30 Haziran 2009 Salı
AŞK
24 Haziran 2009 Çarşamba
Seviyorum Çok...
22 Haziran 2009 Pazartesi
B - A - B - A - L - A - R Günü
ağlayınca okşar mı saçını, evden gizlice çıkınca kızar mı, ayşelerde kalıcam deyip yalan söylediği ortaya çıkınca ceza verir mi? hangisini hissettirir hepsini birden mi? babalar günü imiş???? peki ya babası olupta olmayanlar günü? var olduğunu bildiğin ama hissedemediğin babalar günü ne zaman ? ölü baba mı iyidir yaşayan ölü baba mı? öfke doluyum ve hasret ve özlem ve çocukluk doluyum. babası olmayınca insanın ya da hem olup hem olmayınca bir türlü büyüyemiyor. babam olsaydı yanımda ne hediye alırdım ona?
Şimdi baba sana bir hediyem var hazırda. bana yaşatmadığın duygularımı biriktirdim uçurtma yaptım bıraktım. babalar günü hediyen bu sene duygularımdan bir uçurtma..
Minik bir kız çocuğuyum ben
Gözlerimi henüz açtım dünyaya
Annem dedi dünya boşmuş
Sevgi denen bir şey yokmuş
Güzel bir genç kızım ben
Henüz çıktım dışarı
Annem dedi dünya boşmuş
Özlem denen bir şey yokmuş
22 sinde bir kadınım ben
Henüz aşkla tanıştım
Annem dedi dünya boşmuş
Aşk diye bir şey yokmuş
Otuzlu yaşarlarıma gelince ben
Birden kaybolur yıldızlar
Ben daha göremeden
Anladım anne
Dünya boşmuş
Yaşamak dediğimiz
Sahte bir oyunmuş..
15 Haziran 2009 Pazartesi
ACI BAL
Çoook yakında :))
12 Haziran 2009 Cuma
Farid Farjad
11 Haziran 2009 Perşembe
rica
kendine ait kalmayan bir hayatı yaşamak niye.azrail bu sefer bir kıyak yap bana da gel almaya. bekleyiş çok uzun zaman geçmiyor. hey sana diyorum ben beceremiyorum ölmeyi bile hadi bıraak işi gücü de beni almaya gel artık.
8 Haziran 2009 Pazartesi
Anlatı
yürüyüş
5 Haziran 2009 Cuma
takmıştı
ne çok yazası vardı saçları bal köpüğü renginde olan sorumsuz kızın hikayesini. saçları koyu kumraldı aslında gözleri ela. herkese nasip olmaz ela gö. bir dengesizlik hakimdir evvela. biraz yeşil biraz kahve rengi azıcık balköpüğü yaratan bile karar vermekte zorlanmış sanki. gözlerine uysun diye boyamış saçlarını ve saçlarına uysun diye gözlerine lens takmış. yani beğenmeiş tanrının yaptığını. haksızlık etmiş yaratana bu seferde o etsinmiş hep tanrımı haksızlık edecekmiş...
ne çok alatası vardı ruhu kaçak kendi mahkum kızın hikayesini. duvar saatine takmıştı bir kere. kalabalıktı ev uyrken kimi aksırır kimi öksürür kimi ossururdu o diğer odadan salondaki saatin gıcık sesini duyardı sadece. takmıştı saati yapana uyuyamadığı için söver dururdu, herkes işini iyi yapsa böyle olmazdı zaten, takmıştı odanın bütün gürültüsünün yanında tak tak takdiye belli belirsiz vuran saatin aslında olmayan sesine....
bukle
28 Mayıs 2009 Perşembe
1 erkek 1 kadın
diyork kadın: siz neden bir yumurtayı döllemek için milyarlarca sperm üretiyorsunuz bilyor musunun?
diyorki adam : ne alakası var ?
diyorki kadın: çünkü bir tane sperm akıl edipte yumurtaya giden yolu sormuyor:)))
acı mı?
merak?
evden çıkarken çöpçüyle karşılaşırım ağzında sigara elinde süpürge aklında kimbilir hangi düşünce sokağın köşe bucağında dolanırken. kendi külünü en sona mı bırakıcak acaba diye bakarım o benim baktığımı bilrmişçesine zamansız süpürür külünü kendie getirir beni: hadi işe geç kalıcaksın oyalanma buralarda diye sessiz bir selam verir bana. çöpçünün gözleri buğulu bakar belliki derdi çok. bu sabah erken çıktım evden çöpçü henüz gelmemişken. merak eder mi acaba beni?
