6 Ekim 2009 Salı
boşluk
yazmaya gerek yok aslında sadece içimde açtığın kocaman bir boşluk... anlatacağım, yazacağım sana, uzun zaman sonra yine kavuşturacağım seni yazılarımla. sen en çok yazılarımı severdi, senin gözlerinden dünyayı görmek istiyorum demiştin ya, gözlerimi hediye olarak göndereceğim sana...
imf
imf açıyorum : incir muz fındık... üzerine düşünelim incir yasak meyve zaten buradan anladınız olayı. muz kıçımıza girecekleri hatırlatmak amacıyla dahildir olaya fındıkta bütün bu zorlu süreç için enerji verir kalbe iyi gelir ayriyetten aganigi naganigi... kısacası sizler sevkü sefa içrisinde muz ile fındık ile takıladurun biz sizin kıçınızdaki dona kadar alacağımız için incire sahip çıkın oranızı buranızı örtersinizin açılımı....
30 Eylül 2009 Çarşamba
Ruhumla Karındaş - İ - E
yazmış bana ruhumla karındaş olan: o merak etti, çünkü "sen" diye birinin varolduğunu öğrendi..
irkildim. ben diye biri mi vardı diye. Yazdım: benliğini kaybetmiş birini merak etmek niye. sen diye bahsedilen yokuluşlarda kendi bataklığında en derine inmeye çabalasada çırpınışları boşuna oysa bu bataklıkta gelmişti dünyaya aynı pislik ölümüne izin vermezken o yine ölümün peşinde azrailde gıcık merak edilene almaya gelmiyor bir türlü. ölüm bu kez teğet geçmese de gelip alsaya beni.
aradan zamanlar geçmiş ya mekanlar aynı kalmış içimde.
o yine yazmış:karnındaki düşten aralanan gözkapağı.. bembeyaz karın uzandığı kızıl ufuk.. "düş"ünmemek mümkünmüdür düşle düşünmeyi düşükte buluşturan dilin bizi bıraktığı ıssızda! hiçin, anlamsızlığın huzura çıkması? bembeyaz karın uzandığı kızıl ufuk..kimsenin bilmediği bir pencereden..aralanan gözkapağı....
ben yazamamıştım bu kez ona. içinde huzur geçen şeylere ne olursa olsunlar yazmak gelmiyor içimden. içim ve huzur birbirine zıttaş...
ve birgün yine bir yazı geliyor :kendiyle kendinin izinde buluşuyor, bir yere varıp varmayacağını umursamayarak, yapacağı daha iyi bir şeyin olmadığının farkında.. kokluyor, topluyor, sonra çok düşünüyor, bazen de "belki"liyor unutup aslolanı.. böyle olmayacağını biliyor..nasıl olacağını bilmiyor.."işimiz aramak değil mi"hayır değil.üzerinde oyun oynamak.üzerimize oyunlar kurmak.hepsi bu!kendiyle oynamayı seven birine,çok gizli, dokunup kaçılmış bir şeymiş gibi..tehlikeli oyunlarve farkına varılmış kadar, ciddi!bu labirentte ebe!..
bu kez cevapta gecikmiyorum:içine atıldığımız kısmını unutarak veya buna aldırmayarak sonra hiç bişeymiş hiç olmamış hiç yaşanmamış sayarak sebebini içten içe bilerekama bilmiyormuş gibi yaparak labirentin içinde koşturmaca!hep aynı yoldan gidersen bir kere çıktın mı hep çıkabilirsin. mücadelen labirentle mi diye sorarsan labirenteki o kendini önemser bir çikolatalı kek misali mozaikebe vazgeçerse oyunan yeni ebe kim olacak ?
son denemezdi yazıda asla :belki susuz kalmışlardı, yoktu baharları ki tohumlarında çürümüştüler:)
ve son olmamıştı :ve belki suları fazla gelmişti , kıştı mevsimleri anlamadılar yeşermeyi reddettiler.. ve henüz bilmiyorlardı ağaç olmayı...olmadılar...düştü ağaçlar elmalardan teker teker..
daha anlatılabilse ya bir araya gelince çok daha var konuşmaya hevessiz yazmaya hevesli ruhu özgür ruhu farklı ruhu yalnızca karındaş iki yitik...
irkildim. ben diye biri mi vardı diye. Yazdım: benliğini kaybetmiş birini merak etmek niye. sen diye bahsedilen yokuluşlarda kendi bataklığında en derine inmeye çabalasada çırpınışları boşuna oysa bu bataklıkta gelmişti dünyaya aynı pislik ölümüne izin vermezken o yine ölümün peşinde azrailde gıcık merak edilene almaya gelmiyor bir türlü. ölüm bu kez teğet geçmese de gelip alsaya beni.
aradan zamanlar geçmiş ya mekanlar aynı kalmış içimde.
o yine yazmış:karnındaki düşten aralanan gözkapağı.. bembeyaz karın uzandığı kızıl ufuk.. "düş"ünmemek mümkünmüdür düşle düşünmeyi düşükte buluşturan dilin bizi bıraktığı ıssızda! hiçin, anlamsızlığın huzura çıkması? bembeyaz karın uzandığı kızıl ufuk..kimsenin bilmediği bir pencereden..aralanan gözkapağı....
ben yazamamıştım bu kez ona. içinde huzur geçen şeylere ne olursa olsunlar yazmak gelmiyor içimden. içim ve huzur birbirine zıttaş...
ve birgün yine bir yazı geliyor :kendiyle kendinin izinde buluşuyor, bir yere varıp varmayacağını umursamayarak, yapacağı daha iyi bir şeyin olmadığının farkında.. kokluyor, topluyor, sonra çok düşünüyor, bazen de "belki"liyor unutup aslolanı.. böyle olmayacağını biliyor..nasıl olacağını bilmiyor.."işimiz aramak değil mi"hayır değil.üzerinde oyun oynamak.üzerimize oyunlar kurmak.hepsi bu!kendiyle oynamayı seven birine,çok gizli, dokunup kaçılmış bir şeymiş gibi..tehlikeli oyunlarve farkına varılmış kadar, ciddi!bu labirentte ebe!..
bu kez cevapta gecikmiyorum:içine atıldığımız kısmını unutarak veya buna aldırmayarak sonra hiç bişeymiş hiç olmamış hiç yaşanmamış sayarak sebebini içten içe bilerekama bilmiyormuş gibi yaparak labirentin içinde koşturmaca!hep aynı yoldan gidersen bir kere çıktın mı hep çıkabilirsin. mücadelen labirentle mi diye sorarsan labirenteki o kendini önemser bir çikolatalı kek misali mozaikebe vazgeçerse oyunan yeni ebe kim olacak ?
son denemezdi yazıda asla :belki susuz kalmışlardı, yoktu baharları ki tohumlarında çürümüştüler:)
ve son olmamıştı :ve belki suları fazla gelmişti , kıştı mevsimleri anlamadılar yeşermeyi reddettiler.. ve henüz bilmiyorlardı ağaç olmayı...olmadılar...düştü ağaçlar elmalardan teker teker..
daha anlatılabilse ya bir araya gelince çok daha var konuşmaya hevessiz yazmaya hevesli ruhu özgür ruhu farklı ruhu yalnızca karındaş iki yitik...
Bir-i-ktim
Yazmalıyım, kalemlerim bitmeli, kağıtlarım bitmeli ben yine de yazmalıyım, sonsuza dek anlatmalıyım. biri konuşturmalı beni yada susturmalı ama ben yazmaya devam etmeliyim. Ada vapurunda yandan çarklı bir kahve içip yazmak istiyorum. Haftasonu adalara gitmeli ve kilisede saatlerce yazmalıyım. devamı dönünce...
Yollar Ne Güzeldir Şimdi
Mezun olmanın en kötü yanı buydu işte. Yollara veda etmek zorunda kalmak. Düzene dahil olmak en acıtan yanıydı hayata karışmanın. Para kazanmalı insan sonra harcamalı o parayı. Gözkapağımda öksüz çocuklar büyütüyorum hasretini çektiğim. Gözümü kırpsam düşeekler diye uyumuyorum. Birinin adı Berfin diğerinin adı Havin. Sessi gecelerde sessiz masallar anlatıyorum onlara. Özgürlük türküleriyle büyütüyorum ve büyüdükçe büyüyorlar gözlerimde.Onlar da bu çarka dahil olmasınlar diy yummuyorum gözlerimi, düşmesinler diye kırpmıyorum. Ben ölünce bırakın açık kalsın gözlerim Berfin için Havin için bundan fazlasını yapamadı yazın mezar taşıma, sadece uzaktan bakıp yazabildi diyin, onları gözlerinde büyüttü...
Afrika
Afrikada bir çocuk henüz ölmek üzereyken ve aslında çoktn ölmüşken, henüz tanımışken Tanrıyı ve aslında hiç tanımamışken, son derece insancıl bir arzuyla ve aslında hiç insan gibi yaşayamamışken, başını gökyüzüne kaldırıp haykırdı: Tanrı olmak kolay iş, çok kolay hemde.... Zor olan afrikada bir çocuk olmak, buna gücün yeter mi???
28 Ağustos 2009 Cuma
Mektup 1
Elimi öyle bir tutmalısın ki bastığım toprak benden aldığı enerjiyi yaymalı tüm dünyaya. Benim senin sevginle canlanan bitki örtüm hayat vermeli doğaya.
Bu ilişkinin içinde özgürlüğü yaşamalıyı biz. Ruhlarımız özgürce dolaşmalı aşk bahçemizin uçsuz bucaksız dünyasında, sonsuzluğu yaşamalıyız, sevgiyi içmeliyiz kana kana.
Bir o kadar da derinden bağlanmalı ruhlarımız.Bir olmanın tadını çıkarmalıyız tekil bireyselliğimizde. Ellerimiz bir olmalı, gözlerimiz bir olmalı, bedenlerimiz bir olmalı. İçimizde kanayan, acıyan yanları öpücükler ile iyileştirmeliyiz. Dudaklarımızın gezdiği hücreler yenilenmeli, bütün olmanın, bu iyileşmenin tadını çıkarmalıyız.
Biraz sabretmelisin ki çok beceriklisin bu konuda. İçimdeki henüz gezmediğin, henüz tanışmadığın dünyayı görmek için biraz sabretmelisin. Sonra sana dünyanın kaç bucak, kaç canlı, kaç akıl almaz oyun olduğunu göstermeliyim. Ve seninle farkına varmalıyım her birinin.
Kendini koşulsuz brakmalısın bana. Elini tutup çektiğimde o an gitmek istediğimiz yere gitmeliyiz.Yaşamalıyız, yaşamı hissetmeliyiz. Güneşin doğuşunu, ayın kayboluşunu izlemeliyiz. Bir günün 24 saatten ibaret olmdğını kanıtlamalıyız.
Fotoğraf çekmeye gitmeliyiz örneğin arka mahallelere. Çocukların gözlerindeki masumiyeti ve umudu yakalamalıyız bir karede. Yaşam kırıntıları bulmalıyız oralarda, izinsiz almalıyız ve martılara atmalıyız bir adavapurunda.Doğanın ortasında bir böceğin bir yaprağı yerkenki halini çekmeliyiz. Bu olağanüstü duruma, bu yaşama, bu yaratanın akıl almaz döngüsüne akıl erdirmeye çalışmalıyız.
