28 Ocak 2010 Perşembe

hayalet

Senin olmamana dair bişeyler içimde, sanki bir büyük kandırmaca gibi bişey.inanasım gelmiyor bir türlü var olduğuna, elimi tuttuğuna, paylaştığıma, seni sevdiğime bir türlü inanasım gelmiyor. gidecek olmana yazdığıma inanasım gelmiyor. bişey var garip bişy var olduğunu hazmedemiyor içim bir türlü. çünkü bu kadar basit birini sevmiş olmayı yediremiyorum kendime. bu kadar yalan birini gözlerine bakıpta anlayamamış olmayay yediremiyorum kendime.bu kadar yalan birine turuncu bir renk katmak istememi en çok da evet en çok da bunu sindiremiyorum içime. sen olmamış ol en iyisi, bir kahraman kötü bir kahraman olarak kal hikayemin bir köşesinde. birinin hayatına girmişsin de ben seni geçersen görmüşüm gibi kal. Joker gibi değil ama ben severim jokeri sen hem basit hem yalancı hem kötü bir karaktersin hikayede. yani kahraman da olma sen en iyisi. hatta bu hikayede bile yerin yok senin. sen en iyisi hayalet ol. korkuttuğunu düşün insanları bununla eğlenmeye çalış yalan söyle, ALDAT sen. ama bunu ben yazmış olmadım şimdi sen zaten hem yalan söyledin hem aldattın, dipnotuma alıntı yapmak isterdim seni ama hayaletsin ya sen bir anlamı yok bunun. ölüler bilgisayar kullanamıyorlar, ölüler okuyamıyorlar burada yazdıklarımı. sen en çok neden hayaletsin biliyor musun? yaşattığın acı yüzünden ölemeyeceksin rahat rahat. karşına çıkacak yüzüm tanımadığın bir şehirde belki silah altında ken çatışmanın orta yerinde belki, belki gece nöbet tutarken karşına çıkacak yüzüm ve sana kırma demiştim kalbimi diyecek. sen iyi bilirsin görürüm ben, göreceğim kabus dolu gecelerini ve senin için üzülmeyeceğim ama sevinmeyeceğimde. herşeyin bedeli var hayatta ödemek zorundasın unuttun mu? Hem sen demiştin bana sen çok iyi bir kızsın, unutma iyiler daima kazanır diye.reklam sloganı bu demiştim. şimdi hayatımın bir köşesinde üçüncü küpe kulağmda. merak etmiyorum hayalet, merak etmiyorum.

21 Ocak 2010 Perşembe

Zamansız..

tek bir kelime işte anlatıyor içinde düştüğüm durumu. Zamansız...
Oluyordur bazen size de her şeyin üst üste geldiği.Dünyanın başınıza yıkıldığı oluyordur size de. Böyle zamanlarda arkadaşlarım naber? diye sorduklarında şu cevabı veririm: "iç güveysi olarak gittiğim evde, kocam kazara öldürülmüş, yatalak ve çenesi düşük kaynanama, 10uz çocuklarıma 8 aylık hamile halimle, bakmak zorundaymışım gibi."karşı taraf genelde ne söylediğimi duyumsamaz(duymaz ve önemsemez).
ama bu kez zamansızım.zamanın olmadığı zamanları yaşıyorum. gün geçmiyor ve çok hızlı geçiyor gün çok uzun ve çok kısa tamamen algıladığım kadarını yaşıyorum.hiç uyanmıyorum veya hiç uyumuyorum.önemi yok çünkü zamansızım...
bu kadarı da fazla diyorum bazen.Anlatmalı mıyım? anlatayım bir kısmını ufacık bir kısmını..
Neye şükretsem onu kaybediyorum.
İçinde bulunduğum daimi bozuk psikolojiden kurtulmak için mi bilmem,şükretmeye başladım devamlı.
Ailem yanımda olduğu için şükürler olsun dedim ve babam çok uzaklara gitti.sadece beden olarak da değil hem de ruhu da gitti. bu yüzden o bir ölü bile değil...
Ailem sağlıklı olduğu için şükürler olsun dedim.Annem bronşit oldu önce, bunu yaşarken boyun fıtığı teşhisi de koydu doktor ve tek böbrekli olduğundan ve safrakesesi de olmadığından ağrısını yeterince dindirecek ilaçlar alamıyor.O çok konuşkan annem gitti ve yüzünden ve sesinden ne kadar acı çektiğini görüp hissettiğim bir kadın geldi yerine.
çok şükür beni anlayan bir dostum var dedim. Sana aşığım dedi.Onu da kaybettim.
çok şükür en azından bir işim var dedim.3 gün önce kovuldum aniden.
şimdi zamanın olmadığı bir yerdeyim. her şey benim doğumumdan çooook önce başladı ve ben artık şükretmekten korkuyorum. Şükrettiğim her şeyi kaybediyorum.
babannem sabahları işe giderken dua ederdi hep arkamdan...
yoo hayır bu yaşadıklarım beni inançsız biri yapmaz. kızgın biri yapar sadece ve zamansız biri.
Amcama anlattım içine düştüğüm durumu,anlatmak niyetinde değildim ya sorunca söylemek zorunda hissetim.ne mi cevap verdi? nasrettin hoca gibi hırsızın hiç mi suçu yok diye bağırmak istedim.Ama haklısın diyebildim sadece.
şimdi yaşadığım için şükrediyorum, hala nefes aldığım için şükrediyorum...
Şükrettiğim her şeyi kaybediyorum...

15 Ocak 2010 Cuma

Sordum Sonunda.. BABA..


O'na ben dünyaya geldiğimde ne hissettiğini sordum,sordum sonunda....

Belki birgün anlatırım ama, bakın bu adam benim babam.
Hani vardı ya bi şarkı gitmesekte görmesekte o köy bizim köyümüzdür diye. İşte bizim hikayemiz de böyle. Görüşemesemde, anlatamasamda içimdekileri ve affedemesem de o'nu bu adam benim babam...

13 Ocak 2010 Çarşamba

Bir İntihar Mektubunun Son Satırları

berbat durumdayım inancımı yitirdim herşeye olan inancımı yitiridim yaratana, yaratmayana herşeye olan inancım bitti en çok da kendime olan inancım kendimle olan bağım arkadaşlığım dostum ruhum bitti. anlıyor musun beni. oysa ben bundan çok daha kötü günler geçirmiştim çok daha sefil. ama içimde bişey vardı hayata bağlayan adı yoktu belki ama ölmeme izin vermeyen bişey vardı içimde.
şimdi ise kendimi terk ederken hokkalı bir küfür sallayıp öylece çıkıp gitti ruhum. beni anlıyor musun, yaşamıyorum diyorum sana bir ölü yazıyor bunları. sen şimdi bunu okuduğunda ben artık beden olarak da var olmayacağım bu dünyada
tek intihar mektubumu sana yazıyorum yani ben. belki beni ararsın diye, belki vazgeç dersin diye, belki bir sebep söylersin diye,... bunlara neden ihtiyacın var zaten ölmek istemiyor musun diyosan da olsun ölürken bari biri beni düşünsün istiyorum.
yaşarken kimse düşünmedi bari ölürken biri bana ölme desin istiyorum. der misin beni anlıyor musun...
....ruhu hasta idi öldü bedeni sapasağlam ama yaşıyor ne anlamı var ki...

Şehrin Kokusu

şehrin teni ne menem bir kokuya sahipti böyle, din adamlarının terlerini boşalttığı fahişe gibi kokuyordu şehir, binlerce doğmayacak piç kokuyordu ....

Çoktan...

konuşmaların bittiği yerdeyim.bütün sohbetler seninle yapıldı çoktan.düşlerin,hayallerin bittiği yerdeyim.hayallerimin hepsini sana kurmuşum çoktan.ölümün kollarını açtığı yerdeyim.yaşamın anlamını sende tüketmişim çoktan.bana ne yaptığını anlar mısın bilmemacı var sadece kelimelerimde hisseder misin bilmem.kör bir kuyu yokluğun sen gidince düştüğüm.gecemin adı hüzün.kokunla karışık rüyalara dalmak üzereyim.sen çok sev dileği tutmuştum yıldızlar kayınca.hırçınlığım özlemekten.hasretimin rengi kaybetme korkusu...

Sanat!!!

Facebookta sanatta delirmek diye bir grup açmışlar. Kafası hangi durumdaydı bilmiyorum ama bir arkadaşım bana davet göndermiş gel bu gruba katıl diye. Peki dedim. Ama bir yazı yazmanı istiyorum oraya dedi. Peki dedim. Peki demekten nefret ederim ve itiraf ediyorum eğer peki diyorsam birine o anda onunla uğraşmak istemediğim için:)
Oraya yazdıktan sonra birde bloguma eklemek istedim kısa yazımı. belki uzatırım niyetiyle..

"delirmenin eşiğindeyim şimdi, kendimi bıraksam feda etsem sanat olur mu adı. hangi çılgınlık çıkar benim postmodern çığlıklarımdan, hangi öykü yokuluşumun var oluşlara hediyesi olur sanat adına. çıldırmanın eşiğindeyim şimdi,kendimi bıraksam feda etsem senin uğruna adına sanat mı derler, veya bir çılgınlık yapıp bir pi......ç getirsem dünyaya da adını sanat mı koysam... deli miyim divane miyim neyim bilemedim..."

bak bana!iyice bak gözlerini açabildiğin kadar aç öyle bak. görüyor musun gözlerimin rengini. gözlerimi balla karışan boka boyamış yaratan. bak bana!çok aç gözlerini öyle bak. saçlarımın rengi sokak pisliklerini süpürmekten eskimiş bir süpürgenin renginde uçları çatallı.
bana bak! gerekirse kırpma gözünü.dudaklarım çürümüş vişne renginde sineklerin bile midesi bulandığı için üzerinde dolaşmadığı.

sen asil ressam hadi çiz şimdi benim resmimi.ben de görüp görebileceğin bunlardan ibaret. oysa bakabilseydin sen bana gözlerini de kapatıp, sana bal damlayan ırmakları gösterirdim gözlerimde. 10. senfoniyi duyabilirdin ve sevdiğin herşeyin tadına benzer bir tat alırdın dudaklarımdan. oysa sen bir gün böceklerin de tıpkı senin gibi kemireceği bedenimle ilgilendin sadece. Al öyleyse senin olsun istediğin. umrumda mı sanıyorsun.

kapıdan çıkıp giderken bağırdım arkasından: delirmenin eşiğindeyim şimdi. Çizdiğin resmin adı bu olsun dedim. İyi ama bu nü dedi. tamam işte dedim, delirmenin eşiğindeyim şimdi...

