onu izliyordum. canımın yandığını söylüyordum ona bir yandan, bir yandan da senin bir suçun yok, bununla alakan yok diyordumki iyice üstlensin duruma kendinin sebep olduğunu. bütün gün hastahanedeydik. bütün değerlerim normal çıkınca ben midem bulanıyo numaralarına yattım bu kezde:) gitmeyelim burada kalalım dedi bu gece. zaten doktorun da bırakmaya hiç niyeti yoktu beni çünkü 30 adet ilaç yuttuğumu düşünüyordu herkes. gerçeği bir ben bir de sokaktaki siyah beyaz kedi biliyordu. acaba o da şuanda gülüyor mudur:)
hastahanede de bir çok hikaye geldi aklıma. bir yandan onalrı kurgularken bir yandan da inlemeyi ihmal etmiyordum. Allah için vicdanlı çocuktu ben inledikçe o daha da çok üzülüyordu. sonunda hikayeyi bitirmeye karar verdim ve doktorla konuşup beni eve göndermesi konusunda ikna ettim. bu gece bende kal annenlerin haberi yok bir şey olsa anlamazlar ben sana bakarım dedi. doğrusu bunu planlamamıştım ama çok hoşuma gitti bu teklif. peki dedim. eve gittik yatağı hazırladı. bir yandan da herşeyin düzeleceğine ve güzel olacağına dair sözler verip duruyordu. uyumuşum.
Annem hadi uyan okula geç kalacaksın dediğinde günlerden salı aylardan mart yıllardan 2003'tü.
rüyası bu kadar keyif veren bu olayı 2009 yılının mart ayının perşembe günü yaşaacağım kimin aklına gelirdi?
kimsenin gelmesine gerek yok çünkü böyle bir olay yaşanmadı:)
onun yüzünden intihar ettiğimi düşünüyordu. demekki kendini bu kadar önemsiyordu.
güldüm. o gülüşümü gelmesine sevindiğime bağladı.oysa ben onun egosuyla alay ediyorsum sadece.
bir hikaye yazmalıydım bir türlü beceremiyordum. önce onu çıldırtacak bir şey yaptım.
en mahrem yerlerine girdim hayatının. sakladığı, özenle koruduğu, değer verdiği geçmişini ağzıma sakız yaptım. canı sıkıldıkça sıkıldı bu yüzden. sonra tatalı tatlı hayatını yönetmeye başladım. o her şeyin kendi kontrolünde ilerlediğini düşünürken benim oyunumun bir parçası olduğundan henüz habersizdi.
birgün fark etti yaptığım şeyi. beni yakaldığını düşündü ıysa bu da benim oyunumun bir parçasıydı bundan haberi yoktu.
o gece yanında uyudum. benimle sevişmek istemedi korktu hamile kalırım diye ve bunu kullanırım diye. aklınca akıllı biri olduğunu düşünüyordu. sabah o duşa girdiğinde bir mektup yazdım ona. çok kırılgan bir yürekten dökülebilecek her şeyi yazdım ona. sonra çıktım evden sessizce. he bir de tokamı bıraktım mektubun yanına hep hoşuma gitmiştir filmlerdeki bu sahne. bunu da yaşamış olmanın verdiği sevinçle parmak uçlarıma basa basa çıktım evden. çok geçmeden bir mesaj attı bana. istediğim olmuştu kendini suçlamasını sağlamıştım. ona bir mesaj attım artık benim için yapılabilecek bir şey yok diye çok geçti. dün başım ağrıyor diye bana aldığı bir kutu ilacı içtiğimi söyledim. yani hem cismen hem de ruhen ölümüme onun sebebiyet verdiğini düşünmesini sağlamayı başardım. panikledi korktu çırpınmaya başladı.tıpkı denizden yeni çıkarılmış balık gibiydi. öleceğinden habersiz son bir nefes için çırpınıp duruyordu.
telefonu açtım bir süre sonra yalanıma inanmıştı. nasıl bu kadar kendini önemser bir insan hayret doğrusu. ben intihar edicek olsam senin için mi intihar ederim :)
hikayem gelmeye başlamıştı bile. dayanamadım sürdürdüm oyunumu. ama işe yaraması içinde en hafif dozundan 3 adet ilacı yuttum. Midem yıkandığında vücudumda ilaç çıkmalı dimi:)
tuttum hastahanenin yolunu acilin önüne geldiğimde bayılmış numarası yaptım. tabi hastahane personeli böyle alımlı şık giyimli bir bayanı bayılmış görünce seferber oldular. çok geçmeden geldi. doktor midemin yıkanacağını söyledi. daha önce hiç mide yıkanırken görmemiş merakla beni izliyordu. bende hastaymışım gibi gözlerim yarı açık onu izliyordum. canımın yandığını söylüyordum ona bir yandan, bir yandan da senin bir suçun yok, bununla alakan yok diyordumki iyice üstlensin duruma kendinin sebep olduğunu. bütün gün hastahanedeydik. bütün değerlerim normal çıkınca ben midem bulanıyo numaralarına yattım bu kezde:) gitmeyelim burada kalalım dedi bu gece. zaten doktorun da bırakmaya hiç niyeti yoktu beni çünkü 30 adet ilaç yuttuğumu düşünüyordu herkes. gerçeği bir ben bir de sokaktaki siyah beyaz kedi biliyordu. acaba o da şuanda gülüyor mudur:)
hastahanede de bir çok hikaye geldi aklıma. bir yandan onalrı kurgularken bir yandan da inlemeyi ihmal etmiyordum. Allah için vicdanlı çocuktu ben inledikçe o daha da çok üzülüyordu. sonunda hikayeyi bitirmeye karar verdim ve doktorla konuşup beni eve göndermesi konusunda ikna ettim. bu gece bende kal annenlerin haberi yok bir şey olsa anlamazlar ben sana bakarım dedi. doğrusu bunu planlamamıştım ama çok hoşuma gitti bu teklif. peki dedim. eve gittik yatağı hazırladı. bir yandan da herşeyin düzeleceğine ve güzel olacağına dair sözler verip duruyordu. uyumuşum.