Beraberken uzun sohbetlerimiz olmalı, dünyaya, hayata, poitikaya, sanata dine, aşka,küfüre, edebe,adaba,içkiye dair sohbetler etmeliyiz. Bazen sadece yol olmalı. Uzun bir yola çıkmalıyız bir gece vakti. Yol boyunca konuşmamalıyız. Yanındayken özgür olmanın, yanındayken yanında olmamanın, beraber olmanın ve uzak olmanın tadını çıkarmalıyız. Verdiğimiz ilk molada birbirimizi hasretle kucaklamalıyız. Yanındayken özlemenin farkına varmalıyız.
Yardım etmeliyiz insanlara, umudu olmayanlara umut olmayı görev edinmeliyiz üstümüze. Hayatımızın, var oluşumuzun amacı buymuşçasına, bunun için yaratılmışçasına çabalamalıyız ve bırakmalıyız kendimizi yaratanın kucağına, teslim olmalıyız bu gücün yüceliğine...
Sevmenin tadına varmalıyız. Severken çığrından çıkmalı herşey. Doyumsuz olmalı severken. Yarına özlem duymalı dünü minnetle anmalı ve anın tadını çıkarmalıyız.
Yaşlanmamalı içimizdeki çocuk, ruhumuz hep doyumsuz hep canlı kalmalı. Sevgimizle sınırsızlığı sonsuzluğu yaşamalıyız.Paylaştıkça çoğalmalıyız, paylaşmadıklarımız bizi eksiltmemeli.
Ve bir gün çıkıp gideceğimizi bilmeliyiz. Bir gün artık bir olmayacağımızı, sonun gerçek olduğunu yadsımalıyız. Ama bunu düşünerek yaşamamalıyız. Ayrılık nereden gelirse gelsin, sevgiyi kabullendiğimiz gibi kabullenebilmeliyiz. Gitmeyi de bilmeliyiz, bırakmayı da, vazgeçmeyi de. Ama asla zamansız olmamalı vedamız, hiçbir şey yarım kalmamalı. Süpriz ayrılık sadece yaratan tarafından yapılamalı. Zamansız ayrılık bir tek ölüm yüzünden olmalı. Ve biz her gecen saniye ölümsüzlüğün anlamını keşfetmeli kana kana içmeliyiz yaşamı.
Hayatın bizi yoran yanlarından içimizde molalar vermeliyiz. Çok uzak olalıyız birbirimize böyle zamanlarda. Tarifsiz acılar çekmeyi de anlamlıyız. İçimizdekini anlatamamalıyız. Gözlerine baktğımda acıyı görebilmeliyim, aynı gözlerde umudu, aşkı, nefreti, sevinci, özlemi de görebilmeliyim. Gözlerimizde yaşamı, yaşadığımızı görebilmeliyiz.
Su içerken, yemek yerken, uyurken bnları sadece bir eylem, bir yaşam gerekliliği olduğu için yapmamalıyız. Syun dudaklarımızdan boğazımıza, oradan midemize ve en son vücudumuzdan çıkışına tanık olmalıyız. Bunun yüceliği ile yücelmeliyiz.
Dünyanın herhangi bir yerinde ezan sesini dinlemeliyiz. İçimizde tasavvufa ermeliyiz. Yaratanı ruhumuzda, özümüzde bulamalı, bize verdiklerine şükretmeliyiz. Birbirimiz için iyi dileklerde bulunurken insanlığı unutmamalıyız.
Ve ölüm geldiğinde, azrail canımızı henüz almadan önce bu hayatı iyiki yaşadım diyebilmeli, öbür dünyadaki sonsuzluğa hazır hissetmeliyiz kendimizi. Geçişler erken veya geç olmamalı. Zaman kolumuzdaki saatten ibaret olmalı. Bütün vedaların erken olduğunu ve aslında her şeyin tam vaktinde gerçekleştiğini unutmamalıyız.
Vakit geçerkende dururken de biz olmaktan ve bir olmaktan aynı keyfi alabilmeliyiz. Hayatın aslında bir başlangıç olduğunu ama bitiş olmadığını birbirimizde keşfettiğimizde, bu doyumsuz şenliğin kendi eserimiz olduğunu görmeli ve altına imzamızı atmalıyız.
Ve sen elimi tutmalısın, öyle sıkı tutmalısınki, bastığım toprak benden aldığı enerjiyle hayata hayat katmalı, hayatıma anlam kattığın gibi....
Ezgi AKTAŞ
28.08.09 04:20
Bu ilişkinin içinde özgürlüğü yaşamalıyı biz. Ruhlarımız özgürce dolaşmalı aşk bahçemizin uçsuz bucaksız dünyasında, sonsuzluğu yaşamalıyız, sevgiyi içmeliyiz kana kana.
Bir o kadar da derinden bağlanmalı ruhlarımız.Bir olmanın tadını çıkarmalıyız tekil bireyselliğimizde. Ellerimiz bir olmalı, gözlerimiz bir olmalı, bedenlerimiz bir olmalı. İçimizde kanayan, acıyan yanları öpücükler ile iyileştirmeliyiz. Dudaklarımızın gezdiği hücreler yenilenmeli, bütün olmanın, bu iyileşmenin tadını çıkarmalıyız.
Biraz sabretmelisin ki çok beceriklisin bu konuda. İçimdeki henüz gezmediğin, henüz tanışmadığın dünyayı görmek için biraz sabretmelisin. Sonra sana dünyanın kaç bucak, kaç canlı, kaç akıl almaz oyun olduğunu göstermeliyim. Ve seninle farkına varmalıyım her birinin.
Kendini koşulsuz brakmalısın bana. Elini tutup çektiğimde o an gitmek istediğimiz yere gitmeliyiz.Yaşamalıyız, yaşamı hissetmeliyiz. Güneşin doğuşunu, ayın kayboluşunu izlemeliyiz. Bir günün 24 saatten ibaret olmdğını kanıtlamalıyız.
Fotoğraf çekmeye gitmeliyiz örneğin arka mahallelere. Çocukların gözlerindeki masumiyeti ve umudu yakalamalıyız bir karede. Yaşam kırıntıları bulmalıyız oralarda, izinsiz almalıyız ve martılara atmalıyız bir adavapurunda.Doğanın ortasında bir böceğin bir yaprağı yerkenki halini çekmeliyiz. Bu olağanüstü duruma, bu yaşama, bu yaratanın akıl almaz döngüsüne akıl erdirmeye çalışmalıyız.
Beraberken uzun sohbetlerimiz olmalı, dünyaya, hayata, poitikaya, sanata dine, aşka,küfüre, edebe,adaba,içkiye dair sohbetler etmeliyiz. Bazen sadece yol olmalı. Uzun bir yola çıkmalıyız bir gece vakti. Yol boyunca konuşmamalıyız. Yanındayken özgür olmanın, yanındayken yanında olmamanın, beraber olmanın ve uzak olmanın tadını çıkarmalıyız. Verdiğimiz ilk molada birbirimizi hasretle kucaklamalıyız. Yanındayken özlemenin farkına varmalıyız.
Yardım etmeliyiz insanlara, umudu olmayanlara umut olmayı görev edinmeliyiz üstümüze. Hayatımızın, var oluşumuzun amacı buymuşçasına, bunun için yaratılmışçasına çabalamalıyız ve bırakmalıyız kendimizi yaratanın kucağına, teslim olmalıyız bu gücün yüceliğine...
Sevmenin tadına varmalıyız. Severken çığrından çıkmalı herşey. Doyumsuz olmalı severken. Yarına özlem duymalı dünü minnetle anmalı ve anın tadını çıkarmalıyız.
Yaşlanmamalı içimizdeki çocuk, ruhumuz hep doyumsuz hep canlı kalmalı. Sevgimizle sınırsızlığı sonsuzluğu yaşamalıyız.Paylaştıkça çoğalmalıyız, paylaşmadıklarımız bizi eksiltmemeli.
Ve bir gün çıkıp gideceğimizi bilmeliyiz. Bir gün artık bir olmayacağımızı, sonun gerçek olduğunu yadsımalıyız. Ama bunu düşünerek yaşamamalıyız. Ayrılık nereden gelirse gelsin, sevgiyi kabullendiğimiz gibi kabullenebilmeliyiz. Gitmeyi de bilmeliyiz, bırakmayı da, vazgeçmeyi de. Ama asla zamansız olmamalı vedamız, hiçbir şey yarım kalmamalı. Süpriz ayrılık sadece yaratan tarafından yapılamalı. Zamansız ayrılık bir tek ölüm yüzünden olmalı. Ve biz her gecen saniye ölümsüzlüğün anlamını keşfetmeli kana kana içmeliyiz yaşamı.
Hayatın bizi yoran yanlarından içimizde molalar vermeliyiz. Çok uzak olalıyız birbirimize böyle zamanlarda. Tarifsiz acılar çekmeyi de anlamlıyız. İçimizdekini anlatamamalıyız. Gözlerine baktğımda acıyı görebilmeliyim, aynı gözlerde umudu, aşkı, nefreti, sevinci, özlemi de görebilmeliyim. Gözlerimizde yaşamı, yaşadığımızı görebilmeliyiz.
Su içerken, yemek yerken, uyurken bnları sadece bir eylem, bir yaşam gerekliliği olduğu için yapmamalıyız. Syun dudaklarımızdan boğazımıza, oradan midemize ve en son vücudumuzdan çıkışına tanık olmalıyız. Bunun yüceliği ile yücelmeliyiz.
Dünyanın herhangi bir yerinde ezan sesini dinlemeliyiz. İçimizde tasavvufa ermeliyiz. Yaratanı ruhumuzda, özümüzde bulamalı, bize verdiklerine şükretmeliyiz. Birbirimiz için iyi dileklerde bulunurken insanlığı unutmamalıyız.
Ve ölüm geldiğinde, azrail canımızı henüz almadan önce bu hayatı iyiki yaşadım diyebilmeli, öbür dünyadaki sonsuzluğa hazır hissetmeliyiz kendimizi. Geçişler erken veya geç olmamalı. Zaman kolumuzdaki saatten ibaret olmalı. Bütün vedaların erken olduğunu ve aslında her şeyin tam vaktinde gerçekleştiğini unutmamalıyız.
Vakit geçerkende dururken de biz olmaktan ve bir olmaktan aynı keyfi alabilmeliyiz. Hayatın aslında bir başlangıç olduğunu ama bitiş olmadığını birbirimizde keşfettiğimizde, bu doyumsuz şenliğin kendi eserimiz olduğunu görmeli ve altına imzamızı atmalıyız.
Ve sen elimi tutmalısın, öyle sıkı tutmalısınki, bastığım toprak benden aldığı enerjiyle hayata hayat katmalı, hayatıma anlam kattığın gibi....
Ezgi AKTAŞ
28.08.09 04:20
13 Ağustos 2009 Perşembe
YAR...
Yar, yokluğun içimi sardı canımı yaktı ağladım..
Yar, sevdan gözümde yaş oldu aktı yüreğimi dağladm..
Sorunum içimle kendimle yar, nasıl anlatırım?
Teslim olmaktanır korkum aşka.
Kendime karşıyken düşüncelerim söyle yar, seni nasıl sorgusuz kabul ederim?
Yar, kavgam aşkıma değil unuta ben seni hep yaşarım..
Sevdan değiştirmesin beni ben böyle kalmalıyım...
Korkularımla, yasaklarımla, günahlarımla sev beni.