bir başka yollardan gider insan bazen.
iki alternatif buldum kendme işe gitmek içn br gün birini bir gün birini kullanıyorum. durakta hep aynı yüzler aynı saatte. kimse kimseye bakmıyor hepsine günaydın ne güzel br sabah değil mi demek geliyr içimden. bu sabah başka bir yoldan geldim. merak eder m duraktakiler beni?
bir başka simitçiden simit alır bazen insan.
işyerinde sokağın başındaki simitçi amca kankam olur. her sabah simitin en gevreğini sana ayırdım der. biraz memleket meselesi konuşuruz. hayırlı işlerin olsu amca derim. gülümser, rızk Allahtan der. bu sabah simit alamadan geçtim simitçinin önünden. merak etmiş midir simitçi amca beni?
15 Mayıs 2009 Cuma
sevgiliye
13 Mayıs 2009 Çarşamba
dar..
Cehennet
11 Mayıs 2009 Pazartesi
Çocuk
Dostum...
bir dost başka evlerde başka yaramazlıklar yapıp aynı dayakları yediğim
bir dost geçmişte de değerli gelecekte de bugünde
bir dost sanki tek dost
yüzüne bakınca beni anladığını anladığım bir insan
bir yürek kırık dökük acı dolu benimkine kardeş
bir şarkı aynı şeyi hatırlatan
bir bira aynı tadı bırakan damaklarda
bir umut sadece mutlu yaşamak uğruna.
benzemiyor kimselere bir dost, benzemesin kimseler ona,
bir dost düşünce yanına düşecek kadar dost...
Yara
Ölüler geçiyor mezarlıklardan görüyorum. Her birinin ayrı bir hikayesi var fısıldıyorlar ben geçerken mezarlıktan. ben seni soruyorum sessizce onların analtıcak çok şeyleri var sana sıra gemiyor. ölüleri dinliyorum yine senin en kızdığın şeyi yapıyorum. kız diye sen bir yerden gel diye yapıyorum. masal oldu bir sürü hikaye oldu yokluğuna yazdıklarım daha neler neler oldu.
ölüler bilgisayar kullanabilir mi....
8 Mayıs 2009 Cuma
Devrim Arabaları
Sevgilime dedim ki bu cümleyi iyi ezberle ileride çocuklarına söylersin :" ben senin öğrendiğin kadarını unuttum..."
sonra bu ülkede başarı her zaman cezalandırılır..
film ne kadar da Türkiyeydi. ne kadar başarılı anlatılmış.. insanlar inanıyorlar bu ülkede. gerçekten inanarak başlıyorlar.. ülkelerini seviyorlar, mücadele ediyorlar, daha iyisini istiyorlar..ama birileri arkaplanda nasıl güzel kullanıyor bu coşkuyu nasıl güzel oynuyor insanların erdem saydıklarıyla. bir grup mühendis hiçbir çıkarı olmadan sadece başarmak için fayda sağlamak için yapmıştı. bir grup bürokrat en fazla çıkarı olan sadece kendini kurtarmak için yapılmasına destek olmuştu.
Denizlerde böyle inanmıştı. hiçbir çıkarları yoktu. hiçbir fayda sağlamayacktı bu onlara. herkes için istemişlerdi. inanmışlardı sevmişlerdi mücadele etmişlerdi. kim niye desteklemek istedi biliyorlardı desteği de kabul etmediler. üç fidan oldular darağacında gözyaşı oldular. bir zamanlar anarşist vatan hainiydiler bir zaman kahraman oldular bir zaman ütopyacıydılar... onların terime tabire ihtiyaçları yoktu onlar sadece fayda sağlamak istemişlerdi.
ama iktisatın kıvraklığıydı bu biraz da işte. ceteris paribus nerdeydi unuttular. marjinal fayda kime göreydi?
iktisat yazasım var da olmuyor çok uzak kaldım marxa...