Annem hadi uyan okula geç kalacaksın dediğinde günlerden salı aylardan mart yıllardan 2003'tü.
rüyası bu kadar keyif veren bu olayı 2009 yılının mart ayının perşembe günü yaşaacağım kimin aklına gelirdi?
kimsenin gelmesine gerek yok çünkü böyle bir olay yaşanmadı:)
Biri Bana Bir Şey Söylesin : 195 Kelime eder..
Işığın az, tükenmez kalemin tükenmek üzere olduğu bir noktadayım, kağıtlarım biteli hayli oldu.
Yazmanın tükenmek üzere olduğu bir noktadyım daha dün 4 hikaye yazdım oysaki. ama yazmak yetmiyor artık acıların azalmaya başladığı yerde yazılar da azalmaya başlıyor.sıkıntı içerisindeyim ruhumun derdi kendini aşınca hep böyle oluyor. bedenimden bağımsız olan ruhum inadına başka şeylerle uğraşmak istiyor aklımın kontrolünden çıktı tamamen. böyle olunca başkalarına yazılıyor yeni yazılar ve bende bundan hoşlanmıyorum. Madem öyle biri bana bir şey söylesin söyeldiği şeye 195 kelimelik bir yazı uazacağım. bekliyorum....
Yazmanın tükenmek üzere olduğu bir noktadyım daha dün 4 hikaye yazdım oysaki. ama yazmak yetmiyor artık acıların azalmaya başladığı yerde yazılar da azalmaya başlıyor.sıkıntı içerisindeyim ruhumun derdi kendini aşınca hep böyle oluyor. bedenimden bağımsız olan ruhum inadına başka şeylerle uğraşmak istiyor aklımın kontrolünden çıktı tamamen. böyle olunca başkalarına yazılıyor yeni yazılar ve bende bundan hoşlanmıyorum. Madem öyle biri bana bir şey söylesin söyeldiği şeye 195 kelimelik bir yazı uazacağım. bekliyorum....
18 Aralık 2009 Cuma
Aklımı Düşürmüşüm
Kalp ile beyin arasında ne var?
aklımın onayından geçen gözlerime takılıyor önce bir süre kabul etmeye çabalıyor gözlerim gördüğü yeni cismi. onaylaması uzun sürüyor.
ordan burnuma geliyor kokusu. kokusu kokuma karışınca dünyanın en güzel kokusu olmalı diyorum. toprak kokmalıyız birlikte, yaprak kokmalı kokularımız birbirine karışınca.
sonra dudaklarım onun için cümleler üretmeli ve hiçbir kelimem boşa gitmemeli dudaklarımdan çıkınca. dudaklarımın dudaklarına değdiği an bir olmanın biz olmanın farkındalığını yaşamalıyız ıslaklıkta.
dolayınca kollarımı boynuna onun bedeninden türediğimi hissetmeliyim.yapbozun ayrı yerlerdeki parçaları gibi birleşmeliyiz en eksik yanlarımızı tamamlamak üzere.
sonra şah damarımda kalıyor uzunca bir süre. uğrunda ölebilir miyim diye düşünüyorum bir süre. bu öyle cismen bir ölüm değil ama. karşımdaki insan için içimdeki beni öldürebilir miyim, onunla bir olmak için onunla yeni olmak için vazgeçebilir miyim kendimden? bekliyorum orada uzunca bir süre.
aşkın ömrü 3 yıl diyorlar ya belki her kalp, her akıl aynı süreci yaşıyor. bu sürecin her aşaması heyecan dolu oluyor ya zaten. kabul edebilirsen sonunda, şah damarından da geçmeyi başarırsa karşındaki zaten bitiyor o noktada iki kişinin bireysel aşkı, sonra bir olmanın anlamı başlıyor; uzun bir dostluk,güven, aşk, hasret ama bambaşka hiç eskisi gibi değil. o yüzden eski kalıp aşk sözcükleri yıkılıyor içinde insanın. daha önce hiç yaşanmamış oluyor. her aşk yeniden ve en baştan yaşanıyor ya insan sadece bir kişiyle yaşlanabiliyor...
ben bunları nerden mi biliyorum?
BOBİ, Koş Bana Geçmişimi Getir......
