21 Nisan 2009 Salı
Şükür Anne ...
13 Nisan 2009 Pazartesi
kim...
7 Nisan 2009 Salı
Ölüm Grubuna İtiraz...
eğer verebildiysen nefesini yaşıyorsun demektir. veremiyorsan bilki ölüm kazandı oyunu. çünkü ölüm tek yanı olan tek tarafı olan bir yer.gidince gelemiyorsun, verince alamıyorsun, kapatınca gözlerini aynı yerde açamıyorsun belkide hiç açamıyorsun kim bilir. ve eğer sen şuanda yaşadığını farkettiysen ve anladıysanki bu dünyadaki tek var olma sebebimiz sadece ölüme hazırlık ve anladıysan bu yarışa gerek yok zaten galibi belli ve anladıysan derin nefesler almalısın, deniz kenarına gidip bir cigara yakmalısın...
ve cigaranın ucunda seni hiç ölmicekmişsin gibi yaşatan herşeyi yakmalısın, yeniden başlamalısın herşeye çocuk olmalısın bir kere insan çocuk olabilmeli. yoksa ölüm hep zamansız kalır senin karşında ve sen hep erken gittiğini düşünürsün. oysa yapacak ne kadar da çok şey vardı. dünyayı dolaşacaktın neden? görmeli işte insan. burası tamam da diğer tarafta ne var merak ediyor bir kere. merak kediyi öldürüyor Allahtan insana bir şey yapmıyor.:))
ABİME....
6 Nisan 2009 Pazartesi
ayna...
30 Mart 2009 Pazartesi
YOL

Tavşan
Salıncak

El Eli tuttu-- salıncak yalnız kaldı---el eli tuttu--çiçek yanağa yakın kulak arkası--öpücük, masum temiz yanakta--betimledim anı hafıza kaybı olursa hayal edilebilsin diye...
Bir
28 Mart 2009 Cumartesi
git-me-
27 Mart 2009 Cuma
Bir Kadını Özlemek
bir yudum daha içmek gelir şarabımdan ne zaman saçların düşse aklıma.
seni ne zaman hatırlatsa zaman damardan alasım gelir bütün uyuşturucuları.
son olsun derim her şişe boşaldğında içtikçe çoğalırsın yanıbaşımda.
sen ne zaman çekip gitsen yanımdan güzel kadın
ne güzelliğin kalır ne saçların.
kır çiçekleri kokar tenin geçer giderim kırlardan..
Ezgi Aktaş...
Hayyam biraz, biraz Mevlana..
Bizim şarap içmemiz ne keyfimizden,Ne dine, edebe aykırı gitmemizden;Bir an geçmek istiyoruz kendimizden:İçip içip sarhoş olmamız bu yüzden..:)
kalk ! uyumak için önünde sonsuzluk var...
Ey kör! bu yer, bu gök, bu yıldızlar, boştur boş!Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş! Şu durmadan kurulup dağılan evrende BIR NEFESTİR ALACAĞIN, O DA BOŞTUR BOŞ...
kor cehalet çirkefleştirir insanları.suskunluğum asaletimdendir.her lafa verecek bir cevabım var elbetlakin bir lâfa bakarım laf mi diye, bir de söyleyene bakarım adam mi diye...
şarkı
gel söyle ruhunun ezgisiyim ben
gözlerin ellerimi ısıtıyor hadi gel
sözlerin ruhumu sarıyor hadi gel
gel geeell durma uzagımda hemen gel
geel geeell ellerim üşüyor hadi gel....
sen hep tuttuktan sonra vızgelir bana düşmeler
yağmurlar ıslatmıyor soğuk üşütmüyor
sen tutunca ellerimi gözlerim hiç dolmuyor
sevgi yarin sıcağıdır sevince güzelleşir
sev hadi sev sen sevince güzelleşir....
Ezgi Aktaş
Kardelen..
Biliyorum gözlerin sonum olacak
Sıcağına rağmen seviyorum seni
Biliyorum sevgin sonum olacak.
Karların altında buz tutmuş yüreğimle
Sana yazıyorum şarkımı, dinle
Başka kardelenler de elbet gelecek
Biliyorum sevgin onları da öldürecek.
İçimde yaşar asi bir kardelen
Ölüme inat hep seni sevecek
İstemesen de güneşim oldun
Sevgin birgün beni öldürecek.
Bu sana bir veda şarkısı yüreğimden
Çıkma vakti geldi karlı derinden
Kısa ama huzurlu bir yolculuk bu
Biliyorum sevgim sıcağına değecek....
Ezgi AKTAŞ
27 Mart 2009 08:39
18 Mart 2009 Çarşamba
Suphi benzerdi babama..
Suphi bir acaip adam
Suphi benim canım ciğerim
Kimse bilmez nereli olduğunu
Susar akşam oldumu
Bir cebinde das kapital
Bir cebinde kenevir tohumu
Fırtınadan arda kalmış bir teknede tevekkül içinde
Görkemli sakalı ve iğreti parkasıyla gizlediği macerasıyla
Bir acaip adam yaşardı
Akşamları susardı
Ben konuşsam kızardı
Çocuktum evden kaçmıştım
Gelip ona sığınmıştım
Bir sürgün kasabasıydı
Bir eski zamandı, hazirandı
Küçücük bir koydu, sığdı
Burayı keşfeden belki de oydu.
Uzaktan kasabanın ışıkları yanardı
içim anneyle dolardı, ağlardım
Suphi şöyle bir göz atardı,
Gizli bir cigara yakardı
Ağlardı, sonra barışırdık
Ben flüt çalardım, cigara sönerdi ağlardık
Nerden geldiğini bilmezdim,
Kimsesizdi, belki kimliksizdi
Onun macerası onu ilgilendirirdi
Kimseye ilişmezdi
Bir şeylere küfrederdi hep
Tedirgin bir balık gibi uyurdu
Bazen kaybolurdu
Arardım, yağmurun altında dururdu
Bir kalın kitabı vardı, cebinde dururdu, hergün okurdu
Ben birşey anlamazdım
Kapağını seyreder duymazdım
Sakallı bir resimdi, kimdi, ne kadar mütebessimdi
Sordum bir gün Suphi'ye söylediklerini niye anlamıyorum diye
Bildiklerini dedi; yüzlestir hayatla ve sınamaktan korkma
Doğru ile yanlışı o zaman ayırdedebilirsin
Ve onu anlarsın
Sonra gülerdi
Günlerim yüzlerce ayrıntıyı merak etmekle geçerdi
Sonra yine akşam olurdu.
Suphi susardı, ben konuşsam kızardı
Tekneye martılar konardı
Yüreğim Suphi'ye yanardı, ağlardım.
Suphi denize tükürürdü
Gökyüzünü tarardı, ağlardı
Sonra barışırdık
Ben flüt çalardım
Yıldız kayardı, ağlardık.
Bir sürgün kasabasıydı, bir eski zamandı, hazirandı
Çocuktum, evden kaçmıştım, gelip ona sığınmıştım
Bir gün aksilik oldu
Annem beni buldu
Suphi kaçıp kayboldu
Kasaba calkalandı, olay oldu
Ben sustum, kanım dondu
Polisler onu yakaladığında tekti
Felaketti
Herkes meydanda birikti
Karakoldan iceri girerken sanki mağrur bir tüfekti
Ansızın dönüp bana baktı
' Anladın mı ? ' dedi.
Anladım dedim anladım
Ve o günden sonra hiç bir zaman hiç bir yerde
Hiç ağlamadım...
bayram mesajı
geçmişte yazılmış bir yazı...
Bir İktisatçı olarak yazmadan edemedim:)
Kapitalizmin anavatanı Amerika’da aşk çoktan meta olmuştu, sıra bunun teorisini yapmaya geldi. New York Times gazetesinde Ben Stein imzasıyla yayınlanan Lessons in Love by Way of Economics başlıklı makalede kadın erkek ilişkilerinin irdelenmesinde iktisat teorilerine başvurulursa daha sağlıklı sonuçlar alınacağı iddia edildi.Söz konusu makalede işaret edilen görüşler özetle şöyle:
----Kadın erkek ilişkilerinin irdelenmesinde iktisat teorilerine başvurulursa daha sağlıklı sonuçlar alınacağı iddia edildi.SABIR YATIRIMI YÜKSEK GETİRİYE SAHİP
---Nadiren istisnaları olmakla birlikte genel kural olarak aşk konusunda elde edeceğiniz getiri, sizin bu işe adadığınız zaman ve gayretin bir türevidir. Aşka yaptığınız herhangi bir yatırımdan elde edecekleriniz, sizin o ilişkiye kendinizden ne kadar yatırım yaptığınızla orantılıdır.
----Eğer şefkat, sabır ve fedakarlık yatırımı yaparsanız, bunları geri alırsınız. (Tabii ki sizi seven ve size değer veren biriyle girdiğiniz bir ilişkiden bahsettiğimizi varsayıyoruz burada)
---Yüksek kaliteli tahviller değersiz yatırımlara kıyasla daha yüksek getiriye sahiptir. Yüksek kaliteli aşk için de aynı kural geçerlidir. Tahviller bedavaya para getiren yatırımlar değildir. Risk faktörünü dikkate almadan yapılan yatırımların zarar ettireceği dikkate alınmalıdır.
---Borsadaki şirket bilgileri ve bilançolar her zaman açık ve net olmayabilir ama aşktaki veriler genellikle daha nettir.
---Yüksek kaliteli insanlara takılın. İçersinde bulunduğunuz ilişkinin değersiz olduğunu düşünüyorsanız onu derhal portföyünüzden çıkarın.
----Kolay ilişkiler cazip ve baştan çıkarıcı bir imaj verebilir ama piyasayı siz kontrol etmediğiniz sürece onlardan uzak durun. (Veya, üniversitedeki öğrencilerime de sıklıkla söylediğim gibi, hayatınızı mahvetmenin en garantili yolu, pek çok ciddi sorunu olan biriyle ilişkiye girmek ve sizin de o kişiyi değiştirebileceğinizi zannetmektir.)
---Araştırma yapmadan herhangi biriyle ilişkiyi düşünmeyin. Araştırma maliyeti size yüksek gelmesin. Dışarıdan son derece cazip ve baştan çıkarıcı (bu deyimi gene kullandık) görünen, kendi içinde çok yüksek kayıp tehlikesi ve risk barındırıyor olabilir. Dış görünüşün çekiciliğine hepimiz kapılıyoruz ama dış görünüş çok fazla şeyi gizliyor olabilir.
---Uzun vadeli romantik ilişkilerde, tekelci durumların getirisi daha yüksektir. Eğer aşkınızı başkalarıyla paylaşıyorsanız, eğer aşkınız için başkalarıyla rekabet etmek zorundaysanız o işten size pek hayır gelmez. (Benim hayatımın en güzel günleri 1960’lar ve 1970’lerdi. Artık yaşlı bir adamım, o nedenle rekabet benim hiç işime gelmez)
---Yatırımınızın getirisi en azından yatırım maliyetinize eşit olmalıdır. Yeterince uzun süre geçtikten sonra yatırımınızın karşılığını alamıyorsanız artık geri çekilme zamanı geldiğini düşünebilirsiniz.
---İşin anahtarı beklentilerinizin gerçekçi olmasıdır. Eğer beklentileriniz gerçekçi değilse, istediğinizi çok nadiren elde edebilirsiniz. Elinizde hiçbir şey olmadan şahane bir aşkın gelip sizi bulacağını düşünüyorsanız muhtemelen yanılıyorsunuz.
---Bir köpeğiniz veya bir sürü köpeğiniz ya da kediniz olsun. Bunlar sizi rüzgarda savrulmaktan koruyacak çıpalarınızdır. Sizi asla yarı yolda bırakmayacak bir sevgi kaynağınız olursa, aşk acılarınızı atlatmak daha kolay olacaktır.
---Benjamin Franklin ne güzel söylemiş: “Zor zamanlarda sahip olunacak en iyi üç şey, yaşlı bir köpek, yaşlı bir eş ve hazırda bulunacak paradır.”
beraber yazılmış bir hikaye

E: belkide ölümün kanadını kırdığı yerde başlar martı uçmaya.. öyle mesut olabilmeli insan bacı kalfa bacı kalfa ıçmak uçmak uçmak istiyorum diye haykırmalı içindeki bütün martılar. ve sen bir martının diğer martılara rağmen kapıp kaçtığı simitin bir parça susamı olabilmelisin hayatta. konuşmalı insan yaada sustuğu yerden başlamalı yaşamaya:) öyle güzel ki...
İ: Dirim kısa ölüm uzundur cehennette herhal abiler dedi bir, aylandı aklından çok cambaz, gecenin mumuydu kahin oldu sonra hep birlikte aktı sanki hep birlikte derkenki sahneyi, kendini anladı ya! yağmur yağdı, yağmur yağdı.. hep yağıyormuş gibiydi oysa yağmur kendinden çıktı sonra, uçurumlar çok da yetiyordu uçmaya onlara da baktı onlara da sonra soyundu işte hala çırılçıplak dedi bir.balığım öldü.ölüsüyle sanıyoruz artık kendimizi.Oğullar oğulluktan sessizce çekilmesini bilmelidir abilerve çıkar sonra birbaşınalığı alır yürür kendi başına ve illa sus diyip!!mor külhaniler hatırlayıp bakarbakamadıklarına, unutmayla bir..- şiirimizi yazamadık abiler.. ve daha çok..
E: her yağmurda ağlardı çiçeklerve ihtiyacı olansuyadır susuz özlemleriinsan en çok canını yakanı mı özler yüzüme çarptıkça tokat gibi yağmur canımı yakar yaktıkça yakar yaktıkça yağmur söndürür ateşimi . peki hem yakan hem söndüren hem ateş hem su peki hem ağaltan hem özlenen peki.. nerde kalmıştı hayat?
İ: ruh artık özgür
E: ruh özgürleştikçe darbelere mahkum..
İ: o artık öyle bir hale geldi ki, tanıdığım hiç kimseyi tanımıyor, bildiğim hiç bir şeyi bilmiyor.
ölüm soluyor sonra kapıya doğru çeviriyorum başımı, niyeyse. kapının kulbu açılıyormuş gibi. bakıyorum, bakıyorum, hala açılıyor sanki. oda çok karanlık. kapı açılmıyor. ruh bu saatten sonra darbe yemez, darbe yapar
E: koku yayıyor odaya sanki kapı açılmış gibi. bir gölge giriyor arından içeri kapı hala kapalı. gölgeler geçebiliyor kapılar içinden sessizce. ölüm kokuyor o da. sanki bir ölü nefes alıp vermiş burada. ölüm kokuyor soluğu ensesinde hissediyor gölge susmak geliyor içinden konuşmuyor. ve her darbe bir sonrakine hazırlığıdır ruhun dinlenmek için bir kaç ölüm mola...
Uzun
16 Mart 2009 Pazartesi
Senin hayal gücün var
sen istedin bende yazdım.
şarkı olsun söyleyelim
söz olsun besteleyelim
ne olursa olsun işte
sen hayal et
çünkü senin hayal gücün var.
bu yeni bir hikaye
başı belii sonu meçhul
sen başla anlatmaya
bu senin hayalin
sen hayal et ben varım
sen düş kur ben yaşarım
hadi gel en susan yanlarımızı konuşturalım
hadi gel en büyük çığlıklarda susalım
ağaçlar düşsün elmalardan
masal ters aksın
bu senin hayalin yaşamak mümkün
çünkü senin hayal gücün var.
biliyorum olmadı buda istediğim gibi
biliyorum ne zaman çok yazmak istesem düğüm olur kelimeler
susuyorum..
yenisini yazmak üzere kapatıyorum.
ağrı
13 Mart 2009 Cuma
Şşşşşş
edep-siz-lik
Tenim hasretin kokar konuşturmayın beni ruhum edepsizlik yapar...
12 Mart 2009 Perşembe
kadın
sor dedi..
10 Mart 2009 Salı
kız...
kız sürülenirken oradan oraya ve artık isyan etmezken gökten düşen tanrı ayağına takıldı. niye kurtarsındı niye uzatsındı elini bu adil olmazdı. olmasındı kız tanrıyı kurtardı... ve vazgeçti tanrı isyankarlara kızmkatan. bu bir vazgeçiş günüydü. kız vazgeçti, avcı vazgeçt, tanrı vazgeçti....
yine yeni yeniden ve yineden vazgeçiş doldu rüzgar kaptı götürdü vazgeçişleri...
beyaz mı?
yol
6 Mart 2009 Cuma
Plak
tırtıl
yol kadın biter mi hiç
2 Mart 2009 Pazartesi
saç-ma-la-ma
elele dolaşan çiftler var sokaklarda aman kaybolmasınlar
sürekli koşturan babalar var sokaklarda
çocukların ilgiye ihtiyacı var
annele kadın programlarında dedikodu nasıl bişey çocuk ağlar
kime bu stem nerden çıktı bu yazı
yazdım yine olmadı
ilham perim nerde ne olacak düşüncelerime
beynimde patlıcak sanki
biri start verse bari
Gökyüzü
4 Şubat 2009 Çarşamba
neden uğruna vazgeçmeli kendimden
seni neden özlemeli
kimse bu kadar özlenmemişken
sen nerden çıktın şimdi
ben daha karar vermemişken
insan nasıl vazgeçebilir
gözlerinden bir kez görünceeee
sokaklar doluyor senin hayalinle
her köşe başı yaşanmamış hatıralar
karşında sana adanmış koca bir yürek
sevilmeyi bekliyor
al beni yanına öp okşa kokla
ama bırakma
al beni yanına vur kır bağır
ama sakın bırakma...
Ezgi AKTAŞ
2 Şubat 2009 Pazartesi
birileri gelse beni alsa...
30 Ocak 2009 Cuma
ait
uyurken sen kimbilir neler görüyorken rüyanda veya aslında hiçbirşey görmüyorken sen ben sende olan bende olmayan şeyi buldum yüzünde.benim sevgim eksikti bende. kendimide seni sevdiğim kadar sevebilseydim nasılda farklı olurdu herşey.. naslda bana ait olurdu o zaman...
26 Ocak 2009 Pazartesi
hayat
başlamakmış...
devam etmekmiş..
devam ettirmekmiş...
bitmekmiş...
bitirmekmiş...
bitip bitip yeniden başlamakmış...
hayat sahi neymiş gerçekten...
acı da var tatlıda ne biçim bir çorba...
midemi bulandırıyor yaşamak acıda var tatlı da...
isanbula gelmiş...
yar giderken bir de beni bana bıraksa bu kez... yada yar artık hiç gitmese...
25 Ocak 2009 Pazar
Bitt(i)er Çikolata
24 Ocak 2009 Cumartesi
Neden Turuncu?
uzun yıllar önce (ama develerin tellal pirelerin berber oldukları kadar eskiye dayanan bir uzunluk değil.) ülkenin birinde (kralların veya prenslerin olduğu baloların düzenlendiği bir ülke değil.) yakışıklı bir delikanlı yaşarmış.(delikanlı hala yaşamakta ama artık o kadar genç değil.)
aynı ülkede bir de güzel genç kızın olması gerkir hikayenin ilerleyebilmesi için.Ama ben bu hikayede önce delikanlıyı (ki hala bir isim bulabilmiş değlim kendisine) daha sonra genç kızı (onun ismi papatya olsun ) anlatacağım. bu hikaye farklı evlerde farklı acıları çekerek büyüyen iki gencin aynı hayatı nasıl başarılı bir acıya dönüştürdüklerinin hikayesi...
Delikanlı ülkenin bol yağış alan çay ve fındık ile ünlü şehirlerinden birinde hasat zamnından sonra dünyaya gelmiş ve hayati boyuncada hep hasat zamanlarını kaçırmış.Çocukluğu çok asi geçmiş delikanlının tarlalarda "ben kızarmış yağ istiyorum"diye isyan çıkartmaya başlamış küçücük yaşında. o zamandan belliymiş karnının doymasıyla mutlu olanlardan olmadığı.okulu hiç sevmezmiş ama öğretmenleri onu hep sevmişler. çok fazla gitmemiş zaten ilkokulda bırakmış okulu. o her zaman en iyisini kendisinin bildiğini sananlardanmış. o küçücük yaşında bu tavrı bundanmış. fındıklara ve çaylara veda etmek zorunda kalmışlar birgün. ve kalabalıklarda kayblmuak kendilerinide yitirmek üzere ve henüz bunu bilmiyorlarken gelmişler hayal ettikleri ama asla ait olamadıkları bu şehre. şehir yorgun şehir huzursuz şehir isyankar karşılamış onları. baştan söylemiş koymuş kurallarını. eğer şehirden birşey bekliorsan veya taşını toprağını altın sanıyorsan senden seni alırım demiş bile. bugün şehri suçlayamayız o yüzden. şehrin hiç suçu yok bu hikayede.
delikanlı bol paça pantolonların meşhur olduğu dönemde geçirmiş gençliğinin en haşarı zamanlarını. bol paça pantolonlar gibi ruhuda bolmuş yürüdüğü her sokağın kirlerini içine doldurup geçermiş sokakların içinden. belkide sokaklar onun içinden.hiçbir yere sığdıramamış kendini hep boş bir yanı kalmış ruhunda. sonra nasıl olduysa bir ideolojiye ait hissetmiş birden kendini.hokus pokus demiş abra kadabra hadi devrim dol ruhuma. devrim doldurmuş ruhunu delikanlının.20 li yaşalrını takıldığı ama asla ait olamadığı bu ideolojinin peşinde koşarakken geçirmiş delikanlı. o dönemlerde ülkenin içinde bulunduğu siyasi dengesizliğin de etkisi yok değilmiş bunda.derken yani ri çağ başlamış hayatta ideolojiler unutulmalıymış zira aşk kapıyı çalmış.bizim papatyanın ise hiç işi yokmuş siyasetle. varoş bir mahallede başka bir dünyaları varmış. komşu sohbetleri hamur işleri danteller derken hayat devam edip gidiyomuş beyaz atlı prensini bekliyormuş oda yaşıtları gibi. çalıştığı konfeksiyonda kesişmiş yolları delikanlı ile. ilk görüşte aşk değilmiş onlarınki cinsel bir çekim belki belki de artık biri gelsede hayatımı değiştirse diye düşünürlerken karşılaşmışlar. aileler istememiş.birbirine bu kadar benzeyen ama bu kadar birbirine zıt bir çift olmuşlar. çiftleşme vakitleri geldiğinde kim takar dünyayı kaçmışlar. düşünmemişler bile . kızcağaz zaten düşünmeyi bilmiyormuşta bizim delikanlıya ne olmuş okuduklarına yaşadıklarıa evlilikte bir özenti miymiş onun için ideolojisi gibi. zaman göstermişki evet buda bir özentiymiş içinde. papatya ile delikanlı evlenmişler. delikanlı psikopat çıkmış daha evliliğin ilk yıllarında şiddet girmiş işin içine. oysa delikanlının ideolojisi gereği hümanist bir yanının olması gerekirmiş. perhiz ve lahana turşusu birbirne girmiş..hamile kalmış papatya delikanlı baba oluyomuş sonunda. e dünyaya geldiler madem herşeyi yaşamalarıda lazımmış inadına.bebek dünyaya gelmek istememiş sanki başına gelecekleri biliyormuşçasına direnmiş anne karnında yok demiş gelmiyorum zorla mı? zorla demişler sana sormadık ki biz. anne baba olmak istiyoruz e sende dünyaya gelceksin artık yapcak bişey yok. gelceğpine gelmişine pişman olmuş bebek. doğar doğmaz yemiş ilk şaplağını doktordan. o anda anlamış bebek bu son şaplak olmıcak tanımadığı birinden yediği...
iki ayrı dünyayı alıp 80 metrekare bir alana sıkıştırırsanız ne olur? bibok olmaz acıolur şiddet olur gözyaşı olur.öylede olmuş..
bebek annesinden ayrılmış daha bebekken. baba beğenmemiş babalık duygusunu belki oğlu olsa farlı olurdu diye düşünmüş.güç bela yine sığmaya çalışmışlar 80 metrekareye. derken aile genişlemeye başamış ikinci bebek yine kız üçüncü bebek yine kız. bizim çok okuyan delikanlı bir erkek doğurmayı beceremediğinden yakınmış papatyanın oysa elma ekip armut biçilmez bil,iyor muymuş çok okuyan delikanlı yoksa işine mi gelmiyomuş....yıllar yılları kovalamış. hikaye herkesin canını yakmaya başlamış. ölümler ayrılıklar ...yazan yazmaktan vazgeçmiş bu hikayenin anlatılacak bi yanı yokmuş.kimse erememiş muradına kimse çıkamamış kerevetine...
Beşpeşe - Elif Şafak part 3
Beşpeşe - Elif Şafak part2
Ta baştan kabullenenler, kolay kolay kabullenmeyenlerin eninde sonunda pes edişini seyretmeyi sever......
Birlikte olduğumuz insanları iyi tanıdığımıza inanmayı yeğlediğimizden, hoşlanmayız kontrolümüz dışındaki süprizlerden...
Beşpeşe - Elif Şafak
Sınadığın yavruağzı mı kendin mi, onu bilmiyorsun henüz.Tek bildiğin rüyalardan rüyalara dehlizler var uzanan...................
Hep var olanlardan hareketle, var olanlara doğru yöneldin şimdiye değin.Bugünse yokluğun peşindesin.İçinde cılk yaralar açan boşluğun.Nasıl da acımasızsın kendine karşıbu sabah. Suçluyorsun kendini, hem de hüküm biçmekten korkmadan.....................
Açıkça değil,asla somut talepler aracılığıyla değil,kısık,kesik ama sürekli titreşimlerle onlara "korunmak istediğin" mesajını ilettin................son derece akıllı ve kendine hakim görünerek yaptın bunu. Böylesi daha başarılı..............
Işıltılı kabuğunda saklı kalan istiridye sendin.Kapını aralayack elleri bekledin.........
Serçe ümitleriyle,ekmek kırıntıları serpe serpe ilerledin aştığınaşamadığın yollara..............
Hem sana düşman hem de senden bir parça olan bu daimi hüzün dinsin diye, diner diye, bir ümit işte.....
yansıma...
Ezgi Aktaş 16.05.08 20:51
aşk
kapılarını açıp gösterdin bana yarimin gül yüzünü,
sağır ettin bütün seslere ondan gayri.
Ey Aşk;
başka koku bilmez burnum sevdiğimin ten kokusundan gayri.
peki bu yaşattığın sızı nedir ey aşk?
kalbimin yarısı çürümüş gibi ağarmakta,kalan yarısı coşkun bir nehir gibi yatağına sığmamakta.
Ey Aşk;
yaşattığın bu acı dolu coşkunun nedir adı?
Özlem mi,esaret mi,hasret mi?
Söyle ey aşk yarime kavuşacağım gün içimdeki ateş sönecek mi?
