18 Mart 2009 Çarşamba

Bir İktisatçı olarak yazmadan edemedim:)

Kapitalizmin anavatanı Amerika’da aşk çoktan meta olmuştu, sıra bunun teorisini yapmaya geldi. New York Times gazetesinde Ben Stein imzasıyla yayınlanan Lessons in Love by Way of Economics başlıklı makalede kadın erkek ilişkilerinin irdelenmesinde iktisat teorilerine başvurulursa daha sağlıklı sonuçlar alınacağı iddia edildi.Söz konusu makalede işaret edilen görüşler özetle şöyle:
----Kadın erkek ilişkilerinin irdelenmesinde iktisat teorilerine başvurulursa daha sağlıklı sonuçlar alınacağı iddia edildi.SABIR YATIRIMI YÜKSEK GETİRİYE SAHİP


---Nadiren istisnaları olmakla birlikte genel kural olarak aşk konusunda elde edeceğiniz getiri, sizin bu işe adadığınız zaman ve gayretin bir türevidir. Aşka yaptığınız herhangi bir yatırımdan elde edecekleriniz, sizin o ilişkiye kendinizden ne kadar yatırım yaptığınızla orantılıdır.


----Eğer şefkat, sabır ve fedakarlık yatırımı yaparsanız, bunları geri alırsınız. (Tabii ki sizi seven ve size değer veren biriyle girdiğiniz bir ilişkiden bahsettiğimizi varsayıyoruz burada)


---Yüksek kaliteli tahviller değersiz yatırımlara kıyasla daha yüksek getiriye sahiptir. Yüksek kaliteli aşk için de aynı kural geçerlidir. Tahviller bedavaya para getiren yatırımlar değildir. Risk faktörünü dikkate almadan yapılan yatırımların zarar ettireceği dikkate alınmalıdır.

---Borsadaki şirket bilgileri ve bilançolar her zaman açık ve net olmayabilir ama aşktaki veriler genellikle daha nettir.


---Yüksek kaliteli insanlara takılın. İçersinde bulunduğunuz ilişkinin değersiz olduğunu düşünüyorsanız onu derhal portföyünüzden çıkarın.


----Kolay ilişkiler cazip ve baştan çıkarıcı bir imaj verebilir ama piyasayı siz kontrol etmediğiniz sürece onlardan uzak durun. (Veya, üniversitedeki öğrencilerime de sıklıkla söylediğim gibi, hayatınızı mahvetmenin en garantili yolu, pek çok ciddi sorunu olan biriyle ilişkiye girmek ve sizin de o kişiyi değiştirebileceğinizi zannetmektir.)


---Araştırma yapmadan herhangi biriyle ilişkiyi düşünmeyin. Araştırma maliyeti size yüksek gelmesin. Dışarıdan son derece cazip ve baştan çıkarıcı (bu deyimi gene kullandık) görünen, kendi içinde çok yüksek kayıp tehlikesi ve risk barındırıyor olabilir. Dış görünüşün çekiciliğine hepimiz kapılıyoruz ama dış görünüş çok fazla şeyi gizliyor olabilir.


---Uzun vadeli romantik ilişkilerde, tekelci durumların getirisi daha yüksektir. Eğer aşkınızı başkalarıyla paylaşıyorsanız, eğer aşkınız için başkalarıyla rekabet etmek zorundaysanız o işten size pek hayır gelmez. (Benim hayatımın en güzel günleri 1960’lar ve 1970’lerdi. Artık yaşlı bir adamım, o nedenle rekabet benim hiç işime gelmez)


---Yatırımınızın getirisi en azından yatırım maliyetinize eşit olmalıdır. Yeterince uzun süre geçtikten sonra yatırımınızın karşılığını alamıyorsanız artık geri çekilme zamanı geldiğini düşünebilirsiniz.

---İşin anahtarı beklentilerinizin gerçekçi olmasıdır. Eğer beklentileriniz gerçekçi değilse, istediğinizi çok nadiren elde edebilirsiniz. Elinizde hiçbir şey olmadan şahane bir aşkın gelip sizi bulacağını düşünüyorsanız muhtemelen yanılıyorsunuz.

---Bir köpeğiniz veya bir sürü köpeğiniz ya da kediniz olsun. Bunlar sizi rüzgarda savrulmaktan koruyacak çıpalarınızdır. Sizi asla yarı yolda bırakmayacak bir sevgi kaynağınız olursa, aşk acılarınızı atlatmak daha kolay olacaktır.

---Benjamin Franklin ne güzel söylemiş: “Zor zamanlarda sahip olunacak en iyi üç şey, yaşlı bir köpek, yaşlı bir eş ve hazırda bulunacak paradır.”

beraber yazılmış bir hikaye


İ: konuşucak çok şey var da, delirmenin eşiğindeyim şimdi, teğet! geçerse belki sonra.. bu belki hoşuna gider, hem insanlar mutlu olmalı, mutlu! :)
E: belkide ölümün kanadını kırdığı yerde başlar martı uçmaya.. öyle mesut olabilmeli insan bacı kalfa bacı kalfa ıçmak uçmak uçmak istiyorum diye haykırmalı içindeki bütün martılar. ve sen bir martının diğer martılara rağmen kapıp kaçtığı simitin bir parça susamı olabilmelisin hayatta. konuşmalı insan yaada sustuğu yerden başlamalı yaşamaya:) öyle güzel ki...
İ: Dirim kısa ölüm uzundur cehennette herhal abiler dedi bir, aylandı aklından çok cambaz, gecenin mumuydu kahin oldu sonra hep birlikte aktı sanki hep birlikte derkenki sahneyi, kendini anladı ya! yağmur yağdı, yağmur yağdı.. hep yağıyormuş gibiydi oysa yağmur kendinden çıktı sonra, uçurumlar çok da yetiyordu uçmaya onlara da baktı onlara da sonra soyundu işte hala çırılçıplak dedi bir.balığım öldü.ölüsüyle sanıyoruz artık kendimizi.Oğullar oğulluktan sessizce çekilmesini bilmelidir abilerve çıkar sonra birbaşınalığı alır yürür kendi başına ve illa sus diyip!!mor külhaniler hatırlayıp bakarbakamadıklarına, unutmayla bir..- şiirimizi yazamadık abiler.. ve daha çok..
E: her yağmurda ağlardı çiçeklerve ihtiyacı olansuyadır susuz özlemleriinsan en çok canını yakanı mı özler yüzüme çarptıkça tokat gibi yağmur canımı yakar yaktıkça yakar yaktıkça yağmur söndürür ateşimi . peki hem yakan hem söndüren hem ateş hem su peki hem ağaltan hem özlenen peki.. nerde kalmıştı hayat?
İ: ruh artık özgür
E: ruh özgürleştikçe darbelere mahkum..
İ: o artık öyle bir hale geldi ki, tanıdığım hiç kimseyi tanımıyor, bildiğim hiç bir şeyi bilmiyor.
ölüm soluyor sonra kapıya doğru çeviriyorum başımı, niyeyse. kapının kulbu açılıyormuş gibi. bakıyorum, bakıyorum, hala açılıyor sanki. oda çok karanlık. kapı açılmıyor. ruh bu saatten sonra darbe yemez, darbe yapar
E: koku yayıyor odaya sanki kapı açılmış gibi. bir gölge giriyor arından içeri kapı hala kapalı. gölgeler geçebiliyor kapılar içinden sessizce. ölüm kokuyor o da. sanki bir ölü nefes alıp vermiş burada. ölüm kokuyor soluğu ensesinde hissediyor gölge susmak geliyor içinden konuşmuyor. ve her darbe bir sonrakine hazırlığıdır ruhun dinlenmek için bir kaç ölüm mola...

Uzun

yollar uzun bugün gidesi var kızın. biri kal dese kalır mı bu kez belli değil. ne de olsa kaldığında olacakları biliyor kız ama hiç gitmediki daha önce. yollar ıssız bugün biri dikkat et dese eder mi bilinmez ne de olsa hep dikkat etti kız bu sefer etmese ne olur. yollar yorgun bugün biri dinlen dese durur mu ki. durmaz kız yorgunluğa alışkın nede olsa. kız kafayı yolla bozmuş bugün yine isyanlarda anlatası var yazası var. kız bugün acımasız kendine yine. cezalandırası var öfkeyle kırbaçlamak ister gibi ruhunu. ölüm gelse istiyor bugün kız. ölüm gelse o tuhaf kokusunu yaysa odaya. varlığını hissettirse önce ölüm diken diken olsa tüyler ürperse. sonra usulca beklese başında azrail yarım kalan işlerini bitirmesi için. kız ölsede gözü dünyada mı kalır yoksa?