Kaybetme içinde, hatalarımla sev beni..
Ya da çık git yar,boğulma derinimde,üzme kendini üzülme..
Bedeli vardır her aşkın, ödenir..
Ben aşkıma bedel ödeyemem seni, umutlarını ve üzüntülerini..
Çok düşündüm yar, çok ben seni..
Sevgim kadar gerçek bu asiliğim...
Kumandam yok benim ben özgürlük delisiyim.
Bırak ruhum özgürce dolaşsın aşk bahçende.
Sevdan yumuşatsın ruhumu, kırsın duvarlarımı...
Ama yar, zorlama beni bırak...
Beni sev yar, seni seveyim bırak...
Ama acılar katlanılmaz olursa bırak..
Akan gözyaşlarına dayanamadım, yoktumki yanında seni saramadım..
Uzağımda kalma yar, dayanamadım..
Yar, sevdan gözümde yaş oldu aktı yüreğimi dağladm..
Sorunum içimle kendimle yar, nasıl anlatırım?
Teslim olmaktanır korkum aşka.
Kendime karşıyken düşüncelerim söyle yar, seni nasıl sorgusuz kabul ederim?
Yar, kavgam aşkıma değil unuta ben seni hep yaşarım..
Sevdan değiştirmesin beni ben böyle kalmalıyım...
Korkularımla, yasaklarımla, günahlarımla sev beni.
Kaybetme içinde, hatalarımla sev beni..
Ya da çık git yar,boğulma derinimde,üzme kendini üzülme..
Bedeli vardır her aşkın, ödenir..
Ben aşkıma bedel ödeyemem seni, umutlarını ve üzüntülerini..
Çok düşündüm yar, çok ben seni..
Sevgim kadar gerçek bu asiliğim...
Kumandam yok benim ben özgürlük delisiyim.
Bırak ruhum özgürce dolaşsın aşk bahçende.
Sevdan yumuşatsın ruhumu, kırsın duvarlarımı...
Ama yar, zorlama beni bırak...
Beni sev yar, seni seveyim bırak...
Ama acılar katlanılmaz olursa bırak..
Akan gözyaşlarına dayanamadım, yoktumki yanında seni saramadım..
Uzağımda kalma yar, dayanamadım..
osho zen tarot destesinde büyük arkana bölümünde yer alan kart.
aşk dediğimiz aslında, yeryüzünden gökyüzüne uzanan bir bağlantı tayfıdır. en dünyevi düzeyde, aşk cinsel çekimdir. çoğumuz orada kısılı kalırız, çünkü cinselliğimize her tür beklenti ve baskıyı yüklemek üzere koşullandırılmışızdır. aslında cinsel aşk konusundaki en büyük sorun, asla sürekli olmamasıdır. ancak bu gerçeği kabullenebilirsek onun tadını olduğu haliyle çıkarabiliriz –oluşunu hoş karşılarız ve olmadığı zaman minnetle güle güle deriz. sonra, biz olgunlaştıkça, cinselliğin ötesinde var olan ve karşımızdakinin tekil bireyselliğini onurlandıran aşkı yaşayabiliriz. eşimizin genellikle bir ayna işlevi gösterdiğini, bizim varlığımızın daha derindeki yanlarını yansıttığını anlamaya başlarız. bu aşk özgürlüğe dayanır, beklenti ya da ihtiyaca değil. kanatları bizi daha yükseğe, her şeyi bütün halinde yaşayan evrensel aşka götürür.
şu üç şey unutulmamalıdır; en düşük aşk sekstir –fizikseldir- ve aşkın en arıtılmış hali sevecenliktir. seks aşktan aşağıdır, sevecenlik aşktan yüksektir; aşk tam olarak ortadadır.
pek az kişi aşkın ne olduğunu bilir. ne yazık ki, insanların yüzde doksan dokuzu cinselliğin aşk olduğunu düşünür –değildir. cinsellik hayvansıdır; büyüyüp aşka dönüşmesi muhtemeldir kuşkusuz, ama gerçek aşk değildir, yalnızca bir potansiyeldir…
uyanık ve tetikte olursanız, düşünürseniz, o zaman seks aşka dönüşebilir. ve meditasyonlarınız tam, mutlak olursa, aşk sevecenliğe dönüşebilir. cinsellik tohum, aşk çiçektir ve sevecenlik kokudur. BUDA sevecenliği ‘aşk artı meditasyon olarak tanımlamıştır. aşkınız yalnızca diğerine duyduğunuz arzu değilse, aşkınız yalnızca bir ihtiyaç değilse, aşkınız paylaşmaksa, aşkınız bir dilencinin değil, bir imparatorun aşkı ise, aşkınız karşılığını istemek değil –sırf vermenin sevincini yaşamak için- yalnızca vermeye hazır olmaksa o zaman meditasyonunuzu ekleyin ve saf kokusunun yayıldığını görün. bu sevecenliktir; en yüksek olgu sevecenliktir.
şu üç şey unutulmamalıdır; en düşük aşk sekstir –fizikseldir- ve aşkın en arıtılmış hali sevecenliktir. seks aşktan aşağıdır, sevecenlik aşktan yüksektir; aşk tam olarak ortadadır.
pek az kişi aşkın ne olduğunu bilir. ne yazık ki, insanların yüzde doksan dokuzu cinselliğin aşk olduğunu düşünür –değildir. cinsellik hayvansıdır; büyüyüp aşka dönüşmesi muhtemeldir kuşkusuz, ama gerçek aşk değildir, yalnızca bir potansiyeldir…
uyanık ve tetikte olursanız, düşünürseniz, o zaman seks aşka dönüşebilir. ve meditasyonlarınız tam, mutlak olursa, aşk sevecenliğe dönüşebilir. cinsellik tohum, aşk çiçektir ve sevecenlik kokudur. BUDA sevecenliği ‘aşk artı meditasyon olarak tanımlamıştır. aşkınız yalnızca diğerine duyduğunuz arzu değilse, aşkınız yalnızca bir ihtiyaç değilse, aşkınız paylaşmaksa, aşkınız bir dilencinin değil, bir imparatorun aşkı ise, aşkınız karşılığını istemek değil –sırf vermenin sevincini yaşamak için- yalnızca vermeye hazır olmaksa o zaman meditasyonunuzu ekleyin ve saf kokusunun yayıldığını görün. bu sevecenliktir; en yüksek olgu sevecenliktir.
19 Temmuz 2009 Pazar
AHHH
birini sadece sevmek için seversen ve kapılırsan rüzgarına böyle umursamadan olacağı budur işte yere çakılmak. şimdi senin payına ayağa kalkıp yürümek düşer. biraz yavaşlamak düşer, çok arkanda kalan duygularının sana yetişmesini beklemek düşer. Yaratanın sana kendi cümlelerini yaratma yeteneği verdiğini unutmaman gerek.
sen anlatıcısın, yaşamayı başkalarına bırakman gerek. zira sen yıllar boyunca harika bir masalın baş kahramanıydın. şimdi nir başka masalda adı olmayan bir karaktersin ve bu senin tercihin. sen prensesken masalında yıllar yıllar önce ve uzunca bir masalken bu sana teba eden halkın da vardı deliler gibi seven prensinde. sen ülkeni de terkettin prenside tebayıda. masalı bitirdin en mutsuz sonla.
şimdi sen başı sonu bozuk bu kandırmaca hikayede ana karakterin karaktersizliğinden boşuna şikayet etme. o senin sitemlerine çok uzakta kalırken, sen bilerek ve isteyerek dahil olduğun bu uydurmaca hikayede adı konmamış bir kahraman olarak kalmaya mahkumsun. o kendi özlemlerini sende tatmin ederken başka hayallerde ama senin bedeninde senin aklın hep o masalda kalacak. sonunu mutlu yazmadığına üzüleceksşin her hatıranda. gezilmeiş şehrini bırakmadığın bu ülke ruhunu basacak, her sokakta sana onu hatırlatacak....
sen anlatıcısın, yaşamayı başkalarına bırakman gerek. zira sen yıllar boyunca harika bir masalın baş kahramanıydın. şimdi nir başka masalda adı olmayan bir karaktersin ve bu senin tercihin. sen prensesken masalında yıllar yıllar önce ve uzunca bir masalken bu sana teba eden halkın da vardı deliler gibi seven prensinde. sen ülkeni de terkettin prenside tebayıda. masalı bitirdin en mutsuz sonla.
şimdi sen başı sonu bozuk bu kandırmaca hikayede ana karakterin karaktersizliğinden boşuna şikayet etme. o senin sitemlerine çok uzakta kalırken, sen bilerek ve isteyerek dahil olduğun bu uydurmaca hikayede adı konmamış bir kahraman olarak kalmaya mahkumsun. o kendi özlemlerini sende tatmin ederken başka hayallerde ama senin bedeninde senin aklın hep o masalda kalacak. sonunu mutlu yazmadığına üzüleceksşin her hatıranda. gezilmeiş şehrini bırakmadığın bu ülke ruhunu basacak, her sokakta sana onu hatırlatacak....
10 Temmuz 2009 Cuma
Öleyim O zaman
Hiç bu kadar yakınıma gelmemiştin ölüm. ben hep beni alırsın önce diye umuyorum hala daha. ama sen tehlikeli oyunlar oynuyorsun etrafımda gözümün içine içine sokarak rüyalarımda. olmuyor ölüm bir sıra olmaı ise illa sen bilirsin ben hep ilk olmak isterim. ve illa lazımsa birinin bedeni toprakta fosilleşmek için al benimkini zaten bir işe yaradığı da yok dünyada. dün demişken ne yanlıştı dün ne acı ne saçmaydı. ne yaptım dün niye yaptım. kim oluyrum ben böyle kimleşikçe ruhumun çirkinleştiğini görmüyor muyum? kayıptım dün başkası çıkmıştı içimden en çirkin olan yanım. bencil hırçın hoyrat kaba seviyesiz saygısız yanım. Şeytan kadınım dün sevdiğimi üzdü. ben neredeydim o sıralarda ölümle pazarlık halindeydim annemi almasın diye. mantığımı alıp gitmiştim yani içimden çok ötelere. o ana denk geldi işte sevdiğim özür dilerim. telafi edilmesi mümkün olmayan birşey yaşattım sana dün. kimliğine aykırı olan bir şeyi benim yüzümden yapmak zorunda kaldın. hani haksızda değildim ya bu kadar haklı da değildim. rahatsız ettim seni dün varlığımla oysa varlığım ruhuna neşe katmalıydı her yeni gün...
Git Artık
Hepsi senin yüzünden. senin yüzünden bu kadar hırçınım hayata karşı. senin yüzünden güvenemiyorum insanlara . senin yüzünden sevemiyorum kimseyi sorgusuz sualsiz. senin yüzünden mahvetmek üzereyim herşeyi. sen artık gitsen ya içimden de dışımda terk ettiğin gibi beni. o zaman kolay mı olur sanki herşey daha mı rahat daha mı özgür olur içim. Baba git artık zaten çekip gittiğin gibi.
6 Temmuz 2009 Pazartesi
Sıkışık
Başkasının dünyasına kendi gözleriyle baktı.. Hikayelerini hep üçüncü tekil şahıs olarak yazdı..