12 Ocak 2010 Salı

Don Kişot



Sen bilmezsin Don Kişot en sevdiğim kahramandır benim. oysa kızların en sevdikleri kahraman babaları olur. Benim ki hiçte öyle değil. Benim babam kazara üzerine çok sonraları bir köpeğin pislediği bir gazete kağıdının üzerine yazılmış abuk sabuk bir hikayenin kötü karakteri. sen bunun anlamını bilir misin? resimlerinde görüyorum bazen bir gidiştir tutturmuşsun. içine yolculuğun ne kadarda uzun sürdü. oysa durmalı ve dinlenmelisin bazen.bir bardak soluk almalısın.ve devam etmelisin kendini kaybedip kaybedip bulmaya.. oyunun ne kadar da eğlenceli gözüküyor bir bilsen...
ama ben sana babamı anlatacaktım neredn çıktı şimdi bu kayboluş? benim babam rastgele bir balıkçı teknesinde yere düşecek bir balığın rastgelmesii bekleyen kedi gibidir. onun olduğu yerde balıkç da aç kalır kedilerde hiç bir şey rast gelmez.
doğuştan bir mim ile gelmiştir dünyaya.
sen benim babamı nerden tanıyorsun peki? resimlerinde görüyorum onu bazen. babamı tanıyorsan eğer ona söyler misin dünyaya getirip bıraktığı ve bir dahaumursamadığı kızı 22 yaşını dolduruyor ve onu hiç merak etmiyor. Çünkü biliyorki köpekler pisleyecek mezarıa da birgün hikayesine pislediği gibi...
Sevgiyle Kal...
Don Kişotu da öp benim için sol elinin badi parmağından..
Sahi senin badi parmağın var mı?

10 Ocak 2010 Pazar

Kurtul-dum-san-dım

söylersem içimdekileri yüzüne kurtulurum sandım. karşımda ağlarsa içim rahatlar sandım. o da benim gibi huzursuz olursa kendi yüzünden huzur bulurum sandım..
olmadı. sanmak...
içimde kalan biriken her şeyi söyleidm ona. Sen hiç yoktun dedim. baka içimde bu boşluk senin yüzünden dedim. seni sevmiyorum çünkü seni sevmenin ne demek olduğunu bilmiyorum ddim sen bana sevgi kadar yakın olamadın dedim. bak her şeyin sorumlusu da sensin dedi,m. veremeyecek cevabım yok hiçbir soruya demişti konuşmaya başlamadan önce, susmak zorunda kaldı. verecek cevabı olmadığından değil cevaplarının benim acımı dindirmeyeceğini anladığından...
o sustu. ben bütün suskunluklarımı çöpe atıp avaz avaz haykırdım o na. ve belki de son kez söyledim o na: BABA...

29 Aralık 2009 Salı

AŞK


Aşk, bunca acının orta yerinde öylece duruyor. Duruyor ve bakakalıyor. Etrafı boşluk, öyle derin öyle büyük bir boşluk. Boşluğun içi sonsuz acı dolu, etrafı kor ateşlerle kaplı. Kalbin orta yerinde aşk var, etrafında boşluk, boşluğun etrafı alev, alevin etrafı yara bere...


Biri gelipte aşkımı almak isterse, biri gelip sevdiğim olmak istese; yolun başındaki sulu irinli yaralardan midesi bulanıyor, yaralardan geçen yanmaktan korkuyor ya da yanıp küle dönüyor alevlerde, alevi geçen boşluğa takılıyor bu kez de, boşluğa düşüyor. Kimisi çabalıyor. Çabası ya kendini garanti altına almaktan, boşluğa düşmemekten ya da boşluğumun derinliğini görememekten. Nice yolcu bu yolda harcandı gitti. Kimisi gelip acıma acı katmayı denedi ya aşka ulaşamadığından yaşattıkları yandı bitti kül oldu.


Size onu anlatacağım şimdi, onu neden unutamadığımı. Neden gündüzüm ve gecem olduğunu, neden gözüm ve kulağım olduğunu, neden elim ve ayağım olduğunu anlatacağım.


Birgün geldi o geldi.Dikildi kapımda. Günlerce bekledi. İçeri hırsız gibi süzülebilecekken o kapıyı benim açmam için bekledi.Araladım önce kapıyı yine bekledi, sabırla bekledi, yormadan bekledi. Açtım kapıyı. İçeriye girer girmez gördü yaralarımı. Elleriyle dokundu hepsine tek tek. en mide bulandırıcı olanları öptü. Onu dokunduğu, öptüğü her yara iyileşmeye başladı içimde.Kabuk bağladı yaralarım. Sonra alevlere baktı.İçimdeki yangını gördü.Ağladı, içimdeki acıya ağladı. Yanmaya başladı o da.Ateşi ateşimden öyle büyüktü ki benim alevlerim vız geldi ona. Boşluğa ulaştığında bir süre bekledi.Anlamak istedi, yargılamadı,ahkam kesmedi.Boşluğun sesini dinledi usul usul.Masallar anlattı boşluğuma,balonlar aldı,dizine yatırıp saçlarını okşadı boşluğumun.Sonunda anlattı ona boşluk neden böyle derin böyle sonsuz olduğunu. Sonunda anladı neden böyle derin bir boşluk olduğunu içimde.O anlayınca boşluk da yol verdi ona, boşluk böylesi şefkati hiç görmemişti.Boşluğu geçti O. Aşka ulaştı O.Renk öyle turuncuydu ki, bakınca görmemesi mümkün değildi, görünce unutması mümkün müydü? O aşka ulaştı. Aşka geldiğinde biraz dinlendi önce. Uzandı yorgun kalbinin üzerine. Kalp atışları aşka karıştı.Aşkı yorgan yaptı üstüne.Teni aşka karıştı.O aşka ulaştığında 4 mevsim oldu içim. Her mevsimi ayrı sevdik beraber yıllar yılı.Ama bir gün...

Bir gün O kalktı. Kalkarken sallandı içim, sendeledi O.

Bir gün O kalktı. Kalkınca döndü başı, şaşırdı içim.

Bir gün O kalktı. Yıllarca kıpırtısız yattığı yer Onun şeklini almıştı. Kalkınca engebeli yol onu sarstı. Etrafı gezmeye başladı O. Hala aşka ulaşmak isteyenleri gördü dışarıda,kızdı. Onların var oluşu rahatsız edince Onu, ayağını vurdu yere ben buradayım diye. O vurunca ayağını yere aşk acıdı.Uzun olmuştu acıyı hissetmeyeli.Yeni alevler sardı aşkın etrafını aniden ve başladı aşkı eritmeye.Ve boşluk sardı aşkın etrafını , başladı aşkın varlığını kendi hiçliği ile değiştirmeye.Aş küçüldükçe küçüldü.Dar geldi Aşk hem Ona hem Kendine hem Acıya. Boşluk yakaladı Onu. İçine doğru çekerken artık masal anlatamaz oldu. Düşmeden önce bir parça kopardı aşktan, aşk kanadı o boşluğa düşerken.Aşk acıdı,aşk yandı,aşk kanadı,aşk boşluğa düştü peşinden...

Bunca acının orta yerinde bekler aşk.Taaki bir gün biri gelip onu kanatana, onu acıtana kadar....

25 Aralık 2009 Cuma

Platonik

Adadaydık dün.aylardan aralıktı mevsimlerden ilkbahar. adayı gezmeye başladık . güneşin kızıllığını izledik tepede. yorulduk. dinlendik. kana kana süt içtik. kiliseye çıkmak istedik. üşendik. erteledik. hep ertelerdik. yarının geleceğine gönülden inanırdık o yüzden yarınlara kalırdı heplerimiz ve şeylerimiz.bekledik bir süre. insanları izledik. konuştuk soluksuz ve sustuk. sarıldık. gelip geçenler bize baktı. aldırdık ve umursadık. ormanın için doğru ilerlemeye başladı o bende peşine takıldım tabi. bir planı vardı aklıma gelmedi değil ya mırıl mırıl taktı beni peşine.
o önde ben peşinde ilerlerken onu ilk gördüğüm gün geldi gözümün önüne.
sarışın ve yeşil gözlüydü. nasıl endamlı nasıl havalı bir yürüyüşü vardı. sadece ben değil bütün sokak tutulmuştu ona hatta bütün mahalle.arada bir cama çıkardı her seferin başka bir renk fular olurdu boynunda. hep bakımlıydı hep güzeldi. aşağı doğru bir bakışı vardı gözleri içimi delerdi. ben hep aynı yerde dolanırdım o her an çıkar diye cama. son zamanlarda beni farkettiğini anlamıştım. bu kadar jest fark etmemesi mümkün değildi ya pas vereceğine hiç ihtimal vermemiştim. bir ara kayboldu camdan. içerden çağardılar diye düşünürken ben evden kaçmanın bir yolunu bulmuş aşağı gelmişti. birbirimize baktık. ona doğru koşmaya başladım....
gözlerimi açtım adalardaydık.aylardan aralıktı mevsimlerden ilkbahar. adayı gezmeye başladık . güneşin kızıllığını izledik tepede. yorulduk. dinlendik. kana kana süt içtik. kiliseye çıkmak istedik. üşendik. erteledik. hep ertelerdik. yarının geleceğine gönülden inanırdık o yüzden yarınlara kalırdı heplerimiz ve şeylerimiz.bekledik bir süre. insanları izledik. konuştuk soluksuz ve sustuk. sarıldık. gelip geçenler bize baktı. aldırdık ve umursadık. ormanın için doğru ilerlemeye başladı o bende peşine takıldım tabi. bir planı vardı aklıma gelmedi değil ya mırıl mırıl taktı beni peşine.
o önde ben peşinde ilerlerken onu ilk gördüğüm gün geldi gözümün önüne.
veteriner artık bu kediden hayır gelmez uyutucaz derken onu ilk gördüğüm gün geldi gözümün önüne, sahibi onun sütünden koymuştu o gün bana da.