çilekli şurup
çare
offlar bastı işte yine..
anlatıcaklar var da çok da anlatabilecek olna yok şimdi içiyle meşgul..
memlekette çok mesele var üzerinde kafa yorulacak çözülecek de bencilliği tutty işte derdiyle uğraşıyor..
kan akıyor burnundan ve kulağı kanıyor kanlar sarıyor etrafını acımyor canı umursamıyor korkmuyor ama birine anlatası var işte doktor derdime bir çare..
5 Mayıs 2009 Salı
fotoğraf
29 Nisan 2009 Çarşamba
an...
sigara
3nokta edermiş
kime yazdım bunu ben şimdi... hayatında 3noktaları olanlara yazdım biraz edaya yazdım biraz şuleye biraz tanımadığım parktaki kıza biraz ona biraz buna acı çekene yazdım unutamayana...
Bir Plesenta Uzantısıdır Yaşamak...
İnsan başarmak için gelir dünyaya başarısızlık için değil!.. Gittiğim bir eğitimde duvara asmışlardı bu yazıyı 5. kat girişinde merdicvenlerden hemen sonra solda.
Evet insan başarmak için doğmuş olmalıydı, çünkü zaten dünyaya gelişi bir başarıydı. Milyonlarca spermden biri, sadece belli zamanlarda üreme için uygun olgunluğa erişmiş bir yumurtayı bulur önce. Hayatta benzer buna. Milyonlarca olasılıktan birisindir hayatta, tercihlerinle, fikirlerinle sadece kendin olarak bile. Sonra yaşamını uygun olgunluğa getirmek için bir sürece girersin. aile,okul,iş,arkadaş ortamları.. Her birinde zaman zaman durup soluklanırsın. Sperm yumurtayı seçip döllemek için bir giriş yaptığında yumurtanın da bu olaya kayıtsız kalmaması ve spermi beğenmesi , seçmesi ve izin vermesi gerekir. yani sen elmayı seviyorsun diye elma da seni sevmek zorunda değildir.Sonra embriyo oluşmaya başlar. o sırada dış etkenler - kadın,erkek - bu oluşuma izin vermelidir. yani hayatta da dış etkenler yaşamımıza izin verdiği sürece yaşayabiliyoruz. bazen bir deli kurşun göğsümüzü ortasın geçip gidiveriyor...
Derken bir plesenta uzantısında başlar yaşam...
Canlı canlı olabilmek için canlı kalabilmek için başlar anne karnında mücadeleye. Bilseki dünyaya geldiğinde de süreç aynı devam ediyor. Çünkü doğanın bizleri karnıda taşıya bir anne figürü olarak ne kadar da başarılı olduğunu düşünürsek görüyoruzki anne karnındaki mücadelemiz yaşmak uğruna ve daha iyi yaşamak uğruna. ve zorlu mücadele 9 ay 10 gün sonra biter embriyo için yani tm olgunlaştığında, ama insan için dünyadayken bu süe ne kadar belli olamıyo, yani ne zaman doğanın karnından toprak anaya kavuşuruz bir büyük bilmece. ölüm insan oğlunun korkulu merakı...Bir mucizeyi başalatabilmek için aylardır bulunduğu yere veda ederken canlı yeni bir yolculuğa başlar aslında hiç de yabancı olmadığı. tam da oluşumuna ilk izin verilen yerden gelir dünyaya. ölürken de tam da oluşumumuza lk izin verilen yere gitmez miyiz?
İnsanın oluşumu ve doğumu arasındaki süreç ile yaşamı ve ölümü arasındaki süreç birbirine benzemiyor mu?
Bir plesenta uzantısıdır yaşam, bütün iş vaktin ayarlanması..
Ezgi Aktaş 28.04.09 08:36
24 Nisan 2009 Cuma
tango zamanı
ayrılıktı adı...
ATİLLA İLHAN
Açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın
En görkemli saatinde yıldız alacasının
Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader
Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın
Rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
Mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan
Onu çok arıyorum onu çok arıyorum
Heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları
Bir yerlere yıldırım düşüyorum
Ayrılığımızı hisettiğim an demirler eriyor hırsımdan
Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş
Tedirgin gülümser
Çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili
Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
Her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili
Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
Gittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu
Yıldızlar inanılmıyacak bir irilikte
Yansımalar tutmuş bütün sahili
Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
Öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil
Çünkü ayrılanlar hala sevgili
Yanlızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık
Hava ağır toprak ağır yaprak ağır
Su tozları yağıyor üstümüze
Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
Eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı
Karanlık çöktü denize
Yanlızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin
Ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
Kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan
Bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince
Sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice
Yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak
Bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına
Benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle
Sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız
İkimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız
Hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi
Tuz parça kırılsak da hala içimizde o yanardağ ağzı
Hala kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessüm zehir zemberek AŞKIMIZ
21 Nisan 2009 Salı
hayat
Şükür Anne ...