- Şah damarı var
- Boyun var
- Dudak var
- Burun var
- Göz var
aklımın onayından geçen gözlerime takılıyor önce bir süre kabul etmeye çabalıyor gözlerim gördüğü yeni cismi. onaylaması uzun sürüyor.
ordan burnuma geliyor kokusu. kokusu kokuma karışınca dünyanın en güzel kokusu olmalı diyorum. toprak kokmalıyız birlikte, yaprak kokmalı kokularımız birbirine karışınca.
sonra dudaklarım onun için cümleler üretmeli ve hiçbir kelimem boşa gitmemeli dudaklarımdan çıkınca. dudaklarımın dudaklarına değdiği an bir olmanın biz olmanın farkındalığını yaşamalıyız ıslaklıkta.
dolayınca kollarımı boynuna onun bedeninden türediğimi hissetmeliyim.yapbozun ayrı yerlerdeki parçaları gibi birleşmeliyiz en eksik yanlarımızı tamamlamak üzere.
sonra şah damarımda kalıyor uzunca bir süre. uğrunda ölebilir miyim diye düşünüyorum bir süre. bu öyle cismen bir ölüm değil ama. karşımdaki insan için içimdeki beni öldürebilir miyim, onunla bir olmak için onunla yeni olmak için vazgeçebilir miyim kendimden? bekliyorum orada uzunca bir süre.
aşkın ömrü 3 yıl diyorlar ya belki her kalp, her akıl aynı süreci yaşıyor. bu sürecin her aşaması heyecan dolu oluyor ya zaten. kabul edebilirsen sonunda, şah damarından da geçmeyi başarırsa karşındaki zaten bitiyor o noktada iki kişinin bireysel aşkı, sonra bir olmanın anlamı başlıyor; uzun bir dostluk,güven, aşk, hasret ama bambaşka hiç eskisi gibi değil. o yüzden eski kalıp aşk sözcükleri yıkılıyor içinde insanın. daha önce hiç yaşanmamış oluyor. her aşk yeniden ve en baştan yaşanıyor ya insan sadece bir kişiyle yaşlanabiliyor...
ben bunları nerden mi biliyorum?
BOBİ, Koş Bana Geçmişimi Getir......
17 Aralık 2009 Perşembe
Pamuk İpliği

hayat pamuk ipliğine bağlı olmak diye bir terim var mı? ben bi yerden duydum ama nerden hatırlamıyorum..neyse buna bağlı bir şey(bütün şeyler şey oldukları için ayrı yazılır demişti dershanedeki türkçe öretmenim :) anlatacağım işte. resimde gördünüz mü insanların hatları nerelere bağlı...
bir özlem, bir hasret, çok fazla hayat ve kalp kırıklığı ve sevinç, mutluluk mu belki biraz ne anlama geliyorki? insan bünyesi bütün bunları içinde barındırıyor. tanımadığın bir insanı seviyosun ne garip tanıyosun sonra sonra daha çok seviyosun. sonra terk ediysun veya terk ediliyosun. ne si garip?
bir ağaca bir dlek tutturdum ağacın adı dilek ağacı oldu. bir dileğe bir ağaç tutturdum dileğim ağaçta asılı kaldı. binlere dilek var listede. belki öldükten sonra gerçekleşecek pek çoğu ama gerçekleşecek inanç bu ya...
hayatı pamuk ipliğine bağlı insanlar vardır tutmasanız düşecekler gibi.hoş tutsanız da düşecekler mutlaka...
bugün Şeb-i Aruz....pamuk ipliğine bağlı herkes kabulüm hayatta..kim olursan ol gel.ister sağlam köklerle bağlı ol hayata ister pamuk ipliğiyle kim olursan ol gel...
16 Aralık 2009 Çarşamba
Alice Harikalar Diyarında!!!
1-ben o.pu olmaya karar verdim.
2-o işte para yok.
1-o zaman ne deniyodu şu zengin adamların yanında gezenlere?
2-eskort
1-tamam işte ben ondan olucam
2- sende bu şans varken seni s.kerler bide üstüne sen borçlu çıkarsın..
1-haklısın...
2- yaratanın hoşuna gitmiyor yaratılanlarn planlar yapması.
1-napıcaz peki bu değneğin yalnızca iki ucu değil tamamı b.klu...
2- susup beklicez.sabır dicez beklicez.
1-yine mi ya yine mi kader dicez, susucaz,sabır dicez yine mi, ne geçti bunca zaman elimize sabırla birlikte koca bir hiç.
2- sabır sana ne zaman selamet getirecek sen bilemezsinki..bir zamanı var, var ve gelecek. ama sen herşey sein istediğin zaman olsun istiyorsun. zora gelince kaçmak genlerde var galiba.
1- ben sadece artık dayanamıyorum sıkıntıya, gerçekten çok yoruldum.ne suçum vardı benim? ben neden zengin bir ailenin şımarık çocuğu olarak gelmedimki dünyaya. neden benim yerime her şeyi düşünen planlayan benim yerime endişelenen bir ailem olmadı. ben neden çocuk olamadan anne baba oldum. hem de normalde sadece anne ya da baba oluyorken insan ben neden hem anneyi hem babayı aynı anda oluyorum. bu çok adaletsiz..