24 Aralık 2009 Perşembe

YALAN

"çok şükür yaşıyorsun"dedi elimi tutmaya çabalarken. bunun şükredilecek ne gibi bir yanı olabilirdi çözemedim.
onun yüzünden intihar ettiğimi düşünüyordu. demekki kendini bu kadar önemsiyordu.
güldüm. o gülüşümü gelmesine sevindiğime bağladı.oysa ben onun egosuyla alay ediyorsum sadece.
bir hikaye yazmalıydım bir türlü beceremiyordum. önce onu çıldırtacak bir şey yaptım.
en mahrem yerlerine girdim hayatının. sakladığı, özenle koruduğu, değer verdiği geçmişini ağzıma sakız yaptım. canı sıkıldıkça sıkıldı bu yüzden. sonra tatalı tatlı hayatını yönetmeye başladım. o her şeyin kendi kontrolünde ilerlediğini düşünürken benim oyunumun bir parçası olduğundan henüz habersizdi.
birgün fark etti yaptığım şeyi. beni yakaldığını düşündü ıysa bu da benim oyunumun bir parçasıydı bundan haberi yoktu.
o gece yanında uyudum. benimle sevişmek istemedi korktu hamile kalırım diye ve bunu kullanırım diye. aklınca akıllı biri olduğunu düşünüyordu. sabah o duşa girdiğinde bir mektup yazdım ona. çok kırılgan bir yürekten dökülebilecek her şeyi yazdım ona. sonra çıktım evden sessizce. he bir de tokamı bıraktım mektubun yanına hep hoşuma gitmiştir filmlerdeki bu sahne. bunu da yaşamış olmanın verdiği sevinçle parmak uçlarıma basa basa çıktım evden. çok geçmeden bir mesaj attı bana. istediğim olmuştu kendini suçlamasını sağlamıştım. ona bir mesaj attım artık benim için yapılabilecek bir şey yok diye çok geçti. dün başım ağrıyor diye bana aldığı bir kutu ilacı içtiğimi söyledim. yani hem cismen hem de ruhen ölümüme onun sebebiyet verdiğini düşünmesini sağlamayı başardım. panikledi korktu çırpınmaya başladı.tıpkı denizden yeni çıkarılmış balık gibiydi. öleceğinden habersiz son bir nefes için çırpınıp duruyordu.
telefonu açtım bir süre sonra yalanıma inanmıştı. nasıl bu kadar kendini önemser bir insan hayret doğrusu. ben intihar edicek olsam senin için mi intihar ederim :)
hikayem gelmeye başlamıştı bile. dayanamadım sürdürdüm oyunumu. ama işe yaraması içinde en hafif dozundan 3 adet ilacı yuttum. Midem yıkandığında vücudumda ilaç çıkmalı dimi:)
tuttum hastahanenin yolunu acilin önüne geldiğimde bayılmış numarası yaptım. tabi hastahane personeli böyle alımlı şık giyimli bir bayanı bayılmış görünce seferber oldular. çok geçmeden geldi. doktor midemin yıkanacağını söyledi. daha önce hiç mide yıkanırken görmemiş merakla beni izliyordu. bende hastaymışım gibi gözlerim yarı açık onu izliyordum. canımın yandığını söylüyordum ona bir yandan, bir yandan da senin bir suçun yok, bununla alakan yok diyordumki iyice üstlensin duruma kendinin sebep olduğunu. bütün gün hastahanedeydik. bütün değerlerim normal çıkınca ben midem bulanıyo numaralarına yattım bu kezde:) gitmeyelim burada kalalım dedi bu gece. zaten doktorun da bırakmaya hiç niyeti yoktu beni çünkü 30 adet ilaç yuttuğumu düşünüyordu herkes. gerçeği bir ben bir de sokaktaki siyah beyaz kedi biliyordu. acaba o da şuanda gülüyor mudur:)
hastahanede de bir çok hikaye geldi aklıma. bir yandan onalrı kurgularken bir yandan da inlemeyi ihmal etmiyordum. Allah için vicdanlı çocuktu ben inledikçe o daha da çok üzülüyordu. sonunda hikayeyi bitirmeye karar verdim ve doktorla konuşup beni eve göndermesi konusunda ikna ettim. bu gece bende kal annenlerin haberi yok bir şey olsa anlamazlar ben sana bakarım dedi. doğrusu bunu planlamamıştım ama çok hoşuma gitti bu teklif. peki dedim. eve gittik yatağı hazırladı. bir yandan da herşeyin düzeleceğine ve güzel olacağına dair sözler verip duruyordu. uyumuşum.
Annem hadi uyan okula geç kalacaksın dediğinde günlerden salı aylardan mart yıllardan 2003'tü.
rüyası bu kadar keyif veren bu olayı 2009 yılının mart ayının perşembe günü yaşaacağım kimin aklına gelirdi?
kimsenin gelmesine gerek yok çünkü böyle bir olay yaşanmadı:)

Biri Bana Bir Şey Söylesin : 195 Kelime eder..

Işığın az, tükenmez kalemin tükenmek üzere olduğu bir noktadayım, kağıtlarım biteli hayli oldu.
Yazmanın tükenmek üzere olduğu bir noktadyım daha dün 4 hikaye yazdım oysaki. ama yazmak yetmiyor artık acıların azalmaya başladığı yerde yazılar da azalmaya başlıyor.sıkıntı içerisindeyim ruhumun derdi kendini aşınca hep böyle oluyor. bedenimden bağımsız olan ruhum inadına başka şeylerle uğraşmak istiyor aklımın kontrolünden çıktı tamamen. böyle olunca başkalarına yazılıyor yeni yazılar ve bende bundan hoşlanmıyorum. Madem öyle biri bana bir şey söylesin söyeldiği şeye 195 kelimelik bir yazı uazacağım. bekliyorum....

18 Aralık 2009 Cuma

Aklımı Düşürmüşüm

Kalp ile beyin arasında ne var?
  • Şah damarı var
  • Boyun var
  • Dudak var
  • Burun var
  • Göz var
Bir sorun var diyorum bende kendi kendime. Kalbime alınca birini aklımın kabul etmesi uzun sürüyor. Ya da aklımın onayladığı kalbime geç geliyor.

aklımın onayından geçen gözlerime takılıyor önce bir süre kabul etmeye çabalıyor gözlerim gördüğü yeni cismi. onaylaması uzun sürüyor.
ordan burnuma geliyor kokusu. kokusu kokuma karışınca dünyanın en güzel kokusu olmalı diyorum. toprak kokmalıyız birlikte, yaprak kokmalı kokularımız birbirine karışınca.
sonra dudaklarım onun için cümleler üretmeli ve hiçbir kelimem boşa gitmemeli dudaklarımdan çıkınca. dudaklarımın dudaklarına değdiği an bir olmanın biz olmanın farkındalığını yaşamalıyız ıslaklıkta.
dolayınca kollarımı boynuna onun bedeninden türediğimi hissetmeliyim.yapbozun ayrı yerlerdeki parçaları gibi birleşmeliyiz en eksik yanlarımızı tamamlamak üzere.
sonra şah damarımda kalıyor uzunca bir süre. uğrunda ölebilir miyim diye düşünüyorum bir süre. bu öyle cismen bir ölüm değil ama. karşımdaki insan için içimdeki beni öldürebilir miyim, onunla bir olmak için onunla yeni olmak için vazgeçebilir miyim kendimden? bekliyorum orada uzunca bir süre.
aşkın ömrü 3 yıl diyorlar ya belki her kalp, her akıl aynı süreci yaşıyor. bu sürecin her aşaması heyecan dolu oluyor ya zaten. kabul edebilirsen sonunda, şah damarından da geçmeyi başarırsa karşındaki zaten bitiyor o noktada iki kişinin bireysel aşkı, sonra bir olmanın anlamı başlıyor; uzun bir dostluk,güven, aşk, hasret ama bambaşka hiç eskisi gibi değil. o yüzden eski kalıp aşk sözcükleri yıkılıyor içinde insanın. daha önce hiç yaşanmamış oluyor. her aşk yeniden ve en baştan yaşanıyor ya insan sadece bir kişiyle yaşlanabiliyor...

ben bunları nerden mi biliyorum?

BOBİ, Koş Bana Geçmişimi Getir......

17 Aralık 2009 Perşembe

Pamuk İpliği


hayat pamuk ipliğine bağlı olmak diye bir terim var mı? ben bi yerden duydum ama nerden hatırlamıyorum..neyse buna bağlı bir şey(bütün şeyler şey oldukları için ayrı yazılır demişti dershanedeki türkçe öretmenim :) anlatacağım işte. resimde gördünüz mü insanların hatları nerelere bağlı...

bir özlem, bir hasret, çok fazla hayat ve kalp kırıklığı ve sevinç, mutluluk mu belki biraz ne anlama geliyorki? insan bünyesi bütün bunları içinde barındırıyor. tanımadığın bir insanı seviyosun ne garip tanıyosun sonra sonra daha çok seviyosun. sonra terk ediysun veya terk ediliyosun. ne si garip?

bir ağaca bir dlek tutturdum ağacın adı dilek ağacı oldu. bir dileğe bir ağaç tutturdum dileğim ağaçta asılı kaldı. binlere dilek var listede. belki öldükten sonra gerçekleşecek pek çoğu ama gerçekleşecek inanç bu ya...

hayatı pamuk ipliğine bağlı insanlar vardır tutmasanız düşecekler gibi.hoş tutsanız da düşecekler mutlaka...
bugün Şeb-i Aruz....pamuk ipliğine bağlı herkes kabulüm hayatta..kim olursan ol gel.ister sağlam köklerle bağlı ol hayata ister pamuk ipliğiyle kim olursan ol gel...

16 Aralık 2009 Çarşamba

Alice Harikalar Diyarında!!!