13 Nisan 2009 Pazartesi
kim...
7 Nisan 2009 Salı
Ölüm Grubuna İtiraz...
eğer verebildiysen nefesini yaşıyorsun demektir. veremiyorsan bilki ölüm kazandı oyunu. çünkü ölüm tek yanı olan tek tarafı olan bir yer.gidince gelemiyorsun, verince alamıyorsun, kapatınca gözlerini aynı yerde açamıyorsun belkide hiç açamıyorsun kim bilir. ve eğer sen şuanda yaşadığını farkettiysen ve anladıysanki bu dünyadaki tek var olma sebebimiz sadece ölüme hazırlık ve anladıysan bu yarışa gerek yok zaten galibi belli ve anladıysan derin nefesler almalısın, deniz kenarına gidip bir cigara yakmalısın...
ve cigaranın ucunda seni hiç ölmicekmişsin gibi yaşatan herşeyi yakmalısın, yeniden başlamalısın herşeye çocuk olmalısın bir kere insan çocuk olabilmeli. yoksa ölüm hep zamansız kalır senin karşında ve sen hep erken gittiğini düşünürsün. oysa yapacak ne kadar da çok şey vardı. dünyayı dolaşacaktın neden? görmeli işte insan. burası tamam da diğer tarafta ne var merak ediyor bir kere. merak kediyi öldürüyor Allahtan insana bir şey yapmıyor.:))
ABİME....
6 Nisan 2009 Pazartesi
ayna...
30 Mart 2009 Pazartesi
YOL

Tavşan
Salıncak

El Eli tuttu-- salıncak yalnız kaldı---el eli tuttu--çiçek yanağa yakın kulak arkası--öpücük, masum temiz yanakta--betimledim anı hafıza kaybı olursa hayal edilebilsin diye...
Bir
28 Mart 2009 Cumartesi
git-me-
27 Mart 2009 Cuma
Bir Kadını Özlemek
bir yudum daha içmek gelir şarabımdan ne zaman saçların düşse aklıma.
seni ne zaman hatırlatsa zaman damardan alasım gelir bütün uyuşturucuları.
son olsun derim her şişe boşaldğında içtikçe çoğalırsın yanıbaşımda.
sen ne zaman çekip gitsen yanımdan güzel kadın
ne güzelliğin kalır ne saçların.
kır çiçekleri kokar tenin geçer giderim kırlardan..
Ezgi Aktaş...
Hayyam biraz, biraz Mevlana..
Bizim şarap içmemiz ne keyfimizden,Ne dine, edebe aykırı gitmemizden;Bir an geçmek istiyoruz kendimizden:İçip içip sarhoş olmamız bu yüzden..:)
kalk ! uyumak için önünde sonsuzluk var...
Ey kör! bu yer, bu gök, bu yıldızlar, boştur boş!Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş! Şu durmadan kurulup dağılan evrende BIR NEFESTİR ALACAĞIN, O DA BOŞTUR BOŞ...
kor cehalet çirkefleştirir insanları.suskunluğum asaletimdendir.her lafa verecek bir cevabım var elbetlakin bir lâfa bakarım laf mi diye, bir de söyleyene bakarım adam mi diye...
şarkı
gel söyle ruhunun ezgisiyim ben
gözlerin ellerimi ısıtıyor hadi gel
sözlerin ruhumu sarıyor hadi gel
gel geeell durma uzagımda hemen gel
geel geeell ellerim üşüyor hadi gel....
sen hep tuttuktan sonra vızgelir bana düşmeler
yağmurlar ıslatmıyor soğuk üşütmüyor
sen tutunca ellerimi gözlerim hiç dolmuyor
sevgi yarin sıcağıdır sevince güzelleşir
sev hadi sev sen sevince güzelleşir....