2-bunları kaldırmak kolay değil evet. ama bu zamana kadar iyi gittik. şimdi pes edemeyiz. karanlıktan şikayetçisin yıldızların güzelliğinin keyfini çıkar. sırtındaki yükten şikayetçisin var oldukları için tadını çıkar...
1- sen ve polyanna düşüncelerin.
2- sen Mephistopheles'ten uzak dur istersen biraz.
1- heh tam oldun şimdi Alice yine harikalar diyarında:)))ya gerçek bak yaşadığımız herşey gerçek canımız yanıyo burnumuz kanıyo midemiz acıyo bak bunlar somut şeyler...
2-keşke somutlaştırmakta aramaktan vazgeçsen hayatı. bırak ruhunu dolaşsın özgürce. burası gerçekten de harikalar diyarı.kokla bak hava, hava kokuyo sadece hava..
1- kimse beni anlamıyor sen bile anlamıyorsun, çok yalnızım.
2- neden sürekli birilerinin seni anlamasını bekliyorsunki, onlar seni anlamıyorlarsa sen onları anlamaya çalış. böylesi daha kolay olur. yalnız mısın az önce kalabalıktan şikayet ettiğini sanıyordum, hem anne hem baba olduğun için 3 kişilik çekirdek bir aieyi içinde barındıran biri yalnızlıktan şikayet mi ediyor?
1- benim biraz uyumam gerek çok yorunum. hem belki bu kez uyanmamayı başarabilirim.
2- uyu tabi ama uyanıp uyanmamak senin elinde değil.perdenin ne zaman kapacağını oyunu yazan biliyor....
2-o işte para yok.
1-o zaman ne deniyodu şu zengin adamların yanında gezenlere?
2-eskort
1-tamam işte ben ondan olucam
2- sende bu şans varken seni s.kerler bide üstüne sen borçlu çıkarsın..
1-haklısın...
2- yaratanın hoşuna gitmiyor yaratılanlarn planlar yapması.
1-napıcaz peki bu değneğin yalnızca iki ucu değil tamamı b.klu...
2- susup beklicez.sabır dicez beklicez.
1-yine mi ya yine mi kader dicez, susucaz,sabır dicez yine mi, ne geçti bunca zaman elimize sabırla birlikte koca bir hiç.
2- sabır sana ne zaman selamet getirecek sen bilemezsinki..bir zamanı var, var ve gelecek. ama sen herşey sein istediğin zaman olsun istiyorsun. zora gelince kaçmak genlerde var galiba.
1- ben sadece artık dayanamıyorum sıkıntıya, gerçekten çok yoruldum.ne suçum vardı benim? ben neden zengin bir ailenin şımarık çocuğu olarak gelmedimki dünyaya. neden benim yerime her şeyi düşünen planlayan benim yerime endişelenen bir ailem olmadı. ben neden çocuk olamadan anne baba oldum. hem de normalde sadece anne ya da baba oluyorken insan ben neden hem anneyi hem babayı aynı anda oluyorum. bu çok adaletsiz..
2-bunları kaldırmak kolay değil evet. ama bu zamana kadar iyi gittik. şimdi pes edemeyiz. karanlıktan şikayetçisin yıldızların güzelliğinin keyfini çıkar. sırtındaki yükten şikayetçisin var oldukları için tadını çıkar...
1- sen ve polyanna düşüncelerin.
2- sen Mephistopheles'ten uzak dur istersen biraz.
1- heh tam oldun şimdi Alice yine harikalar diyarında:)))ya gerçek bak yaşadığımız herşey gerçek canımız yanıyo burnumuz kanıyo midemiz acıyo bak bunlar somut şeyler...
2-keşke somutlaştırmakta aramaktan vazgeçsen hayatı. bırak ruhunu dolaşsın özgürce. burası gerçekten de harikalar diyarı.kokla bak hava, hava kokuyo sadece hava..
1- kimse beni anlamıyor sen bile anlamıyorsun, çok yalnızım.
2- neden sürekli birilerinin seni anlamasını bekliyorsunki, onlar seni anlamıyorlarsa sen onları anlamaya çalış. böylesi daha kolay olur. yalnız mısın az önce kalabalıktan şikayet ettiğini sanıyordum, hem anne hem baba olduğun için 3 kişilik çekirdek bir aieyi içinde barındıran biri yalnızlıktan şikayet mi ediyor?
1- benim biraz uyumam gerek çok yorunum. hem belki bu kez uyanmamayı başarabilirim.
2- uyu tabi ama uyanıp uyanmamak senin elinde değil.perdenin ne zaman kapacağını oyunu yazan biliyor....
12 Aralık 2009 Cumartesi
Sus dedi Sus'tum
Bu hikaye de 2 kişi var. İkisi tek bedende ama sığamaz oldular artık tek bedene ayrılmak istiyorlar. Ruh iki canlı olunca tek beden ne kadar geniş olursa olsun yetmiyor. Gelin dinleyelim ne konuştuklarını hep birlikte. Çözümü olan kurtarsın onları geç olmadan..
1-Sona doğru giderken insan yine de yeni bir başlangıcın olacağına inandırmak istiyor kendini. İnsan egosu öyle büyük ki tamamen yok olacağına bir türlü inanmıyor.