1-ben o.pu olmaya karar verdim.
2-o işte para yok.
1-o zaman ne deniyodu şu zengin adamların yanında gezenlere?
2-eskort
1-tamam işte ben ondan olucam
2- sende bu şans varken seni s.kerler bide üstüne sen borçlu çıkarsın..
1-haklısın...
2- yaratanın hoşuna gitmiyor yaratılanlarn planlar yapması.
1-napıcaz peki bu değneğin yalnızca iki ucu değil tamamı b.klu...
2- susup beklicez.sabır dicez beklicez.
1-yine mi ya yine mi kader dicez, susucaz,sabır dicez yine mi, ne geçti bunca zaman elimize sabırla birlikte koca bir hiç.
2- sabır sana ne zaman selamet getirecek sen bilemezsinki..bir zamanı var, var ve gelecek. ama sen herşey sein istediğin zaman olsun istiyorsun. zora gelince kaçmak genlerde var galiba.
1- ben sadece artık dayanamıyorum sıkıntıya, gerçekten çok yoruldum.ne suçum vardı benim? ben neden zengin bir ailenin şımarık çocuğu olarak gelmedimki dünyaya. neden benim yerime her şeyi düşünen planlayan benim yerime endişelenen bir ailem olmadı. ben neden çocuk olamadan anne baba oldum. hem de normalde sadece anne ya da baba oluyorken insan ben neden hem anneyi hem babayı aynı anda oluyorum. bu çok adaletsiz..
2-bunları kaldırmak kolay değil evet. ama bu zamana kadar iyi gittik. şimdi pes edemeyiz. karanlıktan şikayetçisin yıldızların güzelliğinin keyfini çıkar. sırtındaki yükten şikayetçisin var oldukları için tadını çıkar...
1- sen ve polyanna düşüncelerin.
2- sen Mephistopheles'ten uzak dur istersen biraz.
1- heh tam oldun şimdi Alice yine harikalar diyarında:)))ya gerçek bak yaşadığımız herşey gerçek canımız yanıyo burnumuz kanıyo midemiz acıyo bak bunlar somut şeyler...
2-keşke somutlaştırmakta aramaktan vazgeçsen hayatı. bırak ruhunu dolaşsın özgürce. burası gerçekten de harikalar diyarı.kokla bak hava, hava kokuyo sadece hava..
1- kimse beni anlamıyor sen bile anlamıyorsun, çok yalnızım.
2- neden sürekli birilerinin seni anlamasını bekliyorsunki, onlar seni anlamıyorlarsa sen onları anlamaya çalış. böylesi daha kolay olur. yalnız mısın az önce kalabalıktan şikayet ettiğini sanıyordum, hem anne hem baba olduğun için 3 kişilik çekirdek bir aieyi içinde barındıran biri yalnızlıktan şikayet mi ediyor?
1- benim biraz uyumam gerek çok yorunum. hem belki bu kez uyanmamayı başarabilirim.
2- uyu tabi ama uyanıp uyanmamak senin elinde değil.perdenin ne zaman kapacağını oyunu yazan biliyor....

12 Aralık 2009 Cumartesi

Sus dedi Sus'tum

Bu hikaye de 2 kişi var. İkisi tek bedende ama sığamaz oldular artık tek bedene ayrılmak istiyorlar. Ruh iki canlı olunca tek beden ne kadar geniş olursa olsun yetmiyor. Gelin dinleyelim ne konuştuklarını hep birlikte. Çözümü olan kurtarsın onları geç olmadan..

1-Sona doğru giderken insan yine de yeni bir başlangıcın olacağına inandırmak istiyor kendini. İnsan egosu öyle büyük ki tamamen yok olacağına bir türlü inanmıyor.

2- egodan kaynaklanmıyor bu inançtan kaynaklanıyor İslamiyetten haberin yok mu senin?

1- Dinler de tıpkı Tanrılar gibidir. İhtiyaç sonucu çıkmışlardır ortaya. İnsanları bir arada tutmak için en geçerli anayasadır din.

2- Peki bu gök, bu deniz bu ağaç bu dünya nasıl yaratıldı patlamadan mı bahsedeceksin bana güldürme lütfen. Peki patlama oldu diyelim peki patlamanın gerçekleştiği o büyük kütleyi kim yarattı?

1-bilmiyorum.

2- işte yine aynı şeyi yapıyosun. bir şeye inanmamak için geçerli sebeplerinin olması lazım tıpkı inanmak için aradığın sebepler gibi.

1- insan inanmadan da yaşayabilir.

2- dene o zaman. hayatta yakın çevrende bulunan insanlara inanmadan yaşamayı bir dene mesela. ya da dur o kadar uzağa gitme kendine inanıyor musun?

1- elbette kendime inanıyorum. ben ne yapıp ne yapamayacağımı bilebilecek kadar gerçekçiyim.

2- peki o zaman kendine inanmadan yaşamayı bir dene. veya şunu açıkla bana ne yapıp yapamayacağını nasıl biliyorsun?denedin ve gördün değil mi?

1- evet

2- peki nedir seni inanmamaya iten neyi denedin de olmadı?

1- ...

2-bence sen biraz daha sus içerde...

1- sustum..

29 Kasım 2009 Pazar

Peçeteden Gül...


Bir rüzgar geldi eskiden kalma ama hiç farkedilmemiş bir rüzgar.daha önce geçmiş yakınlarımdan esip öylece geçmiş. vakit erkenmiş veya geçmiş bir sohbet için soluksuz.


rüzgar yine gelmiş günlerden bir gün. gelirken değişik bir koku getirmiş yanında sanki peçeteden bir gül gibi. görerek koklanan bir koku sunmuş elleriyle.


alıp tadına bakmak istemiş yabancı. yabancı çünkü kendine yabancıymış önce. aramak ve söylemek istemiş ne çok şey ya, korkmuş kötü cadının büyüsünden susmuş.


rüzgara bırakmış, o zamanını ayarladığı gibi ayarlarmış nasıl olsa. bir de keşkelerde kalmanın korkusu da sarmış ya geceyi, rüzgar keşkeleri alıp götürmüş.ama belkileri bırakmış rüzgar,umudu da bırakmış.


esinti tüyler ürpertir cinstendi yine. kaygı yok içinde olduğu haliyle burada duruyo, kapımı vurup duran ne?Korkuma bir isim gerek ya koymaya korkuyorum adını da. ne çok korku var oysa güzeldi herşey. güzel olunca en çok da güzele sarıyor korku. sen şimdi gitme biraz daha kal bulunduğun yerde belki değişir yönü rüzgarının daha içe daha derine belki. belki dar gelir sana da bir gün bulunduğun yer ya içim sabırsız.


ne çok yazasım var bir bilsen ne çok doğmak istiyor parmaklarımdan kelimeler. izin versem yazsam istediğim gibi yine korku sarıyor işte. ya ? diyorum susuyorum. belki diyorum ardından sus pus oluyor içim. sonra bir ya? daha geliyor aniden. içimde gel gitler içimde kocaman bir deniz içimde bir koşturmaca ve sen yakamoz..


ama sen yakamoz olmasaysın dur dur. gelişin aya ve yıldızlara bağlı olmasın. bende deniz olmak isemiyorum bu kez. cisimden ve şekilden uzak sadece ruh olmak var içimde. çünkü beden ölür ya birgün ruh devam eder sonsuza. sonsuz olsun istiyorum içimde yerin. ruh ol sen ruhuma arkadaş ruhuma sırdaş ruhuma yoldaş ol.çok ol sen ruhum ol ya da istersen...


yola çıkmak istedi canım birden yine aynı korku işte ben varken içinde mümkün mü olmaması. sen silersin oysa peçeten bir gülle akan gözyaşlarımı. gördün mü gözlerimde hüznü yoksa sadece neşe mi vardı yanında. gülümseyişinde efkar vardı senin bir tebessümün ardına saklanmış sırlarını da gördüm. ama korktum söylemeye kendimden korktum. sırrına erdiğimi anlarsan eğer sırra kadem basarsın diye.


bak susamıyor işte parmaklarım. yazdıkça yazası geliyor.içimde bir garip ya neyse. neyselerde bırakmak olmaz ya ona da neyse.


bir şiir yazasım var sana. çook şiir olur diye kaçıyor içimdeki çocuk. bir şiir yazasım var sana içindeki duyguları anlatamaz diye korkuyor kadın.


bir soğuk yağmur damlasıyla başlayan gün nasıl böyle sıcak bitti?




26 Kasım 2009 Perşembe

ACI BAL başladım...

Gözlerini açtığında kısa bir an nerede olduğunu düşündü. Gökyüzüne baktı bulutlar Onu hatırlatmıştı. Bir bulutun önünden geçip gitmesi ile göz kırpışı arasında geçen sürede neler olup bittiğinin farkına vardı. Kimdi niye yaşamıştı bunca zamanı o an fark etti. Sanki bulutlar film gibi hayatını şerit halinde gözlerinin önünden geçiriyordu. Korkmuştu. Hiçe benziyordu yaşamı. Orda öylece ne kadar yattığını düşünmedi. Hayatı hep orda öyleceler ile geçmişti. Orda öylece dururken buluyordu kendini her geçen bulutta. Kalkmak istedi. Kalkamadı. Seslenmek istedi bağarsa her şey düzelecekti. Sesi çıkmadı. Küçükken anneannesinin anlattığı karabasan hikâyelerindeki gibi hissediyordu. Bütün vücudu felç olmuş gibi ağarıyordu. Bir koku hissetti dudaklarında. Sanki dudaklarıyla koku alıyordu, gözleriyle duyuyordu… Tadı damağında kaldı kokunun. Bahar yeni gelmişti öyle bir tadı vardı havanın. Kesilmiş çimen kokuyordu. Tadı damağında bıraktı düşünceleri öyleyse birileri geçmişti buradan nasıl görmemişti onu. En son nerede olduğunu düşünmeye karar verdi. Düşünmek! Ürktü en son ne zaman düşünmüştü. Kendine engel olamıyordu. Düşünmekten başka yapacak bir şey olmadığı için mi böyleydi. İçinin acıdığını hissetti. 38 yaşındaydı hatırladığı kadarıyla, belki çok daha yaşlı veya genç bir önemi yoktu. Yaşanmamış bir hayatta yıllar olsa ne olurdu olmasa ne olurdu? Düşünmemişti düşünmenin düşündürmenin ne demek olduğunu bilmiyordu. Yaşamıştı işte. Annesinin bulduğu bir kızla evlenmişti. Babasının uygun gördüğü isimleri koymuştu çocuklarına. Çocukları! Nasıl yetiştirdiğini düşündü onları. Aslında yetiştirmemişti, karısının istediği okula göndermişti, karısının istediği kıyafetleri giydirmişti bayramlarda. Büyük olan oğlu kendi hayatını kurmak üzere gitmişti. Kimseyi suçlayamazdı bunun için. İçten içe ne kadar oğluna özendiğini düşündü hatta kıskanmıştı oğlunu giderken. Kızı annesi gibi evde kadın programları izleyip günden güne geziyordu. Yaşı geldiğinde anneannesinin uygun gördüğü biriyle evlenecekti ve bir nesil devam edecekti böylece. Ürktü. Kendi başlattığı mutsuz hayatlar zinciri boynuna dolanmıştı sanki. Avuçlarının terlediğini hissetti. Hissediyordu. O zaman felç olmamıştı. Gökyüzüne çevirdi kafasını. Geçen bir bulut tokat gibi çarptı yüzüne. Saçlarına nasılda benziyordu bulut dağılırken. İpek gibiydi saçları beline kadardı. Gözleriyle aynı renge boyatmıştı bal rengi. Öyle tatlıydı ki, saçlarında boğmak isterdi kendini o her geçtiğinde gözlerinin önünden. Bilirdi başka hayatlara gidiyordu bal rengi gözleri ve bal rengi saçlarıyla. Kıymetini bilemezdi ki başka dudaklar bu acı balın. Acı mıydı saçları. Peki ya gözleri? Acıydı o anda karar verdi. İnsanın içini yakan acı ballardandı gözleri. Hiç tanımadığı bütün insanları kıskandı o anda. Onu gören bütün gözleri kıskandı. Gözleri yaşlanmaya başlamıştı. Bir ıslaklık sezdi bedeninde. Yıllardır ağlamamıştı ağlayamamıştı. Şimdi yılların öcünü alır gibiydi gözlerinden süzülen tuzlu sular. Kendi denizinde boğabilirdi kendini. Nefesini tuttu. Derinine inemeye çabaladı. Sonra bunun boşa bir çaba olduğunu fark etti. Hiç o kadar derin biri olmamıştı ki en derini bu kadardı. Kalkamıyordu, kıpırdayamıyordu, nefes alıyor muydu onu da bilmiyordu, hiçbir şeyin anlamı yoktu bu andan sonra. Öncesi kaybolmuştu, sonrası belli değildi.