Ezgi Aktaş
Kardelen..
Biliyorum gözlerin sonum olacak
Sıcağına rağmen seviyorum seni
Biliyorum sevgin sonum olacak.
Karların altında buz tutmuş yüreğimle
Sana yazıyorum şarkımı, dinle
Başka kardelenler de elbet gelecek
Biliyorum sevgin onları da öldürecek.
İçimde yaşar asi bir kardelen
Ölüme inat hep seni sevecek
İstemesen de güneşim oldun
Sevgin birgün beni öldürecek.
Bu sana bir veda şarkısı yüreğimden
Çıkma vakti geldi karlı derinden
Kısa ama huzurlu bir yolculuk bu
Biliyorum sevgim sıcağına değecek....
Ezgi AKTAŞ
27 Mart 2009 08:39
18 Mart 2009 Çarşamba
Suphi benzerdi babama..
Suphi bir acaip adam
Suphi benim canım ciğerim
Kimse bilmez nereli olduğunu
Susar akşam oldumu
Bir cebinde das kapital
Bir cebinde kenevir tohumu
Fırtınadan arda kalmış bir teknede tevekkül içinde
Görkemli sakalı ve iğreti parkasıyla gizlediği macerasıyla
Bir acaip adam yaşardı
Akşamları susardı
Ben konuşsam kızardı
Çocuktum evden kaçmıştım
Gelip ona sığınmıştım
Bir sürgün kasabasıydı
Bir eski zamandı, hazirandı
Küçücük bir koydu, sığdı
Burayı keşfeden belki de oydu.
Uzaktan kasabanın ışıkları yanardı
içim anneyle dolardı, ağlardım
Suphi şöyle bir göz atardı,
Gizli bir cigara yakardı
Ağlardı, sonra barışırdık
Ben flüt çalardım, cigara sönerdi ağlardık
Nerden geldiğini bilmezdim,
Kimsesizdi, belki kimliksizdi
Onun macerası onu ilgilendirirdi
Kimseye ilişmezdi
Bir şeylere küfrederdi hep
Tedirgin bir balık gibi uyurdu
Bazen kaybolurdu
Arardım, yağmurun altında dururdu
Bir kalın kitabı vardı, cebinde dururdu, hergün okurdu
Ben birşey anlamazdım
Kapağını seyreder duymazdım
Sakallı bir resimdi, kimdi, ne kadar mütebessimdi
Sordum bir gün Suphi'ye söylediklerini niye anlamıyorum diye
Bildiklerini dedi; yüzlestir hayatla ve sınamaktan korkma
Doğru ile yanlışı o zaman ayırdedebilirsin
Ve onu anlarsın
Sonra gülerdi
Günlerim yüzlerce ayrıntıyı merak etmekle geçerdi
Sonra yine akşam olurdu.
Suphi susardı, ben konuşsam kızardı
Tekneye martılar konardı
Yüreğim Suphi'ye yanardı, ağlardım.
Suphi denize tükürürdü
Gökyüzünü tarardı, ağlardı
Sonra barışırdık
Ben flüt çalardım
Yıldız kayardı, ağlardık.
Bir sürgün kasabasıydı, bir eski zamandı, hazirandı
Çocuktum, evden kaçmıştım, gelip ona sığınmıştım
Bir gün aksilik oldu
Annem beni buldu
Suphi kaçıp kayboldu
Kasaba calkalandı, olay oldu
Ben sustum, kanım dondu
Polisler onu yakaladığında tekti
Felaketti
Herkes meydanda birikti
Karakoldan iceri girerken sanki mağrur bir tüfekti
Ansızın dönüp bana baktı
' Anladın mı ? ' dedi.
Anladım dedim anladım
Ve o günden sonra hiç bir zaman hiç bir yerde
Hiç ağlamadım...
bayram mesajı
geçmişte yazılmış bir yazı...