16 Mart 2009 Pazartesi

Senin hayal gücün var

ben bu şiiri sana yazdım.
sen istedin bende yazdım.
şarkı olsun söyleyelim
söz olsun besteleyelim
ne olursa olsun işte
sen hayal et
çünkü senin hayal gücün var.
bu yeni bir hikaye
başı belii sonu meçhul
sen başla anlatmaya
bu senin hayalin
sen hayal et ben varım
sen düş kur ben yaşarım
hadi gel en susan yanlarımızı konuşturalım
hadi gel en büyük çığlıklarda susalım
ağaçlar düşsün elmalardan
masal ters aksın
bu senin hayalin yaşamak mümkün
çünkü senin hayal gücün var.

biliyorum olmadı buda istediğim gibi
biliyorum ne zaman çok yazmak istesem düğüm olur kelimeler
susuyorum..
yenisini yazmak üzere kapatıyorum.

ağrı

bunaltıcı bir baş ağrısı... bütün hücrelerim isyanda. ağar geldi yine yaşamak. bu sefer ben değil başım ağrıyo bu sefer ben değil ruhum bağarıyo. nerden çıktı bu sessizlik bana büyük geliyo. anlatmak istiyorum yine kalemimden aksın mürekkep. beyaz kağıtlar sesim olsun ben yazmalıyım gerekirse biri okusun. ben anlatmalıyım anlayabilirse biri okusun. sesim çıktığı kadar anlatıyorum yarısı bana ait öykümü. kalanında ben yokum etkisi büyük yaşatanların ve en büyük etki milyonlarcadan biri olup gelmek dünyaya. beslen kordonlarla etkilen doğmadan ve yaşa sonuna kadar etkilenerek...

13 Mart 2009 Cuma

Şşşşşş

konuşmayı değerli kılıcak biri gelse susmadan anlatsam. ben anlatsam o sıkılmadan dinlese. ben anlatsam o hayran olsa söylediklerime. sadece konuşmayı paylaşsak . çoğalsak konuştuğumuz yerde. ben anlatabilsem gözlerinin içine bakıp çığlık çığlık gözyaşlarımı sonra kutsal sular aksa gözlerimden kıymetini bilse susuzluğunu giderse.. ben tanrı olsam o kul olmasa..

edep-siz-lik

Aksın içime kutsallaştırdığım sevdan bu yürekten bir isyan.
Tenim hasretin kokar konuşturmayın beni ruhum edepsizlik yapar...

12 Mart 2009 Perşembe

kadın

nereye sıkışmış nerede kalmış yaşı ne çocuk ne genç kız ne kadın ne yaşlı ne orta yaşlı ne geliyor ne gidebilyor naaptını bilmiyor yardım istiyor..

sor dedi..

bir yerlerden başlamak gerek dedi içinden bir ses.. bir yerlerden yeni bir bir olmaya başlamak gerek. bir haricindeki sayılara takılmamalı insan. iki mesela sanki yalnız kalmaktan korkar gibi hele üç kararsız kalmış o mu diğerimi, 4 eşitlikten yana biraz ona biraz buna 5 naaptığı belli değil dolaşıyo avare avare 6 da bir ağarlık hakim bir terazi görevi üstelenmiş sanki 7 sokak çocuğu gibi aidiyet duygusunu yitirmiş sekiz yaşlanmış artık ununu elemiş eleği kaybetmiş dokuz için ise çok geç. ne saçma bir yazı bu demeyin okuyunca biraz düşünün. sayıdan acaba neye bağlamak istedi diye olur mu? çünkü bundan keyif alıyor. anlattığıyla ilgilenmiyor zaten biliyor anlattığının anlamını .anlaşılanı merak ediyor ne anladı karşısındaki ? biri cevap versin istiyo....

10 Mart 2009 Salı

kız...

Köpükten hayalleri vardı kızın milyonlarca. her rüzgarda biri dağaldı biri patladı.dağaldı balonlar gözyaşı oldu. hayal kurmaktan vazgeçti kız. yol gerkti şimdi ona bir adım atsa bşlardı bir adım atabilse bütün yollar yol olurdu zaten.. fırtına geldi o adımını atamadan kaptı götürdü kızı savurdu vurdu parçalara böldü kan oldu kanadı.sürüklenirken isyan etmekten de vazgeçti kız. bir avcı çıktı yola. yol avcının. avcı vurdu avc kanattı avcı hiç ıskalamadı. sonra bitti yollar az gitmişti uz gitmişti avcı yol bitmişti. isyan etti avcı artık kan dökmeyecekti. okunu gökyüzüne kaldırdı. fırlattı avcı. ve tanrı vuruldu ve bir tanrı daha vuruldu. gökyüzü kan oldu. güneş küstü yıldızlar yasa boğuldu avcı kan oldu.
kız sürülenirken oradan oraya ve artık isyan etmezken gökten düşen tanrı ayağına takıldı. niye kurtarsındı niye uzatsındı elini bu adil olmazdı. olmasındı kız tanrıyı kurtardı... ve vazgeçti tanrı isyankarlara kızmkatan. bu bir vazgeçiş günüydü. kız vazgeçti, avcı vazgeçt, tanrı vazgeçti....
yine yeni yeniden ve yineden vazgeçiş doldu rüzgar kaptı götürdü vazgeçişleri...

beyaz mı?

bembeyaz bir peri tozu karşımda işte bana bakıyor öyle davetkar çağarıyor beni. dokunsam kaybolucak dokunsam kaybolucam. ama dokunmasam ne olucak önemi var mıydı? dokunuyorum. hiç böyle şevkatli bir ele dokunmamışım. anne kucağı gibiydi sardı beni anne kucağı ne demek bilmiyordumki.ama buna benziyor olsa gerekti böyle yumuşacık böyle samimi olmalıydı annekucağı dediğin. sonra koklamak istedim nasıl güzel kokuyordu anne kokusu bu olsa gerekti. nerden bilebilirdim annemi hiç koklayamamıştımki. kokladım ve bütün kapılar açıldı işte. annemde ordaydı melek gibi duruyordu karşımda. annem meleğe benzemeliydi ben ne annemi ne de bir meleği hiç görmemiştimki. garip bir mutluluk vardı her yerde sanki herkes iyiydi burda herkes melek. küçükken sahip olamadığım bütün oyuncaklar masal kitapları burdaydı. hepsiyle oynadım hepsine dokundum.zaman ne kadar garipti saat hep aynıydı ; sahi bir önemi var mıydı zamanın? bir yere yetişmeyecektim ki kimsede beklemiyordu zaten. doyasıya oynadım doyasıya okudum bütün masalları. sonra ağaçlar dökülmeye başladı elmalardan teker teker. elmalrın düşmesi gerekmiyor muydu ne önemi vardı burada kural yoktu yada ben bilmiyordum. siyah bir bulut kaplamaya başladı burayı yağmur yağacak sandım sahi buraya yağmur yağıyor muydu? annem gitti önce sonra melekler sonra kitaplar ve oyuncaklarımda herşey gitti. ben küçükkende böyle olmamış mıydı? önce annem gitmişti sonra melek teyzem ve kitaplarımda yoktu oyuncaklarımı almışlardı yurtta. yoksa ben yaşamamış mıydım hiç bunları? herşeyim var mıydı benim? bulanıktı her yer. karıncalar dalga geçiyordu beynimde fillerle. gözlerimi açtım sahi ne zaman kapatmıştım ben gözlerimi? yatağımdaydım yatağım var mıydı bu hikaye benim miydi nerdeydim kimdim ne zaman yazdım bunları...

yol

kim kaybetmedi ki yollarda yoldaşlarını .. elveda denmeden , birgün görüşme hatta birgün görüşememe umuduyla kaltı sol yumruklar gökyüzüne kuşlar kaçtılar...bazıları o yolda yoldaşlarını kaybetti. biz yolumuzu kaybettik yolumuzu çaldılar biz yumruk yaptık kuş sıçtı yumruğumuza , yinede vazgeçmedik .biz dedik ki kuş sıçtıysa e güvercinleri zaten vuruyorlarsa o zaman şans bizden yana devam ettik. yol da yoktu yoldaş da devam ettik. sadece bir yüreğin bir yüreğe inanmasını iyi bilirdik. devam ettik kuşlar da sıçamaya devam etti yumruklarımıza ve birileri de onaları vurmaya devam etti. yolumuzda yoktu çalmışlardı üstüne plaza alışveriş merkezi yapmışlardı .kuşlar plazalara sıçtılar. içinden geçtik içimizden geçtiler, devam ettik...

AŞK-

okumalı insan Elif Şafak yazmalı insan okumalı...