Kapıyı açtı. Kapıcı yine gazetenin arasına koymuştu ekmeği buna sinir oluyordu. Kaç kere uyarmıştı adamı mahsus mu yapıyordu yoksa gerçekten anlamıyor muydu ne dediğini. Acaba garip bir Türkçe miydi kullandığı? Ekmeği tezgâhın üzerine koydu. Kendine harika bir kahve hazırlayacaktı. Suyu koydu. Kanepeye uzandı. Her zaman yaptığı gibi tek terliğini çıkardı sanki bir ayağı yokmuş gibi. Gazetesinin eklerini okurdu önce. Aslında hiç okumamıştı. Resimlerine bakıp geçerdi su ısınana kadar. Isıtıcıdan gelen tık sesi ile kanepenin yanındaki gazeteliğe diğer eklerin üzerine attı bu sabah ekini de. Bir baktı da ne kadar dolmuştu burası atma vakti gelmişti. Amerikan mutfağı vardı evinde bu isimden nefret ediyordu. Söve söve gitti mutfağa. 3 kaşık kahveye 1 kaşık şeker attı. Suyu sakin sakin doldurmaktan hoşlanırdı. Kahvesini içmeden önce koklardı. Yine öyle yaptı. Gözlerini kapatıp kokladı kahveyi. Sonra bunun ne kadar gereksiz olduğunu düşündü. Her sabah bunu yapıyordu ve sonrasında bunu düşünüyordu. Alışkanlık dedi: ALIŞKANLIK ! hayatı boyunca korkmuştu bu kavramdan. Ne kadar çok alışkanlık o kadar çok gidememek demkti. Oysa bir aydan fazla oturmamıştı hiçbir evde. Hiçbir ilişkisi bir haftayı geçmemişti. Devamını yaşamak istemediğini farketti. Devamını konuşmak istemiyordu kimseyle. Hem dünya çok kalablıktı gidilebilecek çok yer vardı. Buna uygun bir işti çalıştığıda yazardı. Yaşayamadığı ama hayalinde kendine ait onlarca kadını vardı. Her tanıştığı erkekte farklı bir kadının öyküsünü yaşarıdı. Hikayelerini böyle yazardı. Ülkenin en iyi yazarlarındandı nobel almıştı. Hangi evde bıraktığını bile hatırlamıyodu. Onun için bütün ilişkiler yeni A4 kağıtlar demekti. Yazabilirdi herşeyi herkesi yazabilirdi. Yazamayanlara şaşırıyordu. Yaratıcının ona neden böyle bir yetenek verdiğini hiç anlayamadı. Anlayamadan da ölecekti. Bugün saçlarını taramadan çıkmaya karar verdi. Bugün canı yazmak da istemiyordu. Bugün evde kalıp kurumuş çiçekleri ile ilgilenecekti. Bavulunun içindeki elbiselerini çıkartıp kendine yeni bir elbise çizecekti. Sonra bulunduğu yerin en iyi terzisine gönderip bu elbiselerden bu yeni elbiseyi dikmesini isteyecekti. Aslında kendi de dikebilirdi pek ala ama ne gerek var diye düşündü. Boşverdi. Hayatında neleri boşverdiğini düşündü. Kahve fincanının içine baktı. Dalga dalga yayılmış bir dalga gördü. Kahvesinin içine tükürdüğünü düşündü. Aynı ucuz otellerdeki akalmış kahvelerin görüntüsündeydi. Kendisine yeni bir hikaye konusu bulmuştu işte. Ucuz otellerde kahveden sorumlu otel bakanı bir kadın. Ne kadar acılı bir hikayesi vardı. Gülümsedi acıdan keyif alıyordu. Bu kahveden sorumlu otel bakanının başına neler neler getirecekti çok adi olduğunu düşündü. Bu kadın evli olsundu ve yasak da bir aşk olmalıydı hikayede kör bir adam o da evli. Düşündü bir an acaba körler eşlerini aldatır mıydı? Bu onun romanıydı her şey mümkündü. Tekrar kahvesinden bir yudum aldı bu sefer daha çok tükürük bıraktı kahveye. İrkildi. Bardak elinden düştü. En sevdiği fincan kırılmıştı. Bu önemli değildi. Gördüğü şey ruhunu paramparça yapmıştı. Elleri terledi…..

25 Kasım 2009 Çarşamba

Bir gelmiş bir gitmiş...

bir gelmiş bir gitmiş.... evvel zaman içindeymiş bir türlü kurtulamamış kalbur saman içinde samanlık seyran oluvermiş... o gelmiş yaz gelmiş o gitmiş kış gelmiş o her mevsimi ayrı severmiş ve her mevsimde başka güzelmiş...yağmurlara dayanamazmış her yağmurda br damla düşermiş gözlerinden.. dünyaya ağlarmış gökyüzüyle birlikte gökyüzü susarmış onun içi susmazmış. birinin kucağına yatsın istermiş sarılsın birine en içten sevsin birini en derinden olmazmış kötü cadının büyüsüymüş işte aşk ona yasakmış.. çalışmalı çalışmalı çalışmalıymış.keyif almasınında b önemi yokmuş başarmalıymış işte hırsları olmalıymış. hep sorarmış neden bu çaba diye cevap veren olmazmış...

Victor Hugo - Bir İdam Mahkumunun Son Günü

Bu kitap nasıl yaktı canımı. Sanki korku filmine zorla görülmüşüm gibi gözlerime de bantlar yapıştırılmış kapatmayayım diye. Böyle bir halde okudum kitabı. Sonra damağımda kaldı tadı bir kere daha okudum. dayanamadım bir çok kere daha okudum....Ve esinlendim ondan:

Şu anda gördüğüm şeyin bu dünyada görebileceğim son şey olduğunu bilseydim, gözlerini görmek isterdim.Bir idam mahkumunun ipi boynuna geçirilmeden önceki son dileği ne olur bilinmez aslında ya ( kafasından binlerce şey geçer belki de idam edilmek istemiyorum son dileğim bu demek ister ) hayat mahkumu olan ben ve bilinmez bir tarihe kadar yaşayacak olan ben, yarın yeni bir güne başlamadan önce son olarak senin gözlerinde kendimi görmeyi istiyorum.Öyle derinsin içimde.....

Kirpiğim Düştü

Kirpiğim düştü gözüme. Aldım. Altta mı üstte mi yaptım kendime. Ama öncesinde dilek tuttum.Sen sev , sen çok sev dileği tuttum. üstte dedim üstte çıktı. Kabul olur sandım.Oysa yaratan es geçti beni. Çok mu uzak bana şimdi hayal ettiklerim? İsyanım çok ya en fazla kendime.Hırçınlığım özlemekten, hasretimin rengi kaybetme korkusu...Sev beni sınırsız....

Düş'ün

Sen hala düşünüyorsun, oysa gece yaklaşıyor, oysa karanlık gelmeye başladı aydınlığıma.Işığa uzanabilir miyim, yetmez boyutum. Sen hala düşünüyorsun, ışığım olmaya karar vermeliydin oysa. bana ait tüm şeyleri, darmadağınık düşüncelerimi,depresif ruh hallerimi, sevgilerimi, sevgisizliklerimi,babasızlığımı, çok anneliğimi ve daha hepsini en çoklarını ve hiç olmayanlarını toplamalıydın.Oysa sen hala düşünüyorsu... Düş'ün ben olsaydım da beni düş'ünseydin keşke...

Kebelek...

Bir tırtıl öyle çirkinki, bekliyor penceresinin önünde. Görmüyor belki de görüpte beğenmiyor tırtılı. Biri geiyor ansızın, beklenmedik bir vakitte geçiyor pencerenin önünden. Tırtılı farkediyor alıp götürüyor onu içine. Tırtılla uyuyor, tırtılla uyanıyor artık, tırtılla başlıyor güne. Onu görenler trtılda bu çirkin şeyde ne bulduğunu anlayamıyorlar. Birgün güzel bir kelebeğe dönüşüyor tırtıl ve bir günlük ömrünü kelebek halini beğenenlerin yanında geçiriyor. beğenilmek hoşuna gidiyor. tırtılken beklediği pencere ardına kadar açılıyor güzel kelebeğe.tırtılken onu içine alanı unutuyor.Derken ecel geliyor alıyor ruhunu kelebeğin. Ölü kelebeği kimse beğenmiyor.Bir rüzgar savuruyor ölü kelebeği. rüzgar eserken ılık ılık davetsiz gelen bir yol boyu yürüyor acı içinde. bir kelebek düşüyor önüne ölü. Alıyor eline götürüyor yine içine.ölü kelebekle uyuyor, ölü kelebekle uyanıyor artık, ölü kelebekle başlıyor güne. Birgün ölüyor kelebekle.Birgün, kelebeğin ömrü kadar....

Ben en çok tırtılları severim, kelebek olup uçsalarda...

Bulut

Bir bulut geçti önümden gecenin siyahına inat bembeyaz bir bulut.Ben izlerken bulutu bir ılık rüzgar esti. Bulutun beyazını yaydı karanlığıma. sanki herşey daha berrak artık, herşeyin çözümü var gibi artık. Rüzgar umudu getirdi sanki. Rüyalarıma rüzgar değildi gelen kokundu sanki...

Turuncu Telaş

Bir turucu telaş sardı içimi nedeni belirsiz. Aklım bilmiyor, kalbim anlamıyor. Bir tuhaf koşturmaca var içimde ruhum da bir türlü anlamıyor.Bir renk var değişik bekliyor öylece sakin sakin. Ya görmüyor telaşımı ya umursamıyor. Bir turuncu telaş var içimde daha önce yaşamadığım, bir garip koşturmaca adını koyamadığım...

Günüme Geceme Hoşgeldin...

Bu kadar zor olmamıştı iyi geceler demek, kelimeler bu kadar yarım kalmamıştı hiç. Sussamda ben içimi susturmak gerek. gece çok aydınlık ama benim kokunla karışık rüyalar görmem gerek...

İçimde

Birşeyler oluyor günlerdir içimde. Bir şey var içimde ben kovuyorum o bir yolunu bulup tekrar geliyor içime.Belli niyeti içimde var olmak istiyor.Karşı koymuyorum artık, varlığına alışmak istiyorum. Ama ya giderse birgün diye çok korkuyorum...

Kim?

ben senden biraz mutluluk alsam, sen beni mutluluktan uçursan. Adı konmasa, adı olmasa ama seni benden kimse çalmasa...

Hüzün

Hüzün var, öyle çok var ki umut kaybolmuş hüznün arasında.Gözden göze ait olmayan damlalar dökülür hüzün bu denli çok olunca.Eller siler gözleri kurtarmak için hüznü gözlerden ya ele bulaşır hüzün. Ele de ait değil ya dökülür parmaklardan hüzün. Yazı olur gözyaşı. Her harf damlar içimden, gözümden damlar her yazı...Gözyaşlarımı siler misin?

22 Ekim 2009 Perşembe

Carmina Burana

Her terkedilişin ardından yalnızca bunu dinliyorum... geceleri ve gündüzleri bir esinti gibi karanlık sokaklarında dolaşır gibi ruhumun teklikeli ve karanlık sokaklarında dolaşıyor her bir ezgi. Talih , gözün çıksın...
Dinlemek gerekti yine...

O fortuna ---- Ey talih,
velut luna --- ay gibi
statu variabilis --- değişkensin,
semper crescis --- hep büyüyen
aut decrescis --- ve küçülen;
vita detestabilis --- menfur hayat
nunc obdurat --- önce zulmeder
et tunc curat --- sonra teselli eder,
ludo mentis aciem --- zihnin görüşüne göre;
egestatem --- fakirlik
potestatem --- ve kudreti
dissolvit ut glaciem --- buz gibi eritir.
sors immanis --- Talih, canavar
et inanis --- ve boş,
rota tu volubilis --- sen çark-ı felek,
status malus, --- sen kötüsün,
vana salus --- servet geçicidir
semper dissolubilis, --- ve daima kaybolur,
obumbrata --- gölgeli
et velata --- örtülü
michi quoque niteris; --- bana da zarar veriyorsun;
nunc per ludum --- şimdi oyun süresince
dorsum nudum --- çıplak sırtımı
fero tui sceleris. --- senin kötülüğüne teslim ediyorum.
sors salutis --- Talih, sağlıkta
et virtutis --- ve erdemde,
michi nunc contraria, --- bana karşıdır,
est affectus --- güdülen
et defectus --- ve sindirilen,
semper in angaria. --- daima esarette.
hac in hora --- O halde şu saatte
sine mora --- gecikmeksizin
corde pulsum tangite;--- titreyen tellere vurun;
quod per sortem --- madem ki kader
sternit fortem, --- güçlü kimseyi yere çalıyor,
mecum omnes plangite!--- herkes benimle birlikte ağlasın!

http://www.classical.net/~music/comp.lst/works/orff-cb/carmlyr.php

21 Ekim 2009 Çarşamba

yok...bir ağaç kesin...

artık yazmıcam, görünmicem ortalarda,silik birharfim ben izim kalmasın diye yıtın bütün kağıtları. dönüşümüm olmasın benim yüzünden kessinler bir ağacı, doğanın bana verdiği zararı karşılamaz belki bu da benim zararım olsun doğaya nefes almayışımın diyeti...cumartesi son kez oksijen alıcam ve sonra kesebilirsiniz artık ağaçları....

15 Ekim 2009 Perşembe

Kalmadım..

Sıra sana mı geldi?

Kalmadın..

Böyle işte insanoğlu, bir günde bitiriverirler adamı. Geçen hayatının arkasından el sallarsın ana. Sen bittiğinde senin yerine yenileri başlar her seferinde. Yokluğun ile varlığın arasndaki tek fark havayı kirletişinden ibarettir. Ve sen bunu fark ettiğinde artık daha fazla nefes alıpta kirletmeye tahammül edemezsin..

Kalmadın..
Kalamazsın...
Bırakmazlar...

İnsalra yerle düşüncelerini, fikirlerini içerler, kemirirler beyninin içini..
İnsanlar kemirmezse sen kemirirsin...
Kuşkuyla güvensizlikle sadakatsizlikle kemirirsin kendinii. Birgün bir bakmışsın dağ gibi sen bitmiş bitivermiş...

Kalmadım yazmışsın...Doğru...Kalmadın...Kalamazsın...Azalan herşey bitmelidir çünkü, biter çünkü. Sen de böyle azala azala kalmadın...

6 Ekim 2009 Salı

boşluk

yazmaya gerek yok aslında sadece içimde açtığın kocaman bir boşluk... anlatacağım, yazacağım sana, uzun zaman sonra yine kavuşturacağım seni yazılarımla. sen en çok yazılarımı severdi, senin gözlerinden dünyayı görmek istiyorum demiştin ya, gözlerimi hediye olarak göndereceğim sana...

imf

imf açıyorum : incir muz fındık... üzerine düşünelim incir yasak meyve zaten buradan anladınız olayı. muz kıçımıza girecekleri hatırlatmak amacıyla dahildir olaya fındıkta bütün bu zorlu süreç için enerji verir kalbe iyi gelir ayriyetten aganigi naganigi... kısacası sizler sevkü sefa içrisinde muz ile fındık ile takıladurun biz sizin kıçınızdaki dona kadar alacağımız için incire sahip çıkın oranızı buranızı örtersinizin açılımı....

30 Eylül 2009 Çarşamba

Ruhumla Karındaş - İ - E

yazmış bana ruhumla karındaş olan: o merak etti, çünkü "sen" diye birinin varolduğunu öğrendi..
irkildim. ben diye biri mi vardı diye. Yazdım: benliğini kaybetmiş birini merak etmek niye. sen diye bahsedilen yokuluşlarda kendi bataklığında en derine inmeye çabalasada çırpınışları boşuna oysa bu bataklıkta gelmişti dünyaya aynı pislik ölümüne izin vermezken o yine ölümün peşinde azrailde gıcık merak edilene almaya gelmiyor bir türlü. ölüm bu kez teğet geçmese de gelip alsaya beni.
aradan zamanlar geçmiş ya mekanlar aynı kalmış içimde.
o yine yazmış:karnındaki düşten aralanan gözkapağı.. bembeyaz karın uzandığı kızıl ufuk.. "düş"ünmemek mümkünmüdür düşle düşünmeyi düşükte buluşturan dilin bizi bıraktığı ıssızda! hiçin, anlamsızlığın huzura çıkması? bembeyaz karın uzandığı kızıl ufuk..kimsenin bilmediği bir pencereden..aralanan gözkapağı....
ben yazamamıştım bu kez ona. içinde huzur geçen şeylere ne olursa olsunlar yazmak gelmiyor içimden. içim ve huzur birbirine zıttaş...
ve birgün yine bir yazı geliyor :kendiyle kendinin izinde buluşuyor, bir yere varıp varmayacağını umursamayarak, yapacağı daha iyi bir şeyin olmadığının farkında.. kokluyor, topluyor, sonra çok düşünüyor, bazen de "belki"liyor unutup aslolanı.. böyle olmayacağını biliyor..nasıl olacağını bilmiyor.."işimiz aramak değil mi"hayır değil.üzerinde oyun oynamak.üzerimize oyunlar kurmak.hepsi bu!kendiyle oynamayı seven birine,çok gizli, dokunup kaçılmış bir şeymiş gibi..tehlikeli oyunlarve farkına varılmış kadar, ciddi!bu labirentte ebe!..
bu kez cevapta gecikmiyorum:içine atıldığımız kısmını unutarak veya buna aldırmayarak sonra hiç bişeymiş hiç olmamış hiç yaşanmamış sayarak sebebini içten içe bilerekama bilmiyormuş gibi yaparak labirentin içinde koşturmaca!hep aynı yoldan gidersen bir kere çıktın mı hep çıkabilirsin. mücadelen labirentle mi diye sorarsan labirenteki o kendini önemser bir çikolatalı kek misali mozaikebe vazgeçerse oyunan yeni ebe kim olacak ?
son denemezdi yazıda asla :belki susuz kalmışlardı, yoktu baharları ki tohumlarında çürümüştüler:)
ve son olmamıştı :ve belki suları fazla gelmişti , kıştı mevsimleri anlamadılar yeşermeyi reddettiler.. ve henüz bilmiyorlardı ağaç olmayı...olmadılar...düştü ağaçlar elmalardan teker teker..
daha anlatılabilse ya bir araya gelince çok daha var konuşmaya hevessiz yazmaya hevesli ruhu özgür ruhu farklı ruhu yalnızca karındaş iki yitik...

Bir-i-ktim

Yazmalıyım, kalemlerim bitmeli, kağıtlarım bitmeli ben yine de yazmalıyım, sonsuza dek anlatmalıyım. biri konuşturmalı beni yada susturmalı ama ben yazmaya devam etmeliyim. Ada vapurunda yandan çarklı bir kahve içip yazmak istiyorum. Haftasonu adalara gitmeli ve kilisede saatlerce yazmalıyım. devamı dönünce...

Yollar Ne Güzeldir Şimdi

Mezun olmanın en kötü yanı buydu işte. Yollara veda etmek zorunda kalmak. Düzene dahil olmak en acıtan yanıydı hayata karışmanın. Para kazanmalı insan sonra harcamalı o parayı. Gözkapağımda öksüz çocuklar büyütüyorum hasretini çektiğim. Gözümü kırpsam düşeekler diye uyumuyorum. Birinin adı Berfin diğerinin adı Havin. Sessi gecelerde sessiz masallar anlatıyorum onlara. Özgürlük türküleriyle büyütüyorum ve büyüdükçe büyüyorlar gözlerimde.Onlar da bu çarka dahil olmasınlar diy yummuyorum gözlerimi, düşmesinler diye kırpmıyorum. Ben ölünce bırakın açık kalsın gözlerim Berfin için Havin için bundan fazlasını yapamadı yazın mezar taşıma, sadece uzaktan bakıp yazabildi diyin, onları gözlerinde büyüttü...

Afrika

Afrikada bir çocuk henüz ölmek üzereyken ve aslında çoktn ölmüşken, henüz tanımışken Tanrıyı ve aslında hiç tanımamışken, son derece insancıl bir arzuyla ve aslında hiç insan gibi yaşayamamışken, başını gökyüzüne kaldırıp haykırdı: Tanrı olmak kolay iş, çok kolay hemde.... Zor olan afrikada bir çocuk olmak, buna gücün yeter mi???

28 Ağustos 2009 Cuma

Mektup 1

Elimi öyle bir tutmalısın ki bastığım toprak benden aldığı enerjiyi yaymalı tüm dünyaya. Benim senin sevginle canlanan bitki örtüm hayat vermeli doğaya.

Bu ilişkinin içinde özgürlüğü yaşamalıyı biz. Ruhlarımız özgürce dolaşmalı aşk bahçemizin uçsuz bucaksız dünyasında, sonsuzluğu yaşamalıyız, sevgiyi içmeliyiz kana kana.

Bir o kadar da derinden bağlanmalı ruhlarımız.Bir olmanın tadını çıkarmalıyız tekil bireyselliğimizde. Ellerimiz bir olmalı, gözlerimiz bir olmalı, bedenlerimiz bir olmalı. İçimizde kanayan, acıyan yanları öpücükler ile iyileştirmeliyiz. Dudaklarımızın gezdiği hücreler yenilenmeli, bütün olmanın, bu iyileşmenin tadını çıkarmalıyız.

Biraz sabretmelisin ki çok beceriklisin bu konuda. İçimdeki henüz gezmediğin, henüz tanışmadığın dünyayı görmek için biraz sabretmelisin. Sonra sana dünyanın kaç bucak, kaç canlı, kaç akıl almaz oyun olduğunu göstermeliyim. Ve seninle farkına varmalıyım her birinin.

Kendini koşulsuz brakmalısın bana. Elini tutup çektiğimde o an gitmek istediğimiz yere gitmeliyiz.Yaşamalıyız, yaşamı hissetmeliyiz. Güneşin doğuşunu, ayın kayboluşunu izlemeliyiz. Bir günün 24 saatten ibaret olmdğını kanıtlamalıyız.

Fotoğraf çekmeye gitmeliyiz örneğin arka mahallelere. Çocukların gözlerindeki masumiyeti ve umudu yakalamalıyız bir karede. Yaşam kırıntıları bulmalıyız oralarda, izinsiz almalıyız ve martılara atmalıyız bir adavapurunda.Doğanın ortasında bir böceğin bir yaprağı yerkenki halini çekmeliyiz. Bu olağanüstü duruma, bu yaşama, bu yaratanın akıl almaz döngüsüne akıl erdirmeye çalışmalıyız.

Beraberken uzun sohbetlerimiz olmalı, dünyaya, hayata, poitikaya, sanata dine, aşka,küfüre, edebe,adaba,içkiye dair sohbetler etmeliyiz. Bazen sadece yol olmalı. Uzun bir yola çıkmalıyız bir gece vakti. Yol boyunca konuşmamalıyız. Yanındayken özgür olmanın, yanındayken yanında olmamanın, beraber olmanın ve uzak olmanın tadını çıkarmalıyız. Verdiğimiz ilk molada birbirimizi hasretle kucaklamalıyız. Yanındayken özlemenin farkına varmalıyız.

Yardım etmeliyiz insanlara, umudu olmayanlara umut olmayı görev edinmeliyiz üstümüze. Hayatımızın, var oluşumuzun amacı buymuşçasına, bunun için yaratılmışçasına çabalamalıyız ve bırakmalıyız kendimizi yaratanın kucağına, teslim olmalıyız bu gücün yüceliğine...

Sevmenin tadına varmalıyız. Severken çığrından çıkmalı herşey. Doyumsuz olmalı severken. Yarına özlem duymalı dünü minnetle anmalı ve anın tadını çıkarmalıyız.

Yaşlanmamalı içimizdeki çocuk, ruhumuz hep doyumsuz hep canlı kalmalı. Sevgimizle sınırsızlığı sonsuzluğu yaşamalıyız.Paylaştıkça çoğalmalıyız, paylaşmadıklarımız bizi eksiltmemeli.

Ve bir gün çıkıp gideceğimizi bilmeliyiz. Bir gün artık bir olmayacağımızı, sonun gerçek olduğunu yadsımalıyız. Ama bunu düşünerek yaşamamalıyız. Ayrılık nereden gelirse gelsin, sevgiyi kabullendiğimiz gibi kabullenebilmeliyiz. Gitmeyi de bilmeliyiz, bırakmayı da, vazgeçmeyi de. Ama asla zamansız olmamalı vedamız, hiçbir şey yarım kalmamalı. Süpriz ayrılık sadece yaratan tarafından yapılamalı. Zamansız ayrılık bir tek ölüm yüzünden olmalı. Ve biz her gecen saniye ölümsüzlüğün anlamını keşfetmeli kana kana içmeliyiz yaşamı.

Hayatın bizi yoran yanlarından içimizde molalar vermeliyiz. Çok uzak olalıyız birbirimize böyle zamanlarda. Tarifsiz acılar çekmeyi de anlamlıyız. İçimizdekini anlatamamalıyız. Gözlerine baktğımda acıyı görebilmeliyim, aynı gözlerde umudu, aşkı, nefreti, sevinci, özlemi de görebilmeliyim. Gözlerimizde yaşamı, yaşadığımızı görebilmeliyiz.

Su içerken, yemek yerken, uyurken bnları sadece bir eylem, bir yaşam gerekliliği olduğu için yapmamalıyız. Syun dudaklarımızdan boğazımıza, oradan midemize ve en son vücudumuzdan çıkışına tanık olmalıyız. Bunun yüceliği ile yücelmeliyiz.

Dünyanın herhangi bir yerinde ezan sesini dinlemeliyiz. İçimizde tasavvufa ermeliyiz. Yaratanı ruhumuzda, özümüzde bulamalı, bize verdiklerine şükretmeliyiz. Birbirimiz için iyi dileklerde bulunurken insanlığı unutmamalıyız.

Ve ölüm geldiğinde, azrail canımızı henüz almadan önce bu hayatı iyiki yaşadım diyebilmeli, öbür dünyadaki sonsuzluğa hazır hissetmeliyiz kendimizi. Geçişler erken veya geç olmamalı. Zaman kolumuzdaki saatten ibaret olmalı. Bütün vedaların erken olduğunu ve aslında her şeyin tam vaktinde gerçekleştiğini unutmamalıyız.

Vakit geçerkende dururken de biz olmaktan ve bir olmaktan aynı keyfi alabilmeliyiz. Hayatın aslında bir başlangıç olduğunu ama bitiş olmadığını birbirimizde keşfettiğimizde, bu doyumsuz şenliğin kendi eserimiz olduğunu görmeli ve altına imzamızı atmalıyız.

Ve sen elimi tutmalısın, öyle sıkı tutmalısınki, bastığım toprak benden aldığı enerjiyle hayata hayat katmalı, hayatıma anlam kattığın gibi....

Ezgi AKTAŞ
28.08.09 04:20

13 Ağustos 2009 Perşembe

YAR...

Yar, yokluğun içimi sardı canımı yaktı ağladım..
Yar, sevdan gözümde yaş oldu aktı yüreğimi dağladm..
Sorunum içimle kendimle yar, nasıl anlatırım?
Teslim olmaktanır korkum aşka.
Kendime karşıyken düşüncelerim söyle yar, seni nasıl sorgusuz kabul ederim?
Yar, kavgam aşkıma değil unuta ben seni hep yaşarım..
Sevdan değiştirmesin beni ben böyle kalmalıyım...
Korkularımla, yasaklarımla, günahlarımla sev beni.
Kaybetme içinde, hatalarımla sev beni..
Ya da çık git yar,boğulma derinimde,üzme kendini üzülme..
Bedeli vardır her aşkın, ödenir..
Ben aşkıma bedel ödeyemem seni, umutlarını ve üzüntülerini..
Çok düşündüm yar, çok ben seni..
Sevgim kadar gerçek bu asiliğim...
Kumandam yok benim ben özgürlük delisiyim.

Bırak ruhum özgürce dolaşsın aşk bahçende.
Sevdan yumuşatsın ruhumu, kırsın duvarlarımı...
Ama yar, zorlama beni bırak...
Beni sev yar, seni seveyim bırak...
Ama acılar katlanılmaz olursa bırak..
Akan gözyaşlarına dayanamadım, yoktumki yanında seni saramadım..
Uzağımda kalma yar, dayanamadım..

osho zen tarot destesinde büyük arkana bölümünde yer alan kart.

aşk dediğimiz aslında, yeryüzünden gökyüzüne uzanan bir bağlantı tayfıdır. en dünyevi düzeyde, aşk cinsel çekimdir. çoğumuz orada kısılı kalırız, çünkü cinselliğimize her tür beklenti ve baskıyı yüklemek üzere koşullandırılmışızdır. aslında cinsel aşk konusundaki en büyük sorun, asla sürekli olmamasıdır. ancak bu gerçeği kabullenebilirsek onun tadını olduğu haliyle çıkarabiliriz –oluşunu hoş karşılarız ve olmadığı zaman minnetle güle güle deriz. sonra, biz olgunlaştıkça, cinselliğin ötesinde var olan ve karşımızdakinin tekil bireyselliğini onurlandıran aşkı yaşayabiliriz. eşimizin genellikle bir ayna işlevi gösterdiğini, bizim varlığımızın daha derindeki yanlarını yansıttığını anlamaya başlarız. bu aşk özgürlüğe dayanır, beklenti ya da ihtiyaca değil. kanatları bizi daha yükseğe, her şeyi bütün halinde yaşayan evrensel aşka götürür.

şu üç şey unutulmamalıdır; en düşük aşk sekstir –fizikseldir- ve aşkın en arıtılmış hali sevecenliktir. seks aşktan aşağıdır, sevecenlik aşktan yüksektir; aşk tam olarak ortadadır.
pek az kişi aşkın ne olduğunu bilir. ne yazık ki, insanların yüzde doksan dokuzu cinselliğin aşk olduğunu düşünür –değildir. cinsellik hayvansıdır; büyüyüp aşka dönüşmesi muhtemeldir kuşkusuz, ama gerçek aşk değildir, yalnızca bir potansiyeldir…
uyanık ve tetikte olursanız, düşünürseniz, o zaman seks aşka dönüşebilir. ve meditasyonlarınız tam, mutlak olursa, aşk sevecenliğe dönüşebilir. cinsellik tohum, aşk çiçektir ve sevecenlik kokudur. BUDA sevecenliği ‘aşk artı meditasyon olarak tanımlamıştır. aşkınız yalnızca diğerine duyduğunuz arzu değilse, aşkınız yalnızca bir ihtiyaç değilse, aşkınız paylaşmaksa, aşkınız bir dilencinin değil, bir imparatorun aşkı ise, aşkınız karşılığını istemek değil –sırf vermenin sevincini yaşamak için- yalnızca vermeye hazır olmaksa o zaman meditasyonunuzu ekleyin ve saf kokusunun yayıldığını görün. bu sevecenliktir; en yüksek olgu sevecenliktir.

19 Temmuz 2009 Pazar

AHHH

birini sadece sevmek için seversen ve kapılırsan rüzgarına böyle umursamadan olacağı budur işte yere çakılmak. şimdi senin payına ayağa kalkıp yürümek düşer. biraz yavaşlamak düşer, çok arkanda kalan duygularının sana yetişmesini beklemek düşer. Yaratanın sana kendi cümlelerini yaratma yeteneği verdiğini unutmaman gerek.
sen anlatıcısın, yaşamayı başkalarına bırakman gerek. zira sen yıllar boyunca harika bir masalın baş kahramanıydın. şimdi nir başka masalda adı olmayan bir karaktersin ve bu senin tercihin. sen prensesken masalında yıllar yıllar önce ve uzunca bir masalken bu sana teba eden halkın da vardı deliler gibi seven prensinde. sen ülkeni de terkettin prenside tebayıda. masalı bitirdin en mutsuz sonla.
şimdi sen başı sonu bozuk bu kandırmaca hikayede ana karakterin karaktersizliğinden boşuna şikayet etme. o senin sitemlerine çok uzakta kalırken, sen bilerek ve isteyerek dahil olduğun bu uydurmaca hikayede adı konmamış bir kahraman olarak kalmaya mahkumsun. o kendi özlemlerini sende tatmin ederken başka hayallerde ama senin bedeninde senin aklın hep o masalda kalacak. sonunu mutlu yazmadığına üzüleceksşin her hatıranda. gezilmeiş şehrini bırakmadığın bu ülke ruhunu basacak, her sokakta sana onu hatırlatacak....

10 Temmuz 2009 Cuma

Öleyim O zaman

Hiç bu kadar yakınıma gelmemiştin ölüm. ben hep beni alırsın önce diye umuyorum hala daha. ama sen tehlikeli oyunlar oynuyorsun etrafımda gözümün içine içine sokarak rüyalarımda. olmuyor ölüm bir sıra olmaı ise illa sen bilirsin ben hep ilk olmak isterim. ve illa lazımsa birinin bedeni toprakta fosilleşmek için al benimkini zaten bir işe yaradığı da yok dünyada. dün demişken ne yanlıştı dün ne acı ne saçmaydı. ne yaptım dün niye yaptım. kim oluyrum ben böyle kimleşikçe ruhumun çirkinleştiğini görmüyor muyum? kayıptım dün başkası çıkmıştı içimden en çirkin olan yanım. bencil hırçın hoyrat kaba seviyesiz saygısız yanım. Şeytan kadınım dün sevdiğimi üzdü. ben neredeydim o sıralarda ölümle pazarlık halindeydim annemi almasın diye. mantığımı alıp gitmiştim yani içimden çok ötelere. o ana denk geldi işte sevdiğim özür dilerim. telafi edilmesi mümkün olmayan birşey yaşattım sana dün. kimliğine aykırı olan bir şeyi benim yüzümden yapmak zorunda kaldın. hani haksızda değildim ya bu kadar haklı da değildim. rahatsız ettim seni dün varlığımla oysa varlığım ruhuna neşe katmalıydı her yeni gün...

Git Artık

Hepsi senin yüzünden. senin yüzünden bu kadar hırçınım hayata karşı. senin yüzünden güvenemiyorum insanlara . senin yüzünden sevemiyorum kimseyi sorgusuz sualsiz. senin yüzünden mahvetmek üzereyim herşeyi. sen artık gitsen ya içimden de dışımda terk ettiğin gibi beni. o zaman kolay mı olur sanki herşey daha mı rahat daha mı özgür olur içim. Baba git artık zaten çekip gittiğin gibi.

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Sıkışık

Başkasının dünyasına kendi gözleriyle baktı.. Hikayelerini hep üçüncü tekil şahıs olarak yazdı..
Kendi dünyasına bakmayı unuttu mu yoksa sıkılıyor muydu kendinden? Kendi olmaktan mı korkuyordu hep üçüncü sahısları tekil anlatırken? bilinmez. ona dair herşey bilinmiyoru zaten hiçbirşeyden ise herkes emindi. kendine çizdiği oyunun piyonuydu sadece şah bir başkası idi hayatında. Gözlerini kısıp ateşe baktı. yanmanın nasıl bir şey olduğnu hayal etmek miydi amacı biinmez elini uzattı yanan çakmağa. canının acısından keyif aldı mazoşistçe. elinde kendinden bir hatıra kaldı vücünda başkalarına ait hatıralar taşıyan. aynaya bakmayalı da uzun omuştu, saçları kısaydı ihtiyacı yoktu bakıma. sanki erkek olmak istermişçesine hep kısa idi saçları sanki saçarı benzese yeterdi gibi. devrik cümlelerinde devrilirdi ruhuda. bir köşe başı bulurdu kendine cennetle cehennem arasında cereyan yapan. üşütürmüydü acaba kendini. üşütük derler miydi ona? ne çabuk dağılıyordu dikkati o konudan o konuya aklından imgelergeçiyordu. sayısız düşüncelerinden birini tam olarak düşünmeyi becerebilse belki bu kadar düşünmek zorunda kalmayacaktı. hayatı gözlerinin önünden öylece geçip gidiyordu. elini uzatsa tutabilir miydi hayatını, gözlerini kapadı derin bir nefes çekti şehrin yakıcı teninden.

30 Haziran 2009 Salı

AŞK

içimde kelebekler var sanki, karnımda oynuyorlar, bir garip huzur var bunca acının orta yerinde göbeğinde., gözlerin var , var ya gözlerin derinimde kaçtı çok. dudaklarında boğulmak istiyorum nefesinle. Aşk a inanmayan birine aşık olmak ne büyük gaflet... ben sende aşkı yaşarken doyasıya ve doyamazken sana sen sadece benim varoluşuma bir hediyesin. bencilce alma bu laflarımı derime varman için zaman gerekli. Ey sevgili anlatılacak çok şey var daha başlamadık ki. ben anlatayım sana sen dinle zira hikaye bende sabır sende...

24 Haziran 2009 Çarşamba

Seviyorum Çok...


Sevgi, aşk, tutku...

Ne dersen de adına mühim değil..

Huzur kollarında,

Sevmek umursamadan dünyayı,

Sadece seni sevmek...

22 Haziran 2009 Pazartesi

B - A - B - A - L - A - R Günü

Yazılacak ne var ki babalar gününe ait. Bir baba nasıl hissettirir bir çocuğa? Güven mi verir, cesaret mi, sevgi mi, saygı mı, korku mu... Öfkeyi mi öğretir affetmeyi mi? varlığı mı öğretir yokluğumu, onur ve şereften mi bahseder yoksa. kitap okur mu baş ucunda
ağlayınca okşar mı saçını, evden gizlice çıkınca kızar mı, ayşelerde kalıcam deyip yalan söylediği ortaya çıkınca ceza verir mi? hangisini hissettirir hepsini birden mi? babalar günü imiş???? peki ya babası olupta olmayanlar günü? var olduğunu bildiğin ama hissedemediğin babalar günü ne zaman ? ölü baba mı iyidir yaşayan ölü baba mı? öfke doluyum ve hasret ve özlem ve çocukluk doluyum. babası olmayınca insanın ya da hem olup hem olmayınca bir türlü büyüyemiyor. babam olsaydı yanımda ne hediye alırdım ona?

Şimdi baba sana bir hediyem var hazırda. bana yaşatmadığın duygularımı biriktirdim uçurtma yaptım bıraktım. babalar günü hediyen bu sene duygularımdan bir uçurtma..

Minik bir kız çocuğuyum ben
Gözlerimi henüz açtım dünyaya
Annem dedi dünya boşmuş
Sevgi denen bir şey yokmuş
Güzel bir genç kızım ben
Henüz çıktım dışarı
Annem dedi dünya boşmuş
Özlem denen bir şey yokmuş
22 sinde bir kadınım ben
Henüz aşkla tanıştım
Annem dedi dünya boşmuş
Aşk diye bir şey yokmuş
Otuzlu yaşarlarıma gelince ben
Birden kaybolur yıldızlar
Ben daha göremeden
Anladım anne
Dünya boşmuş
Yaşamak dediğimiz
Sahte bir oyunmuş..

15 Haziran 2009 Pazartesi

ACI BAL

Yeniden yazmaya başlayabildim. Sanırım ilham perim biraz tatile çıkmıştı aklımın ücra köşelerine. ilk önce acı balı tamamlayacağım. Gözlerimde kalana...nasıl heyecanlıyım. parmaklarımın ucunda gelişen bir hikaye, satırlarda doğacak. beğendirme kaygısı taşımadan yazıyorum bu kez, sadece kendim için... bütün gözlerde kalanlar için :)

Çoook yakında :))