Kendi dünyasına bakmayı unuttu mu yoksa sıkılıyor muydu kendinden? Kendi olmaktan mı korkuyordu hep üçüncü sahısları tekil anlatırken? bilinmez. ona dair herşey bilinmiyoru zaten hiçbirşeyden ise herkes emindi. kendine çizdiği oyunun piyonuydu sadece şah bir başkası idi hayatında. Gözlerini kısıp ateşe baktı. yanmanın nasıl bir şey olduğnu hayal etmek miydi amacı biinmez elini uzattı yanan çakmağa. canının acısından keyif aldı mazoşistçe. elinde kendinden bir hatıra kaldı vücünda başkalarına ait hatıralar taşıyan. aynaya bakmayalı da uzun omuştu, saçları kısaydı ihtiyacı yoktu bakıma. sanki erkek olmak istermişçesine hep kısa idi saçları sanki saçarı benzese yeterdi gibi. devrik cümlelerinde devrilirdi ruhuda. bir köşe başı bulurdu kendine cennetle cehennem arasında cereyan yapan. üşütürmüydü acaba kendini. üşütük derler miydi ona? ne çabuk dağılıyordu dikkati o konudan o konuya aklından imgelergeçiyordu. sayısız düşüncelerinden birini tam olarak düşünmeyi becerebilse belki bu kadar düşünmek zorunda kalmayacaktı. hayatı gözlerinin önünden öylece geçip gidiyordu. elini uzatsa tutabilir miydi hayatını, gözlerini kapadı derin bir nefes çekti şehrin yakıcı teninden.
Kendi dünyasına bakmayı unuttu mu yoksa sıkılıyor muydu kendinden? Kendi olmaktan mı korkuyordu hep üçüncü sahısları tekil anlatırken? bilinmez. ona dair herşey bilinmiyoru zaten hiçbirşeyden ise herkes emindi. kendine çizdiği oyunun piyonuydu sadece şah bir başkası idi hayatında. Gözlerini kısıp ateşe baktı. yanmanın nasıl bir şey olduğnu hayal etmek miydi amacı biinmez elini uzattı yanan çakmağa. canının acısından keyif aldı mazoşistçe. elinde kendinden bir hatıra kaldı vücünda başkalarına ait hatıralar taşıyan. aynaya bakmayalı da uzun omuştu, saçları kısaydı ihtiyacı yoktu bakıma. sanki erkek olmak istermişçesine hep kısa idi saçları sanki saçarı benzese yeterdi gibi. devrik cümlelerinde devrilirdi ruhuda. bir köşe başı bulurdu kendine cennetle cehennem arasında cereyan yapan. üşütürmüydü acaba kendini. üşütük derler miydi ona? ne çabuk dağılıyordu dikkati o konudan o konuya aklından imgelergeçiyordu. sayısız düşüncelerinden birini tam olarak düşünmeyi becerebilse belki bu kadar düşünmek zorunda kalmayacaktı. hayatı gözlerinin önünden öylece geçip gidiyordu. elini uzatsa tutabilir miydi hayatını, gözlerini kapadı derin bir nefes çekti şehrin yakıcı teninden.
30 Haziran 2009 Salı
AŞK
içimde kelebekler var sanki, karnımda oynuyorlar, bir garip huzur var bunca acının orta yerinde göbeğinde., gözlerin var , var ya gözlerin derinimde kaçtı çok. dudaklarında boğulmak istiyorum nefesinle. Aşk a inanmayan birine aşık olmak ne büyük gaflet... ben sende aşkı yaşarken doyasıya ve doyamazken sana sen sadece benim varoluşuma bir hediyesin. bencilce alma bu laflarımı derime varman için zaman gerekli. Ey sevgili anlatılacak çok şey var daha başlamadık ki. ben anlatayım sana sen dinle zira hikaye bende sabır sende...
24 Haziran 2009 Çarşamba
Seviyorum Çok...
22 Haziran 2009 Pazartesi
B - A - B - A - L - A - R Günü
Yazılacak ne var ki babalar gününe ait. Bir baba nasıl hissettirir bir çocuğa? Güven mi verir, cesaret mi, sevgi mi, saygı mı, korku mu... Öfkeyi mi öğretir affetmeyi mi? varlığı mı öğretir yokluğumu, onur ve şereften mi bahseder yoksa. kitap okur mu baş ucunda
ağlayınca okşar mı saçını, evden gizlice çıkınca kızar mı, ayşelerde kalıcam deyip yalan söylediği ortaya çıkınca ceza verir mi? hangisini hissettirir hepsini birden mi? babalar günü imiş???? peki ya babası olupta olmayanlar günü? var olduğunu bildiğin ama hissedemediğin babalar günü ne zaman ? ölü baba mı iyidir yaşayan ölü baba mı? öfke doluyum ve hasret ve özlem ve çocukluk doluyum. babası olmayınca insanın ya da hem olup hem olmayınca bir türlü büyüyemiyor. babam olsaydı yanımda ne hediye alırdım ona?
Şimdi baba sana bir hediyem var hazırda. bana yaşatmadığın duygularımı biriktirdim uçurtma yaptım bıraktım. babalar günü hediyen bu sene duygularımdan bir uçurtma..
Minik bir kız çocuğuyum ben
Gözlerimi henüz açtım dünyaya
Annem dedi dünya boşmuş
Sevgi denen bir şey yokmuş
Güzel bir genç kızım ben
Henüz çıktım dışarı
Annem dedi dünya boşmuş
Özlem denen bir şey yokmuş
22 sinde bir kadınım ben
Henüz aşkla tanıştım
Annem dedi dünya boşmuş
Aşk diye bir şey yokmuş
Otuzlu yaşarlarıma gelince ben
Birden kaybolur yıldızlar
Ben daha göremeden
Anladım anne
Dünya boşmuş
Yaşamak dediğimiz
Sahte bir oyunmuş..
ağlayınca okşar mı saçını, evden gizlice çıkınca kızar mı, ayşelerde kalıcam deyip yalan söylediği ortaya çıkınca ceza verir mi? hangisini hissettirir hepsini birden mi? babalar günü imiş???? peki ya babası olupta olmayanlar günü? var olduğunu bildiğin ama hissedemediğin babalar günü ne zaman ? ölü baba mı iyidir yaşayan ölü baba mı? öfke doluyum ve hasret ve özlem ve çocukluk doluyum. babası olmayınca insanın ya da hem olup hem olmayınca bir türlü büyüyemiyor. babam olsaydı yanımda ne hediye alırdım ona?
Şimdi baba sana bir hediyem var hazırda. bana yaşatmadığın duygularımı biriktirdim uçurtma yaptım bıraktım. babalar günü hediyen bu sene duygularımdan bir uçurtma..
Minik bir kız çocuğuyum ben
Gözlerimi henüz açtım dünyaya
Annem dedi dünya boşmuş
Sevgi denen bir şey yokmuş
Güzel bir genç kızım ben
Henüz çıktım dışarı
Annem dedi dünya boşmuş
Özlem denen bir şey yokmuş
22 sinde bir kadınım ben
Henüz aşkla tanıştım
Annem dedi dünya boşmuş
Aşk diye bir şey yokmuş
Otuzlu yaşarlarıma gelince ben
Birden kaybolur yıldızlar
Ben daha göremeden
Anladım anne
Dünya boşmuş
Yaşamak dediğimiz
Sahte bir oyunmuş..
15 Haziran 2009 Pazartesi
ACI BAL
Yeniden yazmaya başlayabildim. Sanırım ilham perim biraz tatile çıkmıştı aklımın ücra köşelerine. ilk önce acı balı tamamlayacağım. Gözlerimde kalana...nasıl heyecanlıyım. parmaklarımın ucunda gelişen bir hikaye, satırlarda doğacak. beğendirme kaygısı taşımadan yazıyorum bu kez, sadece kendim için... bütün gözlerde kalanlar için :)
Çoook yakında :))
Çoook yakında :))
12 Haziran 2009 Cuma
Farid Farjad
derin dokunuyor içime, içimde sakladığım acı değmemiş yerlerime acıyı hatırlatıyor. dinledikçe dinleyesim dinledikçe daha bir ölesim geliyor. dinledikçe içim acıyor...
11 Haziran 2009 Perşembe
rica
bir yer varmış bahsedyorlar, adına cennet diyorlar. bu dünyada ne ekersen biçecekmişsin öbür tarafta öyle diyorlar. bir yer daha varmış adına cehennem diyorlar. ödül vereceklermiş ve ceza. farkı sonsuz oluşuymuş. dünyada payına acı düşene öbür tarafta cenneti vermezlerki. günah diyorlar adına yasak meyveyi yiyen atalarımın günahını çekmeye başlamakla başladı hayat. sonrası hep aynı gelişti.
kendine ait kalmayan bir hayatı yaşamak niye.azrail bu sefer bir kıyak yap bana da gel almaya. bekleyiş çok uzun zaman geçmiyor. hey sana diyorum ben beceremiyorum ölmeyi bile hadi bıraak işi gücü de beni almaya gel artık.
kendine ait kalmayan bir hayatı yaşamak niye.azrail bu sefer bir kıyak yap bana da gel almaya. bekleyiş çok uzun zaman geçmiyor. hey sana diyorum ben beceremiyorum ölmeyi bile hadi bıraak işi gücü de beni almaya gel artık.
8 Haziran 2009 Pazartesi
Anlatı
bir matemin rengi dolaşıyor gökyüzünde. birazdan kapısı olmayan odaya pencereden biri girer. neresi olduğu mu önemli içinde kimin olduğu mu , kapalı kapılar hep merak edilir. anlatırsan bütün hikayeni kalmaz ve hergün biraz anlatırsan sıkar ve sen hergün yaşarsan olmaz.
yürüyüş
bir atsam kendimi beyoğluna dolşasam orada burada zamansızca kendimle kolkola. sonra otursam bir bardak su içsem, en lezzetli içkinin tadını bıraksa damağımda, sarhoşluk halimden kurtulsam ayılsam, sonralarım çok olsa bu kez, sonra ile başlayan bir çok cümle kursam . şeyleri şey oldukları için ayrı tutsam birlerden ve herlerden. garip başlamasa gün süpriz olsa da acı olmasa ya bu kez. pembe kurdelalı kız rüzgarda sarı saçlarından düşen kurdelasını aramasa ve karşılaşmasa hayatının aşkıyla. aşk olmasa ya bu kez. beyoğlu beylik bir türkü tuttursa anlamını bilmediğim. kekremsi bir tat bıraksa ağızımda bu yollar, midem bulanmasa, o olsa bu olmasa, hadi be bu sefer bu oyunda benim istediklerim olsa bir gün olsa olmaz mı?