Bir İktisatçı olarak yazmadan edemedim:)
Kapitalizmin anavatanı Amerika’da aşk çoktan meta olmuştu, sıra bunun teorisini yapmaya geldi. New York Times gazetesinde Ben Stein imzasıyla yayınlanan Lessons in Love by Way of Economics başlıklı makalede kadın erkek ilişkilerinin irdelenmesinde iktisat teorilerine başvurulursa daha sağlıklı sonuçlar alınacağı iddia edildi.Söz konusu makalede işaret edilen görüşler özetle şöyle:
----Kadın erkek ilişkilerinin irdelenmesinde iktisat teorilerine başvurulursa daha sağlıklı sonuçlar alınacağı iddia edildi.SABIR YATIRIMI YÜKSEK GETİRİYE SAHİP
---Nadiren istisnaları olmakla birlikte genel kural olarak aşk konusunda elde edeceğiniz getiri, sizin bu işe adadığınız zaman ve gayretin bir türevidir. Aşka yaptığınız herhangi bir yatırımdan elde edecekleriniz, sizin o ilişkiye kendinizden ne kadar yatırım yaptığınızla orantılıdır.
----Eğer şefkat, sabır ve fedakarlık yatırımı yaparsanız, bunları geri alırsınız. (Tabii ki sizi seven ve size değer veren biriyle girdiğiniz bir ilişkiden bahsettiğimizi varsayıyoruz burada)
---Yüksek kaliteli tahviller değersiz yatırımlara kıyasla daha yüksek getiriye sahiptir. Yüksek kaliteli aşk için de aynı kural geçerlidir. Tahviller bedavaya para getiren yatırımlar değildir. Risk faktörünü dikkate almadan yapılan yatırımların zarar ettireceği dikkate alınmalıdır.
---Borsadaki şirket bilgileri ve bilançolar her zaman açık ve net olmayabilir ama aşktaki veriler genellikle daha nettir.
---Yüksek kaliteli insanlara takılın. İçersinde bulunduğunuz ilişkinin değersiz olduğunu düşünüyorsanız onu derhal portföyünüzden çıkarın.
----Kolay ilişkiler cazip ve baştan çıkarıcı bir imaj verebilir ama piyasayı siz kontrol etmediğiniz sürece onlardan uzak durun. (Veya, üniversitedeki öğrencilerime de sıklıkla söylediğim gibi, hayatınızı mahvetmenin en garantili yolu, pek çok ciddi sorunu olan biriyle ilişkiye girmek ve sizin de o kişiyi değiştirebileceğinizi zannetmektir.)
---Araştırma yapmadan herhangi biriyle ilişkiyi düşünmeyin. Araştırma maliyeti size yüksek gelmesin. Dışarıdan son derece cazip ve baştan çıkarıcı (bu deyimi gene kullandık) görünen, kendi içinde çok yüksek kayıp tehlikesi ve risk barındırıyor olabilir. Dış görünüşün çekiciliğine hepimiz kapılıyoruz ama dış görünüş çok fazla şeyi gizliyor olabilir.
---Uzun vadeli romantik ilişkilerde, tekelci durumların getirisi daha yüksektir. Eğer aşkınızı başkalarıyla paylaşıyorsanız, eğer aşkınız için başkalarıyla rekabet etmek zorundaysanız o işten size pek hayır gelmez. (Benim hayatımın en güzel günleri 1960’lar ve 1970’lerdi. Artık yaşlı bir adamım, o nedenle rekabet benim hiç işime gelmez)
---Yatırımınızın getirisi en azından yatırım maliyetinize eşit olmalıdır. Yeterince uzun süre geçtikten sonra yatırımınızın karşılığını alamıyorsanız artık geri çekilme zamanı geldiğini düşünebilirsiniz.
---İşin anahtarı beklentilerinizin gerçekçi olmasıdır. Eğer beklentileriniz gerçekçi değilse, istediğinizi çok nadiren elde edebilirsiniz. Elinizde hiçbir şey olmadan şahane bir aşkın gelip sizi bulacağını düşünüyorsanız muhtemelen yanılıyorsunuz.
---Bir köpeğiniz veya bir sürü köpeğiniz ya da kediniz olsun. Bunlar sizi rüzgarda savrulmaktan koruyacak çıpalarınızdır. Sizi asla yarı yolda bırakmayacak bir sevgi kaynağınız olursa, aşk acılarınızı atlatmak daha kolay olacaktır.
---Benjamin Franklin ne güzel söylemiş: “Zor zamanlarda sahip olunacak en iyi üç şey, yaşlı bir köpek, yaşlı bir eş ve hazırda bulunacak paradır.”