11 Mayıs 2009 Pazartesi

Çocuk

Çocuk sana uzak dur demiştim uçurtmalardan... kapılırsan ve deli bir poyraz eserse kapar götürür seni biilmediğin diyarlara. sağlam basmalıydın ayaklarını yere unutmamalıydın sağlam bir ağaç gövdesine tutunmayı. bıraktın kendini kandın rengarenk uçurtmanın güzelliğine. şimdi bilmediğin diyarlarda rüzgarın seni geri getirmesini beklemektesin. dua et çocuk sen dua bilir misin?

Dostum...

Bir dost biliyorum hiçbir zaman okumayacak burada ondan bahsedişimi
bir dost başka evlerde başka yaramazlıklar yapıp aynı dayakları yediğim
bir dost geçmişte de değerli gelecekte de bugünde
bir dost sanki tek dost
yüzüne bakınca beni anladığını anladığım bir insan
bir yürek kırık dökük acı dolu benimkine kardeş
bir şarkı aynı şeyi hatırlatan
bir bira aynı tadı bırakan damaklarda
bir umut sadece mutlu yaşamak uğruna.
benzemiyor kimselere bir dost, benzemesin kimseler ona,

bir dost düşünce yanına düşecek kadar dost...

Yara

Kabuğunu kopartıp sakladığım yaralarımın izlerine baktım da dün sanki seni gördüm. sana vermiştim en son yaramın kabuğunu en kıymetli hazinenmiş gibi bakmıştın. Sen ki bu kadar değer verirdin bana. şimdi ben kalbimi nasıl başkalarına vereceğim? nasıl paylaşacağım seninle paylaşmadıklarımı? bu kadar erken gitmesen olmaz mıydı? toprak almasaydı seni. Tanrılar benden çok mu seviyorlar seni mümkün mü bu? düştüm kolum kanadı kabul bağladı yaram. koparttım yaramın kabuğunu yedim. tadı bir garip geldi. Sen öldüğünde dudaklarından gizlice öptüm odada aynı bu tadı andırıyordu. kopmuş yara kabuğu gibi bir ölünün dudakları. sen şimdi her nerdeysen görüyorsan ya da görmüyorsan sen şimdi ne yapıyorsan ya da yapmıyorsan biliyorum ki sevemeyecek kimse yara kabuklarımı senin kadar. biliyorum acıyacak hep yaralarım sen öpüp geçiremeyeceksin.

Ölüler geçiyor mezarlıklardan görüyorum. Her birinin ayrı bir hikayesi var fısıldıyorlar ben geçerken mezarlıktan. ben seni soruyorum sessizce onların analtıcak çok şeyleri var sana sıra gemiyor. ölüleri dinliyorum yine senin en kızdığın şeyi yapıyorum. kız diye sen bir yerden gel diye yapıyorum. masal oldu bir sürü hikaye oldu yokluğuna yazdıklarım daha neler neler oldu.

ölüler bilgisayar kullanabilir mi....

8 Mayıs 2009 Cuma

Devrim Arabaları

Dün izledim. çok beğendim. aktarmak istediklerim var:

Sevgilime dedim ki bu cümleyi iyi ezberle ileride çocuklarına söylersin :" ben senin öğrendiğin kadarını unuttum..."

sonra bu ülkede başarı her zaman cezalandırılır..

film ne kadar da Türkiyeydi. ne kadar başarılı anlatılmış.. insanlar inanıyorlar bu ülkede. gerçekten inanarak başlıyorlar.. ülkelerini seviyorlar, mücadele ediyorlar, daha iyisini istiyorlar..ama birileri arkaplanda nasıl güzel kullanıyor bu coşkuyu nasıl güzel oynuyor insanların erdem saydıklarıyla. bir grup mühendis hiçbir çıkarı olmadan sadece başarmak için fayda sağlamak için yapmıştı. bir grup bürokrat en fazla çıkarı olan sadece kendini kurtarmak için yapılmasına destek olmuştu.

Denizlerde böyle inanmıştı. hiçbir çıkarları yoktu. hiçbir fayda sağlamayacktı bu onlara. herkes için istemişlerdi. inanmışlardı sevmişlerdi mücadele etmişlerdi. kim niye desteklemek istedi biliyorlardı desteği de kabul etmediler. üç fidan oldular darağacında gözyaşı oldular. bir zamanlar anarşist vatan hainiydiler bir zaman kahraman oldular bir zaman ütopyacıydılar... onların terime tabire ihtiyaçları yoktu onlar sadece fayda sağlamak istemişlerdi.

ama iktisatın kıvraklığıydı bu biraz da işte. ceteris paribus nerdeydi unuttular. marjinal fayda kime göreydi?

iktisat yazasım var da olmuyor çok uzak kaldım marxa...

çilekli şurup

bugün seni anlatmayacağım uzun oldu siyaset yapmayalı. bugün ekonomi bahsedeceğim bugün eşitlikten adaletten bahsedeceğim de birikim azaldı sanki içimde sahi ne zamndır okumuyorum bugün okumaya başlasam mı artık aylar önce aldığım kitaplarımı off hiçbişey yapmıyorum örümcekler sardı beni yine kaşınıyorum annne perdede örümcek var yine ya da ben bir şişe şurubu kafaya diktim az önce..

çare

offlar bastı işte yine..

anlatıcaklar var da çok da anlatabilecek olna yok şimdi içiyle meşgul..

memlekette çok mesele var üzerinde kafa yorulacak çözülecek de bencilliği tutty işte derdiyle uğraşıyor..

kan akıyor burnundan ve kulağı kanıyor kanlar sarıyor etrafını acımyor canı umursamıyor korkmuyor ama birine anlatası var işte doktor derdime bir çare..

5 Mayıs 2009 Salı

fotoğraf

ne çok hikayesi vardı anlatacak ve heybesinde bir dolu pişmanlıkla çıkmıştı yola henüz. başlayabilseydi bir ertelemeseydi ya artık anlatsaydı içinde birikenleri. konuştukça konuşası geliyordu. o dinliyordu başta belki ilgi çekiciydi anlattıklarıdaha önce duymamıştı bunları ne de olsa. sonra ne oldu? hala anlatacakları vardı daha başlamamıştı bile. ama dinlemiyordu artık ilgilenmiyordu. oysa buzdan bir prenses değildiki heybesi olan. soğukluğa ihtiyacı yoktu. aksine buz tutmuş yanlarını eitecek bir sıcaktı aradığı elleri üşüyordu ne de olsa. hem elleri hep soğuktu heybesinde pişmalıklar taşıyanın. sanmıştıki salıncak kadar gerçek olabilir yaşananlar salınackata pişmanlıklara katıldı. katma değerli bir pişmanlık yasası oluştu içinde. oysa pişman olmamayı tercih edebilseydi artık bir karar verbilseydi veya.. ne kadar analamsız bir yazı olmuştu. gönderdiği anlattığı anlatamadığı. bir ağaçlı yol tasviri yapabilirdi içinde özlemini duyduğu. marmarise giderken ne dinlemişti yolda. ne çok sevmişti o şarkıyı son yemek parasını vermişti cd ye. aç kalma pahasına... ikame ediyordu hayatını böyle böyle işte. her seçimi bir vazgeçiş oluyordu zaten de seçtiklerinden de vazgeçiyordu işte. acı vardı hikayesinde ama mutluluk daha çoktu. yazdıkça yazası anlattıkça anlatası vardı yarısı kendine ait yarısı başkalarına ait hikayeler vardı belki hepsi hayal ürünüydü bilmiyordu kendi derinin de çoktan kaybolmuştu. noktası virgülü olayan hatta imlaya yer vermek istemeyen bir hikayeye başlamak ve bu sefer vazgeçmemek istemişti. oysa. seçim mi yanlıştı insan mı yalnızdı. yalın hallerini sevmezdi oysa. korkardı bi kere karanlıktan. bir garip dünyadaydı işte. neydi acıtan. işe yaramaz hissediyordu. sorumlu hissediyordu ama sadece hissediyordu bu kez. hiçbişey yapmadığını farketti. bişeyler yapmalıydı oysa. çabalamalıydı mücadele etmeliydi pes etmek de neydi. ne zaman vazgeçmişti düşündü. bulamadı hatırlayamadığı kadar eskiydi vazgeçişleri. marmarise giden ağaçlı yolu hatırladı çalan şarkıyı hatırlayamadı. marmarise giderken mi dönerken mi uğradığı kleopatra plajını hatırladı elindeki elmayı neden yere düşürdüğünü hatırlayamadı. kirazları hatırladı kulağının arkasında fotoğrafları hatırlayamadı. herşey silikti silindikçe silinmeli miydi. hayat bunu mu gerektirirdi. yoksa bu kadar çok fotoğraf çekme isteğinin sebebi artık unutmak istemeyişi miydi...