5 Haziran 2009 Cuma
takmıştı
Kendi macerasında çok oyalanmıştı.
ne çok yazası vardı saçları bal köpüğü renginde olan sorumsuz kızın hikayesini. saçları koyu kumraldı aslında gözleri ela. herkese nasip olmaz ela gö. bir dengesizlik hakimdir evvela. biraz yeşil biraz kahve rengi azıcık balköpüğü yaratan bile karar vermekte zorlanmış sanki. gözlerine uysun diye boyamış saçlarını ve saçlarına uysun diye gözlerine lens takmış. yani beğenmeiş tanrının yaptığını. haksızlık etmiş yaratana bu seferde o etsinmiş hep tanrımı haksızlık edecekmiş...
ne çok alatası vardı ruhu kaçak kendi mahkum kızın hikayesini. duvar saatine takmıştı bir kere. kalabalıktı ev uyrken kimi aksırır kimi öksürür kimi ossururdu o diğer odadan salondaki saatin gıcık sesini duyardı sadece. takmıştı saati yapana uyuyamadığı için söver dururdu, herkes işini iyi yapsa böyle olmazdı zaten, takmıştı odanın bütün gürültüsünün yanında tak tak takdiye belli belirsiz vuran saatin aslında olmayan sesine....
ne çok yazası vardı saçları bal köpüğü renginde olan sorumsuz kızın hikayesini. saçları koyu kumraldı aslında gözleri ela. herkese nasip olmaz ela gö. bir dengesizlik hakimdir evvela. biraz yeşil biraz kahve rengi azıcık balköpüğü yaratan bile karar vermekte zorlanmış sanki. gözlerine uysun diye boyamış saçlarını ve saçlarına uysun diye gözlerine lens takmış. yani beğenmeiş tanrının yaptığını. haksızlık etmiş yaratana bu seferde o etsinmiş hep tanrımı haksızlık edecekmiş...
ne çok alatası vardı ruhu kaçak kendi mahkum kızın hikayesini. duvar saatine takmıştı bir kere. kalabalıktı ev uyrken kimi aksırır kimi öksürür kimi ossururdu o diğer odadan salondaki saatin gıcık sesini duyardı sadece. takmıştı saati yapana uyuyamadığı için söver dururdu, herkes işini iyi yapsa böyle olmazdı zaten, takmıştı odanın bütün gürültüsünün yanında tak tak takdiye belli belirsiz vuran saatin aslında olmayan sesine....
bukle
buklelerni beğendim nasıl yaptın dedi. evde maşa ile yaptım sarıyorum ve saymaya başlıyorum: 1-2-3-4-5-6-7-8-9-10 işte brinci buklem oldu bile dedim, güldük. bugün garip bir hüzün vardı yüzünde idolümün. anladıki anlatmaya ihtiyacı var. öğlen dedim beraber kahve içelim mi size söylemek istediklerim var. anladığımı anlamıştı. tabii dedi seni dinlerim. beni dinle nolur anlatmaya ihtyacım var dye sessiz çığlıklar atıyordu gözleri. yemek yedik beraber gülüştük kalabalıktı. sonra aşağı indik. odada yalnızdık. o anlat bakalım dedi ben kendime engel olamadım : düşersem beni tutacak kaldıracak kimsem yok biliyor musunuz dedim. nereden çıkmıştı ki bu brden. utandım. yanaklarım kızardı. güldü bana. yanıma oturdu, ellerimi avuç içine aldı sıktı, konuşmadan gözlerme baktı. hiç kimse bu kadar samimi bakmamıştı gözlerime. bana hikayesini anlattı. anlattıkça anlattı, onu o yapan herşeyi anlattı, tutkularını hırslarını, dostlarını,düşmanlarını anlattı. konuştukça konuşası vardı. bir an durdu pencereye yürüdü. insan dedi birbirini hikayesini bilince daha iyi anlıyor. gözünden bir damla yaş düştü. yanına gittim küçük bir kız çocuğuydu sanki. bana baktı sarıldık. nasıl samimi nasıl içten nasıl sıcaktı. ne kadar öyle durduk bilmiyorum. yanağımı sıktı tombiş yanakların var dedi, öptü:) sevgiyi hissetmek ne kadar güzel bir duygu. sen dedi şanslısın. neden dedim. çünkü düşersen tutucak kimsen yok, etrafın kalabalık ama kimsen yok. acını anlayamıyorum çünkü ben düşersem beni tutacak insanlar var sen bile tutarsın düşersem. ama sen düşersen yerde kalırsın uzun süre. o yüzden senin düşmen daha zor, o yüzden sen daha sağlam basıyorsun yere, o yüzden bu kadar cesursun. biliyorum bu güçlü görüntünün ardında ne kadar narin bir kız çocuğu var görüyorum merak etme dedi. görünmek hiç bu kadar iyi glmemişti. bana inandığını söyledi, tekrar sarıldı, keşke onun kadar bende kendime inanabilseydim ...
28 Mayıs 2009 Perşembe
1 erkek 1 kadın
çok beğendim :)
diyork kadın: siz neden bir yumurtayı döllemek için milyarlarca sperm üretiyorsunuz bilyor musunun?
diyorki adam : ne alakası var ?
diyorki kadın: çünkü bir tane sperm akıl edipte yumurtaya giden yolu sormuyor:)))
diyork kadın: siz neden bir yumurtayı döllemek için milyarlarca sperm üretiyorsunuz bilyor musunun?
diyorki adam : ne alakası var ?
diyorki kadın: çünkü bir tane sperm akıl edipte yumurtaya giden yolu sormuyor:)))
acı mı?
acı çektirmeyi seviyorsun dimi diye sordu ela ela bakan gözleryle. hoşuna gidiyor aydınlığımı almak beni karanlıklarda bırakmak mutlu ediyor seni dimi-bağardı. oysa bir zamanlar herşey olandı o ela gözler. en mutlu edendi başka aydınlığa gerek duyulmayandı. seni bir cam fanusa koyup dışını siyaha boyamak istiyorum, seni kimse görmesin demişti en son ... ayrılık cümlesinin bir önceki cümlesiydi bu. o fanustan bahsetti ben ayrılık dedim yakın bize. sudan çıkmış balık gibi çırpındı gözlerimin önünde. gördüğü son şey gözlerim oldu. ve onun istediği de oldu. kimse görmedi beni bir daha hiç. kimse onun gördüğü yanlarımı görmedi, tam da söz verdiğim gibi anlatmadım kimselere. keşke demek yasaktı bir kere yasakları da yasaklamıştı ya unuttu. keşke dedi gidişin engelleyecek bir adım atabilseydim sana. gidişimi ben bile engelleyemyordumki. oysa çok uzun kalmıştım sende. sana uzaktım belki ama uzun lkalmıştım.şimdi sen acılarına br suçlu bulmak için benim yokluğumu suçlamaya kalkma olur mu? sen acıya hasrettn zate biraz acı iyi gelir uslanmaz ruhuna. hem benim yokluğum senin varlığına armağanım olsun olur mu ?
merak?
bir başka başlar bazen sabahlar.
evden çıkarken çöpçüyle karşılaşırım ağzında sigara elinde süpürge aklında kimbilir hangi düşünce sokağın köşe bucağında dolanırken. kendi külünü en sona mı bırakıcak acaba diye bakarım o benim baktığımı bilrmişçesine zamansız süpürür külünü kendie getirir beni: hadi işe geç kalıcaksın oyalanma buralarda diye sessiz bir selam verir bana. çöpçünün gözleri buğulu bakar belliki derdi çok. bu sabah erken çıktım evden çöpçü henüz gelmemişken. merak eder mi acaba beni?
bir başka yollardan gider insan bazen.
iki alternatif buldum kendme işe gitmek içn br gün birini bir gün birini kullanıyorum. durakta hep aynı yüzler aynı saatte. kimse kimseye bakmıyor hepsine günaydın ne güzel br sabah değil mi demek geliyr içimden. bu sabah başka bir yoldan geldim. merak eder m duraktakiler beni?
bir başka simitçiden simit alır bazen insan.
işyerinde sokağın başındaki simitçi amca kankam olur. her sabah simitin en gevreğini sana ayırdım der. biraz memleket meselesi konuşuruz. hayırlı işlerin olsu amca derim. gülümser, rızk Allahtan der. bu sabah simit alamadan geçtim simitçinin önünden. merak etmiş midir simitçi amca beni?
evden çıkarken çöpçüyle karşılaşırım ağzında sigara elinde süpürge aklında kimbilir hangi düşünce sokağın köşe bucağında dolanırken. kendi külünü en sona mı bırakıcak acaba diye bakarım o benim baktığımı bilrmişçesine zamansız süpürür külünü kendie getirir beni: hadi işe geç kalıcaksın oyalanma buralarda diye sessiz bir selam verir bana. çöpçünün gözleri buğulu bakar belliki derdi çok. bu sabah erken çıktım evden çöpçü henüz gelmemişken. merak eder mi acaba beni?
bir başka yollardan gider insan bazen.
iki alternatif buldum kendme işe gitmek içn br gün birini bir gün birini kullanıyorum. durakta hep aynı yüzler aynı saatte. kimse kimseye bakmıyor hepsine günaydın ne güzel br sabah değil mi demek geliyr içimden. bu sabah başka bir yoldan geldim. merak eder m duraktakiler beni?
bir başka simitçiden simit alır bazen insan.
işyerinde sokağın başındaki simitçi amca kankam olur. her sabah simitin en gevreğini sana ayırdım der. biraz memleket meselesi konuşuruz. hayırlı işlerin olsu amca derim. gülümser, rızk Allahtan der. bu sabah simit alamadan geçtim simitçinin önünden. merak etmiş midir simitçi amca beni?
15 Mayıs 2009 Cuma
sevgiliye
kalbine baktır dedin durdun bana, baktıramam utanırım içinde sen varsın dedim güldün.. oysa gerçekti söylediğim. sen kalbime geldiğinden beri değişti ritmi kalbimin. bir garip çarpıyor içimde. sığamıyor göğüs kafesime. nefesimi de kesiyor arada bir. yani senin yüzünden sevgilim bişeyi yok kalbimin sadece aşık oluyor, birazda sızlanıyor naz yapıyor, alışkın değil biri için heyecanlanmaya mazur gör bu halini. bişeyi yok kalbimin sadece içinde sen varsın ikimize dar geliyor...içim içime sığmıyor....
13 Mayıs 2009 Çarşamba
dar..
unutulmuyor hiç bir yaşanan kalbe acı geliyor zamansız bir nefes darlığı başı sonu olmayan belirsiz bir cümle gibi sensizlik...dar geliyor şimdi bu uçsuz bucaksız dünya bana uzay boşluğu küçücük... güçsüzüm ve çaresiz ve çok uzağındayım çaremin.. arabesk bulma söylemimi ama senin için vazgeçiyorum senden... sen bende kaybolma diye kendimi kaybediyorum. kendimi kendimde kaybettim senin için kimse için yapmamıştım bunu kendim için bile...
Cehennet
bir garip yalnızlık var bugün. pusuya yatmış yine ecel kapıda bekliyor. göemüyorum sanıyor gözlerini. siyahı koyu grisi inadına gri bir toz kaplıyor geceyi sabır çekip sabah olmasını bekliyorum. sen gelme diye rüyalarıma uyumaktan vazgeçiyorum. gece karanlık gece soğuk. bir esinti sarıyor odayı yanıbaşımda uyuyan ölüler hiç rahatsız olmuyorlar. duvarlar sarıyor etrafımı kımldayamıyorum. ses geliyor. gölge içeriden sinsice yaklaşıyor. parmak uçlarında adım adım ilerleyen ölüm parmak uçlarımda bekliyor. diğer ölüler horlamaya devam ediyor. ben bu anı böyle hayal etmemiş olmamının verdiği şaşkınlıkla bakıyorum etrafıma. yeşiller yok mavilerde. diyorum yolun cehenneme düştü. ses geliyor. cennette bu dünyada cehennemde sen cehennete gidiyorsun şimdi. bir tuhaf geliyor kelime cehennet ne diye sorucak oluyorum daha iyi sorulara saklıyorum hakkımı nedense üç soru var gibi geliyor takıntılarıma gülümsüyorum. ecel şaşkın bakıyor yüzüme. oysa o yüzündeki ifadeyi hep başka suallerde görmeye alışkın. vücudum karıncalanıyor. soğuyor ellerim daha da çok hiç ısınmazlar zaten. Allah vergisi bir ölü bedeninde yaşıyorum sanki rüyalarımda şahit değiller mi buna. bulutlar siliniyor birden etraf aydınlanıyor. kokrkmadığımı anlayınca ecel vaz mı geçiyor. bir el hissediyorum belimde. kucağına almış hastahaneye yetiştirmeye çabalıyor. gözyaşları damlıyor yüzüme. soğuk geliyor. vücudumun ısındığını anlıyorum. ölüm yine teğet geçiyor. bir damla kan akıyor burnumdan. koku siyaha yakın kırmızı tadını almak için dilimi uzatıyorum burnuma azrail gülümsüyor. hiç de kötü değil tadı. sevenlerim koşuyor peşim sıra etraf kalabalık yalnız kalınmıyorki bir de ölüme yalnız gidilir derler. verecek bir canım bende kalıyor. canımdan canlar geçip gidiyor. hastanedeki ilaç kokusu genzimi yakıyor, koku öyle kötü ki burnum bir daha kanıyor. bunu gören kulağım kıskançlığından mıdır nedir bilinmez kanamaya başlıyor. içimden dilimi kulağıma uzatmak geçiyor azrail ile ecel kahakahayı patlatıyor. elele tutuşup ayrılıyorlar yanımdan. deli diyorlar bırakalım ne yapsa yeri zaten. ben kendimi başka bir rüyada buluyorum bu kez rüyalar bitmek bilmiyor uymadığım halde peşimi bırakmıyor... cehenneti hayal ediyorum, cennet de bu dünyada cehennem de..
11 Mayıs 2009 Pazartesi
Çocuk
Çocuk sana uzak dur demiştim uçurtmalardan... kapılırsan ve deli bir poyraz eserse kapar götürür seni biilmediğin diyarlara. sağlam basmalıydın ayaklarını yere unutmamalıydın sağlam bir ağaç gövdesine tutunmayı. bıraktın kendini kandın rengarenk uçurtmanın güzelliğine. şimdi bilmediğin diyarlarda rüzgarın seni geri getirmesini beklemektesin. dua et çocuk sen dua bilir misin?
Dostum...
Bir dost biliyorum hiçbir zaman okumayacak burada ondan bahsedişimi
bir dost başka evlerde başka yaramazlıklar yapıp aynı dayakları yediğim
bir dost geçmişte de değerli gelecekte de bugünde
bir dost sanki tek dost
yüzüne bakınca beni anladığını anladığım bir insan
bir yürek kırık dökük acı dolu benimkine kardeş
bir şarkı aynı şeyi hatırlatan
bir bira aynı tadı bırakan damaklarda
bir umut sadece mutlu yaşamak uğruna.
benzemiyor kimselere bir dost, benzemesin kimseler ona,
bir dost düşünce yanına düşecek kadar dost...
bir dost başka evlerde başka yaramazlıklar yapıp aynı dayakları yediğim
bir dost geçmişte de değerli gelecekte de bugünde
bir dost sanki tek dost
yüzüne bakınca beni anladığını anladığım bir insan
bir yürek kırık dökük acı dolu benimkine kardeş
bir şarkı aynı şeyi hatırlatan
bir bira aynı tadı bırakan damaklarda
bir umut sadece mutlu yaşamak uğruna.
benzemiyor kimselere bir dost, benzemesin kimseler ona,
bir dost düşünce yanına düşecek kadar dost...
Yara
Kabuğunu kopartıp sakladığım yaralarımın izlerine baktım da dün sanki seni gördüm. sana vermiştim en son yaramın kabuğunu en kıymetli hazinenmiş gibi bakmıştın. Sen ki bu kadar değer verirdin bana. şimdi ben kalbimi nasıl başkalarına vereceğim? nasıl paylaşacağım seninle paylaşmadıklarımı? bu kadar erken gitmesen olmaz mıydı? toprak almasaydı seni. Tanrılar benden çok mu seviyorlar seni mümkün mü bu? düştüm kolum kanadı kabul bağladı yaram. koparttım yaramın kabuğunu yedim. tadı bir garip geldi. Sen öldüğünde dudaklarından gizlice öptüm odada aynı bu tadı andırıyordu. kopmuş yara kabuğu gibi bir ölünün dudakları. sen şimdi her nerdeysen görüyorsan ya da görmüyorsan sen şimdi ne yapıyorsan ya da yapmıyorsan biliyorum ki sevemeyecek kimse yara kabuklarımı senin kadar. biliyorum acıyacak hep yaralarım sen öpüp geçiremeyeceksin.
Ölüler geçiyor mezarlıklardan görüyorum. Her birinin ayrı bir hikayesi var fısıldıyorlar ben geçerken mezarlıktan. ben seni soruyorum sessizce onların analtıcak çok şeyleri var sana sıra gemiyor. ölüleri dinliyorum yine senin en kızdığın şeyi yapıyorum. kız diye sen bir yerden gel diye yapıyorum. masal oldu bir sürü hikaye oldu yokluğuna yazdıklarım daha neler neler oldu.
ölüler bilgisayar kullanabilir mi....
Ölüler geçiyor mezarlıklardan görüyorum. Her birinin ayrı bir hikayesi var fısıldıyorlar ben geçerken mezarlıktan. ben seni soruyorum sessizce onların analtıcak çok şeyleri var sana sıra gemiyor. ölüleri dinliyorum yine senin en kızdığın şeyi yapıyorum. kız diye sen bir yerden gel diye yapıyorum. masal oldu bir sürü hikaye oldu yokluğuna yazdıklarım daha neler neler oldu.
ölüler bilgisayar kullanabilir mi....
8 Mayıs 2009 Cuma
Devrim Arabaları
Dün izledim. çok beğendim. aktarmak istediklerim var:
Sevgilime dedim ki bu cümleyi iyi ezberle ileride çocuklarına söylersin :" ben senin öğrendiğin kadarını unuttum..."
sonra bu ülkede başarı her zaman cezalandırılır..
film ne kadar da Türkiyeydi. ne kadar başarılı anlatılmış.. insanlar inanıyorlar bu ülkede. gerçekten inanarak başlıyorlar.. ülkelerini seviyorlar, mücadele ediyorlar, daha iyisini istiyorlar..ama birileri arkaplanda nasıl güzel kullanıyor bu coşkuyu nasıl güzel oynuyor insanların erdem saydıklarıyla. bir grup mühendis hiçbir çıkarı olmadan sadece başarmak için fayda sağlamak için yapmıştı. bir grup bürokrat en fazla çıkarı olan sadece kendini kurtarmak için yapılmasına destek olmuştu.
Denizlerde böyle inanmıştı. hiçbir çıkarları yoktu. hiçbir fayda sağlamayacktı bu onlara. herkes için istemişlerdi. inanmışlardı sevmişlerdi mücadele etmişlerdi. kim niye desteklemek istedi biliyorlardı desteği de kabul etmediler. üç fidan oldular darağacında gözyaşı oldular. bir zamanlar anarşist vatan hainiydiler bir zaman kahraman oldular bir zaman ütopyacıydılar... onların terime tabire ihtiyaçları yoktu onlar sadece fayda sağlamak istemişlerdi.
ama iktisatın kıvraklığıydı bu biraz da işte. ceteris paribus nerdeydi unuttular. marjinal fayda kime göreydi?
iktisat yazasım var da olmuyor çok uzak kaldım marxa...
Sevgilime dedim ki bu cümleyi iyi ezberle ileride çocuklarına söylersin :" ben senin öğrendiğin kadarını unuttum..."
sonra bu ülkede başarı her zaman cezalandırılır..
film ne kadar da Türkiyeydi. ne kadar başarılı anlatılmış.. insanlar inanıyorlar bu ülkede. gerçekten inanarak başlıyorlar.. ülkelerini seviyorlar, mücadele ediyorlar, daha iyisini istiyorlar..ama birileri arkaplanda nasıl güzel kullanıyor bu coşkuyu nasıl güzel oynuyor insanların erdem saydıklarıyla. bir grup mühendis hiçbir çıkarı olmadan sadece başarmak için fayda sağlamak için yapmıştı. bir grup bürokrat en fazla çıkarı olan sadece kendini kurtarmak için yapılmasına destek olmuştu.
Denizlerde böyle inanmıştı. hiçbir çıkarları yoktu. hiçbir fayda sağlamayacktı bu onlara. herkes için istemişlerdi. inanmışlardı sevmişlerdi mücadele etmişlerdi. kim niye desteklemek istedi biliyorlardı desteği de kabul etmediler. üç fidan oldular darağacında gözyaşı oldular. bir zamanlar anarşist vatan hainiydiler bir zaman kahraman oldular bir zaman ütopyacıydılar... onların terime tabire ihtiyaçları yoktu onlar sadece fayda sağlamak istemişlerdi.
ama iktisatın kıvraklığıydı bu biraz da işte. ceteris paribus nerdeydi unuttular. marjinal fayda kime göreydi?
iktisat yazasım var da olmuyor çok uzak kaldım marxa...
çilekli şurup
bugün seni anlatmayacağım uzun oldu siyaset yapmayalı. bugün ekonomi bahsedeceğim bugün eşitlikten adaletten bahsedeceğim de birikim azaldı sanki içimde sahi ne zamndır okumuyorum bugün okumaya başlasam mı artık aylar önce aldığım kitaplarımı off hiçbişey yapmıyorum örümcekler sardı beni yine kaşınıyorum annne perdede örümcek var yine ya da ben bir şişe şurubu kafaya diktim az önce..
çare
offlar bastı işte yine..
anlatıcaklar var da çok da anlatabilecek olna yok şimdi içiyle meşgul..
memlekette çok mesele var üzerinde kafa yorulacak çözülecek de bencilliği tutty işte derdiyle uğraşıyor..
kan akıyor burnundan ve kulağı kanıyor kanlar sarıyor etrafını acımyor canı umursamıyor korkmuyor ama birine anlatası var işte doktor derdime bir çare..