2- egodan kaynaklanmıyor bu inançtan kaynaklanıyor İslamiyetten haberin yok mu senin?
1- Dinler de tıpkı Tanrılar gibidir. İhtiyaç sonucu çıkmışlardır ortaya. İnsanları bir arada tutmak için en geçerli anayasadır din.
2- Peki bu gök, bu deniz bu ağaç bu dünya nasıl yaratıldı patlamadan mı bahsedeceksin bana güldürme lütfen. Peki patlama oldu diyelim peki patlamanın gerçekleştiği o büyük kütleyi kim yarattı?
1-bilmiyorum.
2- işte yine aynı şeyi yapıyosun. bir şeye inanmamak için geçerli sebeplerinin olması lazım tıpkı inanmak için aradığın sebepler gibi.
1- insan inanmadan da yaşayabilir.
2- dene o zaman. hayatta yakın çevrende bulunan insanlara inanmadan yaşamayı bir dene mesela. ya da dur o kadar uzağa gitme kendine inanıyor musun?
1- elbette kendime inanıyorum. ben ne yapıp ne yapamayacağımı bilebilecek kadar gerçekçiyim.
2- peki o zaman kendine inanmadan yaşamayı bir dene. veya şunu açıkla bana ne yapıp yapamayacağını nasıl biliyorsun?denedin ve gördün değil mi?
1- evet
2- peki nedir seni inanmamaya iten neyi denedin de olmadı?
1- ...
2-bence sen biraz daha sus içerde...
1- sustum..
1-Sona doğru giderken insan yine de yeni bir başlangıcın olacağına inandırmak istiyor kendini. İnsan egosu öyle büyük ki tamamen yok olacağına bir türlü inanmıyor.
2- egodan kaynaklanmıyor bu inançtan kaynaklanıyor İslamiyetten haberin yok mu senin?
1- Dinler de tıpkı Tanrılar gibidir. İhtiyaç sonucu çıkmışlardır ortaya. İnsanları bir arada tutmak için en geçerli anayasadır din.
2- Peki bu gök, bu deniz bu ağaç bu dünya nasıl yaratıldı patlamadan mı bahsedeceksin bana güldürme lütfen. Peki patlama oldu diyelim peki patlamanın gerçekleştiği o büyük kütleyi kim yarattı?
1-bilmiyorum.
2- işte yine aynı şeyi yapıyosun. bir şeye inanmamak için geçerli sebeplerinin olması lazım tıpkı inanmak için aradığın sebepler gibi.
1- insan inanmadan da yaşayabilir.
2- dene o zaman. hayatta yakın çevrende bulunan insanlara inanmadan yaşamayı bir dene mesela. ya da dur o kadar uzağa gitme kendine inanıyor musun?
1- elbette kendime inanıyorum. ben ne yapıp ne yapamayacağımı bilebilecek kadar gerçekçiyim.
2- peki o zaman kendine inanmadan yaşamayı bir dene. veya şunu açıkla bana ne yapıp yapamayacağını nasıl biliyorsun?denedin ve gördün değil mi?
1- evet
2- peki nedir seni inanmamaya iten neyi denedin de olmadı?
1- ...
2-bence sen biraz daha sus içerde...
1- sustum..
29 Kasım 2009 Pazar
Peçeteden Gül...
Bir rüzgar geldi eskiden kalma ama hiç farkedilmemiş bir rüzgar.daha önce geçmiş yakınlarımdan esip öylece geçmiş. vakit erkenmiş veya geçmiş bir sohbet için soluksuz.
rüzgar yine gelmiş günlerden bir gün. gelirken değişik bir koku getirmiş yanında sanki peçeteden bir gül gibi. görerek koklanan bir koku sunmuş elleriyle.
alıp tadına bakmak istemiş yabancı. yabancı çünkü kendine yabancıymış önce. aramak ve söylemek istemiş ne çok şey ya, korkmuş kötü cadının büyüsünden susmuş.
rüzgara bırakmış, o zamanını ayarladığı gibi ayarlarmış nasıl olsa. bir de keşkelerde kalmanın korkusu da sarmış ya geceyi, rüzgar keşkeleri alıp götürmüş.ama belkileri bırakmış rüzgar,umudu da bırakmış.
esinti tüyler ürpertir cinstendi yine. kaygı yok içinde olduğu haliyle burada duruyo, kapımı vurup duran ne?Korkuma bir isim gerek ya koymaya korkuyorum adını da. ne çok korku var oysa güzeldi herşey. güzel olunca en çok da güzele sarıyor korku. sen şimdi gitme biraz daha kal bulunduğun yerde belki değişir yönü rüzgarının daha içe daha derine belki. belki dar gelir sana da bir gün bulunduğun yer ya içim sabırsız.
ne çok yazasım var bir bilsen ne çok doğmak istiyor parmaklarımdan kelimeler. izin versem yazsam istediğim gibi yine korku sarıyor işte. ya ? diyorum susuyorum. belki diyorum ardından sus pus oluyor içim. sonra bir ya? daha geliyor aniden. içimde gel gitler içimde kocaman bir deniz içimde bir koşturmaca ve sen yakamoz..