6 Mart 2009 Cuma

Plak

dinlemeli insan bırakmalı kendini plak da dinlemeli cd de ama plakları daha çok sevmeli. yahut biri gelmeli geleceği geçmişten değerli kılmalı..

tırtıl

başlamalıydı yeniden kelebekler vardı içinde izin vermeliydi kelebeklere çıkmalıydı kozasından binlerce kelebek ama o tırtılları sevmeliydi önce. kelebekler uçuyordu karnında uçsundu . garip bir tat vardı dudaklarında. henüz tadına bakmadığı bir lezzet yakındaydı önce kokusu gelmişti tadını bırakmıştı ağzını sulandırmıştı. yaşamak lazımdı. bir yerden ve yeniden başlamak lazımdı. kelebeklere izin verdi uçuyorlar. ama o tırtılları daha çok seviyor...

yol kadın biter mi hiç

yol gerekti kadına.. zaten çok kalmıştı buralarda gitmeliydi.. sonra bişey kalmamıştı onu burada tutan. tanrıların son meleğiydi cennetten kovduğu. sığamıyordu dünyaya ait değildi ki. o yollara aitti gitmeliydi. günahlarını da almalıydı yanına çekip gitmeliydi. kadın anne olmak istedi kadın yol almak istedi. kadın yollara düştü yeniden...

2 Mart 2009 Pazartesi

saç-ma-la-ma

nasıl da gülüyordu kuşlar bizze nası dalga geçiyordu rüzgar deli hallerimizle
elele dolaşan çiftler var sokaklarda aman kaybolmasınlar
sürekli koşturan babalar var sokaklarda
çocukların ilgiye ihtiyacı var
annele kadın programlarında dedikodu nasıl bişey çocuk ağlar
kime bu stem nerden çıktı bu yazı
yazdım yine olmadı
ilham perim nerde ne olacak düşüncelerime
beynimde patlıcak sanki
biri start verse bari

Gökyüzü


nasıl bir kokusu vardı gökyüzünün rengi ne değişik ne hoştu.. daha önce böyle görmemiştim belki daha önce hiç böyle bakmamıştım bile. nerden çıktı gökyüzüne bakmak kim hatırlattı. gülümsedim içten sıcacıktı. ellerim ısındı...

4 Şubat 2009 Çarşamba

seni neden sevmeli acaba
neden uğruna vazgeçmeli kendimden
seni neden özlemeli
kimse bu kadar özlenmemişken
sen nerden çıktın şimdi
ben daha karar vermemişken
insan nasıl vazgeçebilir
gözlerinden bir kez görünceeee
sokaklar doluyor senin hayalinle
her köşe başı yaşanmamış hatıralar
karşında sana adanmış koca bir yürek
sevilmeyi bekliyor
al beni yanına öp okşa kokla
ama bırakma
al beni yanına vur kır bağır
ama sakın bırakma...

Ezgi AKTAŞ

3 Şubat 2009 Salı

kuş badi parmağına konmak istemiş, badi parmağı yokmuş...

2 Şubat 2009 Pazartesi

birileri gelse beni alsa...

o kadar yoruldumki dalgalarla boğuşmaktan sakin bir kıyı bulsam dinlensem. çürüyen yanlarımı tamir etse şevkatli bir el. yada hurdaya kaldırsalar artık parçalara bölseler beni.. başkalarını tamamlasa işe yarar yanlarım. yada geridönüşümü olmayan bir yerlerde kalsam geri dönüşüm olmasa bu kez çabalamasam savaşmak zorunda kalmasam. biri duysa içimdeki sağır edici çığlığı kapatsa eliyle ruhumun paramparça olan yanlarını çıkmasa sesim sussam uyusam usulca gözlrimi kapatsam görmesem rüya hayaller olmasa düşünmesem sadece uyusam yatınca sadece dinlensem sadece nefes alıp versem veya onuda yapmasam artık nefes almasam veya vermesem artık.. dinse acım içim kanamasa ölmese içimdeki çocuklar hergün bir cenaze çıkmasa ruhumdan.inadına yaşamasam artık... birileri gelse beni alsa...

30 Ocak 2009 Cuma

ait

ne vardı sende bende olmayan baktım usul usul yüzüne sen uyurken... gözlerini nasılda huzurla kapamıştın nasıl güvende uyuyordun öyle yanıbaşımda...koynun sıcaktı insan sıcağıydı ten sıcağı beden sıcağı...içimi ısıtsan bu değildi ama... varlığının ruhuma kattığı rahatsız edici bir sıcaklıktı içimi ısıtan rahatsız ediyordu çünkü yine ayazlarda bırakıp gidecektin beni.. bana ait değildin ki tanrıya aittin.. bir gün mutlaka gidecektin...
uyurken sen kimbilir neler görüyorken rüyanda veya aslında hiçbirşey görmüyorken sen ben sende olan bende olmayan şeyi buldum yüzünde.benim sevgim eksikti bende. kendimide seni sevdiğim kadar sevebilseydim nasılda farklı olurdu herşey.. naslda bana ait olurdu o zaman...

26 Ocak 2009 Pazartesi

hayat

başlatmakmış...
başlamakmış...
devam etmekmiş..
devam ettirmekmiş...
bitmekmiş...
bitirmekmiş...
bitip bitip yeniden başlamakmış...
hayat sahi neymiş gerçekten...
acı da var tatlıda ne biçim bir çorba...
midemi bulandırıyor yaşamak acıda var tatlı da...
içimde bi yerlerde kalmışsın işte yolumu kaybetmişim bulamıyorum...

isanbula gelmiş...

yar istanbula gelmiş ne iyi etmiş de gelmiş hoş gelmişsefalar getirmiş... yar gelirken iyi etmiş...
yar giderken bir de beni bana bıraksa bu kez... yada yar artık hiç gitmese...

25 Ocak 2009 Pazar

Bitt(i)er Çikolata

Ben seni neden sevdim hiç merak ettin mi? yakışıklı olduğun için değil,bütün kızlar sana aşıkkenn sen bana aşık olduğun içinde değil.Ben seni bir hayatı paylaşmanın tadını damağımda bıraktığın için secdim. Bitter çikolata tadındı damağımda kalan.Hayatın acı olan yanını biraz tatlandırmıştın işte.Hayallerine birirni katmak ne değişikmiş, nasıl lezzetli bir tadı varmış. Ben en çok bitter çikolataları sevdim senden sonra....

24 Ocak 2009 Cumartesi

Neden Turuncu?

bu hikayede anlatılan sahıs ve kavram isimleri sahte olmakla birlikte hikaye kime ait asla öğrenilemeyecek bir sır.....

uzun yıllar önce (ama develerin tellal pirelerin berber oldukları kadar eskiye dayanan bir uzunluk değil.) ülkenin birinde (kralların veya prenslerin olduğu baloların düzenlendiği bir ülke değil.) yakışıklı bir delikanlı yaşarmış.(delikanlı hala yaşamakta ama artık o kadar genç değil.)
aynı ülkede bir de güzel genç kızın olması gerkir hikayenin ilerleyebilmesi için.Ama ben bu hikayede önce delikanlıyı (ki hala bir isim bulabilmiş değlim kendisine) daha sonra genç kızı (onun ismi papatya olsun ) anlatacağım. bu hikaye farklı evlerde farklı acıları çekerek büyüyen iki gencin aynı hayatı nasıl başarılı bir acıya dönüştürdüklerinin hikayesi...
Delikanlı ülkenin bol yağış alan çay ve fındık ile ünlü şehirlerinden birinde hasat zamnından sonra dünyaya gelmiş ve hayati boyuncada hep hasat zamanlarını kaçırmış.Çocukluğu çok asi geçmiş delikanlının tarlalarda "ben kızarmış yağ istiyorum"diye isyan çıkartmaya başlamış küçücük yaşında. o zamandan belliymiş karnının doymasıyla mutlu olanlardan olmadığı.okulu hiç sevmezmiş ama öğretmenleri onu hep sevmişler. çok fazla gitmemiş zaten ilkokulda bırakmış okulu. o her zaman en iyisini kendisinin bildiğini sananlardanmış. o küçücük yaşında bu tavrı bundanmış. fındıklara ve çaylara veda etmek zorunda kalmışlar birgün. ve kalabalıklarda kayblmuak kendilerinide yitirmek üzere ve henüz bunu bilmiyorlarken gelmişler hayal ettikleri ama asla ait olamadıkları bu şehre. şehir yorgun şehir huzursuz şehir isyankar karşılamış onları. baştan söylemiş koymuş kurallarını. eğer şehirden birşey bekliorsan veya taşını toprağını altın sanıyorsan senden seni alırım demiş bile. bugün şehri suçlayamayız o yüzden. şehrin hiç suçu yok bu hikayede.
delikanlı bol paça pantolonların meşhur olduğu dönemde geçirmiş gençliğinin en haşarı zamanlarını. bol paça pantolonlar gibi ruhuda bolmuş yürüdüğü her sokağın kirlerini içine doldurup geçermiş sokakların içinden. belkide sokaklar onun içinden.hiçbir yere sığdıramamış kendini hep boş bir yanı kalmış ruhunda. sonra nasıl olduysa bir ideolojiye ait hissetmiş birden kendini.hokus pokus demiş abra kadabra hadi devrim dol ruhuma. devrim doldurmuş ruhunu delikanlının.20 li yaşalrını takıldığı ama asla ait olamadığı bu ideolojinin peşinde koşarakken geçirmiş delikanlı. o dönemlerde ülkenin içinde bulunduğu siyasi dengesizliğin de etkisi yok değilmiş bunda.derken yani ri çağ başlamış hayatta ideolojiler unutulmalıymış zira aşk kapıyı çalmış.bizim papatyanın ise hiç işi yokmuş siyasetle. varoş bir mahallede başka bir dünyaları varmış. komşu sohbetleri hamur işleri danteller derken hayat devam edip gidiyomuş beyaz atlı prensini bekliyormuş oda yaşıtları gibi. çalıştığı konfeksiyonda kesişmiş yolları delikanlı ile. ilk görüşte aşk değilmiş onlarınki cinsel bir çekim belki belki de artık biri gelsede hayatımı değiştirse diye düşünürlerken karşılaşmışlar. aileler istememiş.birbirine bu kadar benzeyen ama bu kadar birbirine zıt bir çift olmuşlar. çiftleşme vakitleri geldiğinde kim takar dünyayı kaçmışlar. düşünmemişler bile . kızcağaz zaten düşünmeyi bilmiyormuşta bizim delikanlıya ne olmuş okuduklarına yaşadıklarıa evlilikte bir özenti miymiş onun için ideolojisi gibi. zaman göstermişki evet buda bir özentiymiş içinde. papatya ile delikanlı evlenmişler. delikanlı psikopat çıkmış daha evliliğin ilk yıllarında şiddet girmiş işin içine. oysa delikanlının ideolojisi gereği hümanist bir yanının olması gerekirmiş. perhiz ve lahana turşusu birbirne girmiş..hamile kalmış papatya delikanlı baba oluyomuş sonunda. e dünyaya geldiler madem herşeyi yaşamalarıda lazımmış inadına.bebek dünyaya gelmek istememiş sanki başına gelecekleri biliyormuşçasına direnmiş anne karnında yok demiş gelmiyorum zorla mı? zorla demişler sana sormadık ki biz. anne baba olmak istiyoruz e sende dünyaya gelceksin artık yapcak bişey yok. gelceğpine gelmişine pişman olmuş bebek. doğar doğmaz yemiş ilk şaplağını doktordan. o anda anlamış bebek bu son şaplak olmıcak tanımadığı birinden yediği...
iki ayrı dünyayı alıp 80 metrekare bir alana sıkıştırırsanız ne olur? bibok olmaz acıolur şiddet olur gözyaşı olur.öylede olmuş..
bebek annesinden ayrılmış daha bebekken. baba beğenmemiş babalık duygusunu belki oğlu olsa farlı olurdu diye düşünmüş.güç bela yine sığmaya çalışmışlar 80 metrekareye. derken aile genişlemeye başamış ikinci bebek yine kız üçüncü bebek yine kız. bizim çok okuyan delikanlı bir erkek doğurmayı beceremediğinden yakınmış papatyanın oysa elma ekip armut biçilmez bil,iyor muymuş çok okuyan delikanlı yoksa işine mi gelmiyomuş....yıllar yılları kovalamış. hikaye herkesin canını yakmaya başlamış. ölümler ayrılıklar ...yazan yazmaktan vazgeçmiş bu hikayenin anlatılacak bi yanı yokmuş.kimse erememiş muradına kimse çıkamamış kerevetine...

Beşpeşe - Elif Şafak part 3

Bir dakika inanılmaz çocuk, bir dakika sonra hayretlere gark ettirecek kadar olgun olankadınlardan;eşikte sıkışmış, cimlerin çarpmaya aday oldukları kadınlardan.Kızçocukluğu ile kadınlık arasında sıkışmışlık değil sadece, aynı anda hem varlık hem karşıtı olmaya muktedir,masum ve şeytan ve kırılgan ve kırıcı...kainatın hallerine özenmişçesine tekmil sıfatlara meyleden kadınlardan.....

Beşpeşe - Elif Şafak part2

İki büyük cemaat var bu dünyada: elindekilerle yetinmesini iyi kötü bilenler ve elindekilerle yetinemediklerini bilebilecek kadar iyi kötü kendini bilenler....

Ta baştan kabullenenler, kolay kolay kabullenmeyenlerin eninde sonunda pes edişini seyretmeyi sever......

Birlikte olduğumuz insanları iyi tanıdığımıza inanmayı yeğlediğimizden, hoşlanmayız kontrolümüz dışındaki süprizlerden...

Beşpeşe - Elif Şafak

Hırkanın rengi yavrağzı. Kir taşımaz bu renk. Çabuk kirlenir.Erimeye Mahkum dondurma rengi.Ebedi edilgenliğin ve katıksız masumiyetin rengi..................
Sınadığın yavruağzı mı kendin mi, onu bilmiyorsun henüz.Tek bildiğin rüyalardan rüyalara dehlizler var uzanan...................
Hep var olanlardan hareketle, var olanlara doğru yöneldin şimdiye değin.Bugünse yokluğun peşindesin.İçinde cılk yaralar açan boşluğun.Nasıl da acımasızsın kendine karşıbu sabah. Suçluyorsun kendini, hem de hüküm biçmekten korkmadan.....................
Açıkça değil,asla somut talepler aracılığıyla değil,kısık,kesik ama sürekli titreşimlerle onlara "korunmak istediğin" mesajını ilettin................son derece akıllı ve kendine hakim görünerek yaptın bunu. Böylesi daha başarılı..............
Işıltılı kabuğunda saklı kalan istiridye sendin.Kapını aralayack elleri bekledin.........
Serçe ümitleriyle,ekmek kırıntıları serpe serpe ilerledin aştığınaşamadığın yollara..............
Hem sana düşman hem de senden bir parça olan bu daimi hüzün dinsin diye, diner diye, bir ümit işte.....

yansıma...

Görgüsüzlüğün adını tanımlamışlar rahatlık diye. Edepsizliği özgürlük saymışlar.Bunlar ki gelecek nesiller bunlar kiyeni nesillerin tohumları. Anlatabilmenin ötesine geçmiş kokuşmuş yaşamları.seviyesizliklerinin adını ortam koymuşlar.kendi anlattıklarına tek kalemle gülmüşler aynı süper egonun sayısız süperleri.tabiri caiz değil dilimin, mürekkebim ağır gelir fikirlerine.Anlatırım anlarım bile belki bu sefil hayatları ama yaşamayı kabul etmem.Saygının ekilmediği hayatlarda hasat tam olsada ürün vitaminli olmaz eksik kalır yaşamlar yeni sayfalar zorlar insanı ve yeni hayatlara açılır bütün A4 kağıtlar..Aynaya bakmaya korkar oldum yüzümün yansıması başkası mıdır diye. Kendi yansımalarımda boğuldum kayboldum benliğimde.Ölüm başka Hayatlarda yeniden doğum yanılgısı yansımamın...

Ezgi Aktaş 16.05.08 20:51

aşk

Ey Aşk;
kapılarını açıp gösterdin bana yarimin gül yüzünü,
sağır ettin bütün seslere ondan gayri.
Ey Aşk;
başka koku bilmez burnum sevdiğimin ten kokusundan gayri.
peki bu yaşattığın sızı nedir ey aşk?
kalbimin yarısı çürümüş gibi ağarmakta,kalan yarısı coşkun bir nehir gibi yatağına sığmamakta.
Ey Aşk;
yaşattığın bu acı dolu coşkunun nedir adı?
Özlem mi,esaret mi,hasret mi?
Söyle ey aşk yarime kavuşacağım gün içimdeki ateş sönecek mi?
ne yiyeceğiz bu akşam
Allah ne verdiyse...
Peki Allah bize bu akşam ne verdi????

23 Kasım 2008 Pazar

diyorki...

Bir varmış..
Bir yokmuş...

5 Mayıs 2008 Pazartesi

Kronik Muhaliften... 1

ÇELİK ÇOMAK EKONOMİ…


Enflasyon rakamları açıklandı ve nedense hiç şaşırmadım…
Çünkü gündemi karıştırıp ülkenin ekonomik çöküşünü gizlemeye çalışan bir hükümet tarafından yıllardır güdülmeye pardon itilmeye aman dilim sürtçtü yönetilmeye çalışılıyoruz.
Kısaca rakamlardan bahsetmek istiyodum aslında..
Şimdi çelik çomak işte sana süper zamm benzin. Bakın hükümetimiz bizi ne kadar da çabuk Avrupa seviyesine getirdi bile.. aaa şimdi yiğidi öldür hakkını yeme lütfen . dünyanın en pahalı petrolünü kullanıyoruz. Avrupayı bile geçtik bununla gurur duymalıyız..
Hoop bitanede burdan geliyo ilaç fiyatları 1 yılda % 80 zamlandı. Aslında bizi düşündüklerinden böyle oluyor. Hiçbirimiz hastalanmayalım diye bizim sağlığımızı düşündüklerinden tamamen. Bu arada eczanelerin camlarında asılı siyah afişler gördüm diyor ki uyandık ! buna da şükür diyorum.
Hmm gelelim gıda fiyatlarına pirinç var ama halk panik oldu diye ithal ettik merak etmeyin dediler. İçimize su serptiniz sağolun. Bir de fiyatları bu kadar artmasaydı iyi olucaktı ama o kadar kusur kadı kızında da olur canım. Şimdi bide ben bunları neye dayanarak yazıyorum. Çok uğraşmaya gerek yok aslında evdeki alışverişlerimizden biliyorum hepsini. Ama illa belge gerkirse TUİK ten de enflasyon rakamlarını kalem kalem görebilirsiniz. İktisatçılar birbirlerine girdiler bu rakamlar yüzünden. Gerçek mi değil mi ? Emin misin son kararın mı? İstersen bir Hükümete danış açıklamadan. ATO başkanı da şöyle bir açıklama yapmış yer vermeden edemeyeceğim ;
Resmi enflasyon rakamlarının gerçeği yansıtmadığını savunan ATO Başkanı Sinan Aygün, "Halkımız resmen kandırılıyor. TÜİK bu hesabı nasıl yapıyor, biri bize anlatsın. Halk TÜİK'in rakamlarına inanmıyor çünkü gerçek enflasyonu biliyor. Vatandaşın kaşığındaki her lokmanın fiyatı korkunç arttı. Çocuk mu kandırıyorsunuz" dedi.Aygün, TÜİK'in TÜFE hesaplamasında baz aldığı enflasyon sepetinde de, halkın en çok tükettiği gıda, mal ve hizmetlerin fiyatlarında ortalama enflasyon rakamının üzerinde artışlar olduğunu, ancak sepette yer alan ve tüketimi sınırlı olan mal ve hizmet fiyatlarındaki gerilemenin ortalama enflasyonu düşürdüğünü belirterek şunları kaydetti: "Enflasyon tahmini yüzde 9,3 , gerçek enflasyon ise 49.3... Küsurat tuttu ama asıl rakam bilinemedi... TÜİK'in enflasyon sepetinde, hacca gidiş ücreti, araba kiralama ücreti, yurtiçi turlar, epilasyon aleti, bulaşık makinası, printer, viski, termosifon, film tab etme ücreti, fotoğraf makinası filmi, çamaşır makinası, kombi gibi mal ve hizmetler de bulunuyor. Türkiye'de kaç kişi araba kiralıyor, kaç kişi printer alıyor? Epilasyon aleti, çamaşır makinası, kombi kaç kez alınır? Bir aile yılda kaç kez film tab ettirir? Televizyonun fiyatının yüzde 10 ucuzlamasından bize ne? Hergün televizyon mu alıyoruz? Nüfusun yarısından fazlasının yoksulluk sınırının altında yaşadığı bir ülkede, bu sepetle enflasyon hesaplamak doğru değil."
Bir de açlık sınırıyla ilgili gelen açıklamalar da yok değil ; ANKARA - Türk-İş’ten yapılan yazılı açıklamaya göre, bir önceki ay 696 YTL 78 YKr olan 4 kişilik ailenin açlık sınırı, Nisan ayında 717 YTL 7 YKr’a yükseldi. Ankara’da yaşayan 4 kişilik ailenin gıda için yapması gereken asgari harcama tutarı, bir önceki aya göre yüzde 2.91 arttı.
Hmm açlık sınırı artmış meaşallah meaşallah. İşte görün ülke böyle güdülür amaan yönetilir. Ekonomiyle ilgili sözlerimi burda noktalarken tüm burjuva yöneticilere ya tamam bizler koyunuz anamızı alıp da gideriz ama sizler ne yapacaksınız böyle devam ederse enflasyon diye sormadan edemeyeceğim. Neyse çıkarsınız yaparsınız sizde vaktinde bu halkı salak yerine koyanlar gibi bir açıklama ekmek yemeyinde pasta yiyin ama o daha pahalı hiç yemeyin o zaman hayret bişi…
1 MAYIS….
1 Mayıs’ın ekonomiye maliyeti 1 milyon dolara yakınmış öyle açıklamalar yaptılar. Hmm işçinin bu kadar değerli olduğu bir başka ülke yoktur herhalde… acaba nasıl bir emir verilmişti de deli gibi cezalandırılmıştı o gün sadece yürümek isteyenler? Ama ayaklar başı yönetirse kıyamet kopar diyen bir başbakan bilmiyor mu ki o ayaklar olmadan tekerlekli sandalyeye mahkum kalıcak? O ayaklar olmadan bu ülke yürüyemez koşamaz bilmiyor mu? Adam cinayet işliyor , adam hırsızlık yapıyor , adam küçücük bebeğe tecavüz ediyorda işçi kadar adi olmuyor. Emekçi kadar suçlu olmuyor.
Victor Hugo ’nun Bir İdam Mahkumunun Son Günü isimli romanında Veysel Atayman’ın bir önsözü vardı ; Giyotin, tarihin en büyük devrimlerinden birinde haklı ile haksızı, güçlü ile güçsüzü birbirinden ayırt etme işlevini yüklenirken, kesin ve son sözü söyleyen ödünsüz merci olarak kellelerini sepetlere düşürdüğü binlerce insandan daha uzun ömürlü olmuştur. Giyotin, bir infaz aygıtı olmanın da çok ötesinde anlamı açık bir simge özelliğine bürünmüştür : Bir toplumun yaşatıcı olduğu kadar öldürücü de olabileceğinin simgesi..
Evet bir toplum yaşatıcı olduğu kadar öldürücü de olabiliyor, oldurulabiliyor, oldurulmak zorunda bırakılabiliyor. İnsanların canlarını hiçe sayma pahasına kendi koltuğunu koruma korkusu nasıl bir vicdan? Bunlar devrimci bunlar komünist bunlar emekçi bunlar eşitlik özgürlük adalet bekliyolar saldırın… nasıl bir savaş ki bu? Bir toplumun yaşatabilmesini istiyorum sadece ve insan gibi yaşatabilmesini…
Evdeki teyze anlamıyor rakamlardan evdeki teyze televizyonda ne gösteriyorlarsa o kadarını biliyor öyle güzel kandıryor burjuva medya evdekileri. Sokaktakileride gaz bombalarıyla zehirlemeye püskürtmeye çalışıyorlar farkında olanların farkındalıklarını yok etmeye çalışıyorlar. Böylece meydan onlara kalıyor istedikleri gibi dolduruyorlar alıyorlar çalıyorlar.. ama ayaklaa ihtiyaçları olduklarını unutuyorlar..
Bütün ayaklara huzur dolu bir hafta diliyorum..