5 Mayıs 2009 Salı
fotoğraf
ne çok hikayesi vardı anlatacak ve heybesinde bir dolu pişmanlıkla çıkmıştı yola henüz. başlayabilseydi bir ertelemeseydi ya artık anlatsaydı içinde birikenleri. konuştukça konuşası geliyordu. o dinliyordu başta belki ilgi çekiciydi anlattıklarıdaha önce duymamıştı bunları ne de olsa. sonra ne oldu? hala anlatacakları vardı daha başlamamıştı bile. ama dinlemiyordu artık ilgilenmiyordu. oysa buzdan bir prenses değildiki heybesi olan. soğukluğa ihtiyacı yoktu. aksine buz tutmuş yanlarını eitecek bir sıcaktı aradığı elleri üşüyordu ne de olsa. hem elleri hep soğuktu heybesinde pişmalıklar taşıyanın. sanmıştıki salıncak kadar gerçek olabilir yaşananlar salınackata pişmanlıklara katıldı. katma değerli bir pişmanlık yasası oluştu içinde. oysa pişman olmamayı tercih edebilseydi artık bir karar verbilseydi veya.. ne kadar analamsız bir yazı olmuştu. gönderdiği anlattığı anlatamadığı. bir ağaçlı yol tasviri yapabilirdi içinde özlemini duyduğu. marmarise giderken ne dinlemişti yolda. ne çok sevmişti o şarkıyı son yemek parasını vermişti cd ye. aç kalma pahasına... ikame ediyordu hayatını böyle böyle işte. her seçimi bir vazgeçiş oluyordu zaten de seçtiklerinden de vazgeçiyordu işte. acı vardı hikayesinde ama mutluluk daha çoktu. yazdıkça yazası anlattıkça anlatası vardı yarısı kendine ait yarısı başkalarına ait hikayeler vardı belki hepsi hayal ürünüydü bilmiyordu kendi derinin de çoktan kaybolmuştu. noktası virgülü olayan hatta imlaya yer vermek istemeyen bir hikayeye başlamak ve bu sefer vazgeçmemek istemişti. oysa. seçim mi yanlıştı insan mı yalnızdı. yalın hallerini sevmezdi oysa. korkardı bi kere karanlıktan. bir garip dünyadaydı işte. neydi acıtan. işe yaramaz hissediyordu. sorumlu hissediyordu ama sadece hissediyordu bu kez. hiçbişey yapmadığını farketti. bişeyler yapmalıydı oysa. çabalamalıydı mücadele etmeliydi pes etmek de neydi. ne zaman vazgeçmişti düşündü. bulamadı hatırlayamadığı kadar eskiydi vazgeçişleri. marmarise giden ağaçlı yolu hatırladı çalan şarkıyı hatırlayamadı. marmarise giderken mi dönerken mi uğradığı kleopatra plajını hatırladı elindeki elmayı neden yere düşürdüğünü hatırlayamadı. kirazları hatırladı kulağının arkasında fotoğrafları hatırlayamadı. herşey silikti silindikçe silinmeli miydi. hayat bunu mu gerektirirdi. yoksa bu kadar çok fotoğraf çekme isteğinin sebebi artık unutmak istemeyişi miydi...
29 Nisan 2009 Çarşamba
an...
ve sen merak etmelisindi benim sonramı öncem önemli değilken artık sen gelip yarınımı değerli kılmalısın oysa sen anımı merak ettin geçmeye yüz tutmuş yakın zamanımı...
sigara
bir sigara yakasım geldi, derin bir nefes çekesim ardından, sigaraını ucunda yakasım geldi kendimi de... ama ne sigara yaktım ne kendimi... çünkü sigara yasak olsun dedik, yasak oldu yanmalar da...
3nokta edermiş
noktalar koymuştuğu yoıkluğuna yazdığım şiirlere mektuplara... oysa yanlış yapmışım ne kadra da çok... öğrendimki devamı var demekmiş 3nokta... oysa sen bir daha görmemeliydin beni bir daha söylememeliydin sevdiğini... öyle olursa daha kolay tutardım ben sevgilimin elini...oysa şimdi 3nokta var aramızda sanki ben seni bekliyormuşum sende birgün gelecekmişsin gibi... bak işte yine sensizliğe yazdım bunu...istemesende belki ben istesemde sadece sende dahil oluyorsun her hikayeye başladığımda... 3noktalar olmasa sana konmasa ve serçeler yavrulamaya başladığında daha yeni yeni sen sadece minik bir solucan olsaydın hikayemde...oysa sen yeni doğan serçenin kanadı olmuşsun ben mi öyle yazdım sen ben yazdım diye mi oldun bilmiyorum olmasaydın iyi mi olurdu onu da bilmiyorum... ben neyi bildiğimi de bilmiyorum seninle ilgili... varmıydın gerçek miydin biz miydik biz diye bişey hiç oldu mu bilmiyorum... araya yollar girdi araya uzaklık girdi araya başka eller başka sevdalar girdi ama kalbe yakın yerde sen kaldın yine...bak bu hikaye de 3 nokta ile bitiyor işte.... ben birini böyle sevmedim ben kimseyi yürekten içimden sevemedim sanki yaratan bana vermemiş gibi sevmeyi...başkalarının acılı aşk hikayelerini anlatıyorum... bir sevsem nasılda derinden severim...bir sarılabilsem bir öpsem öyle derin olur ki kendi derinliğimde boğulurum...ne kadarı bana ait anlattıklarımın ne kadarı gerçek ne kadarını hissediyorum... ne önemi var ben yazmak için gelmişim dünyaya siz hissedin anlatın hikayelerinizi bırakın gerisi benim hayal gücüm...
kime yazdım bunu ben şimdi... hayatında 3noktaları olanlara yazdım biraz edaya yazdım biraz şuleye biraz tanımadığım parktaki kıza biraz ona biraz buna acı çekene yazdım unutamayana...
kime yazdım bunu ben şimdi... hayatında 3noktaları olanlara yazdım biraz edaya yazdım biraz şuleye biraz tanımadığım parktaki kıza biraz ona biraz buna acı çekene yazdım unutamayana...
Bir Plesenta Uzantısıdır Yaşamak...
İnsanlar mucizeler için doğmuştur...
İnsan başarmak için gelir dünyaya başarısızlık için değil!.. Gittiğim bir eğitimde duvara asmışlardı bu yazıyı 5. kat girişinde merdicvenlerden hemen sonra solda.
Evet insan başarmak için doğmuş olmalıydı, çünkü zaten dünyaya gelişi bir başarıydı. Milyonlarca spermden biri, sadece belli zamanlarda üreme için uygun olgunluğa erişmiş bir yumurtayı bulur önce. Hayatta benzer buna. Milyonlarca olasılıktan birisindir hayatta, tercihlerinle, fikirlerinle sadece kendin olarak bile. Sonra yaşamını uygun olgunluğa getirmek için bir sürece girersin. aile,okul,iş,arkadaş ortamları.. Her birinde zaman zaman durup soluklanırsın. Sperm yumurtayı seçip döllemek için bir giriş yaptığında yumurtanın da bu olaya kayıtsız kalmaması ve spermi beğenmesi , seçmesi ve izin vermesi gerekir. yani sen elmayı seviyorsun diye elma da seni sevmek zorunda değildir.Sonra embriyo oluşmaya başlar. o sırada dış etkenler - kadın,erkek - bu oluşuma izin vermelidir. yani hayatta da dış etkenler yaşamımıza izin verdiği sürece yaşayabiliyoruz. bazen bir deli kurşun göğsümüzü ortasın geçip gidiveriyor...
Derken bir plesenta uzantısında başlar yaşam...
Canlı canlı olabilmek için canlı kalabilmek için başlar anne karnında mücadeleye. Bilseki dünyaya geldiğinde de süreç aynı devam ediyor. Çünkü doğanın bizleri karnıda taşıya bir anne figürü olarak ne kadar da başarılı olduğunu düşünürsek görüyoruzki anne karnındaki mücadelemiz yaşmak uğruna ve daha iyi yaşamak uğruna. ve zorlu mücadele 9 ay 10 gün sonra biter embriyo için yani tm olgunlaştığında, ama insan için dünyadayken bu süe ne kadar belli olamıyo, yani ne zaman doğanın karnından toprak anaya kavuşuruz bir büyük bilmece. ölüm insan oğlunun korkulu merakı...Bir mucizeyi başalatabilmek için aylardır bulunduğu yere veda ederken canlı yeni bir yolculuğa başlar aslında hiç de yabancı olmadığı. tam da oluşumuna ilk izin verilen yerden gelir dünyaya. ölürken de tam da oluşumumuza lk izin verilen yere gitmez miyiz?
İnsanın oluşumu ve doğumu arasındaki süreç ile yaşamı ve ölümü arasındaki süreç birbirine benzemiyor mu?
Bir plesenta uzantısıdır yaşam, bütün iş vaktin ayarlanması..
Ezgi Aktaş 28.04.09 08:36
İnsan başarmak için gelir dünyaya başarısızlık için değil!.. Gittiğim bir eğitimde duvara asmışlardı bu yazıyı 5. kat girişinde merdicvenlerden hemen sonra solda.
Evet insan başarmak için doğmuş olmalıydı, çünkü zaten dünyaya gelişi bir başarıydı. Milyonlarca spermden biri, sadece belli zamanlarda üreme için uygun olgunluğa erişmiş bir yumurtayı bulur önce. Hayatta benzer buna. Milyonlarca olasılıktan birisindir hayatta, tercihlerinle, fikirlerinle sadece kendin olarak bile. Sonra yaşamını uygun olgunluğa getirmek için bir sürece girersin. aile,okul,iş,arkadaş ortamları.. Her birinde zaman zaman durup soluklanırsın. Sperm yumurtayı seçip döllemek için bir giriş yaptığında yumurtanın da bu olaya kayıtsız kalmaması ve spermi beğenmesi , seçmesi ve izin vermesi gerekir. yani sen elmayı seviyorsun diye elma da seni sevmek zorunda değildir.Sonra embriyo oluşmaya başlar. o sırada dış etkenler - kadın,erkek - bu oluşuma izin vermelidir. yani hayatta da dış etkenler yaşamımıza izin verdiği sürece yaşayabiliyoruz. bazen bir deli kurşun göğsümüzü ortasın geçip gidiveriyor...
Derken bir plesenta uzantısında başlar yaşam...
Canlı canlı olabilmek için canlı kalabilmek için başlar anne karnında mücadeleye. Bilseki dünyaya geldiğinde de süreç aynı devam ediyor. Çünkü doğanın bizleri karnıda taşıya bir anne figürü olarak ne kadar da başarılı olduğunu düşünürsek görüyoruzki anne karnındaki mücadelemiz yaşmak uğruna ve daha iyi yaşamak uğruna. ve zorlu mücadele 9 ay 10 gün sonra biter embriyo için yani tm olgunlaştığında, ama insan için dünyadayken bu süe ne kadar belli olamıyo, yani ne zaman doğanın karnından toprak anaya kavuşuruz bir büyük bilmece. ölüm insan oğlunun korkulu merakı...Bir mucizeyi başalatabilmek için aylardır bulunduğu yere veda ederken canlı yeni bir yolculuğa başlar aslında hiç de yabancı olmadığı. tam da oluşumuna ilk izin verilen yerden gelir dünyaya. ölürken de tam da oluşumumuza lk izin verilen yere gitmez miyiz?
İnsanın oluşumu ve doğumu arasındaki süreç ile yaşamı ve ölümü arasındaki süreç birbirine benzemiyor mu?
Bir plesenta uzantısıdır yaşam, bütün iş vaktin ayarlanması..
Ezgi Aktaş 28.04.09 08:36
24 Nisan 2009 Cuma
tango zamanı
Tangoya başlamak istiyorum dedi içimdeki oynak kadın biraz terle biraz dağıt dedi kendine ayır zamanını itiraz ettim önce bütçe dedim sonra vakit yok dedim ayarlamak lazım hem fedakarlık da gerekir dedim kavga ettik kendimle uzun uzun sonra peki dedim herkesin istediğini yapıyorum kendi istediğimi de yapıyım madem olur dedim kendimle anlaştım cumartesi yeni insanlar ile barışmaya gidiyorum. şimdi arjantine yolculuk ispanyaya daha var nasıl olsa...
ayrılıktı adı...