ama sen yakamoz olmasaysın dur dur. gelişin aya ve yıldızlara bağlı olmasın. bende deniz olmak isemiyorum bu kez. cisimden ve şekilden uzak sadece ruh olmak var içimde. çünkü beden ölür ya birgün ruh devam eder sonsuza. sonsuz olsun istiyorum içimde yerin. ruh ol sen ruhuma arkadaş ruhuma sırdaş ruhuma yoldaş ol.çok ol sen ruhum ol ya da istersen...
yola çıkmak istedi canım birden yine aynı korku işte ben varken içinde mümkün mü olmaması. sen silersin oysa peçeten bir gülle akan gözyaşlarımı. gördün mü gözlerimde hüznü yoksa sadece neşe mi vardı yanında. gülümseyişinde efkar vardı senin bir tebessümün ardına saklanmış sırlarını da gördüm. ama korktum söylemeye kendimden korktum. sırrına erdiğimi anlarsan eğer sırra kadem basarsın diye.
bak susamıyor işte parmaklarım. yazdıkça yazası geliyor.içimde bir garip ya neyse. neyselerde bırakmak olmaz ya ona da neyse.
bir şiir yazasım var sana. çook şiir olur diye kaçıyor içimdeki çocuk. bir şiir yazasım var sana içindeki duyguları anlatamaz diye korkuyor kadın.
bir soğuk yağmur damlasıyla başlayan gün nasıl böyle sıcak bitti?
26 Kasım 2009 Perşembe
ACI BAL başladım...
Gözlerini açtığında kısa bir an nerede olduğunu düşündü. Gökyüzüne baktı bulutlar Onu hatırlatmıştı. Bir bulutun önünden geçip gitmesi ile göz kırpışı arasında geçen sürede neler olup bittiğinin farkına vardı. Kimdi niye yaşamıştı bunca zamanı o an fark etti. Sanki bulutlar film gibi hayatını şerit halinde gözlerinin önünden geçiriyordu. Korkmuştu. Hiçe benziyordu yaşamı. Orda öylece ne kadar yattığını düşünmedi. Hayatı hep orda öyleceler ile geçmişti. Orda öylece dururken buluyordu kendini her geçen bulutta. Kalkmak istedi. Kalkamadı. Seslenmek istedi bağarsa her şey düzelecekti. Sesi çıkmadı. Küçükken anneannesinin anlattığı karabasan hikâyelerindeki gibi hissediyordu. Bütün vücudu felç olmuş gibi ağarıyordu. Bir koku hissetti dudaklarında. Sanki dudaklarıyla koku alıyordu, gözleriyle duyuyordu… Tadı damağında kaldı kokunun. Bahar yeni gelmişti öyle bir tadı vardı havanın. Kesilmiş çimen kokuyordu. Tadı damağında bıraktı düşünceleri öyleyse birileri geçmişti buradan nasıl görmemişti onu. En son nerede olduğunu düşünmeye karar verdi. Düşünmek! Ürktü en son ne zaman düşünmüştü. Kendine engel olamıyordu. Düşünmekten başka yapacak bir şey olmadığı için mi böyleydi. İçinin acıdığını hissetti. 38 yaşındaydı hatırladığı kadarıyla, belki çok daha yaşlı veya genç bir önemi yoktu. Yaşanmamış bir hayatta yıllar olsa ne olurdu olmasa ne olurdu? Düşünmemişti düşünmenin düşündürmenin ne demek olduğunu bilmiyordu. Yaşamıştı işte. Annesinin bulduğu bir kızla evlenmişti. Babasının uygun gördüğü isimleri koymuştu çocuklarına. Çocukları! Nasıl yetiştirdiğini düşündü onları. Aslında yetiştirmemişti, karısının istediği okula göndermişti, karısının istediği kıyafetleri giydirmişti bayramlarda. Büyük olan oğlu kendi hayatını kurmak üzere gitmişti. Kimseyi suçlayamazdı bunun için. İçten içe ne kadar oğluna özendiğini düşündü hatta kıskanmıştı oğlunu giderken. Kızı annesi gibi evde kadın programları izleyip günden güne geziyordu. Yaşı geldiğinde anneannesinin uygun gördüğü biriyle evlenecekti ve bir nesil devam edecekti böylece. Ürktü. Kendi başlattığı mutsuz hayatlar zinciri boynuna dolanmıştı sanki. Avuçlarının terlediğini hissetti. Hissediyordu. O zaman felç olmamıştı. Gökyüzüne çevirdi kafasını. Geçen bir bulut tokat gibi çarptı yüzüne. Saçlarına nasılda benziyordu bulut dağılırken. İpek gibiydi saçları beline kadardı. Gözleriyle aynı renge boyatmıştı bal rengi. Öyle tatlıydı ki, saçlarında boğmak isterdi kendini o her geçtiğinde gözlerinin önünden. Bilirdi başka hayatlara gidiyordu bal rengi gözleri ve bal rengi saçlarıyla. Kıymetini bilemezdi ki başka dudaklar bu acı balın. Acı mıydı saçları. Peki ya gözleri? Acıydı o anda karar verdi. İnsanın içini yakan acı ballardandı gözleri. Hiç tanımadığı bütün insanları kıskandı o anda. Onu gören bütün gözleri kıskandı. Gözleri yaşlanmaya başlamıştı. Bir ıslaklık sezdi bedeninde. Yıllardır ağlamamıştı ağlayamamıştı. Şimdi yılların öcünü alır gibiydi gözlerinden süzülen tuzlu sular. Kendi denizinde boğabilirdi kendini. Nefesini tuttu. Derinine inemeye çabaladı. Sonra bunun boşa bir çaba olduğunu fark etti. Hiç o kadar derin biri olmamıştı ki en derini bu kadardı. Kalkamıyordu, kıpırdayamıyordu, nefes alıyor muydu onu da bilmiyordu, hiçbir şeyin anlamı yoktu bu andan sonra. Öncesi kaybolmuştu, sonrası belli değildi.