29 Nisan 2009 Çarşamba

an...

ve sen merak etmelisindi benim sonramı öncem önemli değilken artık sen gelip yarınımı değerli kılmalısın oysa sen anımı merak ettin geçmeye yüz tutmuş yakın zamanımı...

sigara

bir sigara yakasım geldi, derin bir nefes çekesim ardından, sigaraını ucunda yakasım geldi kendimi de... ama ne sigara yaktım ne kendimi... çünkü sigara yasak olsun dedik, yasak oldu yanmalar da...

3nokta edermiş

noktalar koymuştuğu yoıkluğuna yazdığım şiirlere mektuplara... oysa yanlış yapmışım ne kadra da çok... öğrendimki devamı var demekmiş 3nokta... oysa sen bir daha görmemeliydin beni bir daha söylememeliydin sevdiğini... öyle olursa daha kolay tutardım ben sevgilimin elini...oysa şimdi 3nokta var aramızda sanki ben seni bekliyormuşum sende birgün gelecekmişsin gibi... bak işte yine sensizliğe yazdım bunu...istemesende belki ben istesemde sadece sende dahil oluyorsun her hikayeye başladığımda... 3noktalar olmasa sana konmasa ve serçeler yavrulamaya başladığında daha yeni yeni sen sadece minik bir solucan olsaydın hikayemde...oysa sen yeni doğan serçenin kanadı olmuşsun ben mi öyle yazdım sen ben yazdım diye mi oldun bilmiyorum olmasaydın iyi mi olurdu onu da bilmiyorum... ben neyi bildiğimi de bilmiyorum seninle ilgili... varmıydın gerçek miydin biz miydik biz diye bişey hiç oldu mu bilmiyorum... araya yollar girdi araya uzaklık girdi araya başka eller başka sevdalar girdi ama kalbe yakın yerde sen kaldın yine...bak bu hikaye de 3 nokta ile bitiyor işte.... ben birini böyle sevmedim ben kimseyi yürekten içimden sevemedim sanki yaratan bana vermemiş gibi sevmeyi...başkalarının acılı aşk hikayelerini anlatıyorum... bir sevsem nasılda derinden severim...bir sarılabilsem bir öpsem öyle derin olur ki kendi derinliğimde boğulurum...ne kadarı bana ait anlattıklarımın ne kadarı gerçek ne kadarını hissediyorum... ne önemi var ben yazmak için gelmişim dünyaya siz hissedin anlatın hikayelerinizi bırakın gerisi benim hayal gücüm...
kime yazdım bunu ben şimdi... hayatında 3noktaları olanlara yazdım biraz edaya yazdım biraz şuleye biraz tanımadığım parktaki kıza biraz ona biraz buna acı çekene yazdım unutamayana...

Bir Plesenta Uzantısıdır Yaşamak...

İnsanlar mucizeler için doğmuştur...
İnsan başarmak için gelir dünyaya başarısızlık için değil!.. Gittiğim bir eğitimde duvara asmışlardı bu yazıyı 5. kat girişinde merdicvenlerden hemen sonra solda.
Evet insan başarmak için doğmuş olmalıydı, çünkü zaten dünyaya gelişi bir başarıydı. Milyonlarca spermden biri, sadece belli zamanlarda üreme için uygun olgunluğa erişmiş bir yumurtayı bulur önce. Hayatta benzer buna. Milyonlarca olasılıktan birisindir hayatta, tercihlerinle, fikirlerinle sadece kendin olarak bile. Sonra yaşamını uygun olgunluğa getirmek için bir sürece girersin. aile,okul,iş,arkadaş ortamları.. Her birinde zaman zaman durup soluklanırsın. Sperm yumurtayı seçip döllemek için bir giriş yaptığında yumurtanın da bu olaya kayıtsız kalmaması ve spermi beğenmesi , seçmesi ve izin vermesi gerekir. yani sen elmayı seviyorsun diye elma da seni sevmek zorunda değildir.Sonra embriyo oluşmaya başlar. o sırada dış etkenler - kadın,erkek - bu oluşuma izin vermelidir. yani hayatta da dış etkenler yaşamımıza izin verdiği sürece yaşayabiliyoruz. bazen bir deli kurşun göğsümüzü ortasın geçip gidiveriyor...
Derken bir plesenta uzantısında başlar yaşam...
Canlı canlı olabilmek için canlı kalabilmek için başlar anne karnında mücadeleye. Bilseki dünyaya geldiğinde de süreç aynı devam ediyor. Çünkü doğanın bizleri karnıda taşıya bir anne figürü olarak ne kadar da başarılı olduğunu düşünürsek görüyoruzki anne karnındaki mücadelemiz yaşmak uğruna ve daha iyi yaşamak uğruna. ve zorlu mücadele 9 ay 10 gün sonra biter embriyo için yani tm olgunlaştığında, ama insan için dünyadayken bu süe ne kadar belli olamıyo, yani ne zaman doğanın karnından toprak anaya kavuşuruz bir büyük bilmece. ölüm insan oğlunun korkulu merakı...Bir mucizeyi başalatabilmek için aylardır bulunduğu yere veda ederken canlı yeni bir yolculuğa başlar aslında hiç de yabancı olmadığı. tam da oluşumuna ilk izin verilen yerden gelir dünyaya. ölürken de tam da oluşumumuza lk izin verilen yere gitmez miyiz?
İnsanın oluşumu ve doğumu arasındaki süreç ile yaşamı ve ölümü arasındaki süreç birbirine benzemiyor mu?
Bir plesenta uzantısıdır yaşam, bütün iş vaktin ayarlanması..

Ezgi Aktaş 28.04.09 08:36

24 Nisan 2009 Cuma

tango zamanı

Tangoya başlamak istiyorum dedi içimdeki oynak kadın biraz terle biraz dağıt dedi kendine ayır zamanını itiraz ettim önce bütçe dedim sonra vakit yok dedim ayarlamak lazım hem fedakarlık da gerekir dedim kavga ettik kendimle uzun uzun sonra peki dedim herkesin istediğini yapıyorum kendi istediğimi de yapıyım madem olur dedim kendimle anlaştım cumartesi yeni insanlar ile barışmaya gidiyorum. şimdi arjantine yolculuk ispanyaya daha var nasıl olsa...

ayrılıktı adı...

Derin bir acıydı içindeki çünkü keşkelere gebe bırakmıştı sevdasını. uzak yolar girmişti araya ama onları ayıran bu değildi hem atilla ilhan söylemişti ayrılıklar da sevdaya dahildi çünkü ayrılanlar hala sevgili. bir başkasının elini tutuyordu şimdi ikisi de. bir başka ilişki içinde 2 olmuşlardı ama tekil bireyselliğinde kayboluyorlardı aşkın. oysa yüce bişey verilmişti onlara. sevmek derinden en yürekten dudaklarında eriyerek ve bütünleşerek ruhun sarsıcı bedeninde belli belirsiz bir el gibi gezerkn her bir hücresinde. bir başkasına sarılarak ama onu sararak yaşarken her daim ot çeker gibi. nerden gelir anlamsız sorular en hatırladığın yerde bırakmalısın yaşamayı nasılda kolay kandırıyor insan seviyorum diye nası basit iki kelime oluyor ait olmayınca yüreğe. hem insan herkesi sevebilir kolayca ama 2 olunca değişir işte. gün tuhaftı gün acı tatlar bıraktı köftenin yanında yenen acılı ezme gibiydi içeride kalanda. yenen ne kadar lezzetli bir yemekti oysa. ah nasıl bir cezaydı bu aşka.adı ayrılıktı ama ayrılık gibi değildi bu. ismi konulmuştu ama yaşanamıyordu bir türlü sevda bırakmıyordu peşlerini. başka yaşamların içinde birbirlerini arayıp duruyorlardı. böyle bitmeseydi bu kadar acıtmazdı belki de . keşkeye gebe bırakmasalardı sevdalarını beklemek zorunda kalmazlardı bir gün doğacak yeniden aşk diye. sessizce çıkıp gidişleri seyretmek sessizce veda etmek çoğu kez sadece bakmak hatta bakamamak almıştı en kavuşulan en sevişilen anların yerini. uzaktan geçerken belki karşı kıyıdayken o sen buralarda el ele dolaştığınızı düşüne dur o karşı kıyıda sarıldığınızı hatırlasın. kim vermişti bu hükmü bu aşka. ah sevda içeride yaralar açmaya devam ediyordu işte. acıtıyordu, kanatıyordu belki biraz saçmalatıyordu. nasılda yoktu şimdi bir zamanlar herşey olan. nasılda bırakmıştı bir zamanlar nefes olan. sevda bitmemişti ama biten bişeyler de vardı işte. en zoru da geri dönmekti. değişmişti insan kollarına başkasını almıştı başkasını sarmıştı derinden ama hep onu düşünerek. başka vücutlar girmişti kalp ile araya. eskiden temiz olan kirliydi artık. el değmemiş olana el değmişti belli belirsiz. kalbe yakın bi yerden bir acı kalbe yakın derinden bir sızı kalbe yakın kalbe ait ne varsa hep kırık yıkık artık...

ATİLLA İLHAN

AYRILIK SEVDAYA DAHİL

Açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın
En görkemli saatinde yıldız alacasının
Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader
Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın
Rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
Mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan
Onu çok arıyorum onu çok arıyorum
Heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları
Bir yerlere yıldırım düşüyorum
Ayrılığımızı hisettiğim an demirler eriyor hırsımdan
Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş
Tedirgin gülümser
Çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili
Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
Her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili
Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
Gittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu
Yıldızlar inanılmıyacak bir irilikte
Yansımalar tutmuş bütün sahili
Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
Öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil
Çünkü ayrılanlar hala sevgili
Yanlızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık
Hava ağır toprak ağır yaprak ağır
Su tozları yağıyor üstümüze
Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
Eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı
Karanlık çöktü denize
Yanlızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin
Ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
Kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan
Bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince
Sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice
Yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak
Bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına
Benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle
Sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız
İkimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız
Hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi
Tuz parça kırılsak da hala içimizde o yanardağ ağzı
Hala kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessüm zehir zemberek AŞKIMIZ

21 Nisan 2009 Salı

hayat

çok şey istemiyorum hayattan mesela koca istemiyorum bana ait bir bebek istiyorum sadece. sonra küçük bir çatı katına razıyım yalnız yaşayacağım. bir tane köpek istiyorum geceleri yürüyüşe çıkarcağım. ufak bir tosbağa araam olsun yolarda perişan olıyım istiyorum. bozulan aletlerimi ben tamir edebilirm. sora istediğim zaman çıkıp gidebilmeliyim uzaklara bir kaç parça eşya ve bebeğimle birlikte nerde istersem orada büyütebilmeliyim onu.çok oldu galiba oysa benim hırslarım yok en iyisi olmak için mücadele vermek istemeiyorumki ben. sadece yaşamak istiyorum. deniz kenarına gidip havayı içime çekmek istiyorum. buz gibi suya dokunmalıyım yosun kokmalı ellerim. canlılığı yaşamı hissetmeliyim. sevgilim sen okursan yakın bir zamanda bu yazımı beni denize götür birkaç şişe şarap alalım bi de ateş yaktık mı ben sana şarkı söylerim hikayelerimi de anlatırım. sevgilim ben yaşamay özledim hadi denize gidelim..
çocukken salıncakta sallardık birbirimizi bir iki üç saymayı salıncak sırasında öğrendik belki. şimdi kurşunları sayıyoruz bir iki üç saymaktan nefret ettik bugün...

Şükür Anne ...

bugün bebeğim annen sana masallar anlatacak. bugün henüz doğurmadığım güzel bebeğime öyküler yazacağım. aynı elbiseleri diktireceğim ikimiz için. saçlarımı kestireceğim seni kucağıma aldığım gün beraber uzatacağız. dalgalanırsa saçın bende dalga yaptıracağım. benim bir parçam olacaksın ya sen bende senin bir parçan olacağım. ama bana kızacağını da biliyorum meleğim. öfkeni içimdeki sevgiyle besleyeceğim beni nefretinle öldürmeni bekleyeceğim. nasılda anne olmak istiyorum bugün sana sarılmak için. ahh henüz oluşmamış mucizem neler adadım yokluğuna. hormonlarım fazla mı çalışıyor bugünlerde sevdadan mıdır bilmem. yine anneliğim tuttu işte. bütün çocuklara yetecek kadar sevgim var içimde hepinize dağatabilirim sıraya girin. ellerinizden tutabilirim hepinizin kucağım büyük hepinize yer var koynumda. bütün dünya çocuklarına sarılabilirim bugün ayırmadan öteki olmadan henüz o kirlenmeden. öte lememişken hayat henüz onu sevebilirim bana ait gibi. bugün şükredebilirim kadın olduğum için ve karnımda büyüteceğim çocuklarıma hikayeler yazma yeteneği verdiği için bir kez daha şükredebilirim. bir plesanta uzantısı kadar yaşam....

13 Nisan 2009 Pazartesi

kim...

Bir ses gelir bazen, senden başkası duymaz.bir koku duyarsın, başka burunlara ulaşmayan. seni kimleştirir duyuların. hayaletler sarar geceyi ardından. ataların olmayan tanrılara tapmıştı ne de olsa. soluk üfler ruhuna gece. hayal olan masal olur... içeri gelen gölge içine gelir. bir düş ki düşünmekten geçer yolu...ahh nasıl anlatsam kanıyor prangalarda düşlerim. yaralarımı sarmaya gel sevgilim.. dudaklarının değdiği yerde yenilenir hücrelerim...

7 Nisan 2009 Salı

Ölüm Grubuna İtiraz...

kim değil ki ölüm grubunda doğuştan dahil olduğumuz bir grup ölüm. çıkmak ben oynamıyorum demek de yok hem. sona tek bir galibi var sen ne kadar iyi oynarsan oyna o grupta hep ölüm kazanır. garip bir kokusu renkli bir rengi vardır ölümün. gidip gelmeler yoktur girip çıkmalarda tek ve kesindir. yaşamak gibi değil yani ölümün bir asilliği vardır her daim. kesin ve nettir bu gruptaki herşey. ölüm grubunda olduğunu farkettiğinde insan derin bir nefes almalı ve çok geçmeden geri vermeli.

eğer verebildiysen nefesini yaşıyorsun demektir. veremiyorsan bilki ölüm kazandı oyunu. çünkü ölüm tek yanı olan tek tarafı olan bir yer.gidince gelemiyorsun, verince alamıyorsun, kapatınca gözlerini aynı yerde açamıyorsun belkide hiç açamıyorsun kim bilir. ve eğer sen şuanda yaşadığını farkettiysen ve anladıysanki bu dünyadaki tek var olma sebebimiz sadece ölüme hazırlık ve anladıysan bu yarışa gerek yok zaten galibi belli ve anladıysan derin nefesler almalısın, deniz kenarına gidip bir cigara yakmalısın...

ve cigaranın ucunda seni hiç ölmicekmişsin gibi yaşatan herşeyi yakmalısın, yeniden başlamalısın herşeye çocuk olmalısın bir kere insan çocuk olabilmeli. yoksa ölüm hep zamansız kalır senin karşında ve sen hep erken gittiğini düşünürsün. oysa yapacak ne kadar da çok şey vardı. dünyayı dolaşacaktın neden? görmeli işte insan. burası tamam da diğer tarafta ne var merak ediyor bir kere. merak kediyi öldürüyor Allahtan insana bir şey yapmıyor.:))

ABİME....

6 Nisan 2009 Pazartesi

ayna...

Hiçe benziyordum bugün ayna ayna söyle bana demeden söyledi ayna. bugün hiçe benziyorsun. duymaka istediğim bu değildi oysa ben içimdeki hangi prensesi bugün öldürmeliydim onu sormak için gitmiştim aynaya. acıması yoktu bugün aynanın. sen dedi bugün hiçe benziyorsun.

30 Mart 2009 Pazartesi

YOL


Yine yol yazmak istedim ne çok şey anlatıyordu bana yol. dün öleceğini itiraf ettim kendime. dün yksek sesle söyledim o ölecek diye. içim daha az acır sandım itiraf edince olmadı. yol gereksiz şimdi sana. sen daha gelmeyi becermedin ki bu gitme niye. ah masal kahramanım hayat enerjim nasıl çıktı ağzımdan sen ve ölüm hiç yakışmadınız. biliyorum uzaklığı seversin sen hep gidersin hiç durmazsın alıştırmazsın kendine birgün dönmeyeceğini söylersin. bir duymayacağımı sesini. konuşamıyorum seninle. sesini duysam gardım düşücek çünkü sesini duysam dayanamayacığı ölme ölemezsin diye hıçkırıklara boğulacağım. sen sevmezsin gözyaşlarımın tadını tuzlu diye oysa sana denizi hatırlatır gözyaşlarım bilirim. ağlarken yüzüme bakardın. ayyüzlüm derdin. kimse söylemedi senden başka sende bir tek ben ağlarken söylerdin. ah nasıl dedim ölecek diye nasıl çıktı dudaklarımdan bir çırpıda denizi görünce hakim olamadım içime ama kızma hemen ağlamadım. sen derdinki hep ben öldüğümde sana vasiyetim sakın ağlama insanların yanında bir tane daha var vasiyetim demiştin tam kapıdan çıkarken haberi aldığında ne yapıyorsan devam et yapmaya boş vaktin olursa yalnız gel mezarıma. ah ne yapıyorsam devam etmek düşüncesi nasıl bu kadar acımasız olabildin bana karşı. gözlerindeki hareleri saymadan ben son bir kez ve yılda bir kez aa artmış bir tane daha var demeden sen nasıl yol istersin benden. vermem sana izin yol benim bilirsin benden geçmeden yollara erişemezsin. ahh sol yanım sızladı yine sol yanım acıdı. yol bana gerek sen gitmemelisin...

Tavşan

Amcam anlatmıştı nerde okudu o da unutmuş böyle bir hikaye var mı bilinmez ama anlatmıştı amcam. bir tavşan bir köye gitmiş herkes koşuyor. bir tavşan ona hoşgeldin demiş durmadan. bir tavşan diğer tavşanın peşine takılmış koşmaya başlamışlar. akşam olmuş bir tavşan dayanamayıp sormuş neden durmadan koşuyoruz. bir tavşan cevap vermiş burada aynı yerde kalabilmen için bile koşman gerekiyor. bir tavşan bakmış bir tavşan koşmaya devam etmiş..

Salıncak


önce uzaktan baktım salıncağa. yeşil çimenlerin üzerindeki parka dair bir tek salıncak çarptı gözüme. büyümüş müydüm diye düşündüm. salıncak hayal kırıklığı mı olurdu? ben içimdeki bene bir kıyak geçseydim ya bugün. bıraksaydım doya doya eğlenseydi, bıraksaydım istediği gibi yaşasaydı ya bugün. peki ya düşerseydim ya dizlerim kanarsaydı? Kanasındı biri vardı elimi tutan, biri vardı düşersem tutucak olan. peki ya sığmazsaydım? Salıncak bana bir kıyak geçti bindim. omuzlarımda bir el. Salıncak özgürlük demek değil miydi? ensemde bir nefes salıncak yalnızlık demek değil miydi? hızlandıkça hızlandım, ben yüksekten korkardım,yükseldikçe yükseldim. bir el özgürlüğüme uysallık kattı. bir el ruhuma huzur kattı. aynı el bana bir çiçek uzattı. Salıncak bana ne kadar iyi davrandı. Tadı damağımda sallanmanın. paslı demir kokusunu bile özlemişim salıncakların.

El Eli tuttu-- salıncak yalnız kaldı---el eli tuttu--çiçek yanağa yakın kulak arkası--öpücük, masum temiz yanakta--betimledim anı hafıza kaybı olursa hayal edilebilsin diye...

Bir

Bir başladı. bir olmanın bir yolda yürümenin bir-likte gitmenin bir-likte gülmenin tadını yanağımda bıraktı dün. Burak- tı dün...

28 Mart 2009 Cumartesi

git-me-

yine çekip gitmeler sardı etrafımı. bu kez daha da derine indi sanki gitmeler. pişmanlıklarım sanki o gelince daha da acıttı. alışmadan gitmek lazım der içimdeki milyonlarca ses. şimdi terketmek kolay ne de olsa. vazgeçmek gerk yeni başlangıçlardan. ben susarken içim de konuşmasa benimle. küssek birbirimize ruhumla. derin bir sessizlik olsa ölüm sansam. derinden gelen sesler olmasa susup rahat bıraksalar. ben bu kez de hiç bişey olmamış gibi çekip gitsem sen gelip yer edinmeden içimde. şimdiden başladın düşüncelerimi sarmaya bir sigara gibi incecik.ben şimdi gitsem buralardan elvedaya hasret bırakıp kalanları. ben sussam bu kez içim vazgeçse anlatmaktan. hani şu garip sesler var ya içimde uğuldayan hepsi gitse terketse sonra da ben onları bıraksam artık. kendiyle derdi kadının ama kurtulamıyor ki kendinden. bir bir bıraksa kendini biraz rahatlatabilse bu kez. kurtulamıyor kadın kendinden oysa derdi kendiyle...

27 Mart 2009 Cuma

Bir Kadını Özlemek

bir nefes çekesim gelir cigaramdan ne zaman istanbul gibi güzel olan sen gelsen hatrıma.
bir yudum daha içmek gelir şarabımdan ne zaman saçların düşse aklıma.
seni ne zaman hatırlatsa zaman damardan alasım gelir bütün uyuşturucuları.
son olsun derim her şişe boşaldğında içtikçe çoğalırsın yanıbaşımda.
sen ne zaman çekip gitsen yanımdan güzel kadın
ne güzelliğin kalır ne saçların.
kır çiçekleri kokar tenin geçer giderim kırlardan..

Ezgi Aktaş...

Hayyam biraz, biraz Mevlana..

Varlığın sırları saklı, benden;Bir düğüm ki ne sen çözebilirsin, ne ben.Bizimki perde arkasında dedi-kodu:Bir indi mi perde, ne sen kalırsın, ne ben.

Bizim şarap içmemiz ne keyfimizden,Ne dine, edebe aykırı gitmemizden;Bir an geçmek istiyoruz kendimizden:İçip içip sarhoş olmamız bu yüzden..:)

kalk ! uyumak için önünde sonsuzluk var...

Ey kör! bu yer, bu gök, bu yıldızlar, boştur boş!Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş! Şu durmadan kurulup dağılan evrende BIR NEFESTİR ALACAĞIN, O DA BOŞTUR BOŞ...

kor cehalet çirkefleştirir insanları.suskunluğum asaletimdendir.her lafa verecek bir cevabım var elbetlakin bir lâfa bakarım laf mi diye, bir de söyleyene bakarım adam mi diye...

şarkı

ay ışğında saklı bir yüzsün sen
gel söyle ruhunun ezgisiyim ben
gözlerin ellerimi ısıtıyor hadi gel
sözlerin ruhumu sarıyor hadi gel
gel geeell durma uzagımda hemen gel
geel geeell ellerim üşüyor hadi gel....

sen hep tuttuktan sonra vızgelir bana düşmeler
yağmurlar ıslatmıyor soğuk üşütmüyor
sen tutunca ellerimi gözlerim hiç dolmuyor
sevgi yarin sıcağıdır sevince güzelleşir
sev hadi sev sen sevince güzelleşir....

Ezgi Aktaş

Kardelen..

Ben küçük narin bir kardelen
Biliyorum gözlerin sonum olacak
Sıcağına rağmen seviyorum seni
Biliyorum sevgin sonum olacak.

Karların altında buz tutmuş yüreğimle
Sana yazıyorum şarkımı, dinle
Başka kardelenler de elbet gelecek
Biliyorum sevgin onları da öldürecek.

İçimde yaşar asi bir kardelen
Ölüme inat hep seni sevecek
İstemesen de güneşim oldun
Sevgin birgün beni öldürecek.

Bu sana bir veda şarkısı yüreğimden
Çıkma vakti geldi karlı derinden
Kısa ama huzurlu bir yolculuk bu
Biliyorum sevgim sıcağına değecek....

Ezgi AKTAŞ

27 Mart 2009 08:39

18 Mart 2009 Çarşamba

Suphi benzerdi babama..

SUPHİ

Suphi bir acaip adam
Suphi benim canım ciğerim
Kimse bilmez nereli olduğunu
Susar akşam oldumu
Bir cebinde das kapital
Bir cebinde kenevir tohumu

Fırtınadan arda kalmış bir teknede tevekkül içinde
Görkemli sakalı ve iğreti parkasıyla gizlediği macerasıyla
Bir acaip adam yaşardı
Akşamları susardı
Ben konuşsam kızardı
Çocuktum evden kaçmıştım
Gelip ona sığınmıştım
Bir sürgün kasabasıydı
Bir eski zamandı, hazirandı
Küçücük bir koydu, sığdı
Burayı keşfeden belki de oydu.
Uzaktan kasabanın ışıkları yanardı
içim anneyle dolardı, ağlardım
Suphi şöyle bir göz atardı,
Gizli bir cigara yakardı
Ağlardı, sonra barışırdık
Ben flüt çalardım, cigara sönerdi ağlardık

Nerden geldiğini bilmezdim,
Kimsesizdi, belki kimliksizdi
Onun macerası onu ilgilendirirdi
Kimseye ilişmezdi
Bir şeylere küfrederdi hep
Tedirgin bir balık gibi uyurdu
Bazen kaybolurdu
Arardım, yağmurun altında dururdu
Bir kalın kitabı vardı, cebinde dururdu, hergün okurdu
Ben birşey anlamazdım
Kapağını seyreder duymazdım
Sakallı bir resimdi, kimdi, ne kadar mütebessimdi
Sordum bir gün Suphi'ye söylediklerini niye anlamıyorum diye
Bildiklerini dedi; yüzlestir hayatla ve sınamaktan korkma
Doğru ile yanlışı o zaman ayırdedebilirsin
Ve onu anlarsın
Sonra gülerdi
Günlerim yüzlerce ayrıntıyı merak etmekle geçerdi
Sonra yine akşam olurdu.
Suphi susardı, ben konuşsam kızardı
Tekneye martılar konardı
Yüreğim Suphi'ye yanardı, ağlardım.
Suphi denize tükürürdü
Gökyüzünü tarardı, ağlardı
Sonra barışırdık
Ben flüt çalardım
Yıldız kayardı, ağlardık.

Bir sürgün kasabasıydı, bir eski zamandı, hazirandı
Çocuktum, evden kaçmıştım, gelip ona sığınmıştım
Bir gün aksilik oldu
Annem beni buldu
Suphi kaçıp kayboldu
Kasaba calkalandı, olay oldu
Ben sustum, kanım dondu
Polisler onu yakaladığında tekti
Felaketti
Herkes meydanda birikti
Karakoldan iceri girerken sanki mağrur bir tüfekti
Ansızın dönüp bana baktı
' Anladın mı ? ' dedi.
Anladım dedim anladım
Ve o günden sonra hiç bir zaman hiç bir yerde
Hiç ağlamadım...

bayram mesajı

Bayramlar güzeldir elbet elini öptüğün bi baban varsa veya aile ne demek biliyorsan coşku doluysa için.. bayramlıklarını başucuna koyup sabah olmasını beklediysen çocukken biliyorsundur ve seviyorsundur bayramları.. peki ya böyle olmadıysa hiç... her bayram her özel ve güzel gün sana acı katıyorsa yaşayamadıklarını hatırlatıyorsa öpemediğin elin kokusuna hasretsen hergün .sığınamadığın korunamadığın yerlerin varsa içinde. peki ya birileri içinde kapanmaz yaralar açtıysa daha doğar doğmaz... hayat senden vermeden almışsa bazı şeyleri ve senin elinden kabullenmekten başka bişey gelmiyosa sahip olamadıklarını.insan illa polyanna mı olmalı.. yoksa hayat kadar gerçek değil mi acı çekmek ve gözyaşıda yoksa sadece mutlu insanlar mı var yeryüzünde o zaman ben bu dünyaya ait değilim yada insanlar kendilerini kandırmayı çok iyi başarıyolar.. tutunmak mı tutunamamak mı işte bütün mesele bu aslında. peki ya sen istemesen de hayat seni mecbur bıraktıysa tutunmaya küçücük omuzlarına büyük yükler bıraktıysa? olur elbet hayat bu sevinçlerde gerçek... yaşamak mı önemli değil ölmek mi önemli? ondan kolayı yok ..sen nesin bunu asla bilemeyeceksin der hayyam sen nesin bunu asla bilemeyeceksin öyleyse sağlığına iyi bayramlar... cebinde çikolata kadar harçlık da dolsun :))

geçmişte yazılmış bir yazı...

yazmak çok boyutlu bir da vinci tablosu gibi belki de goethe nin en anlamlı melodilerinden insanlığa uyarlanmış bir versiyon. ruh hali deriz hep yani dış bedenden soyutlarız düşüncelerimizi oysa bir insanda ilk olarak dış bedendir göze çarpan. işte o yüzden hiç tanımadğımız huyunu suyunu bilmediğimiz biri bir anda bizim prensimiz prensesimiz olur veya kıro gibi terimler kullanırız onunla ilgili. bir insanı tanımak değildir amaç. bir insanı kendi gözlerinle kendi kalıplarına uydurmaya çalışmaktır. değildir amaç bir insanı kabullenmek veya onu olduğu haliyle sahiplenmek. amaç o insanı hayatında işe yarar bir hale sokmaktır. ve işte tamda buna insan oğlunun fıtratı diyoruz.yazmak anlatmaktır. yazmak söyleyemediklerinin bir kısmını söylemeye çalışma sanatıdır bence. elin kaleme gittiğinde dökülür artık senin yeni dünyandır yazdığın kağıt parçası. dökülür teker teker bir ağacın dallarından yapraklarının dökülüşü gibi kelimeler parmak uçlarından. sensindir o ve bir bakmışsın çıplaksın artık dökmüşsün bütün yapraklarını. yazdığın anlattığın bir başkası içinse daha korumacısındır gelebilecek zararlarıda düşünürsün ve bilirsin ki kimse seni senden daha fazla önemseyemez veya düşünemez. kaldı ki bir insanı önemsemek erdemli bir davranıştır. önemsememek kendine saygısızlığıdır insanın. yaratılanı yaratandan ötürü sevmektir bu mesnevidir.eleştirmek düşünmek demektir. bir insanın seni eleştirdiğini görmek sevinç vermelidir çünkü o insana bişeyler katmışsındır artık... teşekkürler..

Bir İktisatçı olarak yazmadan edemedim:)

Kapitalizmin anavatanı Amerika’da aşk çoktan meta olmuştu, sıra bunun teorisini yapmaya geldi. New York Times gazetesinde Ben Stein imzasıyla yayınlanan Lessons in Love by Way of Economics başlıklı makalede kadın erkek ilişkilerinin irdelenmesinde iktisat teorilerine başvurulursa daha sağlıklı sonuçlar alınacağı iddia edildi.Söz konusu makalede işaret edilen görüşler özetle şöyle:
----Kadın erkek ilişkilerinin irdelenmesinde iktisat teorilerine başvurulursa daha sağlıklı sonuçlar alınacağı iddia edildi.SABIR YATIRIMI YÜKSEK GETİRİYE SAHİP


---Nadiren istisnaları olmakla birlikte genel kural olarak aşk konusunda elde edeceğiniz getiri, sizin bu işe adadığınız zaman ve gayretin bir türevidir. Aşka yaptığınız herhangi bir yatırımdan elde edecekleriniz, sizin o ilişkiye kendinizden ne kadar yatırım yaptığınızla orantılıdır.


----Eğer şefkat, sabır ve fedakarlık yatırımı yaparsanız, bunları geri alırsınız. (Tabii ki sizi seven ve size değer veren biriyle girdiğiniz bir ilişkiden bahsettiğimizi varsayıyoruz burada)


---Yüksek kaliteli tahviller değersiz yatırımlara kıyasla daha yüksek getiriye sahiptir. Yüksek kaliteli aşk için de aynı kural geçerlidir. Tahviller bedavaya para getiren yatırımlar değildir. Risk faktörünü dikkate almadan yapılan yatırımların zarar ettireceği dikkate alınmalıdır.

---Borsadaki şirket bilgileri ve bilançolar her zaman açık ve net olmayabilir ama aşktaki veriler genellikle daha nettir.


---Yüksek kaliteli insanlara takılın. İçersinde bulunduğunuz ilişkinin değersiz olduğunu düşünüyorsanız onu derhal portföyünüzden çıkarın.


----Kolay ilişkiler cazip ve baştan çıkarıcı bir imaj verebilir ama piyasayı siz kontrol etmediğiniz sürece onlardan uzak durun. (Veya, üniversitedeki öğrencilerime de sıklıkla söylediğim gibi, hayatınızı mahvetmenin en garantili yolu, pek çok ciddi sorunu olan biriyle ilişkiye girmek ve sizin de o kişiyi değiştirebileceğinizi zannetmektir.)


---Araştırma yapmadan herhangi biriyle ilişkiyi düşünmeyin. Araştırma maliyeti size yüksek gelmesin. Dışarıdan son derece cazip ve baştan çıkarıcı (bu deyimi gene kullandık) görünen, kendi içinde çok yüksek kayıp tehlikesi ve risk barındırıyor olabilir. Dış görünüşün çekiciliğine hepimiz kapılıyoruz ama dış görünüş çok fazla şeyi gizliyor olabilir.


---Uzun vadeli romantik ilişkilerde, tekelci durumların getirisi daha yüksektir. Eğer aşkınızı başkalarıyla paylaşıyorsanız, eğer aşkınız için başkalarıyla rekabet etmek zorundaysanız o işten size pek hayır gelmez. (Benim hayatımın en güzel günleri 1960’lar ve 1970’lerdi. Artık yaşlı bir adamım, o nedenle rekabet benim hiç işime gelmez)


---Yatırımınızın getirisi en azından yatırım maliyetinize eşit olmalıdır. Yeterince uzun süre geçtikten sonra yatırımınızın karşılığını alamıyorsanız artık geri çekilme zamanı geldiğini düşünebilirsiniz.

---İşin anahtarı beklentilerinizin gerçekçi olmasıdır. Eğer beklentileriniz gerçekçi değilse, istediğinizi çok nadiren elde edebilirsiniz. Elinizde hiçbir şey olmadan şahane bir aşkın gelip sizi bulacağını düşünüyorsanız muhtemelen yanılıyorsunuz.

---Bir köpeğiniz veya bir sürü köpeğiniz ya da kediniz olsun. Bunlar sizi rüzgarda savrulmaktan koruyacak çıpalarınızdır. Sizi asla yarı yolda bırakmayacak bir sevgi kaynağınız olursa, aşk acılarınızı atlatmak daha kolay olacaktır.

---Benjamin Franklin ne güzel söylemiş: “Zor zamanlarda sahip olunacak en iyi üç şey, yaşlı bir köpek, yaşlı bir eş ve hazırda bulunacak paradır.”

beraber yazılmış bir hikaye


İ: konuşucak çok şey var da, delirmenin eşiğindeyim şimdi, teğet! geçerse belki sonra.. bu belki hoşuna gider, hem insanlar mutlu olmalı, mutlu! :)
E: belkide ölümün kanadını kırdığı yerde başlar martı uçmaya.. öyle mesut olabilmeli insan bacı kalfa bacı kalfa ıçmak uçmak uçmak istiyorum diye haykırmalı içindeki bütün martılar. ve sen bir martının diğer martılara rağmen kapıp kaçtığı simitin bir parça susamı olabilmelisin hayatta. konuşmalı insan yaada sustuğu yerden başlamalı yaşamaya:) öyle güzel ki...
İ: Dirim kısa ölüm uzundur cehennette herhal abiler dedi bir, aylandı aklından çok cambaz, gecenin mumuydu kahin oldu sonra hep birlikte aktı sanki hep birlikte derkenki sahneyi, kendini anladı ya! yağmur yağdı, yağmur yağdı.. hep yağıyormuş gibiydi oysa yağmur kendinden çıktı sonra, uçurumlar çok da yetiyordu uçmaya onlara da baktı onlara da sonra soyundu işte hala çırılçıplak dedi bir.balığım öldü.ölüsüyle sanıyoruz artık kendimizi.Oğullar oğulluktan sessizce çekilmesini bilmelidir abilerve çıkar sonra birbaşınalığı alır yürür kendi başına ve illa sus diyip!!mor külhaniler hatırlayıp bakarbakamadıklarına, unutmayla bir..- şiirimizi yazamadık abiler.. ve daha çok..
E: her yağmurda ağlardı çiçeklerve ihtiyacı olansuyadır susuz özlemleriinsan en çok canını yakanı mı özler yüzüme çarptıkça tokat gibi yağmur canımı yakar yaktıkça yakar yaktıkça yağmur söndürür ateşimi . peki hem yakan hem söndüren hem ateş hem su peki hem ağaltan hem özlenen peki.. nerde kalmıştı hayat?
İ: ruh artık özgür
E: ruh özgürleştikçe darbelere mahkum..
İ: o artık öyle bir hale geldi ki, tanıdığım hiç kimseyi tanımıyor, bildiğim hiç bir şeyi bilmiyor.
ölüm soluyor sonra kapıya doğru çeviriyorum başımı, niyeyse. kapının kulbu açılıyormuş gibi. bakıyorum, bakıyorum, hala açılıyor sanki. oda çok karanlık. kapı açılmıyor. ruh bu saatten sonra darbe yemez, darbe yapar
E: koku yayıyor odaya sanki kapı açılmış gibi. bir gölge giriyor arından içeri kapı hala kapalı. gölgeler geçebiliyor kapılar içinden sessizce. ölüm kokuyor o da. sanki bir ölü nefes alıp vermiş burada. ölüm kokuyor soluğu ensesinde hissediyor gölge susmak geliyor içinden konuşmuyor. ve her darbe bir sonrakine hazırlığıdır ruhun dinlenmek için bir kaç ölüm mola...

Uzun

yollar uzun bugün gidesi var kızın. biri kal dese kalır mı bu kez belli değil. ne de olsa kaldığında olacakları biliyor kız ama hiç gitmediki daha önce. yollar ıssız bugün biri dikkat et dese eder mi bilinmez ne de olsa hep dikkat etti kız bu sefer etmese ne olur. yollar yorgun bugün biri dinlen dese durur mu ki. durmaz kız yorgunluğa alışkın nede olsa. kız kafayı yolla bozmuş bugün yine isyanlarda anlatası var yazası var. kız bugün acımasız kendine yine. cezalandırası var öfkeyle kırbaçlamak ister gibi ruhunu. ölüm gelse istiyor bugün kız. ölüm gelse o tuhaf kokusunu yaysa odaya. varlığını hissettirse önce ölüm diken diken olsa tüyler ürperse. sonra usulca beklese başında azrail yarım kalan işlerini bitirmesi için. kız ölsede gözü dünyada mı kalır yoksa?

16 Mart 2009 Pazartesi

Senin hayal gücün var

ben bu şiiri sana yazdım.
sen istedin bende yazdım.
şarkı olsun söyleyelim
söz olsun besteleyelim
ne olursa olsun işte
sen hayal et
çünkü senin hayal gücün var.
bu yeni bir hikaye
başı belii sonu meçhul
sen başla anlatmaya
bu senin hayalin
sen hayal et ben varım
sen düş kur ben yaşarım
hadi gel en susan yanlarımızı konuşturalım
hadi gel en büyük çığlıklarda susalım
ağaçlar düşsün elmalardan
masal ters aksın
bu senin hayalin yaşamak mümkün
çünkü senin hayal gücün var.

biliyorum olmadı buda istediğim gibi
biliyorum ne zaman çok yazmak istesem düğüm olur kelimeler
susuyorum..
yenisini yazmak üzere kapatıyorum.

ağrı

bunaltıcı bir baş ağrısı... bütün hücrelerim isyanda. ağar geldi yine yaşamak. bu sefer ben değil başım ağrıyo bu sefer ben değil ruhum bağarıyo. nerden çıktı bu sessizlik bana büyük geliyo. anlatmak istiyorum yine kalemimden aksın mürekkep. beyaz kağıtlar sesim olsun ben yazmalıyım gerekirse biri okusun. ben anlatmalıyım anlayabilirse biri okusun. sesim çıktığı kadar anlatıyorum yarısı bana ait öykümü. kalanında ben yokum etkisi büyük yaşatanların ve en büyük etki milyonlarcadan biri olup gelmek dünyaya. beslen kordonlarla etkilen doğmadan ve yaşa sonuna kadar etkilenerek...

13 Mart 2009 Cuma

Şşşşşş

konuşmayı değerli kılıcak biri gelse susmadan anlatsam. ben anlatsam o sıkılmadan dinlese. ben anlatsam o hayran olsa söylediklerime. sadece konuşmayı paylaşsak . çoğalsak konuştuğumuz yerde. ben anlatabilsem gözlerinin içine bakıp çığlık çığlık gözyaşlarımı sonra kutsal sular aksa gözlerimden kıymetini bilse susuzluğunu giderse.. ben tanrı olsam o kul olmasa..

edep-siz-lik

Aksın içime kutsallaştırdığım sevdan bu yürekten bir isyan.
Tenim hasretin kokar konuşturmayın beni ruhum edepsizlik yapar...

12 Mart 2009 Perşembe

kadın

nereye sıkışmış nerede kalmış yaşı ne çocuk ne genç kız ne kadın ne yaşlı ne orta yaşlı ne geliyor ne gidebilyor naaptını bilmiyor yardım istiyor..

sor dedi..

bir yerlerden başlamak gerek dedi içinden bir ses.. bir yerlerden yeni bir bir olmaya başlamak gerek. bir haricindeki sayılara takılmamalı insan. iki mesela sanki yalnız kalmaktan korkar gibi hele üç kararsız kalmış o mu diğerimi, 4 eşitlikten yana biraz ona biraz buna 5 naaptığı belli değil dolaşıyo avare avare 6 da bir ağarlık hakim bir terazi görevi üstelenmiş sanki 7 sokak çocuğu gibi aidiyet duygusunu yitirmiş sekiz yaşlanmış artık ununu elemiş eleği kaybetmiş dokuz için ise çok geç. ne saçma bir yazı bu demeyin okuyunca biraz düşünün. sayıdan acaba neye bağlamak istedi diye olur mu? çünkü bundan keyif alıyor. anlattığıyla ilgilenmiyor zaten biliyor anlattığının anlamını .anlaşılanı merak ediyor ne anladı karşısındaki ? biri cevap versin istiyo....

10 Mart 2009 Salı

kız...

Köpükten hayalleri vardı kızın milyonlarca. her rüzgarda biri dağaldı biri patladı.dağaldı balonlar gözyaşı oldu. hayal kurmaktan vazgeçti kız. yol gerkti şimdi ona bir adım atsa bşlardı bir adım atabilse bütün yollar yol olurdu zaten.. fırtına geldi o adımını atamadan kaptı götürdü kızı savurdu vurdu parçalara böldü kan oldu kanadı.sürüklenirken isyan etmekten de vazgeçti kız. bir avcı çıktı yola. yol avcının. avcı vurdu avc kanattı avcı hiç ıskalamadı. sonra bitti yollar az gitmişti uz gitmişti avcı yol bitmişti. isyan etti avcı artık kan dökmeyecekti. okunu gökyüzüne kaldırdı. fırlattı avcı. ve tanrı vuruldu ve bir tanrı daha vuruldu. gökyüzü kan oldu. güneş küstü yıldızlar yasa boğuldu avcı kan oldu.
kız sürülenirken oradan oraya ve artık isyan etmezken gökten düşen tanrı ayağına takıldı. niye kurtarsındı niye uzatsındı elini bu adil olmazdı. olmasındı kız tanrıyı kurtardı... ve vazgeçti tanrı isyankarlara kızmkatan. bu bir vazgeçiş günüydü. kız vazgeçti, avcı vazgeçt, tanrı vazgeçti....
yine yeni yeniden ve yineden vazgeçiş doldu rüzgar kaptı götürdü vazgeçişleri...

beyaz mı?

bembeyaz bir peri tozu karşımda işte bana bakıyor öyle davetkar çağarıyor beni. dokunsam kaybolucak dokunsam kaybolucam. ama dokunmasam ne olucak önemi var mıydı? dokunuyorum. hiç böyle şevkatli bir ele dokunmamışım. anne kucağı gibiydi sardı beni anne kucağı ne demek bilmiyordumki.ama buna benziyor olsa gerekti böyle yumuşacık böyle samimi olmalıydı annekucağı dediğin. sonra koklamak istedim nasıl güzel kokuyordu anne kokusu bu olsa gerekti. nerden bilebilirdim annemi hiç koklayamamıştımki. kokladım ve bütün kapılar açıldı işte. annemde ordaydı melek gibi duruyordu karşımda. annem meleğe benzemeliydi ben ne annemi ne de bir meleği hiç görmemiştimki. garip bir mutluluk vardı her yerde sanki herkes iyiydi burda herkes melek. küçükken sahip olamadığım bütün oyuncaklar masal kitapları burdaydı. hepsiyle oynadım hepsine dokundum.zaman ne kadar garipti saat hep aynıydı ; sahi bir önemi var mıydı zamanın? bir yere yetişmeyecektim ki kimsede beklemiyordu zaten. doyasıya oynadım doyasıya okudum bütün masalları. sonra ağaçlar dökülmeye başladı elmalardan teker teker. elmalrın düşmesi gerekmiyor muydu ne önemi vardı burada kural yoktu yada ben bilmiyordum. siyah bir bulut kaplamaya başladı burayı yağmur yağacak sandım sahi buraya yağmur yağıyor muydu? annem gitti önce sonra melekler sonra kitaplar ve oyuncaklarımda herşey gitti. ben küçükkende böyle olmamış mıydı? önce annem gitmişti sonra melek teyzem ve kitaplarımda yoktu oyuncaklarımı almışlardı yurtta. yoksa ben yaşamamış mıydım hiç bunları? herşeyim var mıydı benim? bulanıktı her yer. karıncalar dalga geçiyordu beynimde fillerle. gözlerimi açtım sahi ne zaman kapatmıştım ben gözlerimi? yatağımdaydım yatağım var mıydı bu hikaye benim miydi nerdeydim kimdim ne zaman yazdım bunları...

yol

kim kaybetmedi ki yollarda yoldaşlarını .. elveda denmeden , birgün görüşme hatta birgün görüşememe umuduyla kaltı sol yumruklar gökyüzüne kuşlar kaçtılar...bazıları o yolda yoldaşlarını kaybetti. biz yolumuzu kaybettik yolumuzu çaldılar biz yumruk yaptık kuş sıçtı yumruğumuza , yinede vazgeçmedik .biz dedik ki kuş sıçtıysa e güvercinleri zaten vuruyorlarsa o zaman şans bizden yana devam ettik. yol da yoktu yoldaş da devam ettik. sadece bir yüreğin bir yüreğe inanmasını iyi bilirdik. devam ettik kuşlar da sıçamaya devam etti yumruklarımıza ve birileri de onaları vurmaya devam etti. yolumuzda yoktu çalmışlardı üstüne plaza alışveriş merkezi yapmışlardı .kuşlar plazalara sıçtılar. içinden geçtik içimizden geçtiler, devam ettik...

AŞK-

okumalı insan Elif Şafak yazmalı insan okumalı...

6 Mart 2009 Cuma

Plak

dinlemeli insan bırakmalı kendini plak da dinlemeli cd de ama plakları daha çok sevmeli. yahut biri gelmeli geleceği geçmişten değerli kılmalı..

tırtıl

başlamalıydı yeniden kelebekler vardı içinde izin vermeliydi kelebeklere çıkmalıydı kozasından binlerce kelebek ama o tırtılları sevmeliydi önce. kelebekler uçuyordu karnında uçsundu . garip bir tat vardı dudaklarında. henüz tadına bakmadığı bir lezzet yakındaydı önce kokusu gelmişti tadını bırakmıştı ağzını sulandırmıştı. yaşamak lazımdı. bir yerden ve yeniden başlamak lazımdı. kelebeklere izin verdi uçuyorlar. ama o tırtılları daha çok seviyor...

yol kadın biter mi hiç

yol gerekti kadına.. zaten çok kalmıştı buralarda gitmeliydi.. sonra bişey kalmamıştı onu burada tutan. tanrıların son meleğiydi cennetten kovduğu. sığamıyordu dünyaya ait değildi ki. o yollara aitti gitmeliydi. günahlarını da almalıydı yanına çekip gitmeliydi. kadın anne olmak istedi kadın yol almak istedi. kadın yollara düştü yeniden...

2 Mart 2009 Pazartesi

saç-ma-la-ma

nasıl da gülüyordu kuşlar bizze nası dalga geçiyordu rüzgar deli hallerimizle
elele dolaşan çiftler var sokaklarda aman kaybolmasınlar
sürekli koşturan babalar var sokaklarda
çocukların ilgiye ihtiyacı var
annele kadın programlarında dedikodu nasıl bişey çocuk ağlar
kime bu stem nerden çıktı bu yazı
yazdım yine olmadı
ilham perim nerde ne olacak düşüncelerime
beynimde patlıcak sanki
biri start verse bari

Gökyüzü


nasıl bir kokusu vardı gökyüzünün rengi ne değişik ne hoştu.. daha önce böyle görmemiştim belki daha önce hiç böyle bakmamıştım bile. nerden çıktı gökyüzüne bakmak kim hatırlattı. gülümsedim içten sıcacıktı. ellerim ısındı...