2 Nisan 2008 Çarşamba

Kronik Muhaliften... 2

VİCDANIMIN BANA VERDİĞİ YETKİYE DAYANARAK…


Sıkışıp kaldım hayatın arasında… düşüncelerimle duygularım doğrularımla yanlışlarım kendi iç mahkememde birbirlerini yargılamaya başladılar.. Cezalar kesiyorum kendime. Bazı fikirlerime müebbet veriyorum bazılarına tutuksuz yargılama. Vicdanımın bana verdiği yetkiye dayanarak diye başlıyorum hükmü açıklamaya..
5 yıldır görmediğim bir arkadaşım ismini vermiyorum ama biliyorum bu haftada okuyacak beğenmediği hor gördüğü bu siteyi ve burada yazılanları…
Aradan 5 yıl geçtikten sonra sizin içinizde yeri olduğunu düşündüğünüz birine ilk ne dersiniz?
Bu arkadaşım! Kendin için bir şeyler yap ile girdi konuşmaya ve başladı içinde biriktirdiklerini bana kusmaya. O anlattıkça ben gülümsedim o anlattıkça ben öfkelendim ama en çok o anlattıkça ben onun için endişelendim ve üzüldüm..
Ne yapmalıyım dedim kendim için? Neye ihtiyacım var benim bilmediğim ve yıllar sonra senin beni uyarmana sebep olabilecek kadar önemli olan şey nedir? Düşüncelerini değiştirmelisin dedi bana..
Bu sıralar o kadar çok duyuyorum ki bunu etrafımdakilerden. Düşüncelerini değiştirmelisin hatta kimisine göre hiç düşünmemelisin. Ama seviniyorum bunları duyunca çünkü belli ki birilerinin canını sıkıyor benim düşüncelerim tam da istediğim gibi…
Düşüncelerimi değiştirmeliyim o arkadaşıma göre çünkü yanlış düşünüyorum hatta yanlış olan düşünmem. Bana ideolojiler yoktur sistemler vardır dedi ağar bir dille eleştirdi yazılarımı ve siteyi (ona göre ağar ve yargı dolu değildi),ve beni kim olduğunu bilmediğim insanların sistemlerinin bir dişlisi olmakla itham etti. Aslında daha yazmaya bile başlamamıştım.
Şimdi bana düşüncelerini değiştir, bu olaylardan uzak dur, bu memleketi biz kurtaramadık siz mi kurtaracaksınız diyenlere cevap veriyorum… Evet, bu memleketi biz kurtaracağız. Evet biz. Bir grup muhalif hem de kronik…
Madem memleketin kurtarılmaya ihtiyacı olduğu düşüncesine katılıyorsunuz ve bizim bu konudaki çabalarımızın da farkındasınız ve madem siz de bu konuda geçmişte bir şeyler yapmaya çabaladınız neden şimdi bizlere destek olmak yerine bizleri vazgeçirmeye çabalıyorsunuz? Yoksa o kadar mı uzaktasınız fikirlerinizden. O kadar mı ters düştünüz bir zamanlar inandıklarınızla? Yoksa bizi eleştirme sebebiniz biraz olsun vicdanınızın sızlaması mı? Yoksa bir zamanlar size ters gelenlerin şimdi en büyük pay sahibi oldunuz da sizinde rahatınız bozulur diye mi korkmaktasınz?
Vicdanımın bana verdiği yetkiye dayanarak arkadaşım! ben düşüncelerimi sonsuza dek serbest bırakıyorum. İster kabullen ister eleştir ister tehdit et ben düşünmeye ve yazmaya devam ediyorum. Silahla sopayla taşla bir şeyler yapılabilir mi, buna inanmıyorum. Tehditle bir kaçını öldürmeye bir kaçını hapse tıkmakla bu düşünceler bu vicdanlar bu hepimiz biriz düşüncesi susar sanıyorsanız yanılıyorsunuz.
Konuyu biraz dağıtmak suretiyle aklıma gelen bir çocukluk oyunundan bahsetmek istiyorum.
Biz dokuztaş diye bir oyun oynardık sokakta. Dokuztaşı özenle üst üste dizer daha sonra bir topla onları vurup devirirdik. 2 ayrı grup olarak oynardık oyunu. Sıra bir onlara gelirdi bir bize. Taşları deviren taraf dağılırdı ve taşları tekrar dizmeye çabalardı. Diğer grup onları vurmaya çalışırdı. Dokuztaş dizilince bağırırdık dokuztaş! Diye ve kazanmış olurduk.
Şimdi bunu ben nereye bağlayacağım?
Geçenlerde çocuklar sokakta oynuyorlardı. Bende hararetli bir tartışmadan eve dönüyordum. Bir an düşündüm işte memlekette oynanan oyun dedim. İki grup mu var diye sordum sonra kendime. İki grup varmış gibi mi gözüküyor yoksa? Birileri özenle dizmeye çabalıyor kendi yasalarını doğrularını kanunlarını tasarılarını birileri yıkıp aynılarını yeniden dizmeye çabalıyor. Yani hamur değişmiyor taş yine taş sadece dizenler isim değiştiriyor. Ve her seferinde taşlar biraz daha eskiyor biraz daha yıpranıyor. Parti isimleri değişiyor suratlar değişiyor kişiler kimlikler değişiyor ama oyun değişmiyor. Biri sağ taraftan dizmeye çabalıyor taşları diğeri sol taraftan bazen ortadan dizmeye çabalayanlar bile oluyor. Ama taş hiç değişmiyor. Eğri olmuş doğru olmuş o da mühim değil önemli olan dizmek önemli olan kazanmak önemli olan bağırmak dokuztaş diye..
Vicdanımın bana verdiği yetkiye dayanarak; taşları yenilemeye ve oyuncuları değil yanlışları düzeltmeye, bunu yaparken karşıma çıkacak tehditlere ve yıpratıcı tavırlara aldırmamaya, gücümü daha çok okuyup daha iyi araştırıp öğrenmekten almaya karar veriyorum.
Gelecek hafta sizlere çelik çomak ekonomi oyununu veya önüm arkam sağım solum IMF aldatmacasını veya kör ebe kör doktor kör öğretmen kör öğrenci kör halkım oyununu anlatmaya çalışacağım.
Bu arada eski arkadaşım gibi yalnızca kendi düşüncesinin ve tek bir doğrunun olduğuna inanlara da bana sadece sorunla değil sorunla beraber çözüm ile gelin diyorum. Farlı yorumlara farklı düşüncelere ihtiyacımız var ancak bunlar kulaktan dolma ve birilerini karalamak adına olmazsa işe yarayabilirler. Niyetiniz birilerini karalamak senin düşüncen yanlış, yanlış taraftasın demek mi yoksa mevcut yanlışları düzeltmeye çabalayıp dünyayı herkesin yaşayabileceği bir yer haline çevirmek mi?
Niyetiniz kendi egonuzu tatmin etmek mi? Yani ben yanlış düşünüyorum dediğimde çözülecek mi açlık sorunu veya işsizliğe çözüm olabilecek mi artık düşünmemem? Yahut bana bu işleri bırak diyenler (bu arada hangi işleri?) ben bıraktığımda sizin davanız çözülmüş olabilecek mi beni sustursanız yeterli olabilecek mi? Ben denizde bir damlayım sadece. Ama doğru denizde olduğumu ve doğru yöne aktığımı biliyorum buna inanıyorum ve inandığım müddetçe de bu uğurda bir şeyler yapmaya devam edeceğim. Bu kimi zaman meydanlarda yürümek olacak kimi zaman yazı yazmak kimi zaman içerde kimi zaman dışarıda ama vazgeçmeyeceğim.
Güneşli günler göreceğiz inanıyorum. Yağmur da yağsa berekettir diyorum ve yolumda yürümeye devam ediyorum…
Herkesin emeğine sağlık…

24 Mart 2008 Pazartesi

Kronik Muhaliften... 3

NENNİ….


Güvercinler…
Benim çocukluğum güvercinlerle beraber geçti… evimizin bahçesi hayvan bakmaya çok müsait.dayımın en büyük hobisi güvercinleri.. çeşit çeşit isimleri var güvercinlerinin.. kimi takla atıyor kimi püsküllü kiminin rengi gösteriyor güzelliğini.. ben en çok bembeyaz ve süslü olanları severdim..bileğine rengarenk boncuklar takar dayım süsler onları….
Ama bu güvercinler değil anlatacaklarım…
Anlatacağım güvercinler av olmuşlar ülkenin birinde..sanırım en başa gitmem gerek önce..
Bak şimdi yavrum Hu Hu Hu Hu… eeee eeee eeee eeee. Uyusunda büyüsün memleketim…
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde ülkenin birinde zalim kötü kalpli cadılar büyücüler hainler yaşarmış.bu zalimler en büyük büyücünün emrindelermiş.aslında onlarda neye niçin inandıklarını kimi niçin katlettiklerini bilmiyorlarmış..onların tek amacı verilen görevi yerine getirmekmiş.
Bu zaman öyle bir zamanmış ki üniversite öğrencileri evlerinde Mevlana’nın biblosunu bulundururlarmış.ama bir gün kulaktan dolma birinden duymuşlar ki Mevlana Türk değil biblonun arkasını çevirip ters döndürmüşler ceza vermişler Mevlanaya…. ( bu olay birebir gözlerim tarafından hayretle görülmüştür…yer Ankara yazımı okuyan arkadaşlar bu vahim olayı hatırlayıp yine aynı tepkiyi verecekler: ya bu kadar da zavallı olunmaz ki ama.. )
Velhasıl kelam; aynı ülkede insanlara inanan her insanın içinde iyi bir şeyler olduğuna inanan birileri de yaşarmış.. bu insanları niyetleri uzak uzak ülkelerde deniz aşırı yerlerdeki insanlara da faydalı olabilmek herkese refah sağlayacak bir düzen için yardımcı olmakmış…inanmışlar bağlanmışlar fikirlerine sahip çıkmışlar..
Ama büyük büyücünün işine gelmiyormuş bu insanlar..
Bu yüzden de arada bir aralarından birkaçını asıp birkaçını bombalatıp bir kaçını da vurduruyorlarmış…
İbreti âlem olsun misali bunlara özenenlere…
Hu memleketim hu hu hu…
Eee eee ee ee..
Bir gün bir adam düşüncelerini yazmak istemiş…. Anlatmış kendince doğruları.. o da katılmış düşünüyorum öyleyse varım felsefesine..
Ama düşünmenin ve düşündürmenin suç olduğu bir memleketmiş orası… düşünüyorsun o halde yoksun demişler bu adama…
Halbuki o inanmış güvercinlere..
Hani güvercinler barıştır. Güvercinleri seviyorsan insanları da seversin.. öyle olmamış..
Av ile avcını kendini şaşırdığı bir memleketmiş burası av eti yenmediği halde avmış.. avcı niye ava çıktığını bilmediği halde avcıymış..
Kardeşi kardeşe vurdurup av partileri düzenlenirmiş e arada kaza kurşununa gidenlerde olurmuş vatan saolsun…
Şimdi sormak istiyorum avlara ve avcılara:
Hangi damarlarda gezen hangi kan bir insana bir diğerini katletme öldürme hakkını verebilir…
Hangi kalpten pompalanan kan hangi asillikle bir başkasının yaşama hakkını elinden alabilir bir başka kalbi durdurabilir?
Nasıl bir savaştır ki bu kimsenin ruhu duymaz kılı kıpırdamaz...
Eee eee e eee Hu Hu Hu Hu… Uyusun büyüsün memleketim…
Konuyu çok dağıttım anlatmak istediklerimi ne kadar ifade edebildim bilmiyorum… İçim öyle öfke dolu ki… öğrendim güvercinleri vuruyorlar bu ülkede..
Dayımın her sabah özenle baktığı gibi bakmıyorlar onlara.. süslemiyorlar havalandırmıyorlar…ya düzene uy yada uyu diyorlar….ve sen uyuyamıyorsan onlar bir yolunu buluyorlar…
Bir ninni ile son vermek istiyorum yazıma.. doğmamış çocuklarıma yazdım belki de kayıplarıma…..

NENNİ DÜŞÜNCELERİM
GÜVERCİNLERİ VURUYORLAR DIŞARDA
SEN YUM GÖZLERİNİ
SEN UYANIRSAN İŞİ ZOR FAŞİSTLERİN…
UYU ASİ FİKİRLERİM
BUNLAR VURMAKLA YETİNMEZLER O BEYAZ SAF GÜVERCİNLERİ
KİMSEYE ZARARI OLMAYAN MASUMLARI
PİŞİRİR BİR DE YERLER ÜSTÜNE
BELKİ O KADAR BİLE UĞRAŞMAZLAR BU CANİLER…
İLK AVIYMIŞ GİBİ AVCININ
FOTOĞRAF ÇEKTİRİRLER ALBÜM ALBÜM…
SEN UYU DEMOKRASİ ÇİÇEĞİM
UYANIRSAN ŞAŞIRIRSIN
DÜŞÜNMEK NASIL BİR SUÇ DİYE....
ÖZGÜRLÜĞÜM YUM GÖZLERİNİ
NENNİ..
BAK RÜYALARDA YASAK DEĞİL YAŞAMAK.
HADİ KAPAT USULCA BARIŞ BAKAN GÖZLERİNİ
EŞİTLİK ADALET MASALLARI ANLATACAĞIM SANA
NENNİ…

19 Mart 2008 Çarşamba

Kronik Muhaliften... 4

AAAA BAK !!!!


HANİ SEN BENİ MAĞAZAYA GÖTÜRÜP KIYAFETİNİ KENDİN SEÇ DEMİŞTİN YA BABA SEN GİDELİ BEN ARTIK KIYAFETİMİ SEÇEMİYORUM. ÇOK KISA GİYİNCE ETEĞİMİ KIZGIN ATEŞLERDEN BAHSEDİYOR KARŞIDAKİ SAKALLI AMCA. AMA ALT KATTAKİ MAKYAJLI TEYZE DE BAŞIMA ÖRTÜ TAKINCA KARA ZİHNİYETLE SUÇLUYOR BENİ.PEKİ BABA HANGİSİNE GÖRE DAVRANMALIYIM? DÜŞÜNÜYORUM BABA BULAMIYORUM KAYBETTİĞİM FİKİRLERİMİ. HALBUKİ HER GECE YATMADAN ÖNCE DÜNYADA BARIŞ, KARDEŞLİK, BİRLİK, BERABERLİK, ÖZGÜRLÜK, ADALET, TÜRKÜLERİYLE UYUTURDUN SEN BENİ. ŞİMDİ TANIMADIĞIM ANLAMADIĞIM ŞARKILAR VAR RADYOLARDA. HANİ SEN BANA SİMİTİMİ PAYLAŞMADIM DİYE KIZMIŞTIN YA BABA DÜNYADA ARTIK İŞLER BÖYLE DEVAM EDİYOR KİMSE PAYLAŞMIYOR KİMSEYLE GÜNAHINI BİLE. TELEVİZYONLARDA HİÇ ANLATMIYORLAR EKONOMİ NE DURUMDA GELECEKTE NE OLUCAK KUTUP AYILARINA.BEN HER BAKTIĞIMDA AYNI YÜZLERİ GÖRÜYORUM EKRANDA KÜSMÜŞLER BARIŞMIŞLAR BİR TÜRLÜ GEÇİNEMİYORLAR. KIZIYORUM BABA, SEN BANA İNSANIN ÖZELİ OLMALI DEMİŞTİN BU YÜZDEN KIZIYORUM ONLARA.
HANİ BABA SEN ANLATMIŞTIN BANA DİN İNSANA ÖZGÜDÜR DEMİŞTİN HESAP YARATANLA YARATILAN ARASINDADIR. ŞİMDİ BABA BIRAKMIYORLAR HİÇBİR MESELEYİ AHİRETE TUTTURMUŞLAR GÜNAH DİYE ÜLKEYİ BÖLE YÖNETMEYE ÇALIŞIYOLAR.AMA BABA MADEM BİZ HER SORUNU BURDA ÇÖZEBİLECEĞİZ O ZAMAN NEDEN AHİRET VAR? BENİM SEVABIMI PAYLAŞMAYA ÇALIŞANLAR GÜNAHLARIMA DA ORTAK OLABİLECEKLER Mİ?
BABA SEN BANA ERDEMDEN AHLAKTAN BAHSETMİŞTİN.İNSAN BİR KABAHAT İŞLEDİĞİNDE YÜZÜ KIZARMALI DEMİŞTİN. AMA BABA ÜLKEYİ PARÇA PARÇA SATANLARIN YOLSUZLUK YAPANLARIN YÜZLERİ HİÇ KIZARMIYOR.BUNU BİZE ANLATTIKLARINDA AFERİN DİYOR BAZI BÜYÜKLER ONLARA BU YANLIŞ DEĞİL MİDİR BABA? DÜNYA HİÇ DE SENİN ANLATTIĞIN GİBİ BİR YER DEĞİLMİŞ BABA. ANNEMDE BU ARALAR HİÇ İYİ BESLENEMİYOR.GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ TARIM ÜRÜNLERİ KULLANIYORLARMIŞ ÜLKEMİZDE BUNUN BANA NE KADAR ZARAR VERDİĞİNİ ANNEME SÖYLEMEDİN Mİ?
BİRDE BABA ABLAM BİR SINAVDAN BAHSETMİŞTİ ÇOK ÖNEMLİYMİŞ ONUN İÇİN ÇOK ÇALIŞIYORMUŞ BU YÜZDEN AMA SEÇTİĞİ BÖLÜMDEN MEZUN OLDUĞUNDA İŞ BULAMAMAKTAN KORKUYORMUŞ. BU NASIL OLUYOR BABA? ABLAM BEN KOLEJDE OKUMADIM BU YÜZDEN ŞANSIM DAHA AZ DİYOR EĞİTİM BİLE BU KADAR EŞİTSİZKEN BEN HANGİ MASALLARI ANLATACAĞIM ÇOCUKLARIMA BÜYÜYÜNCE?NASIL DİYECEĞİM ONLARA DÜNYA BÖYLE Bİ YER AFFEDİN BENİ SİZİ DÜNYAYA GETİRDİM DİYE?
İSTEMİYORUM BABA. HERKES BİRİ GELSE KURTARSA BU MEMLEKETİ DİYOR AMA KİMSE ELİNİ TAŞIN ALTINA SOKMUYOR KİMSE KENDİNDEN FEDAKARLIK ETMİYOR BU NASIL DÜŞÜNCE BABA?
HERALDE DÜNYAYA GELMEDEN ÖNCE DÜNYAYI GÖRME ŞANSIMIZ OLSA İNANAMAZDIK SIĞINIRDIK ANNEMİZİN GÖBEĞİNE DOĞMAK İSTEMEZDİK.BİLSEK EMDİĞİMİZ SÜTLERİ BURNUMUZDAN GETİRECEKLERİNİ BÖYLE KANA KANA EMMEZDİK.BİLSEYDİK İLK ADIMIN ARDINDAN ÇELME TAKMAK İÇİN DÜŞÜRÜP TEKME ATMAK İÇİN ETRAFIMIZI SARDIKLARINI O İLK ADIMI HİÇ ATMAZDIK.AMA BELKİDE TAM TERSİNİ YAPMAK İÇİN GELDİK DÜNYAYA.KORKUP ANNELERİNE SIĞINANLARI DAHİ KORUMAK İÇİN. BÜTÜN DÜNYAYA İYİ BİŞEYLER KATABİLMEK İÇİN. DÜNYA DÖNGÜSÜNÜ TAMAMLAMAK İÇİN.BELKİDE İLK ADIMI ATIP BAŞKALARININ ELİNDEN TUTABİLMEK İÇİN GELDİK. KİMBİLİR.
ASLINDA BU HAFTA ANLATMAK İSTEDİĞİM BU DEĞİLDİ.ÜNİVERSİTEDE YAŞADIKLARIMDAN BAHSETMEK İSTİYORDUM.BUNDAN 2 HAFTA ÖNCESİNDE (BELKİ DAHA ÖNCE BELKİDE HEP BÖYLEYDİ) KENDİLERİNE GARİP BİR GÖREV ÜSTLENMİŞ FAŞİST DESEN DEĞİL İSLAMCI GÖRÜNÜŞLÜ AMA ALAKASI YOK TİPLER ( BU BİRAZ DOĞAN GÖRÜNÜMLÜ ŞAHİN MİSALİ) ÜNİVERSİTEDEKİ SAÇI UZUN KÜPELİ ARKADAŞLARIMIZA TEK BULDUKLARI YERDE SALDIRMAYA BAŞLAMIŞLAR. ASLINDA BU OLAY ÇOK ESKİLERE GİDİYOR.TAA İNSANLARIN HENÜZ KÜRT OLDUKLARI İÇİN YURTTAN ATILMADIKLARI ZAMANA VARIYOR UCU. SEN MİSİN EFENDİM KÜRTLERLE ARKADAŞLIK YAPAN. SEN MİSİN BU DÜZENE UYMAYAN BAŞKALDIRAN VURUN KELLESÜNÜ….AMA BU BİR ÖRNEK GİYİNMİŞ AYNI KALIPTAN ÇIKMIŞ ARKADAŞLARIN HESABA KATMADIĞI BİR OLAY OLDU BU BELİRTTİĞİM BELKİDE BELİRTEMEDİĞİM TARİHTE. TAK ETTİ ARTIK BİRİLERİNE YAŞAMA HAKKININ DAHA FAZLA ELLERİNDEN ALINMASI. ETRAFTAKİLERE YAPILAN BU HAKSIZLIKLARA KARŞI YETER DEDİLER TOPTAN. AMA HEM HAKLI HEMDE İÇERDE OLAN YİNE BİZİM KARDEŞLERİMİZ OLDU. EE TABİ SÜRÜ PSİKOLJİSİNİ UNUTMAMAK LAZIMDI.GARİP Bİ KURUM ÜNİVERSİTE. İNSANA HAYAT DERSİ VERİYOR DERLERDİ DE İNANMAZDIM.EN YAKIN ARKADAŞIM KÜRT OLDUĞU İÇİN YURTTAN ATILDI TEHDİT EDİLDİ. İNSANLAR BİZE AA BAK BUNUN ARKADAŞI KÜRT DİYE BAKIYORLAR ELLERİYLE İŞARET EDİYORLAR BİRBİRLERİNE BELKİDE SANKİ AYIP BİRŞEYMİŞ GİBİ.YA BU BİŞEYCİ (SAĞCI,ÜLKÜCÜ,İSLAMCI) OLDUĞUNU DÜŞÜNEN TİPLER ARKALARINDA NASIL BİR DESTEK VARSA İSTEDİKLERİ YERDE OTLAYIP İSTEDİKLERİ YERE SERİYORLAR POSTU. HİÇ DİKKATE ALMIYORUZ ONLARI BU YÜZDEN ZATEN ÖFKELERİ.BİRBİRİMİZLE MUHABBET EDERKEN ARTIK PARANOYA YAPTIK TAKİP EDİLİYORUZ BURDA KONUŞMAYALIM.BİZ TEDBİRİMİZİ ALALIM ÇÜNKÜ BİLİYORUZ GÜVERCİNLERİ VURUYORLAR BU ÜLKEDE. BİR DAHAKİ YAZIMDA SİZE GÜVERCİNLERİN HİKAYESİNİ ANLATACAĞIM..
KİMSE TARAFINDAN İŞARET EDİLMEMENİZ KİMSEYİ İŞARETLEMEMENİZ DİLEĞİMLE….

6 Mart 2008 Perşembe

Kronik Muhaliften... 5

DÜŞÜNME

Düşünmenin düşündürmenin şuç olduğu bir dünyada yine de düşünmek ve belki biraz düşündürmek üzere yazdım bu yazıyı. Korkmadan söyleyebilmek için yazdım düşüncelerimi.
Üniversitede ilk sosyoloji dersinde hoca birey nedir diye sormuştu. Kimseden cevap yok. Aslında bildiğimiz birşeydi birey hepimiz bireydik nihayetinde yada belkide birey olduğumuza inanmış inandırılmış inandırmıştık. Birkaç kişi cevap verdik basmakalıp kelimelerle bize öğertilenlerle. Sonra hoca hiçbiriniz birey değilsiniz diye bağardı bize hiçbiriniz yeni bir şey farlı bir şey en önemlisi hiçbiriniz bu konuda kendi düşüncenizi ifade etmediniz. Bu da bir düşünceydi işte yargısının doğruluğunu tartışmadık ama o gün bir çoğumuz birey olmaya karar verdik.
Şimdi ben kendi düşüncelerimi yanlış bile olsalar ifade etmenin verdiği huzuru yaşıyorum. Çünkü insanın haksızlığa karşı sesini çıkarmayışının içinde ne derin yaralar açtığını öğrendim. Çünkü insan bile bile sustuğunda giderek insan olmaktan çıkmaya başlıyor. Huzursuz gece uykuları stresli bir ruh hali.
Babam 80 leri dolu dolu yaşamış biri. Ondan o günleri dinlediğimde hep üzülmüşümdür bugünki halime. Soruyorum kendime ben ve benim gibi gençler dünyanın o günden çok daha kötü olduğunu göremeyecek kadar kör müyüz? Yada bizler nasıl olur da kendimizle ilgili yaşamımızı nasıl devam ettireceğimizi yönlendiren olaylar hakkında bu kadar kayıtsız kalabiliyoruz? Neden o gün babamların inandığı gibi bir ideolojiye inanamıyoruz yada inanıp bu ideoloji uğruna kılımızı bile kıpırdatmıyoruz? Korkuyor muyuz? Önümüzde asılan düşünceler kurşuna dizilen fikirler var diye mi susmaktayız? Kendimizi mi koruyoruz yoksa fikirlerimizi mi? Hangisi daha erdemli ?
‘En sonunda, insanın ayrılmaz parçası olan her şeyin alış veriş ve pazarlık konusu olduğu zaman gelip çattı. Bu, o zamana kadar el değiştiren fakat ticaret konusu olmayan, erdem, duygu, kanaat, bilgi ve bilinç gibi şeylerin de ticaret konusu olduğu bir zamandır. Tek kelimeyle her şey ticaret konusu oldu. Bu genel kokuşma ve evrensel ölçekli alış - veriş dönemidir. Eğer ekonomik terimlerle ifade etmek gerekirse, bu, maddi olsun manevi olsun, her şeyin gerçek değerinin saptanması için pazara getirildiği bir zamandır."(Karl Marx Felsefenin Sefaleti) ’
Marx ’ın dile getirdiği öngördüğü bugünü ifade etme biçimi bazıları için ağar gelse de gerçek bu. Bizlere kapital ve küreselleşmiş bu dünyada bugün hayatta kalbilmek uğruna yarınları hiçe sayarak sadece tüketerek yaşıyoruz. İnsan bencilliğini kanıtlarcasına yarınlara hiçbirşey bırakmayarak. En kötüsü de bundan hiç gocunmayarak. Çünkü hep bir mazeretimiz var hayata karşı. Öyle öğrendik ya bir kere tamam sorgulamaya gerek yok. Evet doğru geçim derdi var insanların. Çünkü geçmişte de bugünü düşünmeyen sadece kendi geçim derdiyle uğraşan insanlar yarınları düşünenlere destek olmak yerine aman karışıklığa gerek yok dediler. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın düşüncesiyle hareket eden bir zihniyet bugün bizlerin körelmiş köreltilmiş zihinlerimizin, korkularımızın, pes edişlerimizin, kırık inançlarımızın en az bizim kadar suçlusudur. Ve bizlerde bugün korkarak saklanarak düşünmeyerek yarınların suçlusuyuz.

Elinizi taşın altına sokmaktan korkmamanız dileğimle…