Kapıyı açtı. Kapıcı yine gazetenin arasına koymuştu ekmeği buna sinir oluyordu. Kaç kere uyarmıştı adamı mahsus mu yapıyordu yoksa gerçekten anlamıyor muydu ne dediğini. Acaba garip bir Türkçe miydi kullandığı? Ekmeği tezgâhın üzerine koydu. Kendine harika bir kahve hazırlayacaktı. Suyu koydu. Kanepeye uzandı. Her zaman yaptığı gibi tek terliğini çıkardı sanki bir ayağı yokmuş gibi. Gazetesinin eklerini okurdu önce. Aslında hiç okumamıştı. Resimlerine bakıp geçerdi su ısınana kadar. Isıtıcıdan gelen tık sesi ile kanepenin yanındaki gazeteliğe diğer eklerin üzerine attı bu sabah ekini de. Bir baktı da ne kadar dolmuştu burası atma vakti gelmişti. Amerikan mutfağı vardı evinde bu isimden nefret ediyordu. Söve söve gitti mutfağa. 3 kaşık kahveye 1 kaşık şeker attı. Suyu sakin sakin doldurmaktan hoşlanırdı. Kahvesini içmeden önce koklardı. Yine öyle yaptı. Gözlerini kapatıp kokladı kahveyi. Sonra bunun ne kadar gereksiz olduğunu düşündü. Her sabah bunu yapıyordu ve sonrasında bunu düşünüyordu. Alışkanlık dedi: ALIŞKANLIK ! hayatı boyunca korkmuştu bu kavramdan. Ne kadar çok alışkanlık o kadar çok gidememek demkti. Oysa bir aydan fazla oturmamıştı hiçbir evde. Hiçbir ilişkisi bir haftayı geçmemişti. Devamını yaşamak istemediğini farketti. Devamını konuşmak istemiyordu kimseyle. Hem dünya çok kalablıktı gidilebilecek çok yer vardı. Buna uygun bir işti çalıştığıda yazardı. Yaşayamadığı ama hayalinde kendine ait onlarca kadını vardı. Her tanıştığı erkekte farklı bir kadının öyküsünü yaşarıdı. Hikayelerini böyle yazardı. Ülkenin en iyi yazarlarındandı nobel almıştı. Hangi evde bıraktığını bile hatırlamıyodu. Onun için bütün ilişkiler yeni A4 kağıtlar demekti. Yazabilirdi herşeyi herkesi yazabilirdi. Yazamayanlara şaşırıyordu. Yaratıcının ona neden böyle bir yetenek verdiğini hiç anlayamadı. Anlayamadan da ölecekti. Bugün saçlarını taramadan çıkmaya karar verdi. Bugün canı yazmak da istemiyordu. Bugün evde kalıp kurumuş çiçekleri ile ilgilenecekti. Bavulunun içindeki elbiselerini çıkartıp kendine yeni bir elbise çizecekti. Sonra bulunduğu yerin en iyi terzisine gönderip bu elbiselerden bu yeni elbiseyi dikmesini isteyecekti. Aslında kendi de dikebilirdi pek ala ama ne gerek var diye düşündü. Boşverdi. Hayatında neleri boşverdiğini düşündü. Kahve fincanının içine baktı. Dalga dalga yayılmış bir dalga gördü. Kahvesinin içine tükürdüğünü düşündü. Aynı ucuz otellerdeki akalmış kahvelerin görüntüsündeydi. Kendisine yeni bir hikaye konusu bulmuştu işte. Ucuz otellerde kahveden sorumlu otel bakanı bir kadın. Ne kadar acılı bir hikayesi vardı. Gülümsedi acıdan keyif alıyordu. Bu kahveden sorumlu otel bakanının başına neler neler getirecekti çok adi olduğunu düşündü. Bu kadın evli olsundu ve yasak da bir aşk olmalıydı hikayede kör bir adam o da evli. Düşündü bir an acaba körler eşlerini aldatır mıydı? Bu onun romanıydı her şey mümkündü. Tekrar kahvesinden bir yudum aldı bu sefer daha çok tükürük bıraktı kahveye. İrkildi. Bardak elinden düştü. En sevdiği fincan kırılmıştı. Bu önemli değildi. Gördüğü şey ruhunu paramparça yapmıştı. Elleri terledi…..
Kapıyı açtı. Kapıcı yine gazetenin arasına koymuştu ekmeği buna sinir oluyordu. Kaç kere uyarmıştı adamı mahsus mu yapıyordu yoksa gerçekten anlamıyor muydu ne dediğini. Acaba garip bir Türkçe miydi kullandığı? Ekmeği tezgâhın üzerine koydu. Kendine harika bir kahve hazırlayacaktı. Suyu koydu. Kanepeye uzandı. Her zaman yaptığı gibi tek terliğini çıkardı sanki bir ayağı yokmuş gibi. Gazetesinin eklerini okurdu önce. Aslında hiç okumamıştı. Resimlerine bakıp geçerdi su ısınana kadar. Isıtıcıdan gelen tık sesi ile kanepenin yanındaki gazeteliğe diğer eklerin üzerine attı bu sabah ekini de. Bir baktı da ne kadar dolmuştu burası atma vakti gelmişti. Amerikan mutfağı vardı evinde bu isimden nefret ediyordu. Söve söve gitti mutfağa. 3 kaşık kahveye 1 kaşık şeker attı. Suyu sakin sakin doldurmaktan hoşlanırdı. Kahvesini içmeden önce koklardı. Yine öyle yaptı. Gözlerini kapatıp kokladı kahveyi. Sonra bunun ne kadar gereksiz olduğunu düşündü. Her sabah bunu yapıyordu ve sonrasında bunu düşünüyordu. Alışkanlık dedi: ALIŞKANLIK ! hayatı boyunca korkmuştu bu kavramdan. Ne kadar çok alışkanlık o kadar çok gidememek demkti. Oysa bir aydan fazla oturmamıştı hiçbir evde. Hiçbir ilişkisi bir haftayı geçmemişti. Devamını yaşamak istemediğini farketti. Devamını konuşmak istemiyordu kimseyle. Hem dünya çok kalablıktı gidilebilecek çok yer vardı. Buna uygun bir işti çalıştığıda yazardı. Yaşayamadığı ama hayalinde kendine ait onlarca kadını vardı. Her tanıştığı erkekte farklı bir kadının öyküsünü yaşarıdı. Hikayelerini böyle yazardı. Ülkenin en iyi yazarlarındandı nobel almıştı. Hangi evde bıraktığını bile hatırlamıyodu. Onun için bütün ilişkiler yeni A4 kağıtlar demekti. Yazabilirdi herşeyi herkesi yazabilirdi. Yazamayanlara şaşırıyordu. Yaratıcının ona neden böyle bir yetenek verdiğini hiç anlayamadı. Anlayamadan da ölecekti. Bugün saçlarını taramadan çıkmaya karar verdi. Bugün canı yazmak da istemiyordu. Bugün evde kalıp kurumuş çiçekleri ile ilgilenecekti. Bavulunun içindeki elbiselerini çıkartıp kendine yeni bir elbise çizecekti. Sonra bulunduğu yerin en iyi terzisine gönderip bu elbiselerden bu yeni elbiseyi dikmesini isteyecekti. Aslında kendi de dikebilirdi pek ala ama ne gerek var diye düşündü. Boşverdi. Hayatında neleri boşverdiğini düşündü. Kahve fincanının içine baktı. Dalga dalga yayılmış bir dalga gördü. Kahvesinin içine tükürdüğünü düşündü. Aynı ucuz otellerdeki akalmış kahvelerin görüntüsündeydi. Kendisine yeni bir hikaye konusu bulmuştu işte. Ucuz otellerde kahveden sorumlu otel bakanı bir kadın. Ne kadar acılı bir hikayesi vardı. Gülümsedi acıdan keyif alıyordu. Bu kahveden sorumlu otel bakanının başına neler neler getirecekti çok adi olduğunu düşündü. Bu kadın evli olsundu ve yasak da bir aşk olmalıydı hikayede kör bir adam o da evli. Düşündü bir an acaba körler eşlerini aldatır mıydı? Bu onun romanıydı her şey mümkündü. Tekrar kahvesinden bir yudum aldı bu sefer daha çok tükürük bıraktı kahveye. İrkildi. Bardak elinden düştü. En sevdiği fincan kırılmıştı. Bu önemli değildi. Gördüğü şey ruhunu paramparça yapmıştı. Elleri terledi…..
25 Kasım 2009 Çarşamba
Bir gelmiş bir gitmiş...
bir gelmiş bir gitmiş.... evvel zaman içindeymiş bir türlü kurtulamamış kalbur saman içinde samanlık seyran oluvermiş... o gelmiş yaz gelmiş o gitmiş kış gelmiş o her mevsimi ayrı severmiş ve her mevsimde başka güzelmiş...yağmurlara dayanamazmış her yağmurda br damla düşermiş gözlerinden.. dünyaya ağlarmış gökyüzüyle birlikte gökyüzü susarmış onun içi susmazmış. birinin kucağına yatsın istermiş sarılsın birine en içten sevsin birini en derinden olmazmış kötü cadının büyüsüymüş işte aşk ona yasakmış.. çalışmalı çalışmalı çalışmalıymış.keyif almasınında b önemi yokmuş başarmalıymış işte hırsları olmalıymış. hep sorarmış neden bu çaba diye cevap veren olmazmış...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