Derin bir acıydı içindeki çünkü keşkelere gebe bırakmıştı sevdasını. uzak yolar girmişti araya ama onları ayıran bu değildi hem atilla ilhan söylemişti ayrılıklar da sevdaya dahildi çünkü ayrılanlar hala sevgili. bir başkasının elini tutuyordu şimdi ikisi de. bir başka ilişki içinde 2 olmuşlardı ama tekil bireyselliğinde kayboluyorlardı aşkın. oysa yüce bişey verilmişti onlara. sevmek derinden en yürekten dudaklarında eriyerek ve bütünleşerek ruhun sarsıcı bedeninde belli belirsiz bir el gibi gezerkn her bir hücresinde. bir başkasına sarılarak ama onu sararak yaşarken her daim ot çeker gibi. nerden gelir anlamsız sorular en hatırladığın yerde bırakmalısın yaşamayı nasılda kolay kandırıyor insan seviyorum diye nası basit iki kelime oluyor ait olmayınca yüreğe. hem insan herkesi sevebilir kolayca ama 2 olunca değişir işte. gün tuhaftı gün acı tatlar bıraktı köftenin yanında yenen acılı ezme gibiydi içeride kalanda. yenen ne kadar lezzetli bir yemekti oysa. ah nasıl bir cezaydı bu aşka.adı ayrılıktı ama ayrılık gibi değildi bu. ismi konulmuştu ama yaşanamıyordu bir türlü sevda bırakmıyordu peşlerini. başka yaşamların içinde birbirlerini arayıp duruyorlardı. böyle bitmeseydi bu kadar acıtmazdı belki de . keşkeye gebe bırakmasalardı sevdalarını beklemek zorunda kalmazlardı bir gün doğacak yeniden aşk diye. sessizce çıkıp gidişleri seyretmek sessizce veda etmek çoğu kez sadece bakmak hatta bakamamak almıştı en kavuşulan en sevişilen anların yerini. uzaktan geçerken belki karşı kıyıdayken o sen buralarda el ele dolaştığınızı düşüne dur o karşı kıyıda sarıldığınızı hatırlasın. kim vermişti bu hükmü bu aşka. ah sevda içeride yaralar açmaya devam ediyordu işte. acıtıyordu, kanatıyordu belki biraz saçmalatıyordu. nasılda yoktu şimdi bir zamanlar herşey olan. nasılda bırakmıştı bir zamanlar nefes olan. sevda bitmemişti ama biten bişeyler de vardı işte. en zoru da geri dönmekti. değişmişti insan kollarına başkasını almıştı başkasını sarmıştı derinden ama hep onu düşünerek. başka vücutlar girmişti kalp ile araya. eskiden temiz olan kirliydi artık. el değmemiş olana el değmişti belli belirsiz. kalbe yakın bi yerden bir acı kalbe yakın derinden bir sızı kalbe yakın kalbe ait ne varsa hep kırık yıkık artık...
ATİLLA İLHAN
AYRILIK SEVDAYA DAHİL
Açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın
En görkemli saatinde yıldız alacasının
Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader
Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın
Rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
Mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan
Onu çok arıyorum onu çok arıyorum
Heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları
Bir yerlere yıldırım düşüyorum
Ayrılığımızı hisettiğim an demirler eriyor hırsımdan
Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş
Tedirgin gülümser
Çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili
Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
Her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili
Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
Gittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu
Yıldızlar inanılmıyacak bir irilikte
Yansımalar tutmuş bütün sahili
Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
Öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil
Çünkü ayrılanlar hala sevgili
Yanlızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık
Hava ağır toprak ağır yaprak ağır
Su tozları yağıyor üstümüze
Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
Eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı
Karanlık çöktü denize
Yanlızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin
Ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
Kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan
Bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince
Sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice
Yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak
Bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına
Benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle
Sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız
İkimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız
Hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi
Tuz parça kırılsak da hala içimizde o yanardağ ağzı
Hala kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessüm zehir zemberek AŞKIMIZ
Açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın
En görkemli saatinde yıldız alacasının
Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader
Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın
Rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
Mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan
Onu çok arıyorum onu çok arıyorum
Heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları
Bir yerlere yıldırım düşüyorum
Ayrılığımızı hisettiğim an demirler eriyor hırsımdan
Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş
Tedirgin gülümser
Çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili
Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
Her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili
Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
Gittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu
Yıldızlar inanılmıyacak bir irilikte
Yansımalar tutmuş bütün sahili
Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
Öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil
Çünkü ayrılanlar hala sevgili
Yanlızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık
Hava ağır toprak ağır yaprak ağır
Su tozları yağıyor üstümüze
Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
Eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı
Karanlık çöktü denize
Yanlızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin
Ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
Kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan
Bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince
Sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice
Yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak
Bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına
Benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle
Sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız
İkimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız
Hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi
Tuz parça kırılsak da hala içimizde o yanardağ ağzı
Hala kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessüm zehir zemberek AŞKIMIZ
21 Nisan 2009 Salı
hayat
çok şey istemiyorum hayattan mesela koca istemiyorum bana ait bir bebek istiyorum sadece. sonra küçük bir çatı katına razıyım yalnız yaşayacağım. bir tane köpek istiyorum geceleri yürüyüşe çıkarcağım. ufak bir tosbağa araam olsun yolarda perişan olıyım istiyorum. bozulan aletlerimi ben tamir edebilirm. sora istediğim zaman çıkıp gidebilmeliyim uzaklara bir kaç parça eşya ve bebeğimle birlikte nerde istersem orada büyütebilmeliyim onu.çok oldu galiba oysa benim hırslarım yok en iyisi olmak için mücadele vermek istemeiyorumki ben. sadece yaşamak istiyorum. deniz kenarına gidip havayı içime çekmek istiyorum. buz gibi suya dokunmalıyım yosun kokmalı ellerim. canlılığı yaşamı hissetmeliyim. sevgilim sen okursan yakın bir zamanda bu yazımı beni denize götür birkaç şişe şarap alalım bi de ateş yaktık mı ben sana şarkı söylerim hikayelerimi de anlatırım. sevgilim ben yaşamay özledim hadi denize gidelim..
Şükür Anne ...
bugün bebeğim annen sana masallar anlatacak. bugün henüz doğurmadığım güzel bebeğime öyküler yazacağım. aynı elbiseleri diktireceğim ikimiz için. saçlarımı kestireceğim seni kucağıma aldığım gün beraber uzatacağız. dalgalanırsa saçın bende dalga yaptıracağım. benim bir parçam olacaksın ya sen bende senin bir parçan olacağım. ama bana kızacağını da biliyorum meleğim. öfkeni içimdeki sevgiyle besleyeceğim beni nefretinle öldürmeni bekleyeceğim. nasılda anne olmak istiyorum bugün sana sarılmak için. ahh henüz oluşmamış mucizem neler adadım yokluğuna. hormonlarım fazla mı çalışıyor bugünlerde sevdadan mıdır bilmem. yine anneliğim tuttu işte. bütün çocuklara yetecek kadar sevgim var içimde hepinize dağatabilirim sıraya girin. ellerinizden tutabilirim hepinizin kucağım büyük hepinize yer var koynumda. bütün dünya çocuklarına sarılabilirim bugün ayırmadan öteki olmadan henüz o kirlenmeden. öte lememişken hayat henüz onu sevebilirim bana ait gibi. bugün şükredebilirim kadın olduğum için ve karnımda büyüteceğim çocuklarıma hikayeler yazma yeteneği verdiği için bir kez daha şükredebilirim. bir plesanta uzantısı kadar yaşam....
13 Nisan 2009 Pazartesi
kim...
Bir ses gelir bazen, senden başkası duymaz.bir koku duyarsın, başka burunlara ulaşmayan. seni kimleştirir duyuların. hayaletler sarar geceyi ardından. ataların olmayan tanrılara tapmıştı ne de olsa. soluk üfler ruhuna gece. hayal olan masal olur... içeri gelen gölge içine gelir. bir düş ki düşünmekten geçer yolu...ahh nasıl anlatsam kanıyor prangalarda düşlerim. yaralarımı sarmaya gel sevgilim.. dudaklarının değdiği yerde yenilenir hücrelerim...
7 Nisan 2009 Salı
Ölüm Grubuna İtiraz...
kim değil ki ölüm grubunda doğuştan dahil olduğumuz bir grup ölüm. çıkmak ben oynamıyorum demek de yok hem. sona tek bir galibi var sen ne kadar iyi oynarsan oyna o grupta hep ölüm kazanır. garip bir kokusu renkli bir rengi vardır ölümün. gidip gelmeler yoktur girip çıkmalarda tek ve kesindir. yaşamak gibi değil yani ölümün bir asilliği vardır her daim. kesin ve nettir bu gruptaki herşey. ölüm grubunda olduğunu farkettiğinde insan derin bir nefes almalı ve çok geçmeden geri vermeli.
eğer verebildiysen nefesini yaşıyorsun demektir. veremiyorsan bilki ölüm kazandı oyunu. çünkü ölüm tek yanı olan tek tarafı olan bir yer.gidince gelemiyorsun, verince alamıyorsun, kapatınca gözlerini aynı yerde açamıyorsun belkide hiç açamıyorsun kim bilir. ve eğer sen şuanda yaşadığını farkettiysen ve anladıysanki bu dünyadaki tek var olma sebebimiz sadece ölüme hazırlık ve anladıysan bu yarışa gerek yok zaten galibi belli ve anladıysan derin nefesler almalısın, deniz kenarına gidip bir cigara yakmalısın...
ve cigaranın ucunda seni hiç ölmicekmişsin gibi yaşatan herşeyi yakmalısın, yeniden başlamalısın herşeye çocuk olmalısın bir kere insan çocuk olabilmeli. yoksa ölüm hep zamansız kalır senin karşında ve sen hep erken gittiğini düşünürsün. oysa yapacak ne kadar da çok şey vardı. dünyayı dolaşacaktın neden? görmeli işte insan. burası tamam da diğer tarafta ne var merak ediyor bir kere. merak kediyi öldürüyor Allahtan insana bir şey yapmıyor.:))
ABİME....
eğer verebildiysen nefesini yaşıyorsun demektir. veremiyorsan bilki ölüm kazandı oyunu. çünkü ölüm tek yanı olan tek tarafı olan bir yer.gidince gelemiyorsun, verince alamıyorsun, kapatınca gözlerini aynı yerde açamıyorsun belkide hiç açamıyorsun kim bilir. ve eğer sen şuanda yaşadığını farkettiysen ve anladıysanki bu dünyadaki tek var olma sebebimiz sadece ölüme hazırlık ve anladıysan bu yarışa gerek yok zaten galibi belli ve anladıysan derin nefesler almalısın, deniz kenarına gidip bir cigara yakmalısın...
ve cigaranın ucunda seni hiç ölmicekmişsin gibi yaşatan herşeyi yakmalısın, yeniden başlamalısın herşeye çocuk olmalısın bir kere insan çocuk olabilmeli. yoksa ölüm hep zamansız kalır senin karşında ve sen hep erken gittiğini düşünürsün. oysa yapacak ne kadar da çok şey vardı. dünyayı dolaşacaktın neden? görmeli işte insan. burası tamam da diğer tarafta ne var merak ediyor bir kere. merak kediyi öldürüyor Allahtan insana bir şey yapmıyor.:))
ABİME....
6 Nisan 2009 Pazartesi
ayna...
Hiçe benziyordum bugün ayna ayna söyle bana demeden söyledi ayna. bugün hiçe benziyorsun. duymaka istediğim bu değildi oysa ben içimdeki hangi prensesi bugün öldürmeliydim onu sormak için gitmiştim aynaya. acıması yoktu bugün aynanın. sen dedi bugün hiçe benziyorsun